Showing posts with label 011 Indiana Pacers. Show all posts
Showing posts with label 011 Indiana Pacers. Show all posts

Wednesday, May 16, 2012

Heat vs Pacers (2. Maç)

Chris Bosh karın kaslarından sakatlandığı için ilk maçı bitirememişti. Konferans finallerine dek dönemeyecek gibi görünüyor. LeBron'la Wade'in oyunları birbirlerine benzediği için herhangi birinin yokluğunda diğerinin performansı pek düşmüyor. Fakat Bosh, her ikisi için de çok kritik. Zaten sebeplerini 1567 kere anlatmışımdır; tekrardan Temcit Lisesi Pilav Günü'ne katılmamıza gerek yok. Yalnızca hücumda rakip uzunları dışarı çekip penetre alanı yaratmasından bahsetsek bile yeter. Mesela LeBron&Wade dün akşam 4. çeyrek ortalarına dek şutlarının yalnızca 1/4'ini boyalı alandan kullanma şansı buldular.
İlk bakışta eksiklik hissedilmiyor.LeBron zaten normal sezonda aldığı dakikaların %24'ünü uzun forvet pozisyonunda geçirip şahane performans göstermişti. Fakat sürekli olarak bu mevkide oynaması mümkün değil. Pek çaktırmasa bile insan olduğu için tüm ribaunt yükünü çekmesi, rakip uzunları box out etmesi, pick&roll'de hem perdeyle boğuşup hem de orta mesafeden şut bulan guard'lara yetişmesi mümkün değil. Üstelik yumuşak bir seriden bahsetmiyoruz.

Serinin teması zaten sertlik. Kötü basketbol izliyoruz (Tıpkı Doğu'daki diğer seri gibi.). 3. çeyrekte Indiana çok sert savunma yapıp Heat'i durdurmayı başardı (Bu çeyrekte maç boyu en iyi hücum ettikleri dakikaları yaşadılar üstelik. Pozisyon başına 0.7 sayı.). İkinci yarıda James&Wade hariç takımın kalanı %13'le 6 sayı atabildiler. Serinin ruhunu belirleyen sertlik ve gerginlik için iki güzel örnek vereyim
                                               
David West şutlarının yanı sıra iyi de pas veriyor ama Indiana'nın hücumu da osuruktan teyyare (%38). Son 2,5 dakikada Indy iki 3'lük, dört serbest atış ve bir turnike kaçırdı (maaşallah). Heat daha kötü hücum ettiği için maçı Pacers kazandı; Wade'in son 4 dakikada 5'te 1 isabet kaydetmesi, LeBron'un 2'de 0 atıp kullandığı 2 serbest atışı da kaçırması...

Son şut meselesi. Özetleri izleyince LeBron&Wade yerine Chalmers imzalı 3'lükle karşılaşıyoruz. İnternet yine çıldırdı tabii; "LeBron korkak, LeBron'un nefesi yetmedi..." Bence yıldızların her zaman ön plana çıkmasına lüzum yok (Hele bu örnekte Chalmers daha iyi 3'lükçü.). Mesela Horry kariyeri boyunca asla all star seçilmedi ama hatırladığım 5+ kritik şutu var (örnekleri sonsuza dek çoğaltabiliriz: Paxson, Kerr, Fisher, Kenny Smith, 2011 model Jason Terry...). Fakat takımın süper yıldızı son toptan kaçınca diğer rol oyuncularına boş şut kalmıyor. Son anlarda bencilleşmek NBA süper yıldızlarının kaderi.

Serinin uzaması Miami için çok kötü haber. Hem LeBron, hem de rotasyonu daralmış olan Heat yorulacak. İşler karıştı, olaylar gelişecek. David West'in maç sonunda sevinen arkadaşlarına kızıp, "Heat'i eleyene dek sevinmeyeceğiz" dediğini görünce Indiana'daki atmosferin nasıl olacağını ön görmek mümkün.

Tuesday, May 1, 2012

Playoff'lar 3. Gün

Pacers Tek Çeyrekte Kazandı
Knicks vs Heat ve Mavs vs Thunder maçlarına denk geldiği için tabii ki baştan sona izlemedim. Ara ara bakma şansım oldu. Pacers hücumları ilk yarıda işlemedi. George Hill ve Paul George etkili olamadılar. Orlando'nun zayıf karnını deşebilecek olan Hibbert yalnızca tek şut kullandı (oha) ve 2 sayı üretebildi. Glen Davis'in pota altını domine ettiğine şahit olduk. Takım olarak Magic 12 hücum ribaundu aldı ilk yarıda. Sürekli ikinci şans sayıları buldular.

Üçüncü çeyrekte işler tamamen değişti: 30-13. Paul George (Taraftarın en çok sevdiği oyuncu. D-Wade seviyesine gelebileceğini düşünüyorlar Indiana'da.) ve David West'in sürüklediği hücumlardan sonra Magic sudan çıkmış, hatta tavada pişirilmiş balığa döndü. Paul George T-Macvâri şutlarda isabet kaydetti. İkinci yarıda Tyler Hansborough da klasik psikopatlıklarını sergileyince pota altı hakimiyeti Pacers'a geçti: 11 hücum ribaundu. Orlando kısalarını sürekli top kaybına zorladıkları için hızlı hücumlarda 22'ye 2'lik bir fark yakaladılar. Pacers tek çeyrekte maçı bitirdi.


Heat vs Knicks 2. Maç
Knicks cephesinde elit dış savunmacı olarak tek isim vardı: Iman Shumpert. Son aylarda sağlık sorunlarıyla boğuşan Wade'i durdurması bekleniyordu ama sakatlanınca Wade'i savunma görevi Landry Fields'a kaldı. D-Wade atletizmiyle Fields'ı ezdi, pestil kıvamına getirip bıraktı: 18'de 11'le 25 sayı, 4 ribaunt, 4 asist. Birkaç gün önce yaptığı açıklamalar gazetelerde geniş yer bulmuştu: "Miami'de birisine takım lideri diyeceksek, en fazla ön plana çıkan oyuncu LeBron. Aynı anda çok fazla şey düşünebiliyor. Maçta ve antrenmanlarda kafasındakileri bize söylemeli. LeBron'daki basketbol IQ'sunun eşi benzeri yok."

Büyük 3'lü çok iyi oynadı. Tabii Knicks'in korkunç savunması da parlak performanslara zemin hazırladı. Geri koşamadılar. Carmelo'nun kendini hücuma saklamak zorunda olduğu malum. Ama insan geri koşmaya biraz gayret eder. İnsaf. Dış savunmanın bombok olması yetmezmiş gibi Miami Haslem&Bosh ikilisi sayesinde hala grip etkisindeki Chandler'ı dışarı çekip penetre alanı buluyor. Amar'e zaten Amar'e. Show up yapmaya bile üşendiği için Heat kısaları sürekli boş şut imkanı buluyor. Seri başlamadan önce Novak&JR Smith ikilisinin 3'lük yağdırarak bir maç kazanacaklarını yazmıştım. Bugün Miami %44'le 9 üçlük attı. Knicks ise %33'le 5 isabet kaydedebildi yalnızca.
                           
Bu pozisyonu başka kamera açılarından izlemek daha zevkliydi ama bulamadım. Amar'e önce Melo'nun kapatacağı alana hareketleniyor. Pota altını boş bıraktığını fark edince umtsuzca havaya zıplıyor; ya blok yapmaya çalışıyor ya da zeybek oynuyor. Daha sonra LeBron'un üstüne düşerek basket+faul'a sebep oluyor. Üstad iş başında.


Melo maça fırtına gibi başladı: ilk çeyrekte 11'de 6'yla 15 sayı. Fakat neredeyse hiç destek bulamadı. Amar'e şubat ayında kardeşini araba kazasında kaybettiğinden beri kafaca leyla oldu ama artık sorumluluk alması lazım. Pick&roll'ü bitirmek için potaya devrildiği her pozisyonda etkili olmasına, Haslem ve Bosh'u faul yapmaya mecbur etmesine rağmen çok az şut kullandı. İkinci yarı başlarken Carmelo'nun seri boyunca kullandığı şut sayısı 35'ti; Amar'e'nin ise 10. Vallahi bu tabloda hem Amar'e, hem de kısaların hatası var. Oyun kurucularınız Baron Davis ve Mike Bibby (Açmayın dedeler) olunca hızlı paslaşma gibi bir ihtimal kalmıyor zaten. Üstelik Amar'e de top istemeye üşenince hücum dengesi alt üst oluyor. Miami iki maçta 60 serbest atış kullandı; Knicks ise 30.

Unutmadan Amar'e maç sonrası soyunma odasına giden koridorda cam kapaklı bir dolabı yumrukladığı için elinde ciddi bir kesik oluşmuş (bkz. İçinde yangın söndürme tüpü olan dolabın görüntüsü). Hatta soyunma odasında her yer kan içindeymiş. Olay basına yansıdıktan sonra şöyle bir espriye rastladım: "Amar'e finally attacking the glass (Türkçe'ye çevirmek zor ama şöyle bir şey: Amar'e sonunda cama/potaya doğru hücum ediyor." En az bir maç kaçıracağı konuşuluyor. Knicks en önemli ikinci oyuncusunu kaybedecek ama sezon boyunca en başarılı olduğu sisteme dönecek: Carmelo 4 numara oynayacak.

Not: 2001'den beri playoff maçı kazanamayan Knicks üst üste 12. playoff mağlubiyetini aldı. Memphis'in rekorunu egale ettiler. Kutlu olsun!


Thunder vs Mavericks 2. Maç
Mark Cuban "Seneye D-Will'i kadroya katabiliriz. En iyisi bu sezon takımı biraz boşaltalım, bütçede boşluk yaratalım. Nowitzki de sayı mayı atıyor zaten. Birkaç maç kazansak yeter" gibi enfes bir düşünce diyagramıyla şampiyon kadronun bazı önemli oyuncularını bile bile kaybedince Nowitzki'nin üst üste şampiyonluk hayalleri suya düşmüştü. İlk maçı ucu ucuna kaybetmek sinirlerini bozmuş sanırım. Daha maçın başında hem Ibaka'yla atıştı, hem de oyun durmuşken Perkins'e hafifçe omuz attı. Şu sıralar tek arzusu OKC'yi devirmek (Zaten şampiyonun ilk turda elenmesi şahane bir olay sayılmaz.).
                         
OKC maçı yine son saniyelerde kazanacaktı. Mavs'in Dallas'ta daha da sinirli olacağına şüphe yok. Bu akşam ilk maçtaki senaryonun aynısı icra edildi. Oklahoma cephesinde yeni bir şey yok. James Harden maçtan önce şöyle konuşmuştu: "İlk maçta iyi oynayamadık ama maçı kazandık. İkinci maçta çok daha iyi oynayabiliriz. İyi oynadığımızda neler yapacağımızı düşünebiliyor musunuz?" Ligin en iyi ve derin kadrosuna sahip olduğunuz için şampiyonluğun mutlak favorisi olurdunuz herhalde. Tabii önce iyi oynamak zorundasınız. James Harden kardeşim, süper bir insan olduğunun farkındayım ama sizin oyununuz bundan daha iyi değil maalesef. Sen ve iki arkadaşın o gün iyi şut atıyorsa "biraz daha iyi oynadık" diyorsunuz. Başka bir olayınız yok. Akıl almaz derecede yetenekli olduğunuz için son anlarda elleriniz titremiyor. Bu satırları okuduğuna şüphem yok. Umarım söylediklerimden ders çıkarırsınız.

Shawn Marion Durant'i yavaşlattığı (uzun kolları sayesinde ligde bu işi en iyi yapan oyuncu olabilir.) için Westbrook'un bu seride skorer olarak ön plana çıkması gerekiyor. Dede Kidd, çelimsiz Terry ve şişko Vinsanity'nin Westbrook'u durdurabilmesine imkan yok; zaten 29 sayıyla oynadı. Fakat maç yine son toplara kaldı. Dallas 4. çeyrekte %33'le oynamasa (Son 1 dakikada Nowitzki ve Terry'nin çok kritik şutları kaçtı.) rahatlıkla galibiyete uzanabilirdi. OKC bu sene 3. kez son saniyelerde Mavs'i mağlup etmiş oldu.


ps. Bu akşam 70+ serbest atış kullanıldı (Burada 1 saniye ara vereyim ki rahat rahat "çüş" deyu bağırın). Hakemler gerginlikleri önlemek için sürekli düdük çaldılar (bazıları da çok gereksizdi.) ama 3. maçta kan çıkacak muhtemelen.

Saturday, April 28, 2012

2012 NBA Playoff'ları - 1

Evet, arkadaşlar. NBA'in en sevdiğim kısmı olan normal sezon sona erdiğine göre bundan sonra maç seyretmeyeceğim. Herkese teşekkür eder, blog'u takip ettiğiniz için gözlerinizden öperim. Seneye Charlotte Washington maçlarında görüşmek dileğiyle hoşçakalın. (Kaan Kural: Hoşçakalın!)

Golden State bilerek maç kaybediyormuş, Charlotte kaybetme rekoru kırıyormuş, Pistons asist yaptığında türküler şiirler yazılıyormuş... Yeter lan! Son iki haftadır beyin ölümü gerçekleşti bende. Basketbol izleme vakti gelmiştir, herkes derin bir nefes alsın. Takımlar antrenmanlarda birbirlerinin güçlü ve zayıf yanlarına göre çalışacaklar, maçlardaki gerginlikler sonraki maçlarda büyüyerek tekrar karşımıza çıkacak, kazanan kaybedeni evine gönderecek. Artık oyuncuların tek amacı 7 maç boyunca karşılaştığı basketbolcuları mağlup etmek. Lafı uzatmaya gerek yok. Ak koyun kara koyun ortaya çıkacak: Kim kendini basketbola adamış, kim biraz para kazanıp hava atma derdinde; kim her ne olursa olsun kazanmak istiyor, kim eğlencesine oynuyor; kim winner, kim loser... Bayanlar ve baylar, NBA Playoff'ları başlıyor.

1 haftadır nereye baksak playoff tahminleriyle karşılaşıyoruz. İlk başta ben de hevesliydim ama artık sıkıldım. Seri tahmini yapmaktansa takımların oyun tarzları, son durumları ve eşleşme problemleri hakkında yazmaya karar verdim[1]. İlk akşam başlayacak seriler


BULLS vs SIXERS
Sixers'ın kısa oyuncular üstüne kurulduğunu, sezon başında genç ve enerjik bir takım oldukları için şahane savunma yaptıklarını, topu paylaşmaya çalıştıkları için çok az top kaybıyla oynadıklarını herkes biliyor. Fakat sıkıştırılmış sezon ilerledikçe takımın konsantrasyonu azaldı ve sürekli savunma yapmaktan bıktılar. Doğu 3.'lüğüne dek yükselmiş olan takım all-star sonrası serbest düşüşe geçti. Hatta 8. sıraya son anda tutunabildiler.

Sixers çok iyi bir savunma takımı. Rakibe en az sayı şansı tanıyan üçüncü takım (89,4). Fakat karşılarında ligin en iyi savunma yapan takımı var: Bulls; 2 senedir en az sayı yiyen takım. 2000'lerin ortasındaki Spurs ve 2008 Celtics'ten beri bu kadar iyi savunma yapabilen, rakibin hücum anlayışını allak bullak eden başka bir takım gelmedi. Şampiyon Celtics'in savunma koçu olan Thibodeau ve kendini basketbola adamış oyuncular çok acayip bir kimya yarattı.

Sixers savunmada mücadelesini verecektir ama esas sorunlarının Bulls savunması karşısında daha da dramatik bir hal alacağına şüphe yok: Sayı. Boyalı alan skor üretiminde sondan 8. takım Sixers. Şahane dış şutörleri yok. Maç sonları zaten facia. Son çeyreklerde en az sayı üreten 5. takım (evet, üşenmedim baktım.). Uzatmalarda da aynı performansı muhafaza etmişler. Maşallah. Iguodala olağanüstü bir sidekick ama birinci adam olarak pek fazla işe yaramıyor. Az biraz Lou Williams'ı saymazsak maç sonlarında güvenebilecekleri bir çift bilek yok. Hücumlar tıkanınca Sixers'ın skor üretimi kangren oluyor.

Bulls cephesindeyse D-Rose'un sağlık durumu belli değil. Sezonun neredeyse yarısını kaçırdı. Playoff ilk turunda %75'le oynayabileceği tahmin ediliyor. Hem Rose'un ritim bulması, hem de bir süredir süper yıldızı olmadan oynayan Bulls'un Rose'lu düzene alışması vakit alacaktır. Aslında Rose oynamasa bile Bulls serinin favorisi olurdu (ve ikinci turda elenirdi.). Bench'leri çok derin. Tempolu oynamadıkları için çok sayı atmadıkları zannediliyor ama hücumları da çok etkili; pozisyon sayısına oranlayınca ilk 5'teler. Sixers savunmada mücadeleyi bırakmayacağı için maçların çoğu az farkla bitecek ama Bulls seriyi 4-1 kazanacak muhtemelen.

Rose'un sağlık durumunu saymazsak Chicago'daki temel sorun belli: Boozer'ın hücumu. Pek savunma yapmadığı, mücadele etmediği için Chicago seyircilerinin tepkisini çekiyor, hatta ara sıra yuhalanıyordu. Üstelik Bulls taraftarı Philly ya da New York seyircisi gibi herkesi yuhalama heveslisi değildir. Boozer'dan birkaç ay öncesine dek (Boozer geçen sondan biraz daha iyi.) nefret ediyorlardı. Savunmada mücadele etmeyeceğini anladılar ama haklı olarak hücumda sorumluluk almasını bekliyorlar.

Utah'tayken ligin en iyi pota altı bitiricilerinden biri olan Boozer hücumda da değişti; son senelerde pota altına girmeye üşenen, orta mesafeden şut atan bir oyuncuya dönüştü. Şu sıralar pota altı hücumuyla ilişkisi, bir pandanın seksle ilişkisine benziyor[2] Şutu istikrarlı olduğu için göze batmıyor olabilir ama Boozer içeriden oynadığında Bulls başka bir seviyeye çıkıyor; Derrick Rose da bunu ifade etmişti: "Boozer'ı içeride besleyebildiğimizde[3] hücumumuz çok daha derinleşiyor." Boozer potaya yüklendiğinde rakipler faul problemine girecekler, bazen iki savunmacıyla pota altını kapatmaya çalışacakları için Bulls dış oyuncularına boş şut imkanı doğacak. Tabii ki Boozer'ın orta mesafe şutu çok önemli (Savunmacısını dışarı çekince D-Rose'a penetre alanı açılıyor.) ama ondan ilk beklenen pota altında bitirici olması.

Bulls boyalı alandan maç başına 40 sayı buluyor. Bu alanda 20. sıradalar (lig birincisinden bahsediyoruz.). Sixers'a karşı sorun yaşamazlar ama sonraki turlar çok kritik. Mesela Miami. Savunmakta güçlük çektikleri 3 tip oyuncu var: (a)Hareketliyken topu alıp potaya yüklenen uzunlar, (b)topu aldıktan sonra gücü ve bildiği hücum numaralarıyla (Eski Boozer'ın en önemli özelliğiydi bu.) kolay basket bulan uzunlar, (c)uzunlar. Eğer Bulls Celts'i eleyebilirse (kolay değil), konferans finallerinde Boozer'ın içeriden üreteceği sayılara muhtaç olacaklar. Buradan Miami'ye geçiyorum.


HEAT vs KNICKS
Vay be. Şu eşleşmenin başlığını yazmak bile insanı heyecanlandırıyor. 90 sonlarında sürekli birbirleriyle eşleşir ve rakip oyuncuları öldürmeye çalışırlardı[4]. Maç değil meydan savaşıydı mübarek. Üst üste 4 sene playoff'larda eşleştiler ve tüm seriler yalnızca 1 maç farkla bitti. Bu kadar sert geçen çok az seri vardır tarihte. Son yıllarda NBA iyiden iyiye yumuşak hale geldiği için garip bir nostalji başladı: "New York-Miami maçları ne de güzeldi." Kusura bakmayın ama güzel falan değildi. Çok çirkin basketbol oynanıyordu. Basketbol bir temas oyunudur; ribaunt, turnike, pozisyon alma mücadelesi... Oyunun her ânında temas vardır. 2010'larda hakemlerin en ufak temaslara bile düdük çalması gezegendeki her NBA severin canını sıkıyor ama Knicks vs Heat de çekilecek dert değildi. Serileri seyretmeyen varsa YouTube'dan bakabilir. Başlarda mücadelenin çılgınlığı, "kana kan, dişe diş" naralarıyla körüklenen nefret (zerre abartmıyorum.), oyuncuların sertliği etkileyici olabilir ama bir seriyi baştan sona seyretmek çok zor. Efsane ama 80'lerdeki Lakers vs Celts gibi sürekli izlenebilecek serilere rastlamıyoruz. Güzelliğiyle değil sertliğiyle efsane olmuş bir rekabet.

Bu sezon 3 kere karşılaştılar ve tüm maçları Miami aldı. Hatta Knicks'i %40'ın altında tutmayı başardılar. Tabii New York'un sezon boyunca dalgalı kur ekonomisindeymiş gibi iniş ve çıkışlar yaşadığı malum. Carmelo önderliğinde toparlandıklarından beri ilk kez Miami'yle oynayacaklar. Serinin en çılgın tarafıysa LeBron ve Melo'yu sürekli birbirlerini tutarken görecek olmamız. Sezonun son bölümüne bakınca en parlak performanslarda Carmelo imzası görüyoruz. Ligin en iyi 3 skorerinden biri zaten. Tam da playoff öncesinde formu zirve yaptı; 30 sayıyla oynuyor. Üstelik en etkili olabileceği şekilde hücum ediyor. Bazı maçlarda 4 numarada da oynadığı için bol bol çembere gidiyor, sürekli fade away denemek yerine Novak ve JR Smith gibi 3'lükçüleri beslediği için rakip savunma aralanıyor ve kendisine yer açılıyor. Tabii karşısında ligin en iyi dış savunmacılarından biri var: LeBron.
Ben LeBron'dan bahsetmekten sıkıldım: Dünya'nın en iyi oyuncusu, bir tür süper mutant, olağanüstü bir pasör, 2011/12 MVP'si... 9 sene sonra ne kadar iyi bit oyuncu olduğundan değil, playoff'larda neler yaptığından bahsetmek istiyor insanlar. Defalarca söylemiştim: "Madison Square Garden'daki deli seyircilere karşı kritik anlarda ne yapacak? Heat'in Büyük 3'lüsü tarihteki yerini playoff'larda belirleyeecek." İşte geldi playoff'lar.

Her iki takım da çok iyi savunma yapıyorlar. New York pota altı savunması daha iyi. Miami ise tam konsantre olduğunda Wade&LeBron'la rakibi boğuyor (daha bench'ten gelen Shane Battier'den bahsetmedim bile.). New York daha yavaş tempoyla oynamayı seviyor, Miami ise hızlı hücumda her takımı ezip geçer. New York için top kayıplarının ölümcül olacağını herkes biliyor. LeBron&Wade hızlı hücumları sürüklemeye başladığında karşılarında kimse duramıyor çünkü.

Hem Miami, hem de Knicks rotasyon değişikliklerine adapte olmak zorunda. Amar'e sakatken Carmelo 4 numara oynuyordu. Miami'de ise Spoelstra Joel Anthony'yi ilk 5'ten çıkardı ve Haslem'i yerleştirdi. Miami'nin, uzun oyuncuları, özellikle de harketliyken topu alıp potaya yüklenen uzunları durduramadığından bahsetmiştim. Peki Chandler'a kim karşı koyabilir? Haslem değil. Takımların pota altı rotasyonunun nasıl olacağı tam olarak belli değil. Sık sık eleştirilen iki oyuncu Bosh (sezon başında çok iyi oynuyordu, gittikçe yavaşladı.) ve Amar'e birbirilerini dengeleyecek gibi görünüyor. Amar'e fiziken, Chris Bosh ise kafaca daha üstün. İkisinden biri eşleşmede ön plana geçerse takımları için ne kadar acayip bir avantaj yaratacağını söylememe gerek yok herhalde.

New York'ta Lin ilk turda oynayamayacak. Geriye Baron Davis (Baron sağlıklı olsa Miami'nin cılız oyun kurucularını post up'la bile yerle bir edebilirdi.) ve Mike Bibby'nin kaldığı düşünülünce kocaman bir oyun kurucu problemleri olduğu aşikar. Diğer tarafta Mike Miller defalarca sakatlık geçirdi ve pek çoğunu atlatabilmiş değil ama oynayacak. Skor yükü 3 kişinin omuzlarına yüklenince Miami zorlanabiliyor. Miller sayı atınca sayılar dağılacak ve hepsinden önemlisi Miller 3'lükleriyle tüm takımın dengesi yerine gelecek. Rakipler Miami'yi savunmak için pota altında kalabalıklaşıp LeBron ve Wade'e penetre alanı bırakmamaya çalışıyorlar. Dış şutlar yalnızca 3 sayıdan çok daha büyük anlam taşıyor.

Geçen hafta Wade'in parmağı çıkmıştı ama her maç forma giyebilecekmiş. Knicks, süper bir savunmacıya dönüşen çaylak Shumpert'la Wade'i tutacak. Wade'in yüzde kaçıyla sahada olabileceği belli değil. Eğer sağlıklı değilse işler karışacak. New York cephesinin en büyük arzusu belli: Wade'in çok skor üretemeyecek halde olması. Amar'e ve Bosh'u kafa kafaya çarpıştırıp seriyi LeBron vs Carmelo düellosuna çevirmek istiyorlar. Peki Wade ne diyor: "Uzun süredir Miami'deyim ve New York'a karşı bir maç kazandığımızda camianın nasıl hissettiğini biliyorum. İki takım arasında yaşanan rekabeti herkes biliyor. Ben de bunun farkındayım ve bir haftadır aklımda tek düşünce var: Knicks'le oynayacağız."
                                                
2:50'de meşhur kavga var. Maçın kendisi de çok meşhur zaten. 1997 Konferans Yarıfinalleri.

Miami'nin farklı kazanacağı maçlar olabilir, hatta bence 6. maçta Knicks elenir ama ilk tur serilerinin hiçbirinde bu kadar büyük drama yok.


PACERS vs MAGIC
Spoiler vermek gibi olmasın ama serinin sonucu belli: 4-0. Magic ligin açık ara en fazla 3'lük atan takımı. Bu kadar iyi 3'lük atan takım elbette ki günündeyse maç kazanacaktır. Ama ben 1 maç bile kazanabilirlerse şaşırırım. Howard ameliyat kararı alınca playoff serisi de öldü. Dwight takımın hem hücum, hem de savunma lideriydi. Zaten Orlando'nun bu kadar iyi 3'lük atmasının temel sebebi de pota altında 2 kişilik mücadele veren Dwight sayesinde 4 şutöre alan kalmasıydı. Maçı seyretmeyi bile düşünmüyorum. Pacers'ı görmek için ara ara bakarım.


MAVERICKS vs THUNDER
OKC hakkında geçen haftalarda çok konuştum. Koç oyun çizemiyor, yalnızca 3 oyuncu şut attığı için tahmin edilebilir bir takıma dönüşüyorlar, pick&roll deneyen yok, iç/dış dengesi her akşam tecavüze uğruyor, hatta seks kölesine dönüşmüş durumda... Spurs'le karşılaşırlarsa eleneekler. Grizzlies'e karşı şansları %50'den fazla değil. Lakers'ı atletik olarak domine etmelerine rağmen olası eşleşmede benim favorim Lakers olur. Ama Dallas'tan çok daha güçlüler.

Dallas Tyson Chandler'ı kaybettiği için ligin en iyi pota altı ikilisine (Bynum&Gasol) karşı hiçbir çareleri olmayacaktı. Lakers'tan kaçıp OKC ile eşleşmek onlar için ideal yoldu zaten. OKC'nin de çok iyi uzunları var ama yalnızca savunmayla ilgilendikleri için Dallas pota altı savunmasını pek zorlayamazlar. 

Takımların şu anki haline bakınca OKC'nin 4-1 yenmesi gerekir ama Dallas sonşampiyon. İlk maçı izlemeden yorum yapmak istemiyorum (yani kolaya kaçıyorum.). Birbirleriyle nasıl mücadele edeceklerini, nasıl eşleşeceklerini, Dallas'ın playoff'lara nasıl gireceğini görmek lazım. Çünkü NBA tarihine bakınca bir şeyi çok iyi anlıyoruz: "Asla bir şampiyonun kalbini hafife almamalıyız."
                                                
______________________________________________
[1]Yok lan, boş boş konuşma fırsatını kaçırır mıyım? Takımları kafamda tartıp tahminlerde bulunmayı çok severim. Eşleşmeler hakkında 2 satır yazdıktan sonra kendimi tutamam zaten.

[2]Pandalar harbi arkadaşlardır. Eğer bir pandayla arkadaşsanız ona gönül rahatlığıyla bacınızı/kocanızı emanet edebilirsiniz.

[3]Sorun Boozer'ı besleyememeleri değil, Boozer'ın ölüm orucuna girmiş olması. D-Rose kameralar karşısında takım arkadaşını kötülemek istememiş.

[4]Abartmıyorum, taammüden adam öldürmekten bahsediyorum.

Monday, April 2, 2012

Kazanma Zamanı (Reggie Miller vs New York Knicks)

ESPN otuzuncu yaşgünü için 30 for 30 isimli bir belgesel dizisi yayımladı. Hepsi birbirinden güzel. Gelmiş gemiş en büyük 30 atlet hakkında belgesel çekmemişler. Önemli sporcuların etrafında şekillenmiş fakat geçen senelerle beraber unutulmaya yüz tutmuş hikâyeleri anlatıyorlar. Belgeseller çok sevildiği için yenilerini de çekmeye başladılar.

Futbol (amerikan olanı), hokey, boks, atletizm seviyorsanız hepsine göz gezdirin. Basketbol seviyorsanız Len Bias, Jordan'ın beyzbol macerası, Iverson'ın hapis günleri,  Yugoslav basketbolcular, Magic'in AIDS'le savaşı ve Kolej Ligi'nden birkaç hikaye ilginizi çekecektir. Fakat NBA hakkındaki belgesellerden en eğlencelisi Reggie Miller ve Knicks'i konu alıyor: Kazanma Zamanı. 2010'da yayınlanan filmi Dan Klores yönetmiş. Miller'ın 90'larda Knicks'e karşı verdiği mücadeleyi pek çok NBA sever bilir. Eğer bilmiyorsanız, öğrenmek için bu belgeseli izlemekten daha eğlenceli bir yol bulmak mümkün değil.

İngilizce izlemek isteyenler şöyle buyursun,
                   

Aynı belgeseli NTV de Türkçe'ye çevirip yayınladı. Bir takım süper insanlar tercüme edilmiş hâlini de YouTube'a yüklemişler. Buyrun,