Tuesday, December 25, 2012

nets.com

bulls.com, spurs.com, knicks.com... Takım isimlerini ".com" uzantısıyla adres çubuğuna yazınca camianın ana sayfasına yönlendiriliyoruz. Yalnızca 4 takım böyle bir ayrıcalığa sahip değil: Magic, Thunder, Jazz (buraya kadar her şey normal) ve Nets.

Yaz aylarında nets.com'da Mark Cuban'ın dil çıkarmış fotoğrafı ve Prokhorov'un Rusya'da karıştığı seks skandalını hatırlatan bir not bulunuyordu. Kısa süre sonra site otomatik olarak Mavericks online bilet satış sayfasına yönlendirmeye başlayınca herkes Cuban'ın Prokhorov'la eğlendiğini düşünmeye başlamıştı. Fakat dedikoduların gerçeği yansıtmadığı, bu enfes troll harekatının arkasında 10 sene önce URL'yi almış olan CyberMesa'nın olduğu ortaya çıktı.

Yaklaşık 1 ay önce sitenin yönlendirdiği adres yine değişti: Knicks anasayfası. Fakat siteyi muhtemelen para karşılığı satmak isteyenler, Nets vs Knicks rekabetinin rüzgarıyla da amaçlarına ulaşamayınca daha farklı bir rekabetin fitilini ateşlemeye karar verdiler: takımın büyük ortağı vs küçük ortağı. Kameralar önünde olmayı seven Prokhorov, nets.com'a girenlerin jayzonline.com'a yönlendirilmesini hazmedemeyecek ve para vermeye razı olacaktı. En azından Cyber Mesa cephesinde beklenti bu yöndeydi. Ancak hala herhangi bir gelişme olmuş değil.

Geçen gün yine ilk plana dönüp Cuban[1] ve seks skandalı öğeleriyle hazırladıkları arayüzü kullanmışlar. Site en azından 2014'e dek Cyber Mesa'nın elinde. Ara ara tıklayın.
____________________________________________________
[1]Cuban demişken, bugün reddit'te AMA (ask me anything) yaptı. İsteyenler verdiği cevaplara göz gezdirebilir.

Sunday, December 16, 2012

Cumartesi Notları

Sağolsunlar, Yazıhane'de bir masa verdiler. Artık oralarda pineklediğim için bundan sonra blog'da uzun uzun yazılar yazmayı pek düşünmüyorum. Daha çok güldürüklü videolar, kahkahalı fotoğraflar, aklımda kalan enteresan notlar ve türlü zevzeklikler yayımlayacağım. Duyduk, duymadık demeyin.

Kobe 30.000 sayıya ulaştı (infografik). Birkaç sene içinde emekli olacağını söylüyor ama senelerce NBA seviyesinde rekabet ettikten sonra insanın köşesine çekilmesi pek kolay değil. Mesela Simmons, iki sene içinde gelecek emeklilik kararına ihtimal bile vermiyor. Simmons bugüne dek Kobe için Godfather'dan 18 milyon referans vermiş olsa gerek; Michael Corleone, Sonny Corleone, Fredo Corleone, Frank Pentangeli, Solozzo... Buraya yazıyorum: sezon bitmeden Hyman Roth referansını kullanacak. Hatta şimdiden bilgisayarının başına oturup Roth ile Kobe'yi kıyasladığını görür gibiyim: "Artık yaşlandığını, bu işlerden el çekeceğini söylemesine rağmen aslında sonsuza dek yaşayacağını düşünüyor ve hala 40.000 sayının peşinde."

Lakers savunması tamamen çökmüş durumda. Zach Lowe muhteşem bir makaleyle söylenebilecek hemen her şeyi not etmiş; sakatlığını atlatamadığı için Dwight'ın ayakları yerine elleriyle savunmayı idare etmeye çalışması, başta Kobe olmak üzere kısaların savunmada çaba harcamaması... Hazır başlamışken şu yazıya da göz gezdirin.

Pelicans: New Orleans yönetimi, Hornets ismini değiştirme kararı almıştı. Jazz kelimesini Utah'tan geri alamadıkları için şehre özgü bir sembol bulmaya çalışıyorlardı. En sonunda Lousiana eyaletinin simgelerinden birinde karar kıldılar: Kahverengi Pelikan. Neredeyse hiçkimse beğenmedi. Timberwolves, Raptors, Bobcats gibi vahşi hayvanların takımları başarıya götürdüğünü ama Lakers, Celtics ya da Yankees gibi lawful neutral isimlerin camiaları mağlubiyete sürüklediğini düşünüyorlar sanırım. Neyse ki Deadspin, pelikanlara karşı yürütülen bu asimetrik psikolojik savaşa dur demeyi başardı. Akıl sağlığını bir kenara bırakıp histerik kahkahalara boğulmak istiyorsanız, buyrun: Fuck You! Pelicans Are Awsome! Hatta hızımı alamadım, bir kısmını tercüme ediyorum:

"Muhtemelen pelikan dendiğinde aklınıza kocaman, sakar, tökezleyerek ot toplayan bir kuş geliyor. Yanlış! Pelikanlar dehşet saçan yaratıklardır. Mesela bir kuzgunu ele alalım. Hem et, hem de ot yer; böcekler, tohumlar, meyveler, leşler... Eğer kuzgunlar birer örnek vatandaşsa, pelikanlar kuşlar aleminin seri katilleridir. Pelikan yalnızca etçil değildir, hiper-etçildir (Bu bilimsel bir terim. Araştırabilirsiniz.). Pelikanlar et yer, yalnızca et. Bir Pelikan, daha önceden canlı olmayan hiçbir şeyi yemez. Hatta kartalların ve doğanların aksine başkasının öldürdüklerini de yemez. Açlığını yalnızca sıcak etle yatıştırabilir. Yüzeyin 20 metre altındaki balıkları gören pelikanlar, ölüm dalışına geçerler. Avladıkları balıklar, henüz kendilerine neyin çarptığını anlamamışken bir gaganın kapandığı görür ve henüz CANLIYKEN pelikan tarafından yutulurlar.

Pelikanlar, günde 2 kilo balık yiyebilirler - 2 kilo, yani kendi ağırlıklarının tam yarısı. Kan içme arzuları neredeyse yatıştırılamaz. Bir pelikan, seni ve değer verdiğin herkesi öldürmek ister. Bana inanmadınız mı? Şimdi bir video izleyelim. Görüntüdeki pelikan, bebek ördekleri yiyor ve bu yeteri kadar zalimlik değilmişçesine annelerine de zorla izletiyor..."
Ricky Rubio. Nihayet.

Kevin McHale, kızının hastalığı ve hastalığı takiben vefatı sebebiyle 1 aylığına Rockets'ın koçluğuna ara vermek zorunda kalmıştı. Geçen akşam maç bitişinde Kevin Garnett'le sarıldıklarında kendimi çok kötü hissettim. Zaten Sasha'nın öldüğünü duyunca da nedense feci üzülmüştüm. Hatta hala üzgün hissediyorum kendimi. Neyse ya, durup dururken saçmasapan bir ruh haline büründüm.

Kafayı dağıtmak için acilen birkaç videoya başvuruyoruz: McGee, kendini hatırlatıyor, Duncan oyun kurucu yeteneklerini gösterdikten sonra Popovich, "İşte Duncan'ı hep geri çektiğimin kanıtı. Point Forward. Don Nelson onu çok daha iyi kullanırdı" diyor. İsrail gettolarının kana susamış rapper çetesi, Popovich hakkında garip bir şarkı söylüyor. "Ya bu NBA oyuncuları basket toplarıyla Christmas Carol'u nasıl çalıyor?" Şöyle çalıyor.

Cumartesi Notları: Az kalsın unutuyordum, Fritz Başgan cumartesi notlarını iyice boşladı, bu haftalık ben devraldım. O da akıllı olsun, yoksa konsepti çalar, kazandığım paralarla Dwight Howard ve D-Wade için gün aşırı kurban kestirip dua okuturum.

Rastgele Haberler
-Belki de istatistiklerle en fazla kafayı bozmuş olan spor yazarı, John Hollinger, Grizzlies'de yönetici oldu.
-Kirk Goldsberry, bizleri, Kobe asist ismini verdiği garip bir fenomenle tanıştırdı. İsabetsiz şutlar, hangi bölgelerden kim tarafından kullanıldığına göre hücum ribauntu şansını yükseltir mi? Jump shooters are the butteflies of the NBA. Çok ciddiye almayın ama vaktiniz varsa okuyun.
-Bargnani La Gazzetta dello Sport'a verdiği bir röportajda, "Raptors muhtemelen ligdeki en kötü takım" demiş.
-Oklahoma'da bir çiftlik, Thunder'a ithafen arazisini dev bir illüstrayona dönüştürmüştü. 4chan'da bu figürlerin Thunder'la alakası bulunmadığını, Westbrook yönetimindeki UFO'lar tarafından yapılan crop circle'lar olduğunu iddia eden şahane bir kampanya başlamış. Ön saflarda yerimi aldım.

Thursday, December 6, 2012

1990-92 vs 2010-12

Manipülatif sonuçlara da zemin hazırlayabilecek eğlenceli bir istatistik çalışması yaptım: Normal sezonda NBA yıldızları; 20 sene önce, 20 sene sonra. Sezon başına kaç maç yapıyorlardı? Sakatlıklar karşısında hangileri daha çetin cevizdi? Hangi dönemde normal sezon daha ciddiye alınıyordu?

Sertlik, ciddiyet, dayanıklılık, toughness gibi kriterleri rakamlara dökmek imkansız. Fakat yalnızca oyuncuların normal sezonda yaptıkları maç sayısına bakmak bile NBA kültürünün değişimine dair enteresan ipuçları veriyor; basketbolcuların kendilerini oynamaya mecbur hissetmeleri, ne olursa olsun vücutlarını sahaya atıp takımlarını galibiyete taşıma arzuları, rekabet bağımlılığı...

Tanking'le değil, gündemi işgal eden "yıldızların dinlendirilmesi" muhabbetiyle ilgilendiğim için yalnızca playoff takımlarına odaklandım. Tüm istatistikleri, takımlardaki en önemli iki oyuncu üstünden çıkarmaya karar verdim. İlk 5'leri ele alsam, dominant 6. adamlar dışarıda kalacaktı. Keza ilk 6'yı ele alsam, rotasyon tercih eden koçları hesaplayamamış olacaktım. Fakat en önemli iki oyuncu (alpha-dog ve side-kick) tam olarak merak ettiğim kriterleri karşılıyor. Alpha dog'ların hem liderlik yapmaları, hem de bu liderliği kendi dönemlerinde kabul gören geleneğe bağlı kalarak göstermeleri lazım.

İkinci oyuncuyu seçmek bazen zor oldu. Mesela LeBron'un Cavs'inde veya Nique'in Hawks'unda net bir sidekick yok. Aynı şekilde bazı takımlarda birden fazla süper yardımcı oyuncu var (2010 Spurs: Parker&Ginobili; 1990 Celtics: Lewis, McHale ve Parish). Kafama göre 2. adam belirlemek yerine, basit bir formüle bağlı kalmayı tercih ettim: sayı+asist+ribaunt+(top çalma+blok)/2

Bunun dışında herkesin tahmin edebileceği 2 temel müdahalem oldu. 41'den daha az maç oynayanları, sezonun yarısından fazlasını kaçırdıkları için görmezden geldim ve 66 maçlık lokavt sezonunu 82'ye oranlayarak değerlendirdim.

Buna göre;
1989/90-1991/92 arasında playoff'lara kalan 54 (16x3) takımın en önemli 2 yıldızı ele alındığında, her oyuncu için sezon başına düşen maç sayısı: 77,5
2010'ların ilk 3 senesindeyse aynı istatistik 75,2'ye iniyor.

Yani gelişen tüm tıbbî tedavi yöntemleri ve antrenman tekniklerine rağmen 90'lardaki yıldızlar sezon başına +2,3 maç fazladan oynuyorlardı.

Üstelik 90-92 arası playoff'lara kalan takımlardaki yıldızların yaş ortalaması 27,5. Maç başına aldıkları dakika: 36.
2010'lardaki grup ise ortalama 27,1 yaşında ve maç başına 35 dk süre alıyor.

Aslında tüm bu hesaplamalarda göz ardı ettiğim önemli bir değişken var: Büyük sakatlıklar. Mesela Charles Oakley 1989/90 sezonunun son 17 maçını kaçırmış, playoff'lardaysa sakat olmasına rağmen geri dönmüştü (Aynı sezonda Oakley'nin üst üste 323 maç oynama serisi kesintiye uğramıştı.). Veya Isiah Thomas 1991'de üst üste tam 32 maç kaçırdı. Saydığım isimlerin onlarca sakatlığı umursamaksızın sahaya çıktıklarını, ali kıran baş kesen birer oyuncu olduklarını biliyoruz.

+10 maç kaçırma serilerini büyük sakatlık olarak değerlendirir ve denklemden çıkarırsak fark daha da artıyor:
1990-92: 79,3 maç
2010-12: 76,3 maç

90'larda playoff takımlarındaki yıldızlar, 2010'lardaki muadillerine göre normal sezonda neredeyse 3 maç fazladan oynuyorlardı. Yani yalnızca 3 senelik süreçte (2010-12) eskiye kıyasla tamı tamına 280 yıldız performansından mahrum kalmış olduk. Durup dururken.

90'larda çok daha sert savunmalara izin verildiğini ve hücumculara bugünkü gibi haklar tanınmadığını biliyoruz. Zaten modern tıp teknikleriyle sakatlıkların daha kolay tedavi edildiği de göz önüne alınınca esas farkın mental olduğu ortaya çıkıyor. Eski NBA gelenekleri, yıldızları sahaya çıkmaya mecbur kılardı. Hatta basketbolcular 82 maç oynadıklarında kendileriyle gurur duyarlar, bu istatistiği de en önemli apoletlerinden biri olarak görürlerdi.

1990-92 arasında playoff'lara kalan takımlardaki yıldızların yarısından fazlası normal sezonda +80 maç oynuyorlardı: 96'da 57. 
2010'lardaysa 3'te 1'i bile bu sayılara ulaşmıyor (lokavt sezonu için +65): 96'da 30.

90-92 arasında 82 maçı tamamlayan alpha dog ve sidekick listesi şöyle:
Pippen (x3), Reggie Miller (x3), Jordan (x2), Karl Malone (x2), Stockton (x2), David Robinson (x2), Otis Thorpe (x2), Ewing (x2), Hakeem, Drexler, Tom Chambers, Mullin, Tim Hardaway, Terry Porter, McHale, Ron Harper, Danny Manning, Schrempf, Drazen Petrovic, Hot Rod Williams, Denis Rodman, Hersey Hawkins, Derek Harper, Reggie Lewis.
Yani 96 ihtimalin 34'ünde 82 maç oynanmış.

2010'lara bakınca manzara çok daha farklı.
Westbrook (x3), Durant (x2), Kobe, Gasol, Blake, Boozer, Amar'e, Dwight, Josh Smith, Jennings.
Yani 96 ihtimalin yalnızca 13'ünde tüm normal sezonu oynayan yıldızlara rastlıyoruz. 82 maç oynama geleneğinin tamamen yok olduğu ortada.

Mesela LeBron'un +80 listesinde bile yer almaması garip. Daha da garibi LeBron, son 5 senedir normal sezonun son maçında forma giymiyor. Playoff'ları garantileyen takımlar, yıldızlarını dinlendirmeye çalışıyorlar artık. Üstelik ligin son haftalarında lotarya hedefleyen camiaların tanking'le uğraştıklarını, tamamen yedeklerle sahaya çıktıklarını da göz önüne getirince normal sezonun anlamı daha da sorgulanabilir hale geliyor.

Adam Silver'ı bekleyen belki de en büyük problem, 82 maçlık devasa sezonun cazibesini yavaş yavaş kaybetmesi olacak.
______________________________________________________
Başka ayrıntıları merak edenler için istatistiklerin dökümünü buraya da ekliyorum:
1989/90
Lakers (Magic 79 maç, 37.2 dk, yaş 30 / Worthy 80 maç, 37 dk, yaş 28), Spurs (Robinson 82 maç, 36.6 dk, yaş 24 / Terry Cummings 81 maç, 34.8 dk, yaş 28), Blazers (Drexler 73 maç, 36.8 dk, yaş 27 / Terry Porter 80 maç, 34.8 dk, yaş 26), Jazz (Malone 82 maç, 38.1 dk, yaş 26 / Stockton 78 maç, 37.4 dk, yaş 27), Suns (Tom Chambers 82 maç, 37.6 dk, yaş 30 / Kevin Johnson 74 maç, 37.6 dk, yaş 23), Mavericks (Rolando Blackman 80 maç, 36.7 dk, yaş 30 / Derek Harper 82 maç, 36.7 dk, yaş 28), Nuggets (Fat Lever 79 maç, 35.5 dk, 29 yaş / Alex English 80 maç, 27.6 dk, yaş 36), Rockets (Hakeem 82 maç, 38.1 dk, 27 yaş / Otis Thorpe 82 maç, 35.9 dk, yaş 27)
---
Pistons (Isiah Thomas 81 maç, 37 dk, yaş 28 / Dumars 75 maç, 34.4 dk, yaş 26), Sixers (Barkley 79 maç, 39.1 dk, yaş 26 / Hersey Hawkins 82 maç, 34.8 dk, yaş 23), Bulls (Jordan 82 maç, 39 dk, yaş 26 / Pippen 82 maç, 38.4 dk, yaş 24), Celts (Bird 75 maç, 39.3 dk, yaş 33 / McHale 82 maç, 33.2 dk, yaş 32), Knicks (Ewing 82 maç, 38.6 dk, yaş 27 / Oakley 61 maç*, 36 dk, yaş 26), Bucks (Ricky Pierce 59 maç*, 29 dk, yaş 30 / Alvin Robertson 81 maç, 32.1 dk, yaş 27), Cavaliers (Mark Price 73 maç, 37.1 dk, yaş 25 / Hot Rod Williams 82 maç, 29 dk, yaş 27), Pacers (Reggie Miller 82 maç, 38.9, yaş 24 / Chuck Person 77 maç, 35.2 dk, yaş 25)
*Oakley sezonda 21 maç kaçırmış. Bu maçların 4'ü birbirinden bağımsız. Kalan 17 maçsa normal sezonun son kısmı (Sakatlığına rağmen playoff'larda oynamıştı.). +10 maç kaçırma serilerini büyük sakatlık olarak ele aldığım için 65 maç üstünden ortalamasını alıyorum.
*Pierce Şubat ayında sakatlanmış. 11 maçlık süreç boyunca yalnızca 1 kere sahaya çıkmış ama onda da sakatlığı nüksediyor. Bu 5+1+5 maçlık seriyi büyük sakatlık olarak sayıyorum.
------------------------------
1990/91
Blazers (Drexler 82 maç, 34.8 dk, yaş 28 / Terry Porter 81 maç, 32.9 dk, yaş 27), Spurs (Robinson 82 maç, 37.7 dk, yaş 25 / Terry Cummings 67 maç*, 32.8 dk, yaş 29), Lakers (Magic 79 maç, 37.1 dk, yaş 31 / Worthy 78 maç, 38.6 dk, yaş 29), Suns (Kevin Johnson 77 maç, 36 dk, yaş 24 / Tom Chambers 76 maç, 32.6 dk, yaş 31), Jazz (Karl Malone 82 maç, 40.3 dk, yaş 27 / Stockton 82 maç, 37.8 dk, yaş 28), Rockets (Hakeem 56 maç*, 36.8 dk, yaş 28 / Otis Thorpe 82 maç, 37.1 dk, yaş 28), Warriors (Mullin 82 maç, 40.4 dk, yaş 27 / Tim Hardaway 82 maç, 39.2 dk, yaş 24), Sonics (Shawn Kemp 81 maç, 30.1 dk, yaş 21 / Eddie Johnson 66 maç, 26.9 dk, yaş 31)
*Cummings'in 10 maçlık oynayamama serisi var.
*Hakeem üst üste 24 maç oynamadı.
---
Bulls (Jordan 82 maç, 37 dk, yaş 27 / Scottie Pippen 82 maç, 36.8 dk, yaş 25), Celtics (Bird 60 maç*, 38 dk, yaş 34 / Reggie Lewis 79 maç, 36.4 dk, yaş 25), Pistons (Isiah 48 maç*, 34.5 dk, yaş 29 / Joe Dumars 80 maç, 38.1 dk, yaş 27), Bucks (Jay Humphries 80 maç, 34.1 dk, yaş 28 / Alvin Robertson 81 maç, 32.1 dk, yaş 28), Sixers (Barkley 67 maç, 37.3 dk, yaş 27 /Hersey Hawkins 80 maç, 38.9 dk, yaş 24), Hawks (Dominique Wilkins 81 maç, 38 dk, yaş 31 / Doc Rivers 79 maç, 32.7 dk, yaş 29), Pacers (Reggie Miller 82 maç, 36.2 dk, yaş 25 / Detlef Schrempf 82 maç, 32.1 dk, yaş 28), Knicks (Ewing 81 maç, 38.3 dk, yaş 28 / Charles Oakley 76 maç, 36 dk, yaş 27)
*Bird üst üste 15 maç kaçırdı.
*Isiah üst üste 32 maç kaçırdı.
------------------------------
1991/92
Blazers (Drexler 76 maç, 36.2 dk, yaş 29 / Terry Porter 82 maç, 34 dk, yaş 28), Jazz (Karl Malone 81 maç, 37.7 dk, yaş 26 / John Stockton 82 maç, 36.6 dk, yaş 29), Warriors (Chris Mullin 81 maç, 41.3 dk, yaş 28 / Tim Hardaway 81 maç, 41.1 dk, yaş 25), Suns (Jeff Hornacek 81 maç, 38 dk, yaş 28 / Kevin Johnson 78 maç, 37.2 dk, yaş 25), Spurs (Robinson 68 maç*, 37.7 dk, yaş 26/ Terry Cummings 70 maç*, 30.7 dk, yaş 30), Sonics  (Shawn Kemp 64 maç*, 28.3 dk, yaş 22 / Ricky Pierce 78 maç, 34.1 dk, yaş 32), Clippers (Danny Manning 82 maç, 35.4 dk, yaş 25 / Ron Harper 82 maç, 38.3 dk, yaş 28), Lakers (James Worthy 54 maç*, 39 dk, yaş 30 /Sam Perkins 62 maç*, 37 dk, yaş 30)
*Robinson sezonun son 14 maçını kaçırdı.
*Cummings üst üste 11 maç kaçırdı.
*Kemp sezonun ilk 12 maçını kaçırdı.
*James Worthy son 25 maçı kaçırdı.
*Sam Perkins son 16 maçı kaçırdı.
---
Bulls (Jordan 80 maç, 38.8 dk, yaş 28 / Pippen 82 maç, 38.6 dk, yaş 26), Celtics (Reggie Lewis 82 maç, 37.4 dk, yaş 26 / Robert Parish 79 maç, 28.9 dk, yaş 38), Cavs (Brad Daugherty 73 maç, 36.2 dk, yaş 26 / Larry Nance 81 maç, 35.6 dk, yaş 32), Knicks (Ewing 82 maç, 38.4 dk, yaş 29/ Mark Jackson 81 maç, 30.4 dk, yaş 26), Pistons (Isiah 78 maç, 37.4 dk, yaş 30/ Rodman 82 maç, 40.3 dk, yaş 30), Nets (Drazen Petrovic 82 maç, 36.9 dk, yaş 27 / Derrick Coleman 65 maç, 34 dk, yaş 24), Pacers (Reggie 82 maç, 38 dk, yaş 26/ Schrempf 81 maç, 36.1 dk, yaş 27), Heat (Glen Rice 79 maç, 38.1 dk, yaş 24 / Rony Seikaly 79 maç, 35.4 dk, yaş 26)
------------------------------
2009/10
Lakers (Kobe 73 maç, 38.8 dk, yaş 31 / Gasol 65 maç*, 37 dk, yaş 29), Mavs (Nowitzki 81 maç, 37.5 dk, yaş 31 / Kidd 80 maç, 36 dk, yaş 36), Suns (Nash 81 maç, 32.8 dk, yaş 35 / Amar'e 82 maç, 34.6 dk, yaş 27), Nuggets (Carmelo 69 maç, 38.2 dk, yaş 25 / Billups 73 maç, 34.1 dk, yaş 33), Jazz (Boozer 78 maç, 34.3 dk, yaş 28 / Deron Williams 76 maç 36.9 dk yaş 25), Blazers (Roy 65 maç*, 37.2 dk, yaş 25 / Aldridge 78 maç, 37.5 dk, yaş 24), Spurs (Duncan 78 maç 31.3 dk, yaş 33 / Ginobili 75 maç, 28.7 dk, yaş 32), Thunder (Durant 82 maç, 39.5 dk, yaş 21 / Westbrook 82 maç, 34.3 dk, yaş 21)
*Gasol sezonun ilk 11 maçını kaçırdı. 71 maç üstünden ortalama aldım.
*Roy'un 12 maçlık oynayamama serisi var. 70 maç üstünden değerlendirdim
---
Cavs (LeBron 76 maç, 39 dk, yaş 25 / Williams 69 maç,  34.2 dk, yaş 27), Magic (Howard 82 maç, 34.7 dk, yaş 24 / Carter 75 maç, 30.8 dk, yaş 33), Hawks (Johnson 76 maç, 38 dk, yaş 28 / Josh Smith 81 maç, 35.4 dk, yaş 24), Celtics (Pierce 71 maç, 34 dk, yaş 32/ Garnett 69 maç*, 29.9 dk, yaş 33), Heat (Wade 77 maç, 36.3 dk, yaş 28 / Beasley 78 maç, 29.8 dk, yaş 21), Bucks (Bogut 69, 32.3, yaş 25 / Jennings 82 maç, 32.6 dk, yaş 20), Bobcats (Stephen Jackson 72 maç, 39.3 dk, yaş 31 / Gerald Wallace 76 maç, 41 dk, yaş 27), Bulls (Rose 78 maç, 36.8 dk, yaş 21 / Deng 70 maç, 37.9 dk, yaş 24)
*Üst üste 10 maç oynamama serisi var Garnett'in.
-----------------------------
2010/2011
Spurs (Parker 78 maç, 32.4 dk, yaş 28 /Ginobili 80 maç, 30.3 dk, yaş 33), Lakers (Kobe 82 maç, 33.9 dk, yaş 32 / Gasol 82 maç, 37 dk, yaş 30), Mavericks (Nowitzki 81 maç, 37.5 dk, yaş 31 / Terry 77 maç, 33 dk, yaş 32), Thunder (Durant 78 maç, 38.9 dk, yaş 22 / Westbrook 82 maç, 34.7 dk, yaş 22), Nuggets (Carmelo 77 maç*, 35.5 dk, yaş 26 / Nene 75 maç, 30.5 dk, yaş 28), Blazers (Aldridge 81 maç, 39.6 dk, yaş 25 / Andre Miller 81 maç, 32.7 dk, yaş 34), Hornets (Paul 80 maç, 36 dk, yaş 25 / West 70 maç, 35 dk, yaş 30), Grizzlies (Randolph 75 maç, 36.3 dk, yaş 29 / Gay 54 maç*, 39.9 dk, yaş 24)
*Üst üste 24 maç oynamamış Rudy Gay.
*Melo sezon ortasında takasla New York'a gitmişti. Sezon boyu yaptığı maç sayısını aldım.
---
Bulls (Rose 81 maç, 37.4 dk, yaş 22 / Boozer 59 maç*, 31.9 dk, yaş 29), Heat (LeBron 79 maç, 38.8 dk, yaş 26 / Wade 76 maç, 37.1 dk, yaş 29), Celtics (Pierce 80 maç, 34.7 dk, yaş 33 / Rondo 68 maç, 37.2 dk, yaş 24), Magic (Howard 78 maç, 37.6 dk, yaş 25 / Jameer Nelson 76 maç, 30.5 dk, yaş 28), Hawks (Johnson 72 maç, 35.5 dk, yaş 29 / Josh Smith 77 maç, 34.4 dk, yaş 25), Knicks (Amar'e 78 maç, 36.8 dk, yaş 28 /Felton 75 maç*, 38.4 dk, yaş 26), Sixers (Iguodala 67 maç, 36.9 dk, yaş 27 / Elton Brand 81 maç, 34.7 dk, yaş 31), Pacers (Granger 79 maç, 35 dk, yaş 27 / Hibbert 81 maç, 27.7 dk, yaş 24)
*Boozer ilk 15 maçı kaçırdı
*Felton sezon ortasında Nuggets'a katıldı. Toplam maç sayısını aldım.
-----------------------------
2011/12
Spurs (Duncan 58 maç, 28.2 dk, yaş 35 / Parker 60 maç, 32.1 dk, yaş 29), Thunder (Durant 66 maç, 38.6 dk, yaş 23 / Westbrook 66 maç, 35.3 dk, yaş 23), Lakers (Kobe 58 maç, 38.5 dk, yaş 33 / Bynum 60 maç, 35.2 dk, yaş 24), Grizzlies (Gay 65 maç, 37.3 dk, yaş 25/ Marc Gasol 65 maç, 36.5 dk, yaş 27), Clippers (CP3 60 maç, 36.4 dk, yaş 26 / Blake 66 maç, 36.2 dk, yaş 22), Nuggets (Ty Lawson 61 maç, 34.8 dk, yaş 24 / Gallinari 43 maç*, 31.4 dk, yaş 23), Mavericks (Nowitzki 62 maç, 33.5 dk, yaş 33 / Jason Terry 63 maç, 31.7 dk, yaş 34), Jazz (Al Jefferson 61 maç, 34 dk, yaş 27 / Paul Millsap 64 maç, 32.8 dk, yaş 26)
*Gallinari üst üste 13 maç oynayamamış.
---
Bulls (Rose 39 maç*, 35.3 dk, yaş 23 / Boozer 66 maç, 29.5 dk, yaş 30), Heat (LeBron 62 maç, 37.5 dk, yaş 27 / Wade 49 maç, 33.2 dk, yaş 30), Pacers (Granger 62 maç, 33.3 dk, yaş 28 / Hibbert 65 maç, 29.8 dk, yaş 25), Celtics (Pierce 61 maç, 34 dk, yaş 34 / Rondo 53 maç, 36.9 dk, yaş 25), Hawks (JoJo 60 maç, 38.5 dk, yaş 30 / Josh Smith 66 maç, 35.3 dk, yaş 26), Magic (Howard 54 maç*, 38.3 dk, yaş 26 / Ryan Anderson 61 maç, 32.2 dk, yaş 23), Knicks (Carmelo 55 maç, 34.1 dk, yaş 27 / Amar'e 47 maç*, 32.8 dk, yaş 29), Sixers (Iguodala 62 maç, 35.6 dk, yaş 28 / Jrue Holiday 65 maç, 33.8 dk, yaş 21)
*Rose'un 13 maçlık oynayamama serisi var.
*Howard son 10 maçı kaçırdı.
*Amar'e üst üste 14 maç kaçırdı.

Saturday, December 1, 2012

Stern vs Pop

Popovich, TNT'den yayınlanacak Miami maçında en önemli üç yıldızını dinlendirince, David Stern yaptığı sert açıklamalarla gündemi tamamen değiştirmişti: "Tüm NBA severlerden özür diliyorum. Spurs'un yaptığı kabul edilemez. Azınmsanmayacak cezaî müeyyideler gelecek." Bahsettiği cezanın ne olduğu dün akşam ortaya çıktı: $250.000.

Lig komisyoneri, milyarlarca dolarla çalışan bu devasa makinenin (NBA) kontrolörü. Kendi takımlarının çıkarlarını düşünen koçlar ve yöneticiler gibi, komisyoner de ligin çıkarlarını gözetmek zorunda; takım sahiplerinin maddi kazançları, televizyon reytingleri, 82 maçlık normal sezonun cazibesini kaybetmemesi... NBA, küresel gücünü yıldızların varlığına borçlu. Haliyle Stern'in çekincelerini anlamak mümkün. Fakat onlarca örnekte sessiz kaldıktan sonra bu yaptıklarının tutarlı olduğunu söylemek imkansız.

Spurs yalnızca 7 günde 5 deplasman maçı yapmış, Heat ise son 12 günde 3 maça çıkmıştı. Popovich, sıkışık fikstürün yaşlı kadro üstündeki yıpratıcı etkisini minimize etmek için senelerdir çaba harcıyor (hem yıldızları dinlendirmesi, hem de rotasyonu olabildiğince geniş tutması buna örnek gösterilebilir.). Sezon başlarında olsak bile böyle bir fikstür karşısında perşembe akşamı bazı oyuncularını dinlendirmesi çok garip değil[1]. Fakat ulusal kanalda yayınlanan Heat maçı, Stern'in kafasındaki lig çıkarları şemasının tamamen dışına çıkıyor.

Komisyonerin ofisinden çıkan her kararı, hukuktaki gibi mutlak kanunlara bağlamak imkansız. Fakat adaletin tecelli edebilmesi için cezaların mümkün olduğunca standart hale getirilmesi lazım. 2 gündür kendi kendime standart ceza taslakları düşünüyorum.

-"Takımlar, yıldızlarını dinlendiremezler." Draft lotaryasına giren takımlar tanking'le (ligin en büyük problemi) uğraştığı için bu kuralın standardize edilmesi şu an pek mümkün değil.
-"Galibiyet oranı +%50 olan takımlar yıldızlarını dinlendiremezler." Playoff sırası belli olan takımlar, sakatlıklardan kaçınmak için son maçlarda bazı oyuncuları oynatmıyorlar. Son senelerde bu alışkanlığa karşı çıkıldığını görmedik[2].
-"Galibiyet oranı +%50 olan takımlar, Nisan ayından önce yıldızlarını dinlendiremezler." Küçük ağrılardan şikayetçi oyuncuların durumu ne olacak?
-"Galibiyet oranı +%50 olan takımlar, Nisan ayı öncesi ulusal kanallarda yayınlanan maçlarda yıldızlarını dinlendiremezler." Peki ailevî sorunlar, oyuncuların koçla yaşadıkları problemler, sakatlık bahaneleri...

Ben adil cezalandırma sisteminden bahsediyorum ama pek çok koç, başka bir prensip üstünden Stern'i eleştirdi. Mesela George Karl, açıklamalar yapılır yapılmaz "Bu konuya girmek istemem ama bence nasıl koçluk yapılacağına yönetim ve koç karar verir," dedi. Doc Rivers, kararı hiç beğenmediğini anlattıStern sonrası görevi devralacak Adam Silver ise geçen sezon benzer polemikler yapıldığında şöyle konuşmuştu: "Belli akşamlarda belli oyuncuların dinlendirilmesi, takımların tasarrufunda. Zaten Gregg Popovich, muhtemelen ligde sorgulayacağım en son koç."

Stern'in yalnızca kendi belirlediği maçlarda belli kuralları uygulaması, çok daha vahim geleneklerin yolunu açıyor. Üstelik komisyonerin oynayacak basketbolcuları tayin etmesi, hangi oyuncunun kaç dakika oynaması gerektiğine de karar verebileceği korkunç bir diktatoryal rejime zemin hazırlayabilir. NBA seven insanların böyle bir manzara karşısında rahatsızlık duymaması mümkün değil. Wojnarowski, dün yazdığı makalesinde çok sert bir üslupla Stern'in totaliter alışkanlıklarından bahsetmiş.

Stern'in yaptığı sert açıklamalar, verdiği standart hale getirilemeyecek ceza, koçların kararlarına müdahale edebilmesi ve tüm bunları "sorumluluk" üstünden anlatması en naif tabirle tutarsızlık. 2014'e dek yalnızca blockbuster maçları düşünmek yerine esas problemlere (tanking, hücum oyuncularına tanınan sınırsız haklar, flopping ve hack-a-x gibi basketbolu zedeleyen alışkanlıklar, basketbolun Olimpiyatlar'daki yeri...) tutarlı çözüm önerileri getirirse manevi mirasına daha az zarar vermiş olacak.
_______________________________________
[1]Biliyorum, çirkin. Peki Heat yerine, bir gün önceki Magic maçında yıldızlarını dinlendirme yoluna gidebilir miydi? Son şampiyona karşı oynamamaları hiç hoş değil ama eğer Spurs'ü görmek için para veren taraftarların mağduriyeti üstünden tartışacaksak güçsüz takımlara sevgi besleyen insanları da göz ardı edemeyiz. Zaten Pop, her pragmatist koç gibi galibiyete odaklandığı için sonucu belli olmayan Heat maçı yerine, mutlak galibiyet alacağı diğer maçlarda yıldızlarını oynatma hakkına sahip (Sakat oyuncuları bile sahaya çıkmaya teşvik eden NBA kültürünü zedelese bile kendi tercihi.).

[2]1989/90 sezonunun son maçında, Worthy ve Magic'i dinlendiren Pat Riley, $25.000 para cezasına çarptırılmış. Benzer bir yaptırım 1985'te Kareem ve Magic oynatılmayınca da uygulanmış.

Tuesday, November 27, 2012

Knicks Playbook'undan Bir Oyun

Yaklaşık 2 hafta önce Jared Dubin, Knicks'in playbook'undaki çok şık bir oyundan bahsetmişti. Pek çok Knicks maçında aynı oyuna rastlamak mümkün. Mesela dün geceki maçın en kritik anında veya Pacers maçında garbage time'da. Oyun şöyle:

I.
James White, Prigioni'ye pas verdikten sonra derinlemesine cut yapıp köşeye gidiyor.
II.
Chris Copeland, Novak ve Camby, Prigioni için perde yapıyorlar. (Top Prigioni'de. Henüz zikzaklı çizgi çekebilmeyi beceremediğim için düz ok yaptım :( )
III
Akabinde Copeland köşeye gidiyor, Novak kanada, Camby ise çembere. Prigioni'ye 3 farklı alternatif sunuyorlar. Tabii ilk opsiyon Novak.
Oyun gerçek zamanlı olarak şöyle görünüyor:
                       

Şimdi vereceğim örneği ben bulmadım. Bahsettiğim yazıda[1] gösterilmiş. Bu defa PG Felton. Yine Novak'a pas veriyor. Novak ise sol köşede bekleyen JR Smith'in adamı kendi üstüne gelince ikinci pası yapıyor ve dip çizgiden 3'lük geliyor.
                                                  

Ve dün akşamki Nets maçı. Aynı oyunu normal sürenin bitimine 1 dakika kala, mola dönüşünde yine oynadılar. Bu defa kanatta Novak değil, Carmelo var. Fakat rakip savunmanın dikkati Melo üstüne yoğunlaştığı için PG (Felton), perdeleri kullandıktan sonra kendisi şut gönderiyor. Brook Lopez, çembere devrilen Tyson Chandler'ı, Felton'ın şutunu bloklamak adına boş bıraktığı için takip smacı gelebilirdi ama Gerald Wallace son anda yetişiyor.
                       
_____________________________________________________
[1]Dubin'in Hoopchalk'taki analizi enfes. Koçluk kariyeri boyunca izolasyona bağımlı (Joe Johnson, Melo) bir hücum benimseyen Mike Woodson'un bu sene Knicks'e oynattığı geniş hücum repertuarından bahsetmiş; 3'lük yayı etrafında hızlı paslar, drible hand-off'lar, off-ball screen'ler, ardı arkası kesilmeyen pick&roll'ler... Meraklıları kaçırmasın.

Monday, November 26, 2012

Wilt, 1962

(Gary M. Pomerantz'ın "Wilt, 1962: The Night of 100 Points and the Dawn of a New Era" isimli muhteşem kitabından bölük pörçük çeviriler)
Maç bitimine 1 dakika 25 saniye kala, Hershey'li çocuklar bağırışıyorlardı: "Topu Wilt'e ver! Topu Wilt'e ver!" Wilt Chamberlain, her adımda daha da güçlenen bir doğal afetmişçesine rakip sahaya koşarken, herkes onun eşsiz olduğunu idrak ediyordu.

Adeta basketbolu domine etmek için yaratılmış, vücut ve egonun mükemmel bir harmanıyla doğmuştu. Egosu, tüm hayatına sirayet etmişti: Bir NBA maçında 100 sayı atmak... Yalnızca canı istediği için 100 sayı atmış olamazdı; çok daha derinlerde buna muhtaçtı muhtemelen. Bir rakibi, yani bütün spor dalını kendi iradesine boyun eğdirmek ve bunu yalnızca kendisinin başarabileceğini göstermek onun için bir ihtiyaçtı.

100 sayının ifade ettiği sembolik sihri görmezden gelemeyiz. Medeniyetimizde 100 sayısına ne anlamlar atfettiğimizi düşünün; bir asır, hayal edilebilecek en uzun hayat, sınavda elde edilebilecek en iyi sonuç... 100 sayı atmak, mesela 97 sayı atmaktan tamamen farklı anlamlar içeriyordu. 100 sayı, adeta bir abideydi.

Yazarlar, oyuncular, koçlar... Hepsi genç Wilt'in böyle bir gece yaşayabileceği kehanetinde bulunmuşlardı. Chamberlain, tek kişilik bir devrime benziyordu çünkü. Hâlâ beyazlara ait bir lige girmiş, oyunu çemberin üstüne taşımış ve kendi oyunu haline getirmişti. Tamamen bireyci olduğunu söyleyebiliriz; yaptığı sporu, kadınları ve en çok da kendisini sevmiş bir alpha male... 1961/62 sezonunda 50 sayı ortalamayla oynarken, kehanetler de gittikçe büyüyordu. Dönemin zavallı pivotları, Chamberlain kadar çevik, güçlü ya da uzun olmadıkları için basetbol sahasında aciz kalıyorlardı.

2,15 boyunda, 125 kilo ağırlığında bir dev hayal edin... Sımsıkı gövdesi henüz ağırlık antrenmanlarıyla şişmemişti. Sırtı zarif bir kavisle aşağı uzanıyor, dansçıları kıskandıracak 75 cm'lik beline gelip son buluyordu. Dolph Schayes'in diyeceği gibi, Tanrı'nın basketbol için yarattığı en mükemmel enstrüman.

1962 kışında, basketboluyla değil çikolatalarıyla ünlü bir kasabada, maçın bitimine 1 dakika 25 saniye kala büyüleyici bir güç gösterisi sahneleniyordu. Warriors guard'ı York Larese fastbreak'i sürüklüyor, üç takım arkadaşı mükemmel bir kareogrefiyle rakip potaya ilerliyor ve arkalarından, yalnızca 12 adımda tüm sahayı kat eden Chamberlain koşuyordu.

Hershey Sports Arena'daki koltuklarını terk edip sahaya yaklaşan çocuklar hep bir ağızdan bağırıyorlardı: "Topu Wilt'e ver! Topu Wilt'e ver!" Warriors koçu Frank McGuire da aynı kelimeleri haykırmakla meşguldü.

Larese çembere yaklaştığı anda topu yukarıya fırlattı. İvmeyle sahanın dışına çıkacak, dengesini bulup arkaya döndüğündeyse donup kalacak ve şahit olduğu manzarayı asla unutamayacaktı. Daha önce basketbol sahasında eşi benzeri görülmemiş devasa bir kütle yükseliyor, yükseliyor, yükseliyordu. Chamberlain, kollarını havaya kaldırıp sıçrıyor, göğsündeki "PHILA 13" yazısı parlarken neredeyse 4 metre havadaki topu yakalıyor, çemberin onlarca cm üstünden vahşetle smaç basıyordu. Her şey bir saniye içinde gerçekleşmişti.

Çemberden geçen top parkelerden sekip tekrara havaya fırladığında spiker David Zink'in sesi yankılanıyordu: "That's nine-tee-eigghhhttt!"
---

1960'larda NBA salonlara seyirci çekmekte zorlanıyor, bazen yeni taraftarlara ulaşabilmek için maçlar şehir dışındaki kasabalarda oynanıyordu. O gece Hershey'e gelen Knicks ve Warriors kadroları, yüzyıl ortasındaki Amerikan erkek nüfusunun küçük bir vesikasına benziyordu. Babalarının Eski Dünya'ya ait soyadlarını (Mechery, Larese, Radovich) ya da eski deniz piyadelerinin isimlerini (Arizin, Guerin, Green) taşıyan bu genç adamların çocuklukları, Büyük Buhran ve İkinci Dünya Savaşı gölgesinde şekillenmişti. Babaları demiryollarında, kömür madenlerinde, inşaatlarında çalışmışlardı. Hatta içlerinden birinin ailesi Ekim Devrimi'nden sonra Beyaz Ruslarla beraber Bolşeviklere karşı mücadele etmişti.

Chamberlain'in 100 sayılık maçı, Pennsylvania Dutch Country'de eski püskü bir spor salonunda oynandı. Birkaç sokak ötede Milton Hershey'nin meşhur çikolata fabrikasından sızan tatlı dumanlar gökyüzüne yayılıyordu.

Televizyon kamerası yoktu. New York basınından kimse gelmemişti. Yalnızca iki fotoğrafçı maçı takip ediyordu; biri ilk çeyrek bitmeden salondan ayrılmış, diğeriyse birkaç fotoğraf çekmişti.

Maça 4124 seyirci katılmış, neredeyse 4000 koltuk boş kalmıştı.

Eve dönüş yolculuğunda Warriors otobüsü Amish köylerinin içinden geçerken Chamberlain'in takım arkadaşları, gecenin derinliklerinde kandil ışığıyla kağnısını süren bir adam gördüler. Chamberlain bu manzaraya asla şahit olamayacaktı. Aynı saatlerde yepyeni bir Cadillac'la Harlem'de işlettiği gece kulübüne[1] gidiyordu. Duş almış, yorulmuş ama hala neşesini kaybetmemişti. O gece Big Wilt's Smalls Paradise'da ışıklar 4'e dek sönmeyecekti.
NBA camiasında Chamberlain'in 100 sayısı farklı tepkiler yarattı. Laker Frank Selvy, kolej yıllarında Furman formasıyla 100 sayıya ulaştığını anlatıyordu: "Ben de 100 sayı atmıştım, üstelik smaç bile basmadan." Takım arakadaşı Tom Hawkins ise Selvy'e kolej ile NBA'in karşılaştırılamayacağını söylüyordu. Syracuse Nationals'ın iki oyuncusu, Dolph Schayes ve Red Kerr, hayretler içinde Knicks-Warriors maçının skor tablosuna bakakalmışlardı. Kerr, şaşkınlığını gizleyemeyerek sessizliği bozdu: "Wilt Dünya'da en kötü serbest atış kullanan insan ama 28/32 isabet kaydetmiş."

Bob Cousy haberi duyduğunda küçümsemekle yetinecekti: "Muhtemelen maç kontrolden çıkmıştır. Tıpkı benim 28 asist yaptığım, takım halinde Minneapolis'e karşı 179 sayı attığımız maçta olduğu gibi." Red Auerbach ise kahkaha atıp "karşısında kimse yoktu," demişti: "Benim 1,65 boyundaki adamlara karşı oynamamdan ne farkı var? Tek yapmam gereken şey, top bana geldiğinde dönüp çemberin içine bırakmak." Celtics'in pivotuysa tamamen farklı düşünüyordu. Satch Sanders, maçtan bir gün sonra St Louis'de Bill Russell'ın gülümseyerek mırıldandığını görecekti: "Koca adam sonunda başardı."
________________________________________________________________
[1]Fiyakalı bir araba, bir yarış atı (Spooky Cadet), ülkenin iki yakasında lüks daireler... ve Malcolm X'in de çocuk yaşlarda garson olarak çalıştığı meşhur bir gece kulübü: Big Wilt's Smalls Paradise. Warriors'ın sahibi Eddie Gottlieb, Chamberlain'i mutlu etmek için Hopkinson House'da üç yatak odalı, Birleşik Devletler'in kurulduğu Independence Halle'e tepeden bakan muhteşem bir daire kiralamıştı. Artık Chamberlain, 1790'larda George ve Martha Washington'ın sekiz Negro köleyle beraber yaşadığı malikaneye komşu olmuştu.

Thursday, November 22, 2012

Grizzlies Hakkında Notlar

Kendilerine uygun yapıda (kadro, koç, sistem...) oynayan basketbolculalar tüm yeteneklerini azami seviyede kullandıklarında, yeteneklerinin toplamını aşarlar. Mike Conley bu transandantal süreçten geçiyor. Kariyerinin en çok asist yaptığı (6,5), en çok 3'lük attığı, en yüksek saha içi isabet yüzdesiyle oynadığı (%48) ve en çok skor ürettiği (14,5) sezonunu geçiriyor. Belki de hepsinden önemlisi ligde en etkili pick&roll oynayan guard'lardan birine dönüştü. Marc Gasol'le beraber oynadıkları ölümcül pick&roll'leri etkisiz hale getirmek neredeyse imkansız.

Gasol. Ligin en iyi uzun pasörü olabilir. Uzunlar arasında en önemli hücum komutanı olduğuna şüphe yok zaten. Post'ta topu aldığında hem yay etrafındaki oyunculara, hem backdoor cut yapanlara, hem de Z-Bo'ya pas verebiliyor. Hatta PnR oynarken 3'lük çizgisinin gerisindeki şutörleri bulabiliyor (Uzun oyuncu bahsettiklerimi yapınca tüm rakip savunma alabora oluyor zaten.). Grizzlies hücumlarında oyuncular sürekli cut yaptığı için Gasol'un özellikle perdeleri de hayatî öneme sahip (Hatta twitter'da "Yalnızca Gasol'un perdelerinden oluşan bir video hazırlayıp loop'a atmak istiyorum" yazmıştım.). Nihayet Grizzlies'in resmi hücum merkezi olduğunu anlatabilmek için istatistiklere bakmak bile yeterli; bu sezon hem sayı, hem de asist departmanlarında NBA kariyerinin zirvesine çıktı.

Rudy Gay hücum merkezi görevini Marc Gasol'e, ilk skor opsiyonu ünvanınıysa kısmen de olsa Randolph'a teslim etmeyi kabul etmiş görünüyor. Geçen sezonlarda sürekli izolasyon oynar; düşük yüzdeyle isabet kaydetmesi bir yana, takımın hücum ritmini bozardı. Hâlâ takımın en çok şut kullanan oyuncusu. Maç başına yalnızca %43'le tam 18 şut atıyor. Fakat bu sene iso yerine topsuz koşular ve perdeleri kullanarak topla uygun pozisyonda buluşmaya gayret ettiğini söyleyebiliriz.

Randolph, artık Grizzlies'in en önemli skor opsiyonu. Ne kadar olgunlaştığından bahsetmeme pek gerek yok. Bu hafta Randolph hakkında çok güzel yazılar vardı zaten; mesela Grantland'de Jonathan Abrams'ın şahane makalesi ya da Kevin Pelton'ın küçük yazısı. Z-Bo'nun hayatını çocukluk senelerinden Jail Blazers'a, Isiah'nın inşa ettiği Knicks felaketinden Grizzlies'e dek takip etmişler. Basketball Jones ise Randolph'un birkaç sene önceki kafa yapısından bahsederken benim de kendimi kaptırdığım ruh hâlini çok güzel anlatmış: "Sanki Şükran Günü için Z-Bo'nun aile evine gitmiş ve annesinden Z-Bo'nun çocukluğuna dair garip hikayeler dinler gibiyiz."
                                                 
Zaten Grizzlies'in savunmada neler yapabildiği malum (tam saha baskı, boyalı alanda uzun ve kalıplı oyuncular...). Esas fark, hücumda tüm parçaların yerine oturması. Geçen sezon 100 pozisyon başına en fazla sayı bulan yirminci ekiptiler, bu sene aynı istatistikte beşinci sıraya yükseldiler[1]. Hücumlarındaki iki önemli eksiği büyük ölçüde kapamış görünüyorlar. Geçen seneye göre hem +3,5 3'lük deniyorlar, hem de daha fazla asist yapıyorlar (+2). Tabii son iki istatistiğin esas kahramanı belli: bench. Jerryd Bayless %44'le 3'lük atıyor. Wayne Ellington, Quincy Pondexter (ve Mike Conley) kariyerleri boyunca en fazla 3'lük kullandıkları sezonu yaşıyorlar. Üstelik saydığım 3 oyuncu asist departmanında da zirve yapmış haldeler.

İyi koç önderliğinde tüm parçaların birbirini tamamladığı, takımın toplam gücünün oyunculardan fazla olduğu[2], hem savunmada hem de hücumda önüne gelen herkesi alt edebilecek bir ekibe dönüştü Grizzlies. Knicks, Clippers... Sezonbaşı sürprizleri arasında şampiyonluk iddiasının altını en kuvvetli şekilde doldurabilecek takım şu an için Grizzlies gibi görünüyor.
__________________________________________
[1]100 pozisyon başına atılan/yenilen sayı istatistiklerinde Basketball-Reference'i referans alıyorum.

[2]Phil Jackson meşhur kitabı Sacred Hoops üstüne yapılan bir röportajda şöyle söylüyor: "Bir basketbolcu kendi arzularını bastırabildiğinde, basketbolcu olarak sahip olduğu tüm yetenekler ortaya çıkar. Hiçbir şutu zorlamaz, repertuarında olmayan hareketleri denemez, kendi varlığını takıma dayatmaz. Topu elinizde 3-4 saniyeden fazla tutmak sizi odak noktası haline getirir ve belli bir odak noktası oluştuğunda takım yapısı çöker; rakip savunma sizi yakaladığı için alan paylaşımınız anlamını yitirir. Yani aslında bencillik yapmamak takım ruhu anlamına geliyor. Takımın bir parça, bir vücut, bir enerji halinde var olabilmesi de diyebiliriz. Çok garip ama oyuncular kendi yetenekleri doğrultusunda oynadıklarında takım, yeteneklerin toplamını aşar."

Sunday, November 18, 2012

30 Küsür Senelik Garip Posterler

Nike'nin 70 sonları ve 80 başlarında yaptığı efsanevî posterlere daha önce rastlayanlarınız olmuştur muhtemelen. Sporcuları ve özdeşleştikleri nick'leri kullanarak tam anlamıyla fantastik işlere imza atmışlar. Türkiye'de de vaktiyle benzer mizansenler kullanan gazeteler olduğunu biliyoruz. İskender'i altın miğferli Büyük İskender, Fatih'i başına sarık sarmış Fatih Sultan Mehmet ve Selahattin'i at üstüne binmiş Selahaddin Eyyubi olarak gördüğümü hatırlıyorum. 

Exodus: 14; 21 ...ve Musa basket topu deryasını ikiye ayırdı.


Darrell Griffith, nam-ı diğer Dr. Dunkenstein
Griffith'in eşsiz dikey sıçrama (vertical leap) kabiliyetini yalnızca David "Skywalker" Thompson ya da Blake Griffin gibi olağanüstü atletlerle kıyaslayabiliriz. Tıpkı Skywalker gibi kısa boylu olduğu için havada asılı kalmış gibi görünür, tüm smaçları estetik haz verirdi. Üstelik lige girdikten birkaç sene sonra 3'lük çizgisinin gerisinden de en fazla isabet kaydeden isimlerden birine dönüşmüştü. Maalesef sakatlıklar sebebiyle kariyeri gittikçe sönecek, asla all-star onuruna erişemeyecekti.


Whoaa! George Iceman Gervin buzdan tahtına oturmuş, bacak bacak üstüne atıp kollarını asaletle iki yana dayamış, cool bir tebessümle kameraya bakıyor. Diğer posterler güzel olmaktan çok komik ama bu tek kelimeyle muhteşem. Zaten şu an evimdeki tek poster. Nereden aldığımı da bilmiyorum üstelik (Muhtemelen herhangi bir ürünün yanında hediye olarak gelmiştir.). Geçen sene şans eseri evde buldum ve duvara astım.


Kırık pota, LoveTron (Dawkins LoveTron isimli gezegenden gelen bir uzaylı olduğunu iddia etmişti), kısa şortlar, kısa şortlar, kısa şortlar...

Darryl Dawkins yaptığı smaçlarla, kırdığı potalarla, fantastik beyanları ve renkli gece hayatıyla NBA'in gördüğü en çılgın adamlardan biri. Unutmadan, yaptığı muhteşem smaçlardan bazılarına isimler verirdi; mesela "Go-rilla" ya da "In your face-disgrace" ya da Mama shakin' rim breakin' ya da "lost my job, got it back, hit my boss" ya da "if you ain't groovin' best get movin' Chocolate Thunder flying, Robinzine cryin, teeth shaking, glass breaking, rump roasting, bun toasting, Wham-Bam-I'm a Jam" ... gibi.


Norm "the Storm" Nixon
Çizgi-romanvâri bir posterle Lakers günlerinin keyfini çıkarmaya devam eden all-star apoletli point guard. Birkaç sene sonra takıma Magic Johnson gelince topa hükmetme lüksünü yitirecek ama oyun kurucu olmasına rağmen Magic'le beraber sahaya çıkıp iki şampiyonluk (80 ve 82) kazanacak.

Görüntü kaliteleri pek iyi değil ama şurada pek çok poster daha var. Meraklılarına.

Friday, November 16, 2012

Haberler... Haberler...

10+
Rondo son 32 normal sezon maçında 10+ asist yaptı. Bu alanda yalnızca iki ismin gerisinde: John Stockton (37) ve Magic Johnson (44). Dün gece oynayamadı ama serisi devam ediyor.

Bu arada başka bir istatistiğe daha denk geldim. Üst üste en fazla normal sezon maçında 11+ asist yapma rekorunu ele geçirmiş Rondo. Stockton'ın 27'lik serisini bir maçla geçip bu alandaki rekoru 28'e getirmiş (11+ serisi geçen hafta sona erdi.).

Bynum'ın Saçları

Kobe
Gündem meşgul olduğu için kimseye konuşacak pek fırsat kalmıyor ama sezonun underrated hikayelerinden biri de Kobe'nin oyun tarzındaki şahane değişim. Lig tarihinde en fazla imkansız şut deneyen süper yıldız Kobe olsa gerek; uzun mesafeli fade away'ler, 3'lük çizgisinin gerisinden pull up jumper'lar, ikili sıkıştırmalara karşı el üstü şutlar... Fakat bu sezon sürekli azami verim alabileceği tercihi kovalıyor, toplu buluştuğu anda iyi şut atabileceği spotlar arıyor. 1998/99'dan beri ilk kez maç başı kullandığı şut sayısı 17'ye indi zaten (Geçen sene 23).

Mesela geçen sezon tercihlerinin %28'ini izolasyonlar oluşturuyormuş; bu sene aynı istatistik %17'ye indi. Yaşlanmasına rağmen son 4 senedir maç başına en fazla çember altından şut kullandığı seneyi yaşıyor. Kariyer şut yüzdesi %45, bu sezon %55. Kariyer 3'lük yüzdesi %34, bu sezon %44. Hatta kariyer serbest atış yüzdesi %84, bu sezon %92.

2006'da son 20 yılın en ihtişamlı skorer performansına imza atmış bir süper yıldızdan bahsediyoruz. Kariyerine farklı bakış açılarından göz gezdirince çok daha etkileyici dönemlere muhakkak rastlayabiliriz. Fakat 17 senedir böylesine bilgece oynadığına şahit olmamıştım.

ps. Kobe&Howard hariç Lakers oyuncularının şut yüzdeleri: Hill %47, Pau %40, MWP %37, Jamison %37, Blake %35, Morris %34, Nash %33, Meeks %27, Ebanks %23

D'Antoni
Mitch Kupchak, D'Antoni'yi Los Angeles şehrine takdim etti. Değneklerle yürüyebilmesine rağmen çok rahat ve pozitif görünüyordu. Açıklamalardan öne çıkanlar:

*Kabul edilebilir yegane başarı kriterinin şampiyonluk olduğunu biliyor: "Bu uzun vadede sonuçlanacak bir proje değil. Hemen kazanmak için buradayız."
*Bol bol hücum edeceklerini ve hücumun sürekli akacağını söyledi: "En iyi kadro sizdeyse pozisyonları azaltmaya değil, çoğaltmaya çalışırsınız." Tercüme: Hücumlar 7 saniyede bitmeyecek, sürekli yarı sahadan yarı sahaya koşmayacağız ama tempolu hücum edeceğiz.
*110-115 sayı atmaları gerektiğini söyledi. Tercüme: Dizim için kullandığım ağrı kesicilerin etkisi altındayım.
*Her oyuncuyu kendi özelliklerine göre kullanmaya gayret edecek.
*Mesela Jodie Meeks'ten ne istediğini kendisine çok net söylemiş: "Ne zaman şut atmanı istiyorum biliyor musun? Top sana geldiğinde." D'antoni şöyle devam ediyor: "NBA'de olmasının sebebi belli. Asist yapmasına, top sürmesine gerek yok." Zaten Meeks'in shotchart'ına bakınca yegane yeteneğinin kanattan 3'lük atmak olduğu belli.
*Steve Blake'i eskiden beri sever, sistemine uygun görürmüş. Meeks, Ebanks, Blake, Hill ve hatta Jamison gibi bench oyuncularının daha iyi performans göstereceğini tahmin etmek güç değil. Zaten şu anki tablodan kötü olmaları imkansız.
*Showtime-vari basketbol oynamak istediğini söyledi. (Magic Johnson esprileri)
*Motown dinliyormuş.

Clash of Titans
2011 playoff'larında Z-Bo, Perkins için "beni tutmak için fazla yavaş" demişti: "Tek şansı bana faul yapmak." Geçen akşam mazilerine yeni bir sayfa eklendi. Birbirlerini döveceklerini iddia ettikten sonra oyundan atıldılar. Tartışma soyunma odalarına taşınmış. Hatta fiziksel münakaşaya girdiklerine, polis ve güvenlik görevlilerinin ikiliyi zor ayırdığına dair rivayetler de vardı. Fakat birbirlerine fizikî müdahalede bulunmadıkları ortaya çıktı.

Wednesday, November 14, 2012

Popovich'in Çizdiği Mükemmel Oyun

Birkaç saat önce Spurs Lakers'ı mağlup etti. Neredeyse tüm seyirciler son pozisyonda topu Parker'ın kullanacağını, en azından 3'lük denemeyeceklerini düşünmüştür herhâlde. Fakat Popoviç mükemmel bir oyun çizerek Danny Green'in boş kalmasını sağladı. "Çizdi" diyorum ama playbook'larında aynı oyun vardı zaten. Geçen sene de kullanmışlardı. 

Birkaç saat önce biten maçın galibini tayin eden oyun şöyle:
                       


I
Tony Parker topu rakip sahaya getiriyor. Tim Duncan tepeye geliyor. Stephen Jackson boyalı alanın sol bloğunda. Danny Green sol kanatta. Kawhi Leonard ise weak side'da 3'lük çizgisinde.

Tony Parker Duncan'a pas veriyor.


II
Leonard ve topu süren Duncan birbirlerine doğru hareketleniyorlar. Stephen Jackon ise sağ bloğa gidiyor.


III
Duncan, topu Leonard'a veriyor (dribble hand-off). Bu sırada Green, Jackson'ın adamını (Gasol) perdelemeye gidiyor. Jackson da tekrar sol bloğa cut yapıyor. Gasol Green'in perdesine takılınca, Jackson'ı tamamen boş bırakmak istemeyen Kobe bir saniyeliğine duraksıyor (Oyun şu an Jackson'ın boş kalması üstüne çizilmiş gibi görünüyor zaten.).


IV
Gasol, Jackson'ın peşinden koşmaya başladığında Duncan, Green için perde yapmaya gidiyor. Green de perdeyi kullanıp 3'lük çizgisine gidecek.


V
Howard öyle bir noktada durmak zorunda kalıyor ki, Duncan yerine bizzat kendisi Kobe'yi perdelemiş gibi oluyor. 3'lük pozisyonuna giden Green, Leonard'ın pasını alıyor ve... basket.

Geçen Seneki Örnek
Birkaç saattir internette geziniyorum. Hâlâ kimse fark etmemiş ama Popoviç 18 Ocak 2012'deki uzatmalı Magic maçında bu oyunu ilk kez kullanmıştı.
                                                
Bu defa 3'lüğü atan Gary Neal. Weakside'da başlayıp, topu Duncan'dan alan ve nihayetinde asisti yapan isimse Dany Green. Oyunun analizini 10 ay önce Sebastian Pruiti[1] yapmıştı (Geçen sezon boyunca özellikle dikkat ettim ama bir daha kullandıklarına rastlamadım.). Çok beğendiğim için aklımda kalmış[2].
________________________________________
[1]Maç esnasında fazlasıyla agresif tweet'ler gönderebiliyordu ama yaptığı analizlerle basketbola bakışımı geliştirmiş yazarlardan biri olduğunu itiraf etmeliyim. Şu sıralar OKC'de çalıştığı için yazı yazmıyor (Kendisi için iyi, bizim için kötü haber.). Pruiti, Clark ve başka birkaç koçun ara ara yazdığı nbaplaybook.com da kapanmış üstelik.

[2]Sabahın köründe maç özetinden screenshot alıp paint'te tek tek ok çizerken insan kendini Zach Lowe fln gibi hissediyor. Fakat çizgileri çizmenin daha kolay bir yolunu bilip de söylemiyorsanız bu satırın sonuna bol bol küfür ekleyin.