OKC dün akşam yalnızca 2 kere top kaybı yaparak NBA rekorunu egale etti. Fakat Thunder'a methiye düzmektense Lakers'ın ölü savunması için ağıt yakmayı tercih ediyorum. Lakers, 100 pozisyona oranladığımızda rakip takımları top kaybına zorlama konusunda sondan ikinci sırada geliyor. Tüm atletizmini kaybetmiş, pas yollarına müdahale edemeyen, Thunder kısalarının önünde duramayan bir kadroyla karşı karşıyayız. Üstelik Lakers'ın transition savunması kabul edilemez seviyede (24. sıradalar - via synergy). Dün akşam savunma ribaundunu alan her Thunder oyuncusu topla rakip sahaya geçip çembere gitti.
Hiçbir kısanın vasat seviyede bile savunma yapamadığını, Dwight sağlıklı olmadığı için boyalı alana giren her rakibin boş turnike attığını, savunma rotasyonunda sürekli aksadıklarını, pick&roll'de devrilen oyuncuyu engelleyemediklerini, MWP'nin artık yalnızca iri oyuncuları savunabildiğini de düşünürsek playoff şanslarının kalmadığına hükmedebilirdik. Fakat playoff'a kalacaklar. Çünkü Kobe Bryant, yalnızca basketbol tarihinin değil, spor tarihinin gördüğü en özel isimler arasında (ki blog sakinleri, benim Kobe'yi pek sevmediğimi biliyorlardır.).
[disclaimer: Bu paragrafta basketbol aklını yarı yarıya bir kenara bırakıp yola duygularla devam ettim] Sayı yüzdesinden bağımsız olarak en özel Kobe sezonlarından birini yaşıyoruz. Yalnızca sakatlıklar, verimlilik veya yaşlılık ile açıklayamayacağımız akıl almaz bir irade gösterisiyle karşı karşıyayız. Tüm problemlerine rağmen (Dwight'ın iq seviyesi, Gasol'un sağlığı, korkunç bench...) hiçbir zayıflığa sahip olmadığını kanıtlamaya çalışan, hatta buna inanan ve bu uğurda sürünün gençleriyle sonucu belli bir savaşa giren yırtıcılara benziyor. Kobe Lakers'ı playoff'a taşıyacak, azamî 1 maç kazanıp elenecek ve ben 2013 Kobe'yi unutmayacağım.
Rockets
Trade deadline'da hem Patterson'ı, hem de Morris'i gönderip tüm PF rotasyonunu değiştirme kararı alan Morey, Patterson/Morris'e hiç benzemeyen ama all-star potansiyeline sahip Thomas Robinson'ı almıştı (Ben NCAA'i veya Kings'in bu seneki maçlarını pek izlemediğim için tam bilgiye sahip değilim ama atletizminden orta mesafe şutuna dek pek çok özelliği methediliyor.). Morey bu sene playoff'lara kalmayı değil, orta vadede contender olmayı istiyor. Haliyle all-star olmayacağını anladıkları Patterson'ı gönderdiler.
Alan paylaşımında istikrar sağlayan şutör 4 numaraları gönderdikleri için pek çok insan gibi bu seneki playoff yarışında yara aldıklarını düşünmüştüm. Spread pick&roll oynayan, Harden ve Lin'in penetrelerini takiben yay etrafındaki şutörleri bulan bir takımın alan paylaşımına feci şekilde muhtaç olduğu aşikar. Sürdürülebilir olup olmadığına emin değilim ama şu ana dek Motiejunas gayet iyi oynuyor.
İstatistikler: Morr/Patt %37'yle maç başına 2,1 3'lük isabeti buluyordu. Donatas trade deadline sonrası %40'la 1,2 isabet kaydediyor. Takas sonrası net rating'i 22,4 (Sahada olduğu 100 pozisyon başına 130,3 atıp, 107,9 yiyorlar.). Rockets'ın bu sürede en çok kullandığı iki line-up'tan (Her ikisini de 52 dakika kullandılar) verimli olanı şöyle: Lin-Harden-Parsons-Motiejunas-Ömer: 100 pozisyona uyarladığımızda 141,9 atıp, 101,6 yiyorlar.
Rockets'ta Ömer hariç hiçbir oyuncun elit savunmacı değil. Hatta pek çoğu vasat seviyede (Sezon başından beri 18 milyon kere söylediğim gibi: Harden'ın hücum repertuarına rağmen Wade'in hâlâ daha değerli bir oyuncu olmasının sebebi bu). Fakat playoff'lara kalma ihtimalleri Lakers, Jazz ve Warriors'tan daha fazla.
ps. Ayrıca guard rotasyonunda Patrick Beverley iyi oynamasına rağmen Aaron Brooks'la anlaştılar. "6 aydır mega şanslı gidiyoruz, playoff öncesi biraz saçmalayıp karmada denge bulalım" gibi bir fikre kapıldılar sanırım.
Harlem Shake
Miami'nin Harlem Shake'ini takiben Nuggets
da bir video hazırlamış. Aslında arkada Kenny, Cookie the Ogre gibi
enteresan karakterler var ama kameranın önünü kapatacak kadar gerizekalı
oldukları için videonun değeri iyice düşmüş. Neyse, zaten en güzel Harlem Shake videosunu Timberwolves hazırladı.
Spurs. Playbook Muhabbeti.
Bu oyunun üstünden 10 gün geçti ama taslağı hazırlayıp unutmuşum. Soğuk servis ediyorum, buyrun.
Tony Parker sağ köşede, Kawhi Leonard ve Danny Green kanatlarda. Ginobili topu oyuna sokacak. Tim Duncan, sağ köşeden sol köşeye cut yapan Parker için perde hazırlamaya gidiyor ama perdede kontağı sağlamaksızın kayıyor ve Danny Green'in hazırladığı down screen'i kullanıp sol elbow'a çıktıktan sonra Ginobili'den pas alıyor. Oyun Duncan ve Ginobili'nin yeteneklerine ithafen çizilmiş; Duncan'ın elbow'dan verdiği pas ve Ginobili'nin repertuarındaki en meşhur numaralardan biriyle basket geliyor.
Normal süre biterken kullandıkları bu oyunu, uzatma devresinin sonlarında yine denemeye çalıştılar. Fakat Draymond Green ve Klay Thompson bu defa hazırlıklı oldukları için savunmada iyi iş çıkardı.
Son pozisyonda yine aynı oyunu denediler. Stephen Curry'nin kendi adamını bırakmaya meyilli olduğunu, David Lee'yle beraber "switch yapsak mı yapmasak mı" diye derin düşüncelere daldığını (dikkat etmediyseniz bir önceki videoyu tekrar izleyin) gördükleri için başka bir şekilde bitirmeye çalıştılar.
Rastgele Notlar:
-Warriors'un savunması çöktü. (100 pozisyon başına) daha fazla sayı yiyorlar, rakipleri daha az top kaybına zorluyorlar, toplam savunma ve hücum ribauntlarının daha azını toplayabiliyorlar, daha yüksek yüzdeyle sayı yiyorlar... Azim/hırs/gençlik/enerji gibi kriterler, 82 maçlık sezonda yavaş yavaş erozyona uğruyor. Playoff öncesi tekrardan toparlayıp toparlayamayacaklarını göreceğiz.
-Yazıhane'de Wilt'in 100 sayılık performansını anlatabilmek için Wilt'in hayatını ve 1960'larda NBA iklimini anlattım. Anekdot yağmuruna dönmesin diye birkaç klasik kurgu numarası kullanarak okura soluk alma fırsatı vermeye çalıştım falan fistan. Gidip okuyun.
Rondo son 32 normal sezon maçında 10+ asist yaptı. Bu alanda yalnızca iki ismin gerisinde: John Stockton (37) ve Magic Johnson (44). Dün gece oynayamadı ama serisi devam ediyor.
Bu arada başka bir istatistiğe daha denk geldim. Üst üste en fazla normal sezon maçında 11+ asist yapma rekorunu ele geçirmiş Rondo. Stockton'ın 27'lik serisini bir maçla geçip bu alandaki rekoru 28'e getirmiş (11+ serisi geçen hafta sona erdi.).
Gündem meşgul olduğu için kimseye konuşacak pek fırsat kalmıyor ama sezonun underrated hikayelerinden biri de Kobe'nin oyun tarzındaki şahane değişim. Lig tarihinde en fazla imkansız şut deneyen süper yıldız Kobe olsa gerek; uzun mesafeli fade away'ler, 3'lük çizgisinin gerisinden pull up jumper'lar, ikili sıkıştırmalara karşı el üstü şutlar... Fakat bu sezon sürekli azami verim alabileceği tercihi kovalıyor, toplu buluştuğu anda iyi şut atabileceği spotlar arıyor. 1998/99'dan beri ilk kez maç başı kullandığı şut sayısı 17'ye indi zaten (Geçen sene 23).
Mesela geçen sezon tercihlerinin %28'ini izolasyonlar oluşturuyormuş; bu sene aynı istatistik %17'ye indi. Yaşlanmasına rağmen son 4 senedir maç başına en fazla çember altından şut kullandığı seneyi yaşıyor. Kariyer şut yüzdesi %45, bu sezon %55. Kariyer 3'lük yüzdesi %34, bu sezon %44. Hatta kariyer serbest atış yüzdesi %84, bu sezon %92.
2006'da son 20 yılın en ihtişamlı skorer performansına imza atmış bir süper yıldızdan bahsediyoruz. Kariyerine farklı bakış açılarından göz gezdirince çok daha etkileyici dönemlere muhakkak rastlayabiliriz. Fakat 17 senedir böylesine bilgece oynadığına şahit olmamıştım.
ps. Kobe&Howard hariç Lakers oyuncularının şut yüzdeleri: Hill %47, Pau %40, MWP %37, Jamison %37, Blake %35, Morris %34, Nash %33, Meeks %27, Ebanks %23
D'Antoni
Mitch Kupchak, D'Antoni'yi Los Angeles şehrine takdim etti. Değneklerle yürüyebilmesine rağmen çok rahat ve pozitif görünüyordu. Açıklamalardan öne çıkanlar:
*Kabul edilebilir yegane başarı kriterinin şampiyonluk olduğunu biliyor: "Bu uzun vadede sonuçlanacak bir proje değil. Hemen kazanmak için buradayız."
*Bol bol hücum edeceklerini ve hücumun sürekli akacağını söyledi: "En iyi kadro sizdeyse pozisyonları azaltmaya değil, çoğaltmaya çalışırsınız." Tercüme: Hücumlar 7 saniyede bitmeyecek, sürekli yarı sahadan yarı sahaya koşmayacağız ama tempolu hücum edeceğiz.
*110-115 sayı atmaları gerektiğini söyledi. Tercüme: Dizim için kullandığım ağrı kesicilerin etkisi altındayım.
*Her oyuncuyu kendi özelliklerine göre kullanmaya gayret edecek.
*Mesela Jodie Meeks'ten ne istediğini kendisine çok net söylemiş: "Ne zaman şut atmanı istiyorum biliyor musun? Top sana geldiğinde." D'antoni şöyle devam ediyor: "NBA'de olmasının sebebi belli. Asist yapmasına, top sürmesine gerek yok." Zaten Meeks'in shotchart'ına bakınca yegane yeteneğinin kanattan 3'lük atmak olduğu belli.
*Steve Blake'i eskiden beri sever, sistemine uygun görürmüş. Meeks, Ebanks, Blake, Hill ve hatta Jamison gibi bench oyuncularının daha iyi performans göstereceğini tahmin etmek güç değil. Zaten şu anki tablodan kötü olmaları imkansız.
*Showtime-vari basketbol oynamak istediğini söyledi. (Magic Johnson esprileri)
*Motown dinliyormuş.
Clash of Titans
2011 playoff'larında Z-Bo, Perkins için "beni tutmak için fazla yavaş" demişti: "Tek şansı bana faul yapmak." Geçen akşam mazilerine yeni bir sayfa eklendi. Birbirlerini döveceklerini iddia ettikten sonra oyundan atıldılar. Tartışma soyunma odalarına taşınmış. Hatta fiziksel münakaşaya girdiklerine, polis ve güvenlik görevlilerinin ikiliyi zor ayırdığına dair rivayetler de vardı. Fakat birbirlerine fizikî müdahalede bulunmadıkları ortaya çıktı.
Birkaç maçın ardından koçu kovmak, Akdeniz ülkeleri için neredeyse bir ritüel. Fakat Mike Brown'ın kovulması, NBA'de alıştığımız koç sirkülasyonuna aykırı bir örnek. Tabii Lakers'tan bahsediyoruz; basketbol takımından çok reality show'a benzeyen bir camiadan. Sezon başında Princeton Offense uygulama kararı almışlardı. Alan paylaşımı, topsuz oyun ve paslaşma üstüne kurulu olan bu hücum sistemini şu ana dek becerebildiklerini söylemek imkansız. Fakat uzun vadede işler değişebilir miydi? Elbette. Eğer kadronuzda ligin en önemli defansif gücü[1], ligin en yetenekli uzunu, en cüretkar hücumların point guard'ı ve Kobe varsa beceremeyeceğiniz hiçbir hücum sistemi yok.
Zaten takımın Princeton Offense'e muhtaç olmamasının temel sebebi de bu. John Stockton'la beraber lig tarihinin en iyi pick&roll oynayan guard'ı (Nash) ve son yılların en iyi potaya devrilen oyuncusuyla (Howard) PnR oynamak kadar doğal bir şey yok. Şimdi mikrofonları Mike Brown'a çeviriyoruz: "Phoenix senelerce pick&roll oynadı. Pek çok maç kazandılar ama mayıs ayında ne yapabilmişlerdi?[2]" Bravo Mike. Geçen sezon boyunca Lakers hücumlarını Kobe'nin izolasyonlarına mahkum eden bir insan olarak son yılların en önemli hücum şefine laf atmış oldun. Unutmadan, artık kendisi senin oyun kurucun.
Mike Brown'ın abuksubuklukları bitmiş değil. Lakers bench'i zaten zayıf ama Brown olabilecek en saçma rotasyonları kullandığı için zerre katkı alamıyorlardı. Ebanks, Nash'in sürüklediği hızlı hücumlarda ideal bir kanat oyuncusuna dönüşebilir ama Brown Ebanks'le ne yapmak istediğine bile karar verememişti. İlk 5 başlattığını da, bench'ten kaldırmadığını da gördük. Keza Jordan Hill. Kadroda beraber oynayabileceği en son insan Dwight... ve Howard&Hill ikilisi beraber sahada duruyordu[3]. Matt Barnes gibi birkaç alanda vasat üstü performans gösterebilen oyuncular, Jodie Meeks gibi tek iyi özelliği (kanattan 3'lük) olan oyuncular, atlet gençler, veteranlar... Mike Brown bahsettiğim tüm oyunculardan minimum seviyede katkı alabilmişti.
5 maç sonunda Princeton'dan vazgeçen yönetim haliyle coaching staff'ı da değiştirme kararı aldı. Tabii bunu Jim Buss'ın açıklamalarından ("Mike Brown'la hiçbir sorunumuz yok") yalnızca bir gün sonra yaparak bir kez daha Lakers usulü bir performansa imza atmış oldular.
Zen Master değil D'Antoni
Phil Jackson emekliye ayrıldığında ayağa kalkacak enerjisi bile kalmamıştı. Lakers Mavericks'e süpürülünce bir daha asla koçluk yapmayacağını düşünmüştüm. Hatta geçen akşam Staples Center "We want Phil" tezahüratıyla yankılandığında bile pek ihtimal vermiyordum (Üstelik Jim Buss Zen Master'ın tüm yardımcılarını, antrenörlerini göndermiş, artık üçgen hücuma değil iyi bir savunma takımına muhtaç olduklarını söylemişti. Emekliye ayrılan efsanevî koçsa oğul Buss ile aralarında problemler olduğunu itiraf etmişti.) ama haber siteleri sürekli güncelleniyordu: "Lakers Phil'i istiyor... Jackson'ın tüm şartlarını kabul etmeye hazırlar..." 24 saat öncesine dek Phil Jackson'ın yeni Lakers koçu olacağı, hayatı boyunca yarışmacı alanlarda öne çıkmış yüzlerce isim gibi emekliliğe dayanamayacağı düşünülüyordu. Hatta coaching staff'ın şekillendiğini iddia edenler bile vardı[3].
Tahmin edilebileceği gibi pek çok istekte bulunmuştu; uzun deplasman turlarına katılmamak, şu an Pacers'ta asistan koç olan Brian Shaw'ın tazminat ödenerek Los Angeles'a getirilmesi (ve muhtemelen rakip salonlarda bizzat koçluk görevini üstlenmesi), senelik 8 haneli maaş ve hepsinden önemlisi Jim Buss'la Mitch Kupchak'in kontrolü kendisine bırakması. Hakikaten istekler çok çok fazla ama teklif götürmeden önce çoğunu tahmin etmek güç değil.
Lakers yönetimi Phil Jackson'a pazartesi gününe dek karar vermesi için süre verdi ve ekledi: "Eğer istersen görev senin." Fakat Pazar günü bitmeden D'antoni'yle anlaştılar. Salona gelen taraftarları, Los Angeles'taki tüm medyayı, internetteki her Lakers forumunu heyecanlandırdıktan sonra yaptılar bunu[4]. Yönetimin düşüncelerini anlamak zor değil. Jim Buss'ın çok istediği Showtimevâri basketbolu en rahat oynatabilecek koçla anlaştılar. Buss hem kendi otoritesinden vazgeçmek, hem de yaz aylarında Howard ve Nash'i takıma katan menajerininin rolünü küçültmek istemiyor. Phil Jackson'a otoriteyi teslim edeceklerdi (ismini vermek istemeyen bir yönetici Phil Jackson'ın dünyaları istediğini söylemiş.) ama D'Antoni'nin savunma koçu istememek gibi sıradışı isteklerine karşı çıkabilecekler. Ve tabii ki çok daha az para ödeyecekler. Fakat Mike Brown'ı kovarken yaptıkları nahoş üslubun aynısını Phil Jackson vakasında da kullanmış oldular. Hmpf.
Jackson'ın ideal figür olsa bile ideal isim olmadığını düşünenler vardı zaten. NBA'le ucundan kıyısından ilgilenen hemen herkesin bildiği gibi üçgen hücumda oyun kurucunun işlevi asgari seviyeye çekilir. Jackson'ın sisteminde Steve Nash, yalnızca mükemmel bir 3'lükçüye dönüşecekti. Üstelik Howard'ın Triangle Offense'i sezon ortasında öğrenebilmesi neredeyse imkansız. Sağlığı sebebiyle Zen Master'ın en fazla 2 sene daha çalışabileceğini söylemedim bile. Peki D'Antoni ideal isim mi? Hayır. Neden? Çünkü o, Lin'i görememişti[5]. Eheh. D'Antoni defoları olan bir koç ama Lakers'ın belki de en önemli özelliğini (Nash&Howard) azami seviyede kullanacak. Mesela Jodie Meeks'i hayata döndürecek. Kobe'nin küçüklüğünden beri saygı duyduğu bir isim olduğu için takımın en önemli güç odağıyla problem yaşamayacak. Yaşlı Lakers 5'iyle ve atletik olmayan bench oyuncularıyla sürekli 7 saniyede hücum bitirmek gibi bir çıkmaz sokağa gireceğini de sanmıyorum.
Tabii kadroda yeterince 3'lükçü yok, bench rezalet, Howard formsuz olduğu için savunmaları korkunç, Kobe yalnızca spot up şutör değil... Batının iddialı takımlarına karşı saha avantajını elde edemezlerse (ve sezon ortasında Kupchak bikaç[6] tane iyi bench oyuncusu bulamazsa) Lakers'ın şampiyon olması benim için hala pek mümkün görünmüyor (D'Antoni'nin takımına karşı şut bombardımanı yapan OKC kısalarını hayal edin.). Fakat en azından gereksiz yere Princeton Offense için aylarca debelenmekten kurtulmuş oldular.
___________________________________
[1]Dwight hem ligde en iyi çember savunan isim, hem de toplamda (hız, güç, istikrar...) geçen seneki ekürisinden (Bynum) çok daha önde. Üstelik Howard mükemmel bir pasör değil ama Bynum gibi bir kıyamet alameti olmadığı da malum. Bynum kalmış olsaydı, Princeton Offense için anti-Christ gibi bir figüre dönüşecekti muhtemelen.
[2]6 senede 3 konferans finali. Üstelik 2000'lerdeki Batı Konferansı tarihin en çetin konferansı bile olabilir. Ha bi de Princeton Offense'le şampiyon olabilmiş NBA takımı sayısı kaç? İpucu vereyim, 1'den az.
[3]Phil Jackson - Zen Master, Kurt Rambis - comic relief (via Weakside Defense), Scottie Pippen - kimyager...
[4]Belki de hepsinden önemlisi kadrodaki oyuncuları heyecanlandırdılar. Kobe ve Gasol Phil Jackson'a duydukları saygıdan bahsettiler. Dwight Howard, Phil Jackson'ın en iyi tercih olduğunu söyledi. Howard'dan kime ne, demeyin. Sezon sonunda serbest kalma ihtimali olduğu için Lakers yönetimi bu gebeşin sesine de kulak verdiğini göstermek istiyor.
[5]Kaan Kural twitter'da "bu neyin kafası" demiş zaten.
[6]Rasheed Wallace, Antawn Jamison'dan daha iyi görünüyor şu an.
Bobcats'te yeni koç kim olacak? Zilyon tane isim var: Nate McMillan, Dave Joerger, Nate Tibbets, Stephen Silas... Fakat özellikle iki isim dikkat çekiyor:
Patrick Ewing; twitter'da şahane bir yoruma rastladım: "Jordan'ın 20 senelik Patrick Ewing'i yok etme planının son aşaması."
Jerry Sloan; Jordan+Sloan? MJ Wizards'ta Bryon Russell ile bir araya geldiğinden beri böyle abuk subuk bir hisse kapılmamıştım.
Lakers
Magic Johnson playoff'lar başladığından beri Mike Brown'ı eleştiriyor: "Hücumdan bîhaber, Gasol'u kullanmayı bilmiyor, Bynum'ı küstürdü..." Mike Brown kalacak gibi görünüyor ama Los Angeles'ta herkes Kobe'nin etrafında kurulacak daha genç ve atletik bir takım hayal etmekle meşgul. Magic rastgele takas senaryolarından bahsetmiş: "Gasol ligdeki en yetenekli uzunlardan biri, pek çok oyuncuyla takas edilebilir. Mesela Josh Smith. Üstelik Dwight Orlando'dan ayrılmak istiyorsa, Magic yönetimi Bynum'dan daha iyi bir uzun bulamaz." Zaten Mitch Kupchak de takas yapmak için geçen seneye göre çok daha agresif olacaklarını söyledi.
Knicks
Knicks'in Phil Jackson ile anlaşmaya çalıştığı konuşuluyordu. Geçen sene Jackson'ın bingo oynayan dedeler gibi kenarda oturup Lakers'ın süpürülmesini izleyişini herkes hatırlıyor. Hem ruhen, hem fiziken NBA koçluğunu sürdürecek enerji ve arzusu kalmamış gibi görünüyordu. Tabii söz konusu New York olunca herkes akıl&mantık ikilisini bir kenara bırakıyor: "Oyuncu olarak yüzük kazandığı camiayı 40 sene sonra şampiyonluğa taşıyacakmış... 12 sayısı metafizik anlamlar içerdiği için 1 yüzüğe daha ihtiyacı var... Lige dönmeye hazırmış... 50 yaş gençleşmiş..." Phil Jackson şu sıralar hamakta sallanıp adaçayı, kenevir, peyote falan fıstık içiyor bence.
Zaten Knicks yönetimi Mike Woodson ile sözleşme yapmaya karar verdi. James Dolan'ın açıklamaları şöyle: "Mike'ın takımımızı geliştirdiğini ve koçluğa devam etmesi gerektiğini gördük." Woodson normal sezonu 18-6 gibi şahane bir yüzdeyle tamamlamıştı (Lig tarihi boyunca sezon ortası takımı alan koçlar arasında en iyi ikinci galibiyet/mağlubiyet istatistiğiymiş.). Tabii başarının pek çok farklı sebebi var; Carmelo'nun hayvanî performansı ("Artık kendimi tamamen takıma vereceğim." Sapık mısın Melo, daha önce niye vermiyordun?), sakatlıklar sebebiyle sahaya çıkan savunmacı 5...
Florida
SVG'yi kovan Orlando Magic hakkında birkaç kelime: Nate McMillan, Brian Shaw, Paul Silas... ve... (bekleyin, bekleyin, bekleyin...) Phil Jackson. Bravo! Kimsenin aklına gelmemişti.
Spoelstra hakemleri eleştirdiği için 25.000 $ para cezasına çarptırıldı. Pacers üçüncü maçı kazanınca Spoelstra'nın gideceği konuşulmaya başlanmıştı bile. LeBron&Wade ilk defa herkesin beklediği garip organizmaya dönüşünce dedikodular rafa kalktı.
Maçı nasıl domine ettiklerini rakamlarla anlatmak imkansız. Yalnızca iki kişi maç yapıyormuşçasına dalga dalga Pacers'ın üstüne gittiler. Derin bench'e sahip olan Pacers müdafaada herkesi deniyor ama LeBron&Wade Bizans kalesine dalmış Kara Murat gibi önlerine geleni yok ediyordu. Yalnızca hücumdan bahsetmiyorum üstelik. Bosh'u kaybedince takımın uzun rotasyonu büyük abdest kıvamına geldiği için rakip uzunları rahatsız etme görevini de üstlenmişlerdi.
4. maç: %54'le 70 sayı, 27 ribaunt, 15 asist
5. maç: %64'le 58 sayı, 13 ribaunt, 10 asist (Tabii bu maç 32 sayı farkla bittiği için son dakikalarda oynamadılar.)
6. maç: %60'la 69 sayı, 16 ribaunt, 10 asist
Lance Stephenson henüz 3. maç bitmeden ellerini boğazına götürüp choke hareketi yapmış ve LeBron'un nefesinin kesildiğini anlatmaya çalışmıştı. Kozmos bu çocuğa sakinlik bahşetsin.
Bird Larry Bird Pacers'taki görevini bırakıyor. Herhangi bir mevkide uzun süre kalmaktan hoşlanmadığını defalarca söylemişti zaten. Tablo şöyle: En iyi çaylak (1979), MVP (1984/85/86), Finaller MVP'si (1981/84/86), Yılın Koçu (1998), Yılın Menajeri (2012). Buradan herkese gözdağı veriyorum: Be clever!
Clippers
Vinny del Negro'nun kontratında takım opsiyonu var. VDN ile Sterling'in arası iyi ama opsiyonun kullanılmayacağı konuşuluyor. Sezon içinde bile CP3'nin başka bir koçla çalışmak istediği, yönetime baskı yaptığı yolunda dedikodular çıkmıştı. Düşündükleri isimlerin başında Scott Brooks (Thunder ile yeni kontrat imzalayıp imzalamayacağı playoff sonrası belli olacak.) geliyormuş. Sessizce huzurlarınızdan ayrılıyorum.
-Bunlara 'oyun' deniyor
+Anlayamadım
-Sahada nereye gitmemiz gerektiğini anlatıyor; boş adamı nasıl buluruz, kim şut atacak... Bunun gibi şeyler.
Hele şükür tercümeyi bitirebildim (Bir ara hiç bitmeyeceğini, ebediyen bu kitabı çevireceğimi sanmıştım.). Her zamanki gibi ucundan kıyısından kırptım biçtim, böldüm yönettim. "Hangi zaman" diye düşünüyorsanız, muhtemelen yazı serisinin diğer bölümlerini okumamışsınız demektir. Vakit kaybetmeden,
Shaq'in gözünden Lakers Hanedanı bittiğine göre vakit kaybetmeksizin playoff heyecanına geri dönüyoruz. Başka bir çeviride görüşmek üzere. Beni bekleyin anacığım.
Mağlubiyet
3 farklı ameliyat seçeneğim vardı; daha önce denediğim ama işe yaramayan küçük bir operasyon, beni birkaç ay basketboldan uzak tutacak standart ameliyat ve balerinler için kullanılan, rahatsızlığı tamamen yok edecek uzun bir tedavi. Son seçeneği kabul etmek istemiyordum. 6 ay boyunca oynamamak kulağa korkunç geliyordu çünkü. Phil Jackson ise ısrar etmişti: "Sakatlığın çok ciddi ve zıplamanı engelliyor. Vücudunun diğer bölgelerine çok yük biniyor. Eğer bu işi hâlledersen 40 yaşına dek oynayabilirsin." Keşke Phil'i dinlemiş olsaydım. Kazanıyorduk. Tedavi süreci gözümde büyüyordu: tam 6 ay. Kontratımı uzatmak için yaptığımız görüşmelerde ilerleme kaydedememiştik üstelik. İkinci seçeneği kabul ettim. Yardımcı oldu mu? Biraz. Fakat sakatlığım asla geçmeyecekti.
Hem karar vermek, hem de doğru doktoru bulmak epeyce zaman aldı. Ameliyat için yaz mevsiminin sonlarına dek bekleyecek ve sezonun ilk 12 maçını kaçıracaktım[1]. Harekete geçmekte niye bu kadar geciktiğimi soran bir gazeteciye şöyle söylemiştim: "Basketbol sezonunda sakatlandığıma göre, basketbol sezonunda iyileşeceğim." Phil memnun olmamıştı; tabii Jerry Buss da. Söylediğim en zekice cümle değildi muhtemelen.
Sezona 11-19'la başlamamıza rağmen toparlanıp 50 galibiyete ulaştık. Fakat Spurs'e elenecektik. Soyunma odasına sessizlik hakimdi. 3 şampiyonluk kazanmış ve birdenbire eski hikâye olmuştuk. Yaz öncesi Kobe ile mahalleli arkadaşlar gibi kucaklaşıp ayrıldığımızı hatırlıyorum.
Aramızdaki inişli çıkışlı ilişkiye rağmen kazanmak için birbirimize muhtaç olduğumuzu biliyorduk. Geçmişe dönüp Kobe hakkında yaptığım eleştirilere göz atın; bir kere bile çocuğun oynayamadığını söylemedim. Kobe'yle benim hakkımdaki en çılgın şey, antrenmanda asla sorun yaşamamış olmamız herhalde. Sahaya çıktığımız an, tüm probemler yok olurdu. Gazeteciler sürekli bir diğerimiz hakkında sorular sorar, bizi kışkırtmaya çalışırlardı. Peki sonuç? Yüzükler, şampiyonluklar, efsane statüsü...
Kobe ve ben farklıydık. O, büyük olmayı obsesyon hâline getirmiş, tam anlamıyla hırslı bir insandı. Ben de büyük olmak istiyordum elbette. Fakat hayatta başka şeylere de önem veriyorum. Kobe'yi hem çok özel, hem de çok sinir bozucu yapan o mutlak konsantrasyon bende yoktu.
Çöküş
Dürüst olacağım. Çocuğun bir geek olduğunu, odasında sürekli bir şeyler okuyup çalıştığını (SAT sınavından tam puan mı ne almış.) sanmıştım. Colorado vakası gerçekleştiğinde bu yüzden şok olmuştum. 2003 yaz aylarında Jerome[2] yanıma gelip heyecanla konuşmaya başladı: "Ne duyduğuma inanmayacaksın." 19 yaşındaki bir kızın Kobe'yi, otel odasında kendine tecavüz etmekle suçladığını anlattı. İnanamamıştım: "Ciddi misin yoksa beni kandırıyor musun Jerome?" Böyle bir olaya karışabileceğini asla tahmin edemezdim çünkü.
Olayın en şaşırtıcı yanı, Kobe'nin kampa katıldıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi davranmasıydı. Yalnızca fazladan birkaç bodyguard tutmuştu ve biraz daha hırslı oynuyordu. Kobe; elindeki kartları asla göstermeyen, sürekli poker face takınan bir adam.
Haberleri duyar duymaz Jerome ile Kobe'ye mesaj yolladım: "Evimin kapıları ardına kadar açık. Medya baskısından uzaklaşmak istediğinde ailenle beraber benim evimde kalabilirsin." Jerome ile konuştum: "Neye ihtiyacı olduğuna, neler yapabileceğimize bir bak." Jerome birkaç kere aramış olsa da ses soluk çıkmadı.
Tesislerde Kobe'yi görünce hiçbir şey söylemedim. Belki de hatalıydım. Aslında onun bir şeyler söylemesini bekliyor, özel hayatına burnumu sokmak istemiyordum. Vakti geldiğinde yaşananlardan bahsedeceğini düşünmüştüm ama asla konuşmayınca yalnız bırakmayı tercih ettim. Tabii daha sonra Kobe'ye daha fazla yardım teklif etmediğim için üzüldüğünü duyacaktım.
Kameralar karşısında konuşmamaya özen gösteriyordum[3]. Ciddi bir suçlamayla karşı karşıyaydık ve neler olduğuna dair hiçbir fikrim olmadığı için işin içine girmek istememiştim. "Yorum yok" dememle yetinmeyen gazetecilere kesin cevaplar veriyordum: "Yargı sürecine inancım tam. Kobe'nin bütün suçlamalardan beraat edeceğini umuyorum."
Birbirimizin küçük kusurlarını bulup atıştığımız onca seneden sonra ilk kez aramızda gerçek bir düşmanlık vardı. Kobe'nin açıklamalarında benden bahsetmesi de ilişkimizi iyi etkilemedi ellbette. Gazetelere göre polislere, benim başım ne zaman belaya girse insanları rüşvetle susturduğumu söylemişti. Çok acayip. Öncelikle hangi beladan bahsediyorsun? İkincisi, başım belaya girse bile nereden bilecektin ki? Asla benimle beraber takılmadın, asla.
2003/04 hazırlık kampında Kobe diz sakatlığından dönüyordu. Muhabirlere, "Kobe tam anlamıyla iyileşmeden önce skorerden çok pasör olmalı" dedim. Şimdi dönüp geçmişe baktığımda iğneleyici bir laf etmeye çalıştığımı anlıyorum. Eski alışkanlıklar... Tabii Kobe hemen geri ateş edecekti: "Kısaların oyununa karışma ve sahada durman gereken yerde bekle."
İşte Los Angeles'taki son sezonum böyle böyle başladı. Gerilimi hissedebiliyordunuz; sürekli birbirimize laf atıyorduk.
Bir yandan kendi meselelerimle uğraşıyordum. Lakers'ın kontratımı uzatmasını istiyordum ve taraflar birbirlerine bazı sözler vermişti. Eğer Karl Malone ve Gary Payton'ı daha az para karşılığında Lakers'a gelmeye ikna edebilirsem kontratımla ilgileneceklerini söylediler. Telefonda, gelecekte Hall of Famer olacak iki basketbolcuya yalvarmaya başladım; kolay olmayacaktı. Karl'ın Utah'ta hem manevî mirası, hem de masada bırakacağı birkaç milyon doları vardı. Gary Payton için de hayat çok farklı değildi. Fakat ben üstüme düşeni yapıp ikisini de ikna etmeyi başardım.
Lakers ise hiçbir hamlede bulunmadı. Kontratın gerçekleşeceğine dair hiçbir işaret yoktu. Sezon öncesinde Hawai'de bir maç yapıyorduk. Coşmuştum; attığım yaklaşık 30 sayı, taraftarla kurduğum bağ... Hissediyordum. Fade away'i gönderdim ve Jerry Buss'ın önünden geçerken bağırdım: "Bana paramı ver!" Hoşuna gitmeyecekti. Tepesinin attığını söyleyebilirim hatta. Onu rezil ettiğimi düşünmüştü.
Menajerim beni arayacaktı: "Shaq, böyle bir şey yapamazsın." Sadece eğlencesine takıldığımı söylmeme rağmen sakinleşmemişti: "Her şeyi mahvettin. Saygısızca davranmak pazarlıklara yardımcı olmayacak."
Sınıra dayanmıştım. Kontratım yenilenmeyebilirdi. Kobe ise hapse girme tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Hıncımızı birbirimizden çıkarıyorduk. Sezon başlarken antrenör ekibi ikimizi de yanlarına çağırdı: "Medya önünde başka tartışma yok. Aksi taktirde her ikiniz de cezalandırılacaksınız."
Herkes ilişkimizin patlama noktasına geldiğinin farkındaydı. Mitch Kupchak ise asla bizimle ilgilenmemişti. Sürekli etrafta olan Magic Johnson tek kelime bile etmiyordu. Fakat Phil bıkmıştı. Karl Malone ve Gary Payton gıcık olmuşlardı. En sonunda teslim oldum: "Pekala, benden bu kadar, artık susuyorum."
Peki ne olsa beğenirsiniz? Kobe, bahsettiğim görüşmenin hemen ardından röpotaj verdi. Şişman ve formsuz olduğumu, ayak parmağımdaki sakatlığı bahane ederek daha fazla boş zaman istediğimi oysa sakatlığın ciddi bile olmadığını iddia etti (Tabii. Yalnızca kariyerimi bitirdi amk.). Üstelik iki Hall of Famer neredeyse bedavaya oynarken benim kontrat peşinde olduğumu söylemişti.
Oturmuş röportajı izlerken patlamak üzere olduğumu fark ettim. Birkaç saat önce koça söz vermiştik. Ateşkesin ihlali demekti bu. Herkese haber verdim: "Kobe'yi öldüreceğim."
O gece bizi durdurabilecek ender insanlardan biri olan Brian Shaw çaylak Devean George'dan bir telefon alacaktı: "Buraya gelmeni istiyoruz. İşler boka sardı. Shaq Kobe'yi yok edecek." B-Shaw emekliye ayrıldıktan sonra Lakers camiasında kalmıştı (Kuzey California'da scout ekibinde çalışıyordu.). Birkaç saat sonra Mitch Kupchak ve Phil de arayıp ertesi sabah tesislerde beni sakinleştirmesini söylemişler. Jerome olaylardan haberdar olunca sabahleyin erkenden beni almaya gelmiş ama evden çıktığımı öğrenmişti. Sabahları erkenden kalktığımda tehlikeli bir adam olduğumu biliyordu.
Brian Shaw tesislerde beni bekliyordu. Senelerdir benimle birlikte olduğu için ne zaman konuşmayı bırakıp yumruklarımı sıkacağımın farkındaydı. Brian'ı görür görmez lafa girdim: "Seni mi gönderdiler? Umrumda bile değil. Kobe'nin kıçına tekmeyi basacağım." İçeride, tiyatro dediğimiz odada beklememi söyledi ve Kobe'yi karşıladı: "Shaq seni öldürecek. Gördüğü yerde çanağını tokmaklayacak." Kobe hafifçe sırıtıp, "ne yani korkmuş olmam mı lazım" diye sordu. "Evet," dedi Brian, "bu defa ciddi."
Horace Grant ve Karl Malone, eğer kendimi kaybedersem fiziksel olarak beni engelleyebilmek için tiyatroya geldiler. GP bu iş için çok küçüktü ama Shaqobe dramasını kaçırmamaya niyetliydi.
Sonunda karşı karşıya geldik; birbirimize bağırıyor, lakaplar uyduruyor, lanet okuyorduk. Hareketlenmeye kalktığımda Brian araya girip ikimize de oturmamız gerektiğini söylüyordu. Önce benimle konuşmaya başladı: "Shaq çocukça davranıyorsun. Sezon öncesi Dampier'ın üstünden smaç basınca beyinsiz gibi davranıp Jerry Buss'a bağırdın: Ücretimi öde! Ve şimdi bu aptallığın geri dönüp kıçını ısıracak." Cevap vermek istedim: "Çünkü Jerry Buss kontratımı uzatacağını söylemesine rağmen harekete geçmemişti." Fakat B-Shaw konuşmama fırsat vermeden araya girip Kobe'ye döndü: "Shaq her sene dayak yiyor, senin de bildiğin gibi. Phil, yaz aylarında dinlenip vücudunu yenilemesini istemişti. Phil her zaman Shaq'in forma girmesi için kendine vakit ayırmasını söyler zaten." Şimdi sıra Kobe'deydi: "Fakat ben her yaz deli gibi çalışıyorum..."
B-Shaw tekrar sözü aldı. 2003 playoff'larında kaybettikten sonra medya önünde daha atletik ve genç olmamız gerektiğini söylediğimizi, kendisinin ve Robert Horry'nin bu sebeple işlerini kaybettiklerini anlattı: "Kendinizle öylesine meşgulsünüz ki hiçbirimizi düşünmüyorsunuz."
Şok olmuştum, B-Shaw haklıydı. Her ikisine de yeni kontrat önerilmemesine sebep olmuştuk. Yalnızca politically correct cevabı vermeye çalışıyordum oysa. Kobe B-Shaw'ı dinlemeye çalışıyordu ama kendini daha fazla tutamayıp bana baktı: "Her zaman abim olduğunu ve benim için her şeyi yapacağını söyledin. Fakat Colorado vakasından sonra beni asla aramadın."
Aramıştım. Herkes Jerome'un beni temsil ettiğini bilir. Jerome benim yerime Kobe'yi aradı -iki kez. Fakat asla telefonu açmamıştı. Cevap verdim: "Seninle konuşmaya çalıştık ama hepimizi uzak tuttun. Hiçbir şey söylemedin ve bu odadaki hiçkimse Colorado'da tam olarak neler yaşandığını bilmiyor."
Colarado'da neler yaşandığını bugün bile bilmiyorum. Kobe asla net olarak anlatmadı. Tüm bildiklerim gazetelere yansıyan raporlardan ibaret. Nihayetinde Kobe cinsel ilişki yaşadığını kabullencek ama zorlama olmadığını açıklayacaktı.
Bir şekilde buradaydık ve arkasında durmadığımız için Kobe'nin üzüldüğünü öğrenmiştik. Bu yepyeni bir şey işte. Zerre sikinde olmadığımızı düşünmüştüm. "En azından kameralar karşısında beni destekleyeceğini sanmıştım" dedi Kobe, "bir de arkadaşım olacaksın."
B-Shaw, "Kobe nede böyle düşünüyorsun ki," diye sordu; Shaq sürekli parti verir ama sen asla gelmezsin, deplasmanda seni defalarca yemeğe çağırdık ama asla gelmedin, Shaq seni düğününe davet etti ama oraya bile gitmedin. Hatta evlendin ve hiçbirimizi çağırmadın. Şimdiyse bu hassas durumun içine düştün ve hepimizin senin için harekete geçmesini bekliyorsun.Seni tanımıyoruz bile."
Bu sırada GP ve Horace ucuz laflar gevelemeye başladılar: "takımı kötü etkiliyorsunuz, yapmayın beyler..." Herkes sakinleşmeye başlamıştı. Tâ ki Kobe'ye, "eğer bir daha gazetecilerle böyle konuşursan seni öldürürüm" diyene dek. Kobe omuzlarını silkip, "neyse ne" dedi.
Karl dayanamadı: "Bu iş bitmeli. Hepimiz bu önemsiz ve aptalca olaydan bıktık. Daha az paraya sizin boktan muhabbetlerinizle uğraşmak için Los Angeles'a gelmedim."
En sonunda ikimizi kucaklaştırdılar. Birbirimizin sırtına ovuşturup ateşkes yapacağımıza söz verdik. Fakat o günden sonra Kobe mevzuu benim için bitmişti.
Her şeye rağmen sezon ilk 25 maçımızın 20'sini kazanarak başladık. Kobe her gün tecavüz davasıyla uğraşıyordu ve suçlamalar düştüğünde bile stresten kurtulamayacaktı. Her şeyi düzeltmek için çok garip bir yol seçmişti: İnsan sınırlarını zorlarcasına atabildiğini kadar sayı atmak. Elbette ki mutlu değildim. Belli etmemeye çalışsak bile ilişkimiz tamamen yıkılmıştı. Saha dışında maç yapar gibiydik. Kobe gazeteciler aracılığıyla bana laf atıyordu, ben de başkalarını kullanarak cevap veriyordum.
Phil asla bu konu hakkında uzun uzun konuşmadı. İki alpha dog'la uğraştığını biliyordu çünkü. İki çılgın adam. Fakat oynuyor ve kazanmayı başarıyorduk. Phil beni neyin ittiğini biliyordu: Kobe; Kobe iten şey de belliydi: ben. 4 sene boyunca bizi yalnızca 1 kere yanına çağırdığını hatırlıyorum.
Şubat ayında Lakers ile pazarlıklarımız çıkmaz sokağa girmişti. İki seneliğine 21 milyon $ teklif etmişlerdi ve böylesi bir teklifi kabul etmem mümkün değildi elbette. 3 kere Finaller MVP'si olduktan sonra 10 milyon $'lık bir ücret kesintisi yapmak ve yalnızca iki sene mi garanti etmek istiyorlardı?
Pekala. Deli gibi davranmaya başladım mı? Evet. Yaklaşımları suratıma atılan bir tokata benziyordu. İçten içe daha fazla para kazanabileceğimi bildiğim için tekliflerini geliştirmezlerse yaz aylarında takasımı isteyeceğimi söyledim.
Sene sonuna dek Kobe'yle başka bir büyük olaya karışmaksızın oynamayı başardık. Brian bizleri idare etmek için yanımızdaydı. Komik değil mi? Camiayı önemsediğini söyleyen onca lider ve efsane, asla ama asla Kobe ve bana bir şey söyleyecek cesareti kendilerinde bulamadılar; Kareem, Magic, Kupchak... Yalnızca Brian Shaw bizimle uğraşabildi. 2011 olduğundaysa koçluk görevini ona vermeyi düşünmediler bile.
Birbirimizin damarına basmıyor olsak da bölünmüş bir takımda oynadığımız belliydi. Ya Kobe'nin adamı ya da Shaq'in adamı olmak zorundaydın. Hatta farklı antrenörlerimiz vardı. Eğer antrenman için Chip Schaefer beni kaydetmişse, Kobe Gary Vitti'yi kullanırdı. Çocukça şeyler. Anlattıklarım Los Angeles'taki son sezonum hakkında herkese bir fikir vermiştir umarım.
Ne olursa olsun normal sezondaki son 17 maçın 14'ünü kazandık. Tabii Karl Malone dizini incittiğinde şampiyonluk şansımız büyük yara alacaktı (Playoff'larda oynadı ama aynı adam olmadığı belliydi.). Ona sandığımızdan çok daha fazla ihtiyacımız varmış.
Spurs serisi 2-2 berabereydi. 5. maçın son saniyelerinde Duncan çok zor bir fade-away'i sayıya çevirince hepimiz şok olmuştuk. Artık 0.4 saniye içinde topu içeri sokup şut bulmalıydık. D-Fish. Panyadaki kırmızı ışığı görür görmez var gücümle soyunma odasına koşmaya başladım; şut iptal edilmeden önce oradan uzaklaşmak istiyordum.
Finaller'deki rakibimiz belliydi: Detroit. Hem Kobe, hem de ben çok daha iyi bir takım olduğumuzu hissediyorduk ama nasıl oynayacağımızı unutmuş gibiydik. Üçüncü maçtan sonra bana yöneltilen bir soruyu hatırlıyorum: "Topu defalarca sana indirirler ve sen de her seferinde skor üretirdin. Fakat bunu unutmuş gibisiniz." "Evet," diyecektim, "işte hayat hikâyem."
5 maç sonra Pistons'a mağlup olduk. Neredeyse şok edici bir haber. Hiçkimse mutlu değildi. Daha o akşam bir şeylerin ters gittiğini anlamıştım. Maç sonrası eşim Shaunie ile beraber otelde akşam yemeğine katıldık. Birdenbire içeri genelde böyle yemeklere pek gelmeyen Jerry Buss girdi. Kobe ve eşiyle konuşup gülüşüyor ama birkaç adım ötede oturan bizlere bakmıyordu bile.
1 hafta geçmemişti ki evde otururken Phil Jackson'la sözleşme yenilenmeyeceği haberini aldım. Shaunie'ye baktım: "Bitti."
Mitch kontratımı yenileyeceklerini ve hayat boyu Laker olacağımı söylemişti. Sonraki sahneye geçelim. Mutfakta oturup televizyonda Mitch'i seyrediyorum: "Shaq'i takas etmeyi düşünebiliriz." Lakers'la basit bir anlaşmamız vardı; pazarlıklar hakkında medyayla konuşmayacaktık. Ne ben, ne de onlar. Kontrat uzatma kararı alsak bile fikirlerimizi kendimize saklayacaktık. Fakat Mitch herkes Kobe'yle kesinlikle devam edeceklerini, benim için ise tüm opsiyonları gözden geçirdiklerini söylüyordu.
Bu kadar. Laker forması giydiğim günler o an bitmişti. Mitch anlaşmamızı bozmuştu ve artık ona güvenmem mümkün değildi. O sıralar Londra'da Wimbledon'ı izleyen menajerim Perry'i arayıp Mitch'in söylediklerini anlattım. Perry hemen Mitch'i arayacaktı.
Mitch, yalan söylemeksizin medyaya olanlardan bahsetmek istediğini anlattı: "Teklifimizi kabul etmediğiniz için Shaq'in takasını isteyebileceğimizi biliyor olmanız lazım."
"Fark etmez" dedi Perry, "buraya kadar."
-Nasıl yani?
-Mitch, 10 dakika içinde LA Times ile görüşeceğiz. 15 dakika içinde Orange County Register ile telefonda olacağız ve 20 dakika içinde ESPN'in son dakika haberleri yazan alt sekmesine bakınca ne demek istediğimizi anlayacaksın."
Aylar boyunca Mitch'in bana gelip konuşmasını bekledim: "Shaq artık yaşlanıyorsun ve bizim genç oyunculara ihtiyacımız var... Jerry Buss sana para ödemek istemiyor... Kobe seni burada istemiyor..." Fakat şimdi olanlar... Artık Mithc'e güvenemezdim. Artık Kobe'nin dizginleri elinde tuttuğu belliydi. Yarım saat sonra telefonum susmak bilmiyordu. Herkesin kendi fikri vardı. Bazıları Jerry Buss'ın "ücretimi öde" ve "iş sırasında iyileşeceğim" gibi laflar yüzünden beni istemediğini söylüyordu. Kimileri ekonomik sebepler öne sürüyordu; kimileriyse Kobe'nin beni ve Phil'i takımdan uzaklaştırmak istediğini. Kobe'nin bu işte parmağı var mı, bilmiyorum. Çok önemli değil. Eğer işleri yoluna koymak istesem başarabilirdim sanırım. Fakat egom ve onurum bunun için çok büyük. Üstelik Lakers için yaptığım onca şeyden sonra yalnızca iki seneliğine kontrat verecek ve maaşımın yarısını kesecekler miydi? Hayır. Kusura bakmayın ama olmaz.
İçten içe genç ve yaşlı arasında bir karar verdiklerini biliyordum; her zaman genç olanı tercih edeceklerini de. Orlando'da dersimi almıştım: sporda sadakat yoktur. Seni kullanır ve kenara atarlar. Şanlıydım ki hâlâ değerliydim.
Indiana'daki şovu Larry Bird sunuyordu ve kadrolarındaki herhangi bir oyuncuyu benim için verebileceklerini söylemişti. Isiah Thomas, New York'taki herkesi vermeye hazırdı ama elinde pek fazla değerli parça yoktu. Mark Cuban Nowitzki hariç herkesi takasta kullanmaya niyetliydi (Nowitzki onun adamıydı.). Fakat en iyi paketi Miami hazırlamıştı: Lamar Odom, Caron Butler, Brian Grant ve draft hakkı. Üstelik tekrar Florida'ya gitme fikri beni cezbediyordu.
Ömrüm boyunca Laker olarak kalacağımı sanmış ama yanılmıştım. Kobe'yle dişlerimizi birbirimize geçirmiş miydik? Evet. Sorunu başka şekilde halletmeli miydim? Muhtemelen. Fakat her yiğidin yoğurt yiyişi farklı. Ve benim tarzım işe yaramıştı; 4 finalde 3 şampiyonluk. Pişman mıyım? Hayır. Eğer Kobe bir daha benimle konuşmak istemiyorsa bile çok umrumda olmaz. Hem o, hem de ben zamanımızın en büyük one-two punch'ı olduğumuzu biliyoruz ve bu gerçeği hiçbir şey değiştiremez.
Orlando'da geriye dönüp bakmamam gerektiğini öğrenmiştim. Bakamazdım. Tekrar Florida'ya gidiyordum artık.
___________________________________________
[1]"Oynamamayı göze alamazdım... Ameliyat olmak için yaz sonlarını bekledim..." Ah be Shaq.
[2]Shaq'in meşhur koruması.
[3]Shaq özellikle aktivist kadınların tepkisinden çekindiğini, zaten PETA gibi pek çok örgütle problemler yaşadığını, onlarca gurubun peşini bırakmadığını söylüyor. Mesela Taco Bell ile çektiği birkaç reklam filminde, sürekli taco yediği için boyun problemleri yaşadığı anlatılıyor. Benzer bir boyun hastalığından mustarip olanlar Staples Center'a gelip Shaq'i protesto etmişler: "Ne saçmalıyorsunuz amk. Böyle bir hastalıktan haberdâr bile değildim."
Maç biter bitmez şans eseri Gasol ile karşılaştım. Hemen mikrofonu uzatıp röportaj yaptım tabii.
-2010'da şutlarının %61'ini içeriden kullanıyordun, şimdi ise %34'ünü. Oyunundaki bu değişikliğin sebebi ne?
+NBA'deki uzun oyuncular kocaman, gulyabani gibi adamlar. Pota altına girince onlara temas ediyorsun.
-Ama basketbol temas üstüne kurulu bir spordur!?
+Benim için değil. İnsan basketbol oynarken bir yandan kokteylini yudumlayıp televizyon izleyebilmeli bence. Hayattan zevk alabilmeli.
-Anlıyorum. Yaz aylarında Dwight Howard'la takas edileceğin konuşuluyor.
+Geçen seneki haber değil mi bu?
-Bu defa kesin. Orlando olmasa bile başka bir şehre gideceksin[1]. Yeni takımından beklentilerin neler?
+Pas veren bir süper yıldız.
(O sırada Kobe içeri giriyor. Sinirden elindeki topu yerken Pau'nun saçını çekip uzaklaşıyor.)
-Kobe 4. maçın son çeyreğinde 10 şut kaçırmasına rağmen basın önünde seni suçladı.
+Yorum yok.
-Senelerdir seni defalarca aşağılamasına rağmen tüm takımla dalga geçercesine dangalaklıklar yapan, molalarda bile kenarda oturan Andrew Bynum'a ses çıkaramıyor[2]. Neden?
+Yorum yok.
-Gerçi topu sana vermediğini söylüyorum ama sen de 4. maçın sonunda bomboş şutu atmak yerine pas vermeyi tercih ettin.
+Aslında pas vermedim.
-Nasıl yani?
+Pas verecekmiş gibi yapıp top kaybı yaptım.
-Anlıyorum.
O sırada içeri Andrew Bynum giriyor ve benimle sohbet etmeye başlıyor: "Bu sene Türkiye'de kim şampiyon oldu? Yine mi Tofaş?"
"Hayır," diyorum, "İbo'ya 3.5 milyon dolar verince iflas ettiler."
Bynum'ın her kelimesinden zeka fışkıran laflarını hatırlıyor musunuz? "Seriyi bitirme maçları (close-out) kolaydır. Rakipler boyun eğmeye meyilli olurlar." Lakers 36 ribaunt aldı (4'ü Bynum'ın), OKC ise 51. Bynum sahada olduğu süre boyunca Lakers 16 sayı gerideydi. İlk yarıda Gasol, maç genelinde Kobe hariç[3] Lakers'ın kaybetmeye meyilli olduğu söylenebilir.
Kevin Durant zaten Kevin Durant (hançerler, buzzer beater'lar...) ama Westbrook serinin en kritik oyuncusuydu (hatta MVP?) belki de. Orta mesafe şutlarını ölümcü hâle getirdiğini biliyoruz. Lakers high pick&roll'lerde Westbrook'a çare bulamadı (Switch yapmayı denemediler, denediler, tekrar denediler, denemediler...). Lakers'ın sikimsonique transition savunmasını saymıyorum bile. Üstelik Westbrook'u tutmakla görevli Ramon Sessions Lakers kariyerinin en kötü haftasını geçirdi[4]. Ne diyeyim, önümüzdeki birkaç ay boyunca her gün Lakers'ın (Hız, atletizm, gençlik, 3'lükçü... Hepsine muhtaçlar.) yapmaya karar verdiği takaslardan bahsedecek gazeteler.
Unutmadan Thunder maç başına 16,5 top kaybıyla bu departmanda normal sezonu son sırada (Evet, otuzuncu.) bitirmişti. Seri boyunca 9 top kaybı ortalamayla oynadılar. Artık önümüzdeki seriye bakacağız: Spurs vs Thunder.
İki takım arasında herkesin bahsettiği garip benzerlikler var. Sam Presti Spurs organizasyonundan geliyor. Takımlardaki iki mega star da sakin insanlar: Duncan vs Durant. Ginboili ve Harden gibi iki all-star seviyesindeki oyuncu bench'ten geliyor. OKC'deki en dağınık oyuncu Westbrook. Parker da gençliğinde savruk oynardı (Tabii Westbrook'un saha görüşü asla Parker seviyesine gelmeyecek.). Üstelik her iki takımdaki rol oyuncuları da İsa veya Gandhi kıvamında adamlar (Collison, Ibaka, Perkins, Sefolosha... Hücumda top kullanmadıkları hâlde böylesine çaba harcadıklarına göre hepsi sezon sonunda peygamber olmayı hak ediyor.).
Aynı şekilde iki takım arasında KOCAMAN farklar da mevcut; yaş (bebe vs dede), koç (Nihat Doğan vs Sokrates), oyun (maç başı 1487 iso vs Spurs hücumu), tecrübe (playoff maçları: 31 vs 184)...
Heyecan içindeyim. Parker vs Westbrook efsanevî bir duello olmaya aday (Sezon içinde iki takımın karşılaştığı maçlarda en skorer oyuncu Parker oldu.). Normal sezonda Spurs 2-1 önde. Hem de Ginobili hiçbir maçta forma giyemedi. Ben yalnızca Lakers vs Grizz'in Spurs'le başa çıkabileceğini düşünüyordum. Seri için favorim (Gergin müzik, davullar, tamtamlar, dümbelekler... ve...) Spurs.
Not: OKC taraftarına hayran kaldım. Tribünlerin bir örnek giyindiğine alışmıştık. OKC ise 2. maçta bir sıra mavi, bir sıra beyaz giyinerek olayın suyunu çıkardığını ilan etti. Bu aşkamki maçta salonun önünde binlerce insan bekleşiyorlardı.
Stan van Gundy'nin kovulduğu açıklandı. Zaten gazeteciler önünde yaşanan skandaldan sonra en az biri takımdan gitmeliydi. 2009'dan beri Dwight'la arasında anlaşmazlıklar olduğunu biliyoruz. Celtics serisinde 5. maçı kaybettikten sonra medya karşısında birbirlerini suçlamışlar ancak gerginliği konsantrasyona çevirip finale yürümüşlerdi. Bu defa ne takım, ne de ikili arsındaki ilişki yürüyebildi. Ebediyen felç olduğunu söyleyebiliriz hatta. Beklenen oldu, malumu ilam ettiler.
2009 Finalleri demişken, Magic kadrosunda çok önemli bir değişiklik yapan Otis Smith'i de unutmamak gerek. Kariyerinin zirvesindeki Hido (pas akışının merkezi) ile sözleşme imzalamamış, hatta "üstümüze doğru bir kurşun geliyormuş, son anda eğilmişiz" diye açıklama yapmıştı. Peki Hido yerine kim geldi? Vince Carter: topu elinde tutmak isteyen, izolasyon oynayan bir basketbolcu. Magic'in hızlı paslarla boştaki oyuncuyu bulmaya dayalı oyun tarzı tam anlamıyla çöktü tabii. Aynı Otis Smith 1,5 sene sonra, performans/para olarak ligin en ağır kontratlarından birine sahip olan çaptan düşmüş Hido'yu tekrar takıma getirdi. Rashard Lewis'e 120 milyon $ verdiğini (Kobe'den sonra ligin en çok kazanan oyuncusu hâlâ Lewis. Gülme kriziniz geçen dek birkaç dakika bekliyorum.), seneler sonra Lewis'ten kurtulmak için dibe vurmuş Arenas'ı (ligin en çok kazanan 5 oyuncusundan biri) kadroya kattı... Otis Smith ile Magic karşılı olarak yollarını ayırmaya karar verdi. Tabii yukarıda saydığım abuk subuk hamleler yüzünden değil, korkunç bir yönetici olduğu için Orlando'daki günleri sona erdi (Dwight vs SVG mücadelesine müdahele etmemesi, hatta kendisiyle özle olarak konuşan oyuncusunu koça ispiyonlaması...).
Bence SVG rahatlamış, hatta mutlu olmuştur. Otis Smith cv'sinde "kovuldu" yazmadığı için şanslı. Orlando ise kangrene dönüşmüş Dwight[5] vakasını çözmezse taht oyunlarının gerçek kaybedeni olacak.
________________________________
[1]Bynum+oyuncu+draft hakkı karşılığında Howard'ı alabilirler belki. Fakat Gasol'un 4 numara oynaması hem takım, hem de Gasol için pek hayırlı değil artık. Eğer Dwight'ın peşinden gideceklerse pota altı ikilisi gidecek.
[2]Kobe'nin Bynum için yorumu: "Bana gençliğimi hatırlatıyor." Şampiyonluk için Bynum'a muhtaç olduğunu ve üstüne giderse ters etki yapacağını biliyor tabii. Fakat Bynum'ın molalarda koçun ve takımın yanında durmamasına ne demeli? Sakin kafayla zen'ini kazanmaya (Phil Jackson'ın lakabı neydi?) çalışıyormuş.
[3]Playoff'ların en iyi maçını çıkarmış olabilir. Yazık oldu. 34 yaşına gelmiş adam tüm ligde en çok dakika alan 4. oyuncuydu bu sezon. Yüzdesi düşüktü ama istese sayı kralı olarak sezonu bitirebilirdi. Sert adam, laf yok. Unutmadan, geçen sene Almanya'da garip bir tıbbî teknik denemişti. Bu sene Sovyet Ordusu'nun radyoaktif programlarına katılacağı konuşuluyor.
[4]Lakers Ramon Sessions'ın penetrelerine muhtaç. Takımda delici olmayınca rakibin alan paylaşımı mithril zırha benziyor; kırılması, delinmesi, hatta aşındırılması imkansız. Penetreciler rakip savunmayı dalgalandırdıkları için oyunun diğer alanları rahatlar; 3'lük, pota altı... Bu seriye gelirsek, Bynum&Gasol ikili sıkıştırmalara mahkum olmayacak, Thunder guard'ları yardım savunmasına geldikleri için Lakers'a (Blake, MWP...) boş 3'lük şansı kalacaktı (Tabii penetrenin de nitelikli olması lazım. Mesela topu 10 saniye boyunca elinde tutup 3'lük çizgisinin dışında gezinirse Lakers'ın hücum setleri şerham şerham bok yiyor. Kobe ilk maçta Sessions'a kızmıştı hatta: "Topu elinde tuttuğun için alan paylaşımımız mahvoluyor.").Üstelik Sessions hızlı hücumlarda koşup OKC'ye büyük sorun çıkabilirdi. Fakat Lakers hücumu sürekli yavaşlatıp kontrollü oynadığı için Sessions en önemli silahını kullanma şansı bulamadı. Şimdi yazdığım paragrafa tekrar baktım da Sessions'ın rezalet performansını Mike Brown'a yüklemiş gibi olmuşum. Rezil performansından sen suçlusun (min %70) Ramon.
[5]Ya uzun süreli sözleşme imzalamalı ya da takasta gönderilmeli. Dwight'ın (aka Bitchie Bitch) da 2,5 sene süren karar verememe sürecini geride bırakması ve aldığı kararın arkasında durması lazım. O âna dek röportaj videosunu 3:40'a alıp kendisine tokat attığımı hayal edeceğim.