Showing posts with label 019 New Orleans Hornets. Show all posts
Showing posts with label 019 New Orleans Hornets. Show all posts

Sunday, December 16, 2012

Cumartesi Notları

Sağolsunlar, Yazıhane'de bir masa verdiler. Artık oralarda pineklediğim için bundan sonra blog'da uzun uzun yazılar yazmayı pek düşünmüyorum. Daha çok güldürüklü videolar, kahkahalı fotoğraflar, aklımda kalan enteresan notlar ve türlü zevzeklikler yayımlayacağım. Duyduk, duymadık demeyin.

Kobe 30.000 sayıya ulaştı (infografik). Birkaç sene içinde emekli olacağını söylüyor ama senelerce NBA seviyesinde rekabet ettikten sonra insanın köşesine çekilmesi pek kolay değil. Mesela Simmons, iki sene içinde gelecek emeklilik kararına ihtimal bile vermiyor. Simmons bugüne dek Kobe için Godfather'dan 18 milyon referans vermiş olsa gerek; Michael Corleone, Sonny Corleone, Fredo Corleone, Frank Pentangeli, Solozzo... Buraya yazıyorum: sezon bitmeden Hyman Roth referansını kullanacak. Hatta şimdiden bilgisayarının başına oturup Roth ile Kobe'yi kıyasladığını görür gibiyim: "Artık yaşlandığını, bu işlerden el çekeceğini söylemesine rağmen aslında sonsuza dek yaşayacağını düşünüyor ve hala 40.000 sayının peşinde."

Lakers savunması tamamen çökmüş durumda. Zach Lowe muhteşem bir makaleyle söylenebilecek hemen her şeyi not etmiş; sakatlığını atlatamadığı için Dwight'ın ayakları yerine elleriyle savunmayı idare etmeye çalışması, başta Kobe olmak üzere kısaların savunmada çaba harcamaması... Hazır başlamışken şu yazıya da göz gezdirin.

Pelicans: New Orleans yönetimi, Hornets ismini değiştirme kararı almıştı. Jazz kelimesini Utah'tan geri alamadıkları için şehre özgü bir sembol bulmaya çalışıyorlardı. En sonunda Lousiana eyaletinin simgelerinden birinde karar kıldılar: Kahverengi Pelikan. Neredeyse hiçkimse beğenmedi. Timberwolves, Raptors, Bobcats gibi vahşi hayvanların takımları başarıya götürdüğünü ama Lakers, Celtics ya da Yankees gibi lawful neutral isimlerin camiaları mağlubiyete sürüklediğini düşünüyorlar sanırım. Neyse ki Deadspin, pelikanlara karşı yürütülen bu asimetrik psikolojik savaşa dur demeyi başardı. Akıl sağlığını bir kenara bırakıp histerik kahkahalara boğulmak istiyorsanız, buyrun: Fuck You! Pelicans Are Awsome! Hatta hızımı alamadım, bir kısmını tercüme ediyorum:

"Muhtemelen pelikan dendiğinde aklınıza kocaman, sakar, tökezleyerek ot toplayan bir kuş geliyor. Yanlış! Pelikanlar dehşet saçan yaratıklardır. Mesela bir kuzgunu ele alalım. Hem et, hem de ot yer; böcekler, tohumlar, meyveler, leşler... Eğer kuzgunlar birer örnek vatandaşsa, pelikanlar kuşlar aleminin seri katilleridir. Pelikan yalnızca etçil değildir, hiper-etçildir (Bu bilimsel bir terim. Araştırabilirsiniz.). Pelikanlar et yer, yalnızca et. Bir Pelikan, daha önceden canlı olmayan hiçbir şeyi yemez. Hatta kartalların ve doğanların aksine başkasının öldürdüklerini de yemez. Açlığını yalnızca sıcak etle yatıştırabilir. Yüzeyin 20 metre altındaki balıkları gören pelikanlar, ölüm dalışına geçerler. Avladıkları balıklar, henüz kendilerine neyin çarptığını anlamamışken bir gaganın kapandığı görür ve henüz CANLIYKEN pelikan tarafından yutulurlar.

Pelikanlar, günde 2 kilo balık yiyebilirler - 2 kilo, yani kendi ağırlıklarının tam yarısı. Kan içme arzuları neredeyse yatıştırılamaz. Bir pelikan, seni ve değer verdiğin herkesi öldürmek ister. Bana inanmadınız mı? Şimdi bir video izleyelim. Görüntüdeki pelikan, bebek ördekleri yiyor ve bu yeteri kadar zalimlik değilmişçesine annelerine de zorla izletiyor..."
Ricky Rubio. Nihayet.

Kevin McHale, kızının hastalığı ve hastalığı takiben vefatı sebebiyle 1 aylığına Rockets'ın koçluğuna ara vermek zorunda kalmıştı. Geçen akşam maç bitişinde Kevin Garnett'le sarıldıklarında kendimi çok kötü hissettim. Zaten Sasha'nın öldüğünü duyunca da nedense feci üzülmüştüm. Hatta hala üzgün hissediyorum kendimi. Neyse ya, durup dururken saçmasapan bir ruh haline büründüm.

Kafayı dağıtmak için acilen birkaç videoya başvuruyoruz: McGee, kendini hatırlatıyor, Duncan oyun kurucu yeteneklerini gösterdikten sonra Popovich, "İşte Duncan'ı hep geri çektiğimin kanıtı. Point Forward. Don Nelson onu çok daha iyi kullanırdı" diyor. İsrail gettolarının kana susamış rapper çetesi, Popovich hakkında garip bir şarkı söylüyor. "Ya bu NBA oyuncuları basket toplarıyla Christmas Carol'u nasıl çalıyor?" Şöyle çalıyor.

Cumartesi Notları: Az kalsın unutuyordum, Fritz Başgan cumartesi notlarını iyice boşladı, bu haftalık ben devraldım. O da akıllı olsun, yoksa konsepti çalar, kazandığım paralarla Dwight Howard ve D-Wade için gün aşırı kurban kestirip dua okuturum.

Rastgele Haberler
-Belki de istatistiklerle en fazla kafayı bozmuş olan spor yazarı, John Hollinger, Grizzlies'de yönetici oldu.
-Kirk Goldsberry, bizleri, Kobe asist ismini verdiği garip bir fenomenle tanıştırdı. İsabetsiz şutlar, hangi bölgelerden kim tarafından kullanıldığına göre hücum ribauntu şansını yükseltir mi? Jump shooters are the butteflies of the NBA. Çok ciddiye almayın ama vaktiniz varsa okuyun.
-Bargnani La Gazzetta dello Sport'a verdiği bir röportajda, "Raptors muhtemelen ligdeki en kötü takım" demiş.
-Oklahoma'da bir çiftlik, Thunder'a ithafen arazisini dev bir illüstrayona dönüştürmüştü. 4chan'da bu figürlerin Thunder'la alakası bulunmadığını, Westbrook yönetimindeki UFO'lar tarafından yapılan crop circle'lar olduğunu iddia eden şahane bir kampanya başlamış. Ön saflarda yerimi aldım.

Friday, June 1, 2012

Draft Dedikoduları

NBA Draft Lotaryası her sene yüzlerce dedikoduyla şenlenir; "İlk üç sırayı yönetim belirledi... Stern kendi seçtiği takıma birinci sırayı verdi... Stern aslında Deccal ve Illuminati'yle beraber kanlı bir diktatörlük kurmanın peşinde..." Birkaç örnek vererek ne demek istediğimi açayım:

1997: Spurs, Tim Duncan. Hakeem'in kariyeri düşüşe geçeceği için ülkedeki en büyük ve zengin eyalet olan Texas'ta başka bir dominant güç oluşturmak istiyorlar. Bu defa birinci sırayı San Antonio'ya peşkeş çektiler.

2003: Cavs, LeBron James. 1970'te kurulan camia, bir kere bile NBA Finalleri'ne yükselemedi. Üstelik Browns'ın 1964 NFL Şampiyonluğu'ndan beri şehre hiçbir kupa gitmiş değil. Adeta lanetliler. En nihayetinde NBA yönetimi olaya el koymaya karar verdi. LeBron doğduğu eyalette oynayıp takımını şampiyonluğa sürükleyecek ve şehrin kaderini değiştirecek.
2006: Raptors, Bargnani. Stern göreve geldiğinden beri ligi uluslararası platformda parlatıp küresel bir cazibe nesnesine dönüştürmek istiyor. Vince Carter sonrası yıldızı[1] kalmayan Toronto, NBA yönetiminin yayılmacı ve işgalci politikalarında kritik bir parça.

2008: Bulls, Derrick Rose. Birleşik Devletler'deki en büyük 3. şehir, Michael Jordan sonrası basketbola ilgisini kaybetmişti. Ben Gordon, Kirk Hinrich, Luol Deng gibi iyi ama küçük parçalarla başarı yakalayamayan Bulls süper yıldıza muhtaç. Yalnızca %1,7 şansları olmasına rağmen David Stern piyangoyu kendi istediği şekilde ayarladı.

2009: Clippers, Blake Griffin. Ülkedeki en büyük ikinci şehir Los Angeles. Şehirde futbol takımı olmamasına rağmen iki basketbol camiası var ama aralarında rekabetin ateşli olduğunu iddia etmek imkânsız, hatta dangalaklık. Chicago'daki iki baseball takımı gibi (White Sox, Cubs) bir kutuplaşma yaratılırsa, izleyeceğimiz derbiler lige bambaşka bir renk katar. Clips'in taraftar kazanması için mega spektaküler Blake Griffin'den daha uygun bir isim düşünülebilir mi?

2011: Cavs, Kyrie Irving. The Decision sonrası moralman çöken ve bir önceki sene lig birincisi olduğu hâlde bu defa 20 galibiyete bile ulaşamayan[2] camianın süper yıldıza ihtiyacı var. Şehir basketboldan tamamen soğumuş durumda. Bu kirli oyunu planlayabilecek kim var? David Stern.

Hazırsanız, çok acayip bir sihirbazlık numarası yapacak ve yukarıda saydığım tüm dedikoduları yalnızca 3 kelimeyle yok edeceğim: New York Knicks. Apoletlerini say say bitmez; Amerika'daki en büyük pazar, en fazla konuşulan camia, en ünlü salon... Knicks'in NBA'e kattıklarını tam anlamıyla kavrayabilmek için 1973 şampiyonluğundan sonra yazılanlara bakmak gerek; binlerce gazete köşesi, yüzlerce makale, onlarca kitap. 90'ları domine eden Bulls hakkında bile bu kadar fazla konuşulmamış[3] olabilir (Biraz abartmış olabilirim. Ama çok değil, biraz.). Şimdi de Knicks draft tarihine bakalım. Tarihteki en dedikodulu draft hangisi? Muhtemelen 1985. Patrick Ewing New York'a gitmişti[4]. 27 senedir bir daha asla ilk sıra hakkını elde edemediler, hatta 86'dan beri ilk 5'e bile giremediler. Üstelik defalarca lotaryaya kalmışlardı; mesela 2003 (LeBron/Wade/Anthony/Bosh) ve 2008'de (D-Rose).

Yao 2002'de lige girmişti. İlk sıradan Yao'yu seçen takım Rockets. Yani Houston. 3 adımda bir Asyalı'ya rastlanılan Chicago değil. 500.000 Çin kökenli insanın yaşadığı New York değil. 1975'ten beri şampiyonluk yaşamamış San Francisco/Oakland değil[5]. Lig yönetimi, eline geçen en büyük küresel pazarlama silahını Houston'a mı verdi yani?

Lâfı yine uzattım da uzattım. Hornets ile ilgili muhabbetlere geçiyorum. Doğal felaketlerle yıkılan eyalette basketbol sevgisini yeşertmek istiyorlar (Zaten şehirde pek sevilen bir spor değil.). 2008'den sonra 2014 all-star haftasonu da New Orleans'a verildi hatta. Takımın başka bir yere taşınmaması NBA yönetimi için birinci öncelik. New Orleans Saints'in sahibi Tom Benson, Hornets ile ilgilendiğini açıklayınca David Stern sevinçten serotonin işemişti: "New Orleans ülkenin hazinelerinden biri. Biz de Hornets için mükemmel bir aday bulduk." O günlerden beri meşhur bir iddia var; Benson, draft birinci sırası karşılığında takımı satın almayı kabul etmiş. %13.7 şansları olmasına rağmen lotaryayı, yani Anthony Davis'i kazandıkları için herkes kafayı yedi tabii. İnternet tam anlamıyla çıldırmış hâlde; forumlar, blog'lar, twitter...
Derrick Williams şöyle bir tweet atmış: "Neden artık çekilişi canlı yayında göstermediklerini merak ediyorum."

Ben Derrick Williams'ın sorusunu yanıtlayayım. Basına kapalı çekilişe lotaryadaki her takım bir temsilci gönderiyor (katılan gazetecilerden, bağımsız saymanlardan bahsetmedim bile.). Eskisi gibi zarf kullanmak yerine bindelik hesapların bile göz ardı edilmediği bir top çekilişi yapıyorlar. Anlayacağınız bu dedikoduların neredeyse tamamı abuk subuk iddialar. Gülüp geçmekte fayda var.

Bana sorarsanız (Önce bana soracaksınız!), Hornets'in kazanmasına sevindiğimi bile söyleyebilirim. Bütün takımlar sezon sonunda tanking'le uğraşıp bile bile kaybederken Hornets kazanmaya çalışıyordu. Kara gözlüm, tek kaşlım Anthony Davis'in neler yapabileceğini çok merak ediyorum[6]. Üstelik katıldığı bir programda espriyle karışık "Kobe çok acayip bir oyuncu. Onu durduran isimlerden biri olmak istiyorum. Karşılaşmamızı beklemekteyim" dedikten sonra, Lakers'ın Hornets'le yapacağı ilk maç mutlaka seyredilmesi gereken televizyon şovları listesine üst sıralardan giriş yaptı.
________________________
[1]Havasından mı, suyundan mı, bilemiyorum ama Toronto'daki süper yıldızlar yumuşak oluyor: Vinsanity ("Tırnağım kırıldı, bu gece oynayamam."), T-Mac ("Madem playoff'lardan eleniyoruz, kameralar önünde arkadaşlarımla şakalaşıp kahkahalar atayım bari."), Chris Bosh ("Ömer topu tutmak için yere atlarken bana çarptı. Yuh amk, ayıp diye bir şey var.")... 

[2]2010 Cavs: 63-19; 2011 Cavs: 19-63. En azından simetrik olarak sıçtılar (Böyle bir düşüşü teknik olarak açıklamak mümkün değil. Camianın havası kaçmıştı adeta.).

[3]1973 Knicks. Rastgele gazete yazılarına bakınca şöyle iddialara rastlıyoruz: "Earl Monroe+Frazier açık ara gelmiş geçmiş en iyi guard ikilisi, DeBusschere gelmiş geçmiş en underrated oyuncu, Willis Reed'in Wilt'i en iyi savunan basketbolcu olduğu yetmezmiş gibi ilk 5 uzun arasında gösterilmesi lâzım..." Anlayacağınız mevzuubahis New York'sa mantık teferruat.

[4]Blog'da kullandığımız üstün teknoloji sayesinde zaman yolculuğuna çıkıyoruz. Sene 1984. Patrick Ewing'in Bill Russell'ın upgrade edilmiş hâli olduğu, defalarca şampiyonluk yaşayacağı düşünülüyor. Draft'a girerse çok büyük ihtimalle Hakeem, MJ ve Barkley'nin önünde seçilecek. Fakat Ewing bir sene daha kolejde kalmaya karar verdiği için NBA tarihi tamamen değişiyor.

[5]Gereksiz bilgi: Toplam nüfusa oranla en fazla Çin asıllı Amerikan vatandaşının yaşadığı şehir San Francisco. Merkez şehirdeki insanların %33'ü Asya (%21'i Çin) asıllı. Bu alanda üçüncü şehir de Oakland.

[6]Merak ediyorum. Çünkü yalnızca birkaç maçını seyrettim bugüne dek. NCAA ile alakam yok. Sıska oyuncuların hafif faullerde 3 metre uçuşunu görünce, kolej liginde NBA'den daha sert savunma yapıldığına dair garip bir illüzyon oluşuyor. Yapmayın, etmeyin.

Monday, April 16, 2012

Hornets New Orleans'ta Kalacak

Hornets bir buçuk senedir NBA yönetimi tarafından idare ediliyor. Yönetimin tek amacı var: Takımı satmak. Aslında takımı alıp başka bir şehre taşımak isteyenler var. Fakat Stern, doğal afetlerle mahvolmuş şehri NBA heyecanından mahrum etmek istemiyor. Altın bir fırsat yakaladılar. NFL takımlarından New Orleans Saints'in sahibi Hornets'e talip olduğunu açıkladı.

Bana sorarsanız bunca uğraşa gerek yok. David Stern bana danışsa (Telefonlarıma çıkmıyor piç.) başka pazarlara yönelmesini emrederdim. Hornets pek çok şehirde daha fazla taraftar bulabilir, daha büyük başarılar elde edebilir.

New Orleans cazın doğduğu şehir olarak bilinir. 1920'lerden beri kamyonculardan pazarcılara dek herkes caz dinler. Hatta çalar veya mırıldanır. Şehrin kendine has dinamikleri NBA gibi alakasız bir kültürler uyuşamıyor (uyuşamadı ve uyuşamayacak.). Şehirde çok az basketbol seyircisi var. Hatta New Orleans'ta kurulan ilk takım olan Jazz, Utah'a taşınmıştı(1). En önemli sebepleri yeteri kadar gelir elde edememeleriydi. 2000'lerin ortasında Katrina kasırgası tüm şehri yıkınca Hornets camiası da Oklahoma'ya taşınmış ve dopdolu tribünler önünde oynamaya başlamıştı. Bir daha New Orleans'a taşınmayacakları konuşuluyordu ama iki sene sonra geri döndüler. İnsanlar bu geri dönüş için tek mantıklı sebep bulabiliyorlardı: Harap olan kentin moralini düzeltmek. NBA yönetimi all-star maçını da New Orleans'ta oynatarak şehir halkının acılarını hafifletmek istemişti.


Tabii birkaç sene sonra tribün gelirleri iyice düştü. Hornets iflas bayrağını çekti ve NBA Yönetimi'ne devredildi. O günden beri takımı boşaltıp yeni bir şirkete satmaya çalışıyorlar. CP3'yi Clippers'a gönderdiler(2).

Geçtiğimiz senelerde SuperBowl Şampiyonluğu yaşayan New Orleans Saints'in sahibi (Tom Benson) Hornets'i almaya karar verdi. Stern bayram etti tabii: "New Orleans ülkenin hazinelerinden biri. Biz de  Hornets için mükemmel bir aday bulduk." 330 milyon dolar karşılığında takımı devredecekler. Ben hala New Orleans'ın NBA'le ilişkisinin sorunlar yaratacağını düşünüyorum (Yine de Stern kararlı. 2014 all-star'ı da New Orleans'a verecekler mesela.). En azından takımın ismini değiştirmeli, şehrin ruhunu sahiplenmeliler. Zaten Benson da şöyle bir şeyler söylemiş: "Jazz gibi bir isim bulmamız lazım. Bu ismi alabilir miyiz, kullanmamıza izin verilir mi?.. Üstünde çalışıyoruz. Aslında yarın değiştirmek isteriz ama henüz izin alamadık. Geri de çevrilmiş değiliz. Çünkü Stern ve yönetimdekilerle iyi ilişkilerimiz var. Ve isim değiştirmek için her gün başlarına dikileceğiz."(3)

*

(1)Utah Jazz. NBA'de irili ufaklı pek çok saçmalığa rastlıyoruz. Ama en büyüğü bu takımın ismi. Mormonların, muhafazakarların yaşadığı bu eyaletin cazla alakası yok. Değiştirin. Hemen.

(2)Lakers büyük fırsatın üstüne atladı. Odom ve Gasol'ü göndermeye bile razıydılar. Takasın gerçekleşmesi an meselesiydi. Hatta Kobe ve CP3 telefonda konuşup gelecek sezon neler yapacaklarını bile konuştular. Ama NBA yönetimi izin vermedi. CP3 Lakers'a giderse, şampiyonun yönetim tarafından tayin edildiği imajı oluşacaktı. Daha kötü olsa bile Clippers'ın teklifini kabul ettiler (Eric Gordon+Chris Kaman+draft hakkı). Bu olay açığa çıkınca Lakers cepehesinde küçük bir deprem yaşandı. Lamar Odom gönderilmek üzere olduğunu duyunca takasını istedi ve Dallasa gitti mesela.

(3)Sana sesleniyorum Utah Eyaleti! Allah aşkına, Tengri aşkına, vicdan aşkına isminizi değiştirin (New Orleans da hak ettiği isme kavuşsun.). Hep beraber yeni bir isim bulalım: Utah Kuzuları (Lamb of God), Utah İlahileri, Utah Ayetleri...