Showing posts with label 2010 Playoffs. Show all posts
Showing posts with label 2010 Playoffs. Show all posts

Sunday, June 20, 2010

2010 NBA World Champions (Özet Geçiyorum)

Konferans Finallerinde her iki seri de müstakbel finalistlerin lehine 2-0 olunca Rivalries Never Die demiştim. Perşembenin geleceği çarşambadan belliymiş nitekim.


İlk maç Lakers'ın iki yıldızı çok iyi oynadı. Gasol 23 sayı ve 14 ribaund, Kobe 30 sayı: 102-89; 1-0
İkinci maç Ray Allen sekiz üçlük isabetiyle finaller üçlük rekorunu kırdı ve Celtics evsahibi avantajını eline geçirdi: 103-94; 1-1
Üçüncü maç tüm hücumlar kilitlendiğinde Derek Fisher özellikle son çeyrekteki sayılarıyla Lakers'a evsahibi avantajını geri getirdi: 91-84; 2-1
Dördüncü maç Davis ve Robinson(Shrek&Donkey) alâkasız biçimde maçın sürükleyicileri oldular. Özellikle Davis coştu: 96-89; 2-2
Beşinci maç Kobe bir ara kafayı yiyip üst üste 20 sayı attı. Fakat %50 ile 27 sayı atan Pierce ve ekibi maçı bırakmadı: 92-86; 2-3
Altıncı maç Lakers takım hâlinde inanılmaz oynadı. Özellikle bench katkısını unutmamak gerek: 89-67; 3-3
Yedinci maç son beş yılın en sert maçlarından biriydi muhtemelen. Son çeyrekte hakemler fazlaca faul düdüğü öttürdüyse de ilk üç çeyrek herkes ölümüne mücadele etti. Tüm hücumlar kilitlendi. Ron Artest 20 sayıyla öne çıktı, Kobe %25 ile hücum ettiği maçın sonuna doğru serbest atış çizgisine gidip sayılar buldu, Gasol son anlarda çok kritik ribaund-blok-sayı kaydetti: 83-79; 4-3
Lakers vs Celtics rekabetinin 2000'lerdeki ayağı 1-1 eşitlikle sona ermiş gibi görünüyor. Şu an için.

Ray Ray x8

Ray Allen final serisinin ikinci maçında sekiz üçlük atarak daha önceden Michael Jordan'a ait olan 'finaller serisinde en fazla üçlük atma rekoru'nu geliştirdi.



Hazır Ray Allen'ın geliştirdiği rekordan bahsetmişim, Jordan'ın performansını da eklemeden geçmeyeyim. 1992 finallerinin ilk maçı. Jordan ilk yarıda 6 üçlük isabeti buluyor ve 35 sayıya ulaşıyor. Zaten maçı 39 sayı ile bitirecek, seri sonunda ikinci yüzüğünü kazanacaktı.


Ray Allen, onsekiz sene sonra ilk yarıda attığı yedi üçlük ile bu rekoru da kırdı.

Pierce vs Artest

Lakers-Celtics serisinin ilk maçı başlar başlamaz serinin nasıl geçeceğine dair önemli bir ipucu bulduk. Artest ve Pierce birbirine girdi:


Bu ikilinin mazisi çok daha eskilere dayanıyor. Artest zamanında Pierce'ın şortunu indirmişti. Artest Pierce'a hakemler kendilerine bakmazken tokat atmıştı. Pierce Artest'i son gücüyle itmişti... Daha bu sezon TD Garden'da oynanan maçta hava atışından önce(yuh!) şöyle bir itişme yaşanmıştı:


Bir elimde patates, bir elimde bira, oturup bu deathmatch'i izliyorum.

Saturday, June 19, 2010

Queensbridge



Suns seriyi 2-0'dan 2-2'ye getirince, "Andrew Bynum'ı dinlendirelim, ne de olsa bu seri bitti" diyenlerin kafası iyice allak bullak olmuştu. Beşinci maçtaki Suns'ın süper performansı Artest'in son saniye basketiyle anlamsızlaştı. Maç sonu röportajında bir kez daha gördük ki, Artest klasik Artest.

Friday, May 14, 2010

New-York-Knicks!

Celtics-Cavs eşleşmesinin sonunda Garden'ı dolduran taraftarlar, Bill Simmons'ın tavsiyesine uyarak, serbest atış çizgisine geldiğinde LeBron'u yolcu ettiler: New-York-Knicks!

Cyclops



Suns dokuz sayı öndeyken Duncan'ın dirsek darbesiyle Nash'in kaşı açıldı. Spurs farkı 1 sayıya indirdiğinde tekrar oyuna girdi ve son çeyrekte 10 sayı 5 asistlik bir performans sergileyerek Suns'ı galibiyete taşıdı. Run&gun'a geri döndüklerinden ötürü sezon boyu verimli olacaklarını tahmin etmiştik ama play-off'larda Spurs'e karşı ne yapacakları merak konusuydu. Nash, merakımızı dindirdi. Lakers'ın işi zor olacak.

Sunday, May 9, 2010

Ginobili'nin Burnu, Eşek Burnu

Spurs-Mavs serisinde durum 1-1 ike Nowitzki'nin dirseğine takılan Ginobili'nin burnu kırıldı. Tabiî Ginobili bunu pek önemsemedi ve Spurs'ün, Mavs'i elemesinde başrolü üstlendi. Bu arada, hâlâ Everybody loves Manu yazmamışım blog'a; eksik kalmasın.

Tragic?

Geçtiğimiz sezon %39 ile 4.5 sayı ortalaması tutturan Goran Dragic için Suns taraftarları Tragic demeyi uygun bulmuşlardı. Bu sezon %45 ile 7.9 sayı atıyor, hem de Nash bench'e yollandığında olgun tavrıyla beğeni topluyordu. Aynı performansı play-off'lara taşımayı da başardı. Konferans finallerinde Fisher'a karşı peformans çizgisini daha da yükseltebilecek mi, göreceğiz.

Aşağıya, Suns-Spurs serisinin üçüncü maçında 13'te 10 isabetle kaydettiği 23 sayının görüntülerini yerleştiriyorum.


Tuesday, May 4, 2010

2010: Gone Fishin'

Play-off macerasında ilk tur maçları sona erdi. Saha avantajına sahip ekipler arasında yalnızca Nuggets ve Mavs elendi. En sıkıcı seri Magic'in Bobcats'i süpürmesiyle sona erdi. Her ne kadar Bucks üç maç kazanmış olsa dahi Hawks'ın anlamsız oyunu sebebiyle en bunaltıcı maçlardan bazıları bu seride yaşandı. Westbrook'un aksine Durant büyük hayâl kırıklığı yarattı. Blazers cephesinde birinin öleceğini düşünmeye başlamıştım; ucuz kurtuldular bence. Nowitzki Mavs formasıyla son kez sahalardaydı. Gördük ki, George Karl benzeri sert koçlar olmadan Smith-Andersen-Martin-Anthony-... gibi oyuncularla kurulu bir kadro playoff'ta tümden dağılabiliyormuş. Neyse, bakın kimler balığa çıkmış:







Cavs: 4 - Bulls: 1
Magic: 4 - Bobcats: 0
Hawks: 4 - Bucks: 3
Celtics: 4 - Heat: 1

Lakers: 4 - Thunder: 2
Spurs: 4 - Mavs: 2
Suns: 4 - Blazers: 2
Jazz: 4 - Nuggets: 2

38'lik Şahane

Where Win or Go Home Happens

Sunday, May 2, 2010

Roy Döndü!

Brandon Roy dizinden geçirdiği ameliyattan sekiz gün sonra parkelere döndü! Normal şartlarda iki hafta boyu evinde oturması gerekiyordu. Pek çok oyuncuyu aylarca yataklara düşürecek sakatlığı atlatmak büyük mesele. Üstelik Roy da sakatlıkları çabuk atlatabilen biri değildir. Sadakat, hırs, soğukkanlılık, liderlik, closer potansiyeliyle belki "NBA'in en büyüğü" olmayabilirsiniz ama franchise efsanesi olmanız işten bile değil. Bu anlamda kendisini Paul Pierce'a benzetiyordum. Şu play-off hikâyesiyle hayran kalmadım değil.

Aşağıdaki videoda Roy'un dördüncü maçta oyuna girdiği ânı görebilirsiniz. Suns karşısında yaklaşık on sayı geride olan Trail-Blazers, Roy ısınmaya başladığı anda büyük bir seri yakalıyor ve öne geçiyor. Roy yalnızca 10 sayı atmışsa da maçın kazanılmasında en önemli faktör desek, yanlış olmaz.

Marquette'in En İyi Oyuncusu

Wade 46 sayı attı. Üstelik yedide beş 3'lük isabeti kaydetti. 3'lükleriyle anmadığımız Dwayne Wade (Normal sezonda maç başına yaklaşık bir adet 3'lük isabeti buluyordu), tam anlamıyla yanmaktaydı. Doc Rivers da hem esprili, hem de mütevazı bir üslûpla okuldaşını övmeyi ihmâl etmemiş.

Seri 4-1 bitti. Celtics sene başından beri ilk kez sağlıklı göründü açıkçası. Sonraki turda Cavs'e kan kusturacaklardır. Heat ise seneye ikinci süperyıldız ile anlaşmaya çalışacak.

Monday, April 26, 2010

J-Rich: 2 - Trail-Blazers: 1

Richardson, NBA'in en istikrarsız oyuncularından biri. Zaten atletik özelliklerinin yanına istikrarlı sayı potansiyelini eklemiş olsaydı, çoktan all-star maçında görmüş olurduk.


Serinin ikinci maçı 20 nisan'da oynandı. Richardson, 16'da 11'le 29 sayı attı. Özellikle maçın belli bölümlerinde değil, tümünde konsantre gözükmesi en büyük artı.
22 nisan'daki üçüncü randevuda ise 19'da 13 isabetle tam 42 sayı attı. Ayrıca iki maçta aldığı ribaund sayısı 14. Bu oyununu sürdürürse ilk maçta sürpriz biçimde yenilmiş olsalar da zayıf Portland'ı rahat geçeceklerdir.

Aynı zamanda Grant Hill'in oyunu da parmak ısırtıyor. Play-off'lar öncesi Suns hakkında yazdığım yazıda Phoenix yönetiminin Tuscon şamanlarıyla irtibata geçtiklerine dair latifeler yapıldığından bahsetmiştim. Defansta umduğumdan çok daha dirençli duruyor Hill. Özellikle hücumda mümkün olduğunca hareketli bir üslûpla oynuyor, önü boşaldığında smaca kalkıyor, pick and roll'ün iki ucunu da başarıyla sahneliyor. Hayranlık duymamak elde değil.

Örnğin ikinci maçta, oyunda kaldığı 25 dakika'da 11'de 10 isabetle 20 sayı buldu ve 8 ribaund aldı.

Friday, April 23, 2010

Mehmet sakatlandı

Mehmet Okur, sezon boyu korkunç oynamış, uzun süre boyu hiçbir maçta başarılı, yani kendi standartlarında performans sergileyememişti. All-Star arasının ardından yavaş yavaş kıpırdanmaya başlayan Memo, son bir ay içinde, all-star seçilmesini sağlayan istatistik kâğıdına ulaşmış, double-double yapmadan maç bitirmez olmuştu.

Kirilenko'nun hem sakatlık, hem de formsuzluk ile boğuştuğu şu aylarda, Jazz'in Memo'ya muhtaç kaldığını söylemeye bile gerek yok. Normal sezonun son maçında Suns'a karşı aldıkları ağır mağlubiyetin ardından Nuggets serisinin zorlu geçeseği belliydi çünkü. Serinin daha ilk maçında Mehmet aşil tendonundan sakatlandı. Zaten tam olarak üstünden atamadığı sakatlığa rağmen oynuyordu.

Sakatlığı sebebiyle playoff'lar bir yana, Dünya Şampiyonası'nda bile oynayamayacak. Tam form tutmuşken böylesi talihsizliğe maruz kalmak pek acı olsa gerek.


Yukarıdaki videonun yirmibeşincei saniyesinden itibaren sakatlık ânı görülebiliyor.

Batı Konferansı



Lakers vs Thunder

Phil Jackson seri başlamadan evvel hakemleri işlemeye, basketbol camiasının teneffüs ettiği atmosferi lehine çevirmek için medya önünde yeni bir algı biçimi yaratmata başladı. İkili mücadelelerde Kevin Durant'in hakemlerden çok sayıda faul düdüğü çıkardığını iddia etti meselâ. Elbette ki süperyıldızlar diğer oyunculara kıyasla daha rahat faul çizgisine giderler; Bryant, James, Wade, Anthony, Durant... Klasik Jackson oyunları. Nasıl Kobe trash talk konusunda becerikliyse, Jackson da -Riley gibi- böylesi iğnelemelerin en büyük üstadlarından. Jackson cephesinde değişen pek bir şey yok ama genel anlamıyla şampiyon cephesinde büyük sorunlar mevcut. Öncelikle Kobe Bryant sağlıklı değil. Kendi ekseni etrafında dönemekte zorlanan, ilk adımı yavaşlamış bir Kobe, hücumu tek başına sürüklemeye çalıştığı ölçüde takıma zarar verecektir. Tüm sezonun yorgunluğu çıkmış gibi görünüyor. Onca sakatlığa rağmen oynamaya devam etmek isteyebilir ama antrenörlerin playoff'ları düşününerek onu dindlendirmeleri gerekirdi. Bir şekilde kendini toparlasa bile Fisher'ın hiçbir hızlı guard'ı savunamaması, bench'in inanılmaz ölçüde formsuz olması Lakers'ın önündeki diğer problemler. Walton sakatlıktan yeni çıktı, Vujacic Şarapova ile gönül eğlendiriyor, Farmar aynı Farmar, Mbenga, Powell... Eğer Lakers pota altındaki iki kuleyi kullanmazsa -şimdi olmasa bile, sonraki turlarda- zorlanacaktır.

Gelelim Oklahoma City cephesine. Durant, Westbrook, Green gibi hem genç hem de yumuşakbaşlı oyuncular üstüne kurulu bu takım, Scott Brooks'un 'ağabeyliğinde' kenetlendi ve geçtiğimiz sezona oranla büyük gelişim kaydederek playoff'lara sekizinci sıradan katılma hakkı kazandı. Westbrook, tüm seri boyunca maden bulmuşçasına Fisher'ı geçip potaya yönelecektir. Her ne kadar Durant serinin sayı kralı olacaksa da Westbrook'un pek aşğı kalacağını zannetmiyorum. Seri sonunda elbette ki Lakers sonraki tura yükselen taraf olacak ama Thunder seneye çok daha dişli bir rakip olarak dönecektir.

Trail-Blazers vs Suns

Portland sezon boyunca üstüne çöken lanetten kurtulamadı. Onlar için tek kurtuş umudu büyücülerde artık. Sezon boyu süren sakatlıklardan uzun uzun bahsedeceğim bir post yazacağım yakında. Bu sebeple en önemli hücum silahlarının Aldridge olduğunu yazıp geçiyorum şimdilik.

Phoenix, Potland'ın tam aksine yaşlı ve sakat oyuncuların tekrar basketbola bağlandıkları bir şehir. Hattâ Tucson'dan getirdikleri şamanlardan yardım aldıkları konusunda şaka yollu muhtelif rivayetler mevcut. Grant Hill birkaç metreden zıplayıp spektaküler smaçlar yapıyor, Nash en yaşlı asist kralı ünvanına ulaşıyor... Richardson'ın istikrarsız performansı, Barbosa'nın sakatlıklar sebebiyle formsuz olması şu an için pek önemli değil. Zaten normal sezonun sonuna doğru hem Nuggets'ı, hem de Jazz'i ezerek yenmeleri de form durumları hakkında bilgi veriyor. Portland en fazla bir maç alır.

Mavericks vs Spurs

Spurs, 2000'ler boyunca sezona yavaş başlar, playoff öncesi tüm takım formunun zirvesine ulaşırdı. 2010 yılında da benzer bir durum ile karşı karşıyayız. Zaten playoff'larda Spurs'ün tüm gücüyle oynayacağını ve rakibine sorun yaşatacağını tahmin etmek zor değildi ama özellikle Duncan'ın çizdiği sağlıklı görüntü, Ginobili'nin inanılmaz form düzeyi ve Parker'ın dönüşü şampiyonuk hayâlleri kuran Mavs için demirden leblebi misâli bir rakip yarattı. Ayrıca ench'ten gelen Richardson'ın olası düzgün performansı ve çaylak Blair'in kattığı mücadeleci ruh, Spurs tarafındaki olumlu noktalar.

Golden State'e elendiklerinden beri ilk kez şampiyonluğu düşünmeye başlayan Mavericks, point guard mevkiinden center'a dek irileşti ve playoff takımına dönüştü. Sezon ortasında gelen Butler ve Haywood, iki numaradaki zaaflarını azaltmakla kalmadı, Dampier'ın hantal bedeninden de kurtardı onları. Kidd, Butler, Marion gibi rakip oyunculara fiziksel bağlamda üstünlük kuran oyuncular, Nowitzki'nin boy avantajı, Haywood'un hızlı ayakları ve yedek soyunan Terry, inanılmaz bir seri izleyeceğimizin garantisi adeta.

Bu iki takım batı finalinde karşılaşsalar pek şaşırmazdım açıkçası. Son birkaç senede inanılmaz seriler izleten bu iki takım yine yedinci maçta birbirlerinin bileklerini bükecekler muhtemelen. Spurs üst tura burun farkıyla daha yakın ama elenen için üzüleceğim kesin.

Nuggets vs Jazz

Jazz'in sakatlık problemleri, altından kalkılması imkânsız bir soruna dönüştü. Daha önce Memo ve Kirilenko'nun playoff'larda Jazz için ne kadar önemli olduklarını yazmıştım. Mehmet sezon sonunu mükemmel oynadıysa da aşil tendonundan sakatlandı ve birkaç ayını rehabilitasyon merkezlerinde geçirecek maalesef. Boozer'ın mental kabiliyeti malûm. Deron Williams'ın tek başına yapacakları kaç maç kazanacaklarını tayin edecek.
Billups, normal sezonun sonuna doğru gittikçe düşen bir form grafiği tutturdu. Direksiyonu eline almadığında, Nuggets'ın finale oynayabilecek bir takımla alâkası kalmıyor. Martin ve Smith gibi karakter Billups'ın takımı yönetmesi gerekliliğini bir kez daha gösteriyor. Gerçi Anthony artık iyiden iyiye olgunlaştı ve Lebron-Kobe-Wade seviyesine gelmiş durumda. Bu seriyle birlikte daha da büyüyeceğini, ligin en iyi beş oyuncusundan biri olarak anılacağını sanıyorum. Nene ve Martin gibi iki iyi pota altı oyuncusu, ısındığında durdurulamayan Smith, Carter, Andersen gibi rol oyuncuları sebebiyle seriyi 4-2 önde bitirecekler gibi görünüyor. Jazz'in iyice daralan kadrosunun nefesi üst tur için yetmeyecek.