Monday, January 21, 2013

81

Kobe'nin süpernovaya dönüşüp 81 sayıyla rakiplerini moleküllere ayırdığı efsanevî maç, tam 7 sene önce oynanmıştı. Oralarda bir yerlerde nostalji yapıp maçı yeniden seyretmek isteyen Lakers taraftarları varsa şöyle buyursun.

Jalen Rose da o gün sahadaydı. Tabii Raptors formasıyla. Geçen sene Grantland stüdyosundaki bir sohbette bu çılgın performanstan bahsedecek, o gün neler hissettiğini anlatacaktı.
     
"3 metrelik çembere smaç yapabilen bir adam, 2,5 metrelik potalarla oynayan çocukları nasıl domine eder bilirsin. İşte öyle bir şeydi."
Anatema böyle. Fakat öne çıkan başka satırbaşları da var. Sohbette röportör vazifesi üstlenen David Jacoby, "peki bu esnada neler söylüyordu" diye sorduğunda Rose'un muazzam cevabı geliyor: "Tek kelime bile etmedi."

Videonun en kritik ânıysa dönemin Raptors koçu Sam Mitchell'a ithaf edilmiş: "1-2-2 alan savunması yapıyorduk, evet, NBA'de; ve evet, Kobe Bryant'a karşı... Smush Parker'a mı pas verecekti?.. Maç sonuna doğru koça Kobe'yi en azından savunmada yormamız gerektiğini, o sırada beni savunduğu için post'a gideceğimi söyledim. O ise öylesine kızdı ki, beni oyundan aldı... Bazen koçlar takımlarına mesaj göndermek için böyle şeyler yaparlar... ama Kobe hepimize çok daha güçlü bir mesaj gönderdi."

Aslında Jalen'a bazı yerlerde katılıyor gibiyim ama ortada 81 sayılık korkunç bir felaket olduğu için Raptors cephesi hâlâ günah keçisi arıyor da olabilir. Mitchell da geçen seneki bir programda şöyle söylemişti mesela: "Bir oyuncunun 81 sayı atmasına nasıl mı izin verdim? Ayakkabılarımı soyunma odasında unutmuştum... yaklaşık 13 sene önce. Hem maçı uzun süre önde götürmüştük. Eğer bütün oyuncuları Kobe'nin üstüne yollasam, maçı kaybettiğimizde nasıl görünürdüm?"

Jalen Rose, tüm bunların, yalnızca Kobe'nin görkemli kariyerinde önemli bir an olduğunu, Luke Walton'dan 20 sayı yemek gibi utandırıcı bir vaka olmadığını söyleyerek muhabbeti bitiriyor.

81 sayılık maçla alakalı şöyle bir video daha var. Özetle Rose, 2000 Finalleri 2. maçın başında, şut atmakta olan Kobe'nin altına bilerek girmiş (Kobe bileğini burkup hem o maçın çoğunu, hem de bir sonraki maçı kaçıracaktı.). OOOHA! Finaller'de. Kaçırılan. İki. Maç. En sonunda Karma'nın olaya el attığını, 81 sayıyla kendisini cezalandırdığını söylüyor Jalen Rose.
İşte o anlar (1:30'a ilerleyiniz)
                                  
Hazır Kobe'den bahsetmişken hız kesmeksizin devam ediyorum. Geçen hafta klasik bir Kobe röportajı yayımlandı.

İlk göze çarpan pasaj şu: "İnsanlar footwork'umu yeni geliştirdiğimi sanıyor. Oysa benim her zaman çok iyi ayak fundamental'ım vardı. 10 sene önceki videolara bakın, bugün yaptığım tüm ayak hareketlerini o zamanlarda da sergiliyordum. Geçen yıllarda yalnızca cilalayıp, ideal hale getirdim. 8-9 yaşından beri footwork'un bana nasıl katkı sağlayacağıyla ilgileniyorum zaten." Aslında bu cümleler tamamen doğru. Blog müdavimleri, Shaq'in kitabından birkaç çeviri yaptığımı hatırlayacaklardır (Sağ frame'den ulaşmak mümkün.). Orada şöyle yazıyor:

  • "Kobe hepimizden daha çok çalışırdı. Saat 10:00'daki antrenmana bir saat erken giderdim nadiren. Kobe ise 7:00'den beri şut antrenmanı yapıyor olurdu. Bazen hareketleri top olmaksızın çalışırdı; driplingler, şutlar... ama ortada top bile yoktu. Yaptıklarını fazlasıyla tuhaf bulurdum ama bu antrenmanların onun gelişimine yardımcı olduğuna eminim."

Fakat Kobe yavaş yavaş uçmaya başlıyor. 6 yaşında turuncu kuşak sahibiyken karate dersinde kendinden birkaç yaş büyük ve siyah kuşak sahibi bir çocukla kavga etmesi istenmiş. Çok korkmuş. Çocuk bunu çok pis dövmüş. Fakat yediği dayağın sandığı kadar feci sonuçlar yaratmadığını görmüş. O günden beri gözü hiçbir şeyden korkmamış. ("Daha sonra Kamboçya'ya gittim, meditasyonla dövüş sanatlarını birleştirdim..." diye devam edecek sandım bi an)

Aslında Black Mamba nick'ini kendisi bulmamış, bir gün New York'ta böyle tezahürat yapmaya başlamışlar, oradan miras kalmış. (Fark etmez. Bence esas problem, nick'ten bahsederken Kill Bill'den etkilendiklerini söylememiş olmalarıydı. Kobe nihayet röportajda Kill Bill referansı veriyor ve 5 senelik tecahül-i arif tribine son veriyor)

Akabinde internet camiasını günlerdir meşgul eden meşhur 1'e 1 muhabbeti geliyor: "Gelmiş geçmiş en iyi 1'e 1 oyuncusu oyuncusu benim. Jordan'la 1'e 1 yapmak isterdim. LeBron muhteşem bir basketbolcu ama teke tekte dağıtırım, Durant daha zor olabilir. T-Mac'i vaktinde paramparça etmiştim. Almanya'da 3 maç yaptık, hepsini kazandım..."

T-Mac daha sonra twitter'da Kobe'yle hiç 1'e 1 maç yapmadığını, hatta beraber Almanya'ya bile gitmediğini söyleyecekti. Hangisi doğru söylüyor? Valla 5'e 5 olayıyla ilgilendiğim için pek umrumda değil. Fakat meşhur bir efsane var. Kobe, Lakers'a katılan her oyuncuyla 1'e 1 maç yaparmış. Hatta gönülsüz olanları, maç teklifini kabul edene dek antrenmanlarda bol bol aşağılamayı da ihmal etmezmiş.

Buradan röportajdaki başka bir kısma geçiyoruz:
-Seninle takım arkadaşı olmak zor mu?
-Hayır, bu muhabbet fazlasıyla abartılıyor.
---
Epilogue niyetine 81 sayılık maça geri dönüyorum. 2006 senesinde Kobe henüz lider kimliğiyle yüzük kazanmamış olduğu için çılgınca eleştiriler alıyordu (The Decision ile 2012 Finalleri arasında LeBron'u düşünün). Tüm bu eleştiri yağmuru 2006 MVP ödülünü kazanamamasına sebep olacaktı hatta. Maç sonrasında heyecanla yazılmış bir yazının Türkçe tercümesi şurada var. Okurken o günlere dair güzel ipuçları bulabilirsiniz.

Neyse ya, iki cümle yazmak için oturdum, yine destan moduna bağlayıp kafa skmeye başladım. The Macrophenomenal Pro Basketball Almanac'taki küçük bir şemayla post'a nokta koyuyorum.

2 comments:

Anonymous said...

s.a abi,kolay gelsin.

Çok güzel bir bloga sahipsin.Yazılar ve üslup conan o'brien'in program başlangıcında yaptığı giriş kadar keyifli ve leziz. Gerçekten emek harcadığın belli ve okurken ciddi keyif alıyorum.

Lakers taraftarı ya da çok büyük bir Kobe hayranı olmadığını biliyorum. Ama Shaq kitabının çevirisi ve şu yazıdan sonra Kobe'yi, bildik ifadelerin dışında en iyi ve en doğru anlatan kişi olduğunu düşünüyorum. Bu gibi yazılarını göz önüne alarak senden bir ricam olacak. "do me a favour" (bu kalıbın reddedildiğini görmedim :) Ne diyordum, hah... 2009'da Spike Lee'nin çektiği bir Kobe belgeseli var, "Kobe Doin' Work" Daha önce mutlaka duymuşsundur ama izledin mi, bilmiyorum. Bu belgeseli ilk çıktığı zamanlar izlemiştim ama gerek dile tam hakim olmadığım için gerekse çok fazla basketbol terimi geçtiği için çok bir şey anladığımı söylemem. Yıllarca Tr altyazı çıkar mı diye bekledim. Divxplanet'teki birkaç arkadaşa rica ettim falan ama çoğu basketboldan çakmadığı için kimse hevesli olmadı. İtalyanca birkaç altyazı buldum ama onları da google translate'e yazmaktan ciğerim soldu. Yani hala böyle bir belgeselin Tr altyazı yok. Bu yazıyı görünce aklıma tekrar belgesel ve sen geldin. Abi rica etsem bir boş zamanında, bu belgeselin Türkçe çevirisini yapabilir misin? Altyazı şeklinde zamanlamayı ve gömme işlemini ben yapabilirim. Senden ricam metin olarak tercüme etmen. İşine yarayabilir diye İtalyanca altyazının linki de aşağıya ekliyorum. Böyle bir şeyi yaparsan sen yaparsın abi :) İyi haberlerini bekliyorum. Sevgiler...

Kobe Doin' Work Belgeseli- http://www.youtube.com/watch?v=Chi8zcJUib4

İtalyanca Altyazı - http://www.allsubs.org/subs-download/kobe-doin-work-2009-subrip-italian-subtitle-nba-5-1-6-x26-4-albert-ita/3613006/

filelisepet said...

evet abi ben Kobe'yi pek sevmem ama herif gelmiş geçmiş en büyük 10 oyuncu arasında. Benim sevgim ya da nefretim pek bi şey ifade etmiyor. Mesela Jordan'ı da pek sevmem ama gelmiş geçmiş en büyük oyucu olduğunu düşünüyorum. Veya tarihte en çok sevdiğim oyuncu Hakeem olabilir ama önüne 5 uzun koyuyorum (Kareem, Russell, Wilt, Duncan, Shaq). Sevgi ve nefret üstünden basketbol analizi yapmaya gerek yok. falan fistan.

Esas konuya gelince, Kobe Doin Work'u çok sevmemiş, yalnızca bir kere (o da atlaya atlaya) izlemiştim. Maalesef böyle bi işle uğraşabileceğimi sanmıyorum. Özür.

Unutmadan, övgüler için sağol. Basketbolu çok sevdiğim için yazarken de ister istemez eğlenceli şeyler çıkabiliyor ortaya.