Showing posts with label 007 Denver Nuggets. Show all posts
Showing posts with label 007 Denver Nuggets. Show all posts

Monday, January 28, 2013

Notlar: Nuggets, All-Star...

Nuggets, en çok 3'lük deneyen takımlar listesinde 17. sırada. Lig ortalamasındaymış gibi görünüyorlar ama en tempolu hücum eden ikinci takım oldukları için istatistiklerinin her alanda şiştiğini unutmamak aşikar. Aslında oynadıkları hücumla kıyaslarsak yeterince 3'lük denemedikleri aşikar. Hepsinden önemlisi tutturdukları isabet oranı korkunç: %33.

Oyuncular sürekli (SÜREKLİ) [SÜREKLİ] çembere gidiyorlar. Nuggets, açık ara çemberden en çok şut kullanan takım (maç başı 35,5).  Rakipler de Nuggets'ı ekstra 1 adım geriden savunmaya başlıyorlar bazen (Penetre eden Denver kısaları için bombok bir durum.). Haliyle istikrarlı 3'lük atabilecek, alanı açabilecek oyunculara muhtaçlar.

Kadro içinden bazı çözümler üretebilirler (Wilson Chandler'ın dönüşü, Gallinari'nin son 1 ayda şut formunu bulması...). Fakat zaten aksayabilen savunmaları (Faried hareketli ama beceriksiz, McGee atletik ama gerizekalı...), tek klasik uzunla oynadıklarında iyice çekilmez hale geliyor.

Tabii uzun savunmasında sorunlar yaşadıklarını söylüyorum ama şu an büyük çaplı bir takas yapmalarına gerek yok. Kadronun zirve yapması gereken tarihi iyi belirlemeliler (Kariyerinin sonuna gelmiş oyunculara sahip olmadıkları için acele etmelerine gerek yok.). NBA'de şampiyon olabilmek neredeyse imkansız. Zilyon tane faktörün bir araya gelmesi lazım; yetenek, kadro uyumu, sağlık, azim, match-up, şans... Haliyle %1'lik ihtimali bile kovalamak gerek. Fakat şampiyonluk şansı olmamasına rağmen yarım gömlek yukarı çıkmak için devasa takaslar yapan ve elindeki nüveyi de kaybeden onlarca takım biliyoruz.

Heat birkaç sene daha playoff'larda etkili olacak, Thunder kısa vadede Batı'ya hükmedecek (Daha sonra yan parçalar dağılacak, Durant&Westbrook 28-29 yaşlarındayken ikinci kez yapılanacaklar), Spurs son demleri yaşıyor, Lakers'ın orta vadeli planı yok... Böyle bir keşmekeşin içine girip değerli parçaları kaybetmektense (Chandler, Gallinari, Iguodala...) beklemeyi tercih edeceklerdir.

Westbrook vs Denver Halkı: Nuggets'tan devam. Ligin popüler masktolarından Rocky, mola esnasında orta sahadan şut deniyordu. Eğer basket olursa seyirciler peynir soslu cips kazanacaklardı. Fakat Westbrook serbest salınım halindeki bir düdük makarnası olduğu için topu blokladı.
Tribünler maç bitene dek Westbrook'u yuhalayacak, Ty Lawson maç sonunda şu yorumu yapacaktı: "Artık taraftar için bir villain var."

3 Video
-Noah çok acayip bi şey yapıyor. Hâlâ fiziken imkansız olduğunu düşünüyorum.
-CJ Watson son çeyrekte yaptığı flop'tan bahsederken "JJ Barea'ya bir doz Barea verdiğini" söylüyor.
-Şimdiki video NBA'den değil. Assist of the Year. (Kenardaki hakeme bakın, basketi veriyor)

True Hoop'ta geçen hafta eğlenceli bir yazı çıktı: Skorerler nerede? +20 sayı atana oyuncu sayısında 5 sene öncesine göre 1/3'lik azalma var. Takımların maç başı hücum sayısı, yıldızların aldıkları dakikalar, genel skor üretimi... Hepsi hafifçe azalmış ama fark çok büyük değil. Abbott'un aklına iki madde daha geliyor:
1. 2001'den itibaren alan savunmasına izin veriliyor. Fakat koçlar yeni savunma kalıplarını son senelerde daha iyi şekillendirmeye başladılar. Alan savunması yapmadan bile topun olduğu tarafa doğru yığılıp alanı kapayabiliyorlar. Hücumculara penetre edecek, pas verecek, rahat hareket edebilecek alan kalmıyor.
2. İlk maddeyle alakalı olarak serbest atış sayısında büyük düşüş var.
22 Ocak tarihli Potacast'te bu konunun muhabbeti geçti. Henüz dinlemediyseniz kaçırmayın.

Yazıhane'de bu hafta uzun uzun takım analizleri vardı: Takas dönemi öncesinde kime ne lazım? Okuyun, okutun.

Geleneksel All-Star Geyiği
Her sene aynı terane: Şunlar seçilmeliydi, bunlar niye var, halk oylaması olmasın, Allah koçların belasını versin... Yapacak bir şey yok, kontenjanın olduğu yerde böyle muhabbetlerden kaçmak mümkün değil. Milyonlarca insan NBA izliyor ve hepsi bazı oyunculara haddinden fazla sevgi veya nefret besliyor. Yüzlerce kriter (takım taraftarlığı, konferanslardaki oyuncu kalitesi, takım başarısı, aynı kadrodan seçilen oyuncu sayısı, şahsi husumet...) sebebiyle binlerce farklı liste yapıldığına şahit oluyoruz. Sakin olalım, ihtilal yapmaya gerek yok falan fistan ama gerçekten beyin damarlarımı terörize eden 3 isim var:

Stephen Curry: Ligin en iyi şutörlerinden biri, hem oyun kurucu hem de skorer olarak takımını taşıyor. Taşıdığı takım Vahşi Batı Konferansı'nda 5. sırada. MVP yarışında bile ismi ilk 10'da anılıyor. Yani? Yani 3 harf her şeyi özetliyor: A-M-K!

Marc Gasol: 13.5 sayı, 7.5 ribaunt, 3.5 asist, 2 blok, 1 top çalma... Seçilen Randolph ise 16 sayı, 13.5 ribauntla oynuyor. Yani Z-Bo'nun sayı ve ribaunt ortalamaları daha fazla olduğu için Grizzlies'de hücumun merkezi ve savunmanın çapası olan Marc Gasol yerine all-star'da oynayacak.
İstatistiklere kafam girsin.

Brook Lopez: Özellikle ribaunt rakamları pek etkileyici değil (7,5) ama Nets'in süper yıldız kontratına sahip iki kısa oyuncusu (JoJo & D-Will) sikimsonique bir sezon geçirirken en istikrarlı isim Lopez oldu.

Mega dengesiz JR Smith, rezalet savunmacı Crawford, OKC'de her geçen gün rolü büyüyen Ibaka, sezon başında George dökülürken istikrarlı katkı veren David West... Sayabileceğim pek çok oyuncu daha var. Ama hem seçilenlere haksızlık etmek istemediğim, hem de üşendiğim için konuyu kapıyorum.

Not: 4 sene önce Josh Smith hakkında şunları yazmışım. Pes ettim artık.
Bir Takım Notlar
-What the fuck is Michael Jordan Wearing?
-Grizzlies ilk 5 sıra korumalı draft hakkıyla beraber Wayne Ellington ve Marreese Speights'i Cavs'e gönderdi. Yalnızca ekstra vergilerden kurtulmak için yapılmış bir takas. Klasik problemleri devam ediyor, 3'lükçülere ve daha verimli hücuma ihtiyaçları var. Gay (hatta Z-Bo) merkezli takas dedikoduları devam ediyor.
-Kardeş blog'lardan birinde ara ara NBA gündeminden bahseden bi Dime serisi var. Yeni yazı görmeyince berserk moda giren (Canı sıkılınca "Neden daha çok yazmıyorsun oros..." diye comment atan arkadaş, senden bahsediyorum) okurlar için birebir.
-Rondo sezonu kapattı. Diz Tanrıları verdiği canı almasını da biliyor. Celtics ne yapar, Danny Ainge kimleri takas eder, Rondo ne zaman döner... Bilemiyorum, pek sevmesem bile şimdilik Rondo'ya üzülmekle meşgulüm.
-Harrison Barnes bu sezonun highlight makinesi oldu. Bu defa Ersan da kareye girmiş.
-Hardwood Paroxysm'de iki oyun kuruculu 5'ler için bir yazı çıktı: birinci bölüm, ikinci bölüm. Vaktiniz varsa okuyun.
-Lakers'ta iki maçtır Kobe bol bol asist yapıyor, savunmada biraz daha efor harcıyormuş gibi görünüyorlar ve hepsinden önemlisi kazanıyorlar. Yolun sonu ne olur bilemiyorum ama Gasol'un D'Antoni sistemine teknik olarak uymadığı aşikar. İlk 5 başlayacak mı, maç sonlarını oynayacak mı tartışmalarına girmeksizin istatistiklere sığınıyorum: 48 dakikaya oranladığımızda bu sezon Gasol PF pozisyonunda 13,5 sayı atıyor, C oynadığında 26 sayı. Savunmadaysa 4 numarayken rakiplere 16,5 sayı veriyor, center'a kaydığında yalnızca 12,5 sayı. (Evet, şampiyonluk yıllarında da Odom'la beraber oynayıp 5 numaraya geçtiğinde daha verimliydi. Adam center yani, yapacak bir şey yok.)
-Pelicans'ın logosu belli oldu.

3 Video
-Obama'nın inauguration töreninde, ABC'nin ünlü sunucularından biri (Stephanopoulos) Bill Russell'ı Morgan Freeman'la karıştırıyor.
-Yarı sahadan şut atarak 75.000 dolar kazanan bir seyirci ve LeBron. (Bunları biliyor muydunuz: Etkinliğe katılan seyircilerin neredeyse tamamı atletik olmayan, kilolu veya yaşlı insanlar arasından seçilir)
-Shane Battier'nin şöyle korkunç bir karaoke performansı vardı. Düzenlediği yardım gecesinde yıldız James Jones oldu.

Friday, May 11, 2012

Gidenler, Kalanlar, Ölümsüzleşenler

Starbury
Stephon Marbury Pekin Ördekleri'yle[1] Çin ligi şampiyonluğuna ulaşmıştı. Liseden beri yaşadığı ilk şampiyonluk (Isiah Thomas'a not: Bunu hatırlattığım için muhtemelen blogu okumayı bırakacaksın ama New York'tan bakınca beynin bir tümöre benziyor.). Kadrodaki en önemli isimdi üstelik. İstatistiklere bakınca takımı sürüklediği belli oluyor zaten: 27 sayı, 6.5 asist. Tabii Çin'de tutturulan rakamlar defolu oluyor. 30 küsür maça çıkan JR Smith de 35 sayı, 7.5 ribaunt ve 4 asistle oynamıştı mesela.


CBA'de yabancılara MVP ödülü verilmiyormuş. İlk kez kupayı kazanan Beijing Ördekleri de en önemli oyuncularına kocaman bir jest yapıp şükranlarını sundular. Artık bronz Starbury heykeli Beijing halkını selamlayacak.

[1]Evet, takımın adı bu. Gördüğünüz gibi şehirle özdeşleşmiş materyalleri kullanırken Houston Roketleri gibi korkutucu bir isim de bulabiliyorsunuz, Bursa Şeftalileri ya da Güney Doğu Anadolu Projeleri gibi abuk subuk sonuçlara da ulaşabiliyorsunuz. Zaten âlemde tek Ördekler var: Anaheim Mighty Ducks.

Celts vs Hawks
Bugün kutlu bir gün. NBA severler neşe içinde. Hawks'tan kurtulmanın haklı gururunu yaşıyorlar. Bu kadar korkak veren başka kaç takım yönetimi vardır acaba (En az bir: Orlando Magic)? JoJo'ya 120 milyon $ verdikleri gün, seneler boyunca playoff'lara girmelerine rağmen asla başarılı olamayacaklarını ilan etmişlerdi. Bu sene de hedeflerine ulaştılar. JoJo(senelik 18 milyon $), Al Horford (12), Marvin Williams (8) ve Josh Smith'in (12) kontratları yüzünden elleri kelepçelenmiş bir hâlde önümüzdeki playoff ilk turlarına bakacaklar.

Celtics'in zaten turu geçeceği belliydi. Hawks'ın ortaklarından Michael Gearon Jr'ın açıklamaları da Celts'in muhtemel motivasyon eksikliğine derman oldu: "Lehimize düdük çalmıyorlar. Sürekli benzer laflar işittiğiniz biliyorum ama ben istatistik de vereceğim. Dün akşam yaşlı ve fiziksel mücadele veren bir takımla oynadık. Onlar yaşlı. Yaşlı adamlar basketbol oynadığında faul yaparlar. Üstelik Kevin Garnett ligdeki en pis basketbolcu. İlk yarı boyunca yalnızca 2 düdükle cezalandırıldılar, bizse tam 5 katı düdükle."

Kevin Garnett 28 sayı ve 14 ribauntla cevap verip sağolsun seriyi de bitirdi. Seri değil, lanetti mübarek; kurtulabilmek için adaklar adamış, mumlar yakmıştım. Sixers vs Bulls mücadelesi de korkunç basketbola sahne oluyor ama takımların kendilerini parçalarcasına savaştıkları belli en azından.

Bulls vs Sixers
Pislik çukuruna düşmüş iki yamyamın ölümcül dövüşü gibiydi. Etkileyici playoff atmosferi ama çok kötü basketbol. Kader deyin, karma deyin, oyuncularını sene boyu biraz fazla zorlayan Tom Thibodeau deyin... Şampiyonluğun favorisi olan takım (mükemmel savunma, denge, kadro derinliği, süper yıldız...) ilk turda elendi. Lafı uzatmadan Ömer Aşık vakasına geçiyorum.

Maçın bitmesine 12 saniye var, 1 sayıyla önde olan Bulls topu oyuna sokacak. Gezegendeki tüm Sixers taraftarları topun Ömer'in ellerine gitmesi için dua ediyorlar. %80'le faul kullanan Watson topu rakip sahaya taşıyor ve Ömer'e (%45) pas veriyor. Ancak bu kadar gerzekçe bir pas hayal edilebilir. Hatta görüntüleri izleyince Lou Williams'ın Watson'a arkadan faul yapmaya çalıştığı görülebilir (Sırtından itiyor.).
3.20'den itibaren dediklerim yaşanıyor.
                        
Sonraki pozisyona geçiyoruz. Ömer ikinci serbest atışını kaçırmak üzere. 1 sayıyla önde olan Bulls kısaları, ribaunt alabilecekleri gibi sikimsonique bir illüzyonun kurbanı oldukları için Sixers'ın hızlı hücumuna engel olamıyorlar. Iguodala'yla karşı karşıya kalan Ömer faul yapmak zorunda kalıyor (7.2 boyundaki her oyuncu mecburen aynısını yapardı büyük ihtimalle.)

Gavura karşı durup Ömer'i korumak gibi abuk subuk bir arzum yok. Senelerdir eleştiririm zaten (Bir ayran şişesi bile hücumda Ömer'in yaptıklarını yapabilir çünkü.). Fakat Bulls'un elenmesinden sorumlu olmadığı aşikar.

Lakers vs Nuggets
Seri boyunca tüm yorumcuların ağzımda gevelediklerini hatırlatmama gerek var mı: "Nuggets hızlı tempoda oynayıp yüksek şut isabeti tutturmalı; Lakers hücum sayısını azaltmalı; Miller ve Gallinari hariç Denver oyuncuları yarı saha basketbolu oynamakta zorlanıyorlar (Hele ki Lakers uzunlarına karşı.)..." Baştan sona maçın yegane hakimi Denver olacaktı. Mide virüsü sebebiyle maç öncesi otobüste kusan[1], smaç yapacak mecali kalmamış Kobe tek başına takımını taşımaya çalışacaktı ama nafile.

Meşhur bir efsane var: Büyük takımlar, yıldız oyuncuları hastalandığında maça daha sıkı sarılırlar. Bynum&Gasol için söyleyecek söz yok. İstatistik kağıdının Bynum hanesinde 16 ribaunt yazıyor ama boş laf. Tek kelimeyle rezalet oynadılar. Takımın geri kalanının yapabilecekleri belli zaten. Brewer 18 sayı attı; Lakers yedekleriyse 17 (Hatta seri boyunca Devner bench'i, Lakers yedeklerini ikiye katladı.). İlk 5 maçta 27/80 3'lük atan takım bu akşam 10/20 ile isabet kaydetti üstelik (Lawson ve son çeyrek performansıyla Brewer'ı hatırlatmazsam çok ayıp olur.). Enerjilerini bir an bile azaltmadılar; özellikle Bynum'a ve bazen Gasol'e getirdikleri ikili sıkıştırmalarla hem pota altı üstünlüğü teslim etmediler, hem de aldıkları ribauntlarla hızlı hücuma çıktılar. Son maç Staples Cente'da ama rüzgarı arkasında hisseden takım Nuggets.

Cumartesi akşamı Tanrıların kıskandığı, efsanelerin efsanesi, acaibü'l acaip bir bünye olan MWP geri dönecek. Twitter'da yazdığına göre şu sıralar kobay faresiyle muhabbet etmekle meşgulmüş.
Alakasız bir not ekleyeyim. Birdman internetten çocuk pornosu indirdiği şüphesiyle soruşturma altında. Takımla tüm ilişkisi donduruldu.
________________
[1]Odasının Exorcist'e yakışacak bir sahneye benzediğini söyledi hatta. Merak etmesine gerek yok. Gasol'un 10'da 1 attığı düşünülürse kimin şeytan çıkarma ayinine muhtaç olduğu ortada.

Wednesday, May 9, 2012

Lakers vs Nuggets, Bulls vs Sixers (5. Maçlar)

Lakers vs Nuggets
Andrew Bynum: "Seriyi bitirme maçları aslında kolay olur. Eğer başlangıçta sahaya çıkıp sert oynarsanız rakip teslim olmaya meyillidir. Hemen öne geçip farkı korumak istiyoruz."

Lakers'ın tüm ligdeki en iyi pota altı ikilisine sahip olduğunu herkes biliyor. Zaten birkaç senedir Dwight hariç tek boyuncunun Gasol&Bynum'a üstünlük sağladığını görmemiştik. Bu akşam başka biriyle karşılaştık: JaVale McGee; boy, kol uzunluğu, esneklik, atletizm, hız, enerji... Staples Center'da tek başına smaç partisi vermeye yemin etmiş adeta. Zaten istatistik kağıdı da kabardıkça kabardı: 32 dakikada %75'le 21 sayı ve 14 ribaunt. Bynum'ı denize döktü (Bynum'ın topla çok buluşamaması da her zamanki gibi oyundan düşmesine zemin hazırladı tabii.).
                      
McGee'nin yetenekli olduğu malum. Fakat playoff atmosferinde kafasını toplayamayacağı görüşü hakimdi. Adam kariyerinin en etkileyici maçını çıkardı. Temel sebep belli: George Karl. Çok çok uzun zaman önce ve çok çok uzak bir NBA atmosferinde dizginleri koçlar tutuyor ve oyunculara hükmedebiliyorlardı. Denver'da Geroge Karl'ın hâlâ böyle bir lüksü var (Gregg Popoviç, az biraz Doug Collins ve Doc Rivers gibi.). McGee'ye kendisini dinletebiliyor[1]. Tabii koç tek etken değil. Washington Wizards cehennem çukuruna benziyordu. Tüm oyuncular rüyalarda geziniyor, birbirlerini yoldan çıkarıyor, 15 sayıyla mağlup olmalarına rağmen yaptıkları güzel hareketleri kutluyorlardı. Ben hayatım boyunca mesleğine bu kadar az saygı duyan insanlardan kurulu bir takım görmemiştim. Nuggets'ın havasıysa bambaşka; basketbola odaklanmış oyuncular, playoff savaşı veren teknik kadro, veteranlar... Mesela Andre Miller.

Miller tek kelimeyle olağanüstü oynadı; hücumu yönetti, McGee ve Faried'i besledi, son çeyrekte öne çıktı. Ligdeki underrated oyuncular listesinin en üst sıralarında zaten. Her zaman (Nuggets, Sixers, hatta Blazers...) all-star seviyesine yakın performans göstermesine rağmen asla bu onura ulaşamadı (Hüzün. Keman nağmeleri vs). George Karl da Miller'ın hak ettiği övgüyü alamadığından bahsederken birdenbire zincirlerini kırdı, enginlere sığmayıp taştı: "Gelmiş geçmiş en iyi 10 oyun kurucudan biri." Gözlerimi oyup deli gibi dans etmeye başlamadan yalnızca 10 kelime söyleyip mevzuyu kapıyorum: Magic, Oscar, Stockton, Kidd, Isiah, Nash, Cousy, Frazier, Payton, Paul.

Nuggets'ın Lakers'la mücadele edebilmesi için tempoyu hızlandırması (genelde çift pg+atletlerle oynuyorlar.) ve isabetli şut atması gerektiğini düşünüyordum. Seri boyunca tempoyu kontrol edemedikleri yetmezmiş gibi çok kötü şut atmışlardı (Bu ikisi özellikle Lakers karşısındaki Denver basketbolunda birbirine bağlı zaten.). Dün gece de rezil 3'lük attılar. Nuggets'a nazire yaparcasına çember döven Lakers son anlarda çıldırınca fark kapanmıştı hatta. Sessions ve Blake'den birer 3'lük, Kobe'den üst üste dört 3'lük geldi (Son anlarda fena değil bu çocuk.). Ama yavaş tempolara alışkın Andre Miller'ın basketleriyle ayakta kalmayı başardılar. 

Seri uzadı, Denver'a gidiyoruz. LA cephesi için haddinden fazla yorucu bir seyahat olacak: 30 küsürlük Kobe&Gasol, Kobe'nin Denver'daki tecavüz davasından kalan hatıralar, Lakers'ın çabucacık kırılabilen özgüveni... OKC ise ayaklarını uzatmış dinleniyor. Kısa süre içinde Perkins'in sakatlığı geçecek, Thunder oyuncuları da Lakers'a hazırlanmış olacak.

Bynum altıncı maçtan önce de "close-up maçları kolay geçer, rakip teslim olur" derse, Nuggets'ın motivasyonu bir kat daha artacak muhtemelen. Lafı uzatmaya gerek yok, mikrofonlarımızı Mike Brown'a çevirip maç sonu açıklamalarını dinliyoruz: "Eğer böyle konuşmak istiyorsanız, sahaya çıkıp söylediklerinizin arkasında durmalısınız."
_______________
[1]Muhtemelen annesini de dinliyordur: Pam McGee. WNBA efsanelerinden mega dominant bir karakter. McGee'nin smaç yarışmasında jüriyi ziyaret edip Dr J'i dudaklarından öptüğünü herkes hatırlıyordur. Denver'ın playoff maçlarında saha kenarında oturup Jack Nicholsonvâri hareketler yapıyor.


Sixers vs Bulls
Bulls'un morali yerle bir oldu; içkisine Erol Taş hap attı[2], tecavüze uğrayıp kötü yola düştü. Şampiyonluk hayalleriyle playoff'lara başlayan (En büyük favori olduğu bile konuşuluyordu hatta.) takım Noah ve Rose'u kaybettikten sonra ilk turu bile geçmeyebilir. Herkes diken üstünde. Sixers cephesindeyse gökten zembille inen fırsatı kaçırmama arzusu var. Haliyle sinirler gerildi. Oyuncular buluttan nem kapmaya, rakiplerine gıcık olmaya başladılar. Hakemler bir dakikalığına gözlerini kapasalar, meydan muharebesi moduna doğru yelken açacağız.

Taj Gibson Elton Brand'le girdiği top kapma mücadelesinde sertliğin dozunu ayarlayamayınca saha karıştı. Neyse ki hemen araya girdiler.
                                                    
Maçın kendisi de şu itiş kakıştan farksızdı; korkunç hücumlar, rezil şutlar, trajikomik top kayıpları... İzlediğimiz spor basketbola pek benzemiyordu. Takımlar 80 sayıya bile ulaşamdı. Bulls %41'le şut attı; Sixers ise %31'le. Mesela Sixers %70'le faul atmış. İyi değil. Tabii Bulls'un %37'yle serbest atış kullandığını görünce insanın algısı kayıyor. Yapacak bir şey yok. Serinin kaderi bu. Hayatta kalmak için savaşan iki yırtıcının her türlü pislik ve kötülükle rakibini yenmeye çalışmasını seyredeceğiz. Belki basketbola dair konuşacak pek fazla şey yok ama playoff ruhunun sahada ete ve kemiğe büründüğüne[1], kan ve ter akıtıp rakiplerini dişlediğine şahit oluyoruz.

Unutmadan Taj Gibson kısa süre sonra sakatlanıp maça ara verecekti. Deng'in de ciddi bilek sakatlığına rağmen oynadığını düşününce, Portland'daki lanet Chicago'ya bulaşmış gibi görünüyor.

___________________
[1]Yani ortada gamsız Hawks vs ağırdan alan Celtics gibi bir seri yok.


[2]Edit geldi. Erol Taş hap değil, kahkaha atarmış. Hap atan Nuri Alço. Millî değerlerimizi karıştırmayın.

Monday, April 30, 2012

Haberler... Haberler...

Lakers vs Nuggets
Geçen akşam Roy Hibbert Magic karşısında tam 9 blok yapmış, 10 olan playoff rekorunu (1985'te Mark Eaton, 90'da Hakeem) kıramadan maç bitmişti. Bu akşam blok rekorunu egale eden birine rastladık: Bynum. Hücumda kötü başladığı halde konsantrasyonunu yitirmedi ve pota altını kararttı. Uzunlar böylesine hayvanî performans gösterince rakibin hücum anlayışı tamamen değişiyor. Nuggets pota altına girmeye korkar olunca ritimleri tamamen bozuldu elbette. Bir de garip not vereyim. Lakers gorması giyen bir oyuncunun playoff'larda yaptığı en son triple double için 91'e gitmek gerekiyor: Magic Johnson. Jordan'lı Bulls'a karşı 16 sayı 11 ribaunt ve 20 asistle oynamıştı.
                                               
Bynum'ın çılgın performansını bir kenara bırakıp takım savunmasından bahsedeyim. Lakers müdafaa anlayışı harikaydı. Mike Brown zaten savunma gurusu olarak tanınır. Nuggets'a en ufak hareket alanı vermediler. Jöle kıvamında bir organizmaymışçasına her noktayı kapattılar. Savunma rotasyonu o kadar güzel işliyordu ki, switch'leri tam olarak anlamak bile mümkün değildi. Hem şaşırdım, hem hayran kaldım.

Nuggets için en kritik nokta rakibi top kaybına zorlayıp hızlı hücumlar bulmak ve oyun temposunu artırmaktı. İkisini de beceremediler. Yedeklerin rol aldığı son dakikaları saymazsak Lakers yalnızca 7 top kaybıyla oynadı (Sezon ortalamaları 15). Nuggets kendi oyun ritmini maça kabul ettirmek bir yana Lakers'ın iradesine boyun eğdi.

Rondo'ya Ceza Geliyor
Hawks'ın iyi başladığı maçta Celtics pes etmeyince son dakikalarda atmosfer gerildi. Bitime 40 saniye kala top kazanma mücadelesinde hakemin çaldığı düdüğü beğenmeyen Rondo sinirlendi. Önce bir karış mesafeden hakemin suratına haykıran, akabinde hafifçe göğüs atan Rondo atıldı tabii ki. Abuk subuk yorumlar yapacağıma kural kitabını açıyorum: "Eğer herhangi bir oyuncu hakeme kasıtlı olarak fiziksel müdahelede bulunursa 1 maç ceza alır." Hareket sert değil, hatta çok yumuşak ama kastî olduğu aşikar.
                                               
Saha avantajını ele geçirmek isteyen Celtics için çok kötü haber; kariyerinde 1 kere bile playoff ilk turunu geçemeyen T-Mac içinse şahane.


Chris Duhon'ın Dansı
Magic'in galibiyete uzandığı maçın son dakikalarında Dany Granger top taşıyor. Chris Duhon, hakemlerin travel düdüğü için yaptıkları kol hareketlerinden esinlenerek garip bir dans figürü bulmuş. Sinir bozucu görünüyor. Maçlarda rakip takıma düdük çalınınca tribünler hep beraber ayağa kalkıp dans edebilirler.
                       
Maçı garip bir şekilde Orlando aldı. Bill Simmons'ın bol bol bahsettiği bir teori var: Ewing Teorisi. Patrick Ewing'in hem Knicks'te, hem de kolej yıllarını geçirdiği Georgetown'da her zaman en büyük yıldız olduğu malum. Fakat sakatlıklar yüzünden sahaya çıkamadığında takımlarının daha başarılı (ya da beklenenden başarılı) olduklarına dair garip bir fenomene rastlıyoruz. En büyük örneği, kaçırdığı 99 playoff'larında Knicks'in finallere çıkması. Şu sıralar insanlar internette teoriyi Orlando'ya uyarlayıp espriler yapmakla meşgul: "Dwight'ın yokluğunda takım playoff'larda başarılı olabilir mi?" İhtimali bile ağzımı sulandırıyor. 40 gün 40 gece Dwight hakkında espri yaparım. Ama o iş yaş. Orlando'nun seriyi geçmesi hala çok zor.

Thursday, March 22, 2012

...Artçı Transferler

Takas döneminin ardından serbest oyuncuların dahil olduğu irili ufaklı hamleler geldi; Bazı takımlar kadrosunu derinleştirdi, bazıları veteran ihtiyacını karşıladı, bazıları yıldızı sönmüş oyuncuları denemeye karar verdi. Belli başlı hamleler şöyle:

CHANDLER DÖNDÜ
Wilson Chandler da pek çok oyuncu gibi lokavt devam ederken Amerika dışında basketbol oynamaya karar verdi. Geçen sezondan takım arkadaşı JR Smith'le beraber Çin'in yolunu tuttular. D-Will, Gasol, JR ve nicelerinin aksine lokavt bitince değil sezon sona erdiğinde Amerika'ya geri dönecekti. Oynadığı takım (Guangşa Aslanları) playoff ilk turunda elenince Chandler da Denver'a geri döndü.

Wilson Chandler çok değerli bir oyuncu. Pek çok NBA takımı peşinden koşuyordu zaten. Atletik yetenekleri en hızlı hücum eden takımlar için bile yeterli; rakip sahaya koşar, savunmaya yetişir, iyi sıçrar... Üstelik hem orta mesafeden, hem de 3'lük çizgisinin gerisinden istikrarlı bir şutör. Çin'de yakaladığı istatistikleri söyleyeyim hemen: 26.5 sayı, 11.5 ribaunt, 2.5 asist, 1.5 top çalma. Çin'de ilk kez parkeye çıktığında 43 sayı 22 ribaunt yapmış (Oha!). Playoff sıralamasının belli olacağı normal sezonun son maçındaki istatistikleri: 41 sayı, 18 ribaunt.
Tabii Çin Ligi'ni abartmamak lâzım. 30 küsür maça çıkan JR Smith 35 sayı, 7.5 ribaunt, 4 asistle oynadı meselâ. Fakat Chandler'ın JR gibi oyunu domine etmek, sürekli şut kullanmak, ayna karşısında "daha çok süre alsam şimdiye Kobe olurdum" diye kendi kendine konuşmak gibi hevesleri yok. İşte Chandler'ın bir başka özelliği daha: Takım oyuncusudur. Şut ritmini bulmak için insiyatif kullanmak zorunda değildir. Hücumun bir parçasına, hatta uzvuna dönüşür. Kariyerinin ilk senesini çıkarırsak NBA istatistikleri şöyle: 15 sayı(%45), 5.5 ribaunt.

Chandler'ın kontratı yazın bitiyordu, sözleşme yenileme kararı aldı. Ben yine de Denver'da kalmayacağını düşünüyorum. Sezon sonunda kontratı biten (1 sene opsiyonlu) başka bir oyuncu daha var: Javale McGee. Ben Chandler'ın yerinde olsam, kariyer planlarımı McGee'nin koordinatlarına göre yapardım. McGee Denver'da kalacaksa başka bir takıma, hatta Doğu Konferansı'na giderdim. Zaten Javale McGee süt kardeşim olsa evlatlıktan istifa eder, kendime yeni bir anne bulurdum diye düşünüyorum. Du bakalim n'olacak?


RONNY TURIAF, MIAMI
Denver yönetimi şahane bir rol oyuncusuna kavuşmanın mutluluğuyla Ronny Turiaf'ı serbest bıraktı. Turiaf, Nene takasında Javale McGee'yle birlikte gelmişti. Sonuç herkes için iyi oldu. Turiaf  pozitif bir oyuncudur. Dakika bulamayacağı bir takımda kıç büyüteceğine pota altı zayıf olan bir takımda hoplayıp zıplasın. Pota altı zayıf deyince akla hemen Miami geliyor tabii. Haber duyulur duyulmaz Turiaf'ın üstüne atladılar. Sakatlıklar sebebiyle performansı düşmüş olabilir ama risksiz transfer dedikleri bu olsa gerek.  Takımın moraline en ufak zarar vermez, aksine tüm arkadaşlarıyla iyi geçinir. Soyunma odasında herkese destek olur. Saha kenarında amiyane tabirle takıma gaz verir. Spektaküler hareketleri coşkuyla karşılar, güzel pasları alkışlar.[1]... En önemlisi, enerjisini parkelere de taşır. Asla bencillik yapmaz. Orta mesafe şutlarında belli bir istikrarı var (Gerçi Bosh ve Haslem da o açığı kapıyorlar.). Hareketliyken topu aldığında potaya yönelebilir (Özellikle LeBron bu özelliği verimli kullanacaktır.). Rakip pota altı oyuncularını (Amar'e, Boozer...) zor durumda bırakabilecek birkaç post-up numarası vardır. Daha da ne olsundur?
Sürekli enerjisinden bahsediyorum ama asla çok ribauntçu bir oyuncu olmadı (4-4.5 ribaunt). Genelde enerjik oyuncular çok ribaunt aldıkları için söylediklerim paradoks gibi gelebilir. Fakat ribaunt enerjiden çok zamanlamayla alakalıdır. Hatta daha da ileri gideyim. Ribaunt zamanlamadan çok parmak ucu hassasiyeti ile ilgilidir. Yani Miami'nin ribaunt sorunu çözülmedi. Lakers, Bulls, Oklahoma, Dwight Howard (Orlando değil), hatta Memphis onları zorlayacak takımlardan birkaçı. Haftalardır Chris Kaman'ın peşinde koşuyorlar. New Orleans iflas bayrağını çekip NBA yönetimine devredilince takıma reset atmaya karar vermişlerdi. Chris Paul yazın takımdan ayrıldı. Lakers CP3 ile anlaşmaya varmıştı ama NBA yönetimi "siz çok güçlü oldunuz" deyip Clippers'ı tercih etti. Hâlâ Hornets'i idare eden yönetim Kaman'ın Miami'ye gitmesine göz yummayacaktır. Şampiyonu lig yönetimi tayin etmiş gibi görünebilir. Hatta birkaç sene içinde Miami ligi domine edip hanedana dönüşeceği  için David Stern Los Angeles ya da Chicago'da suikaste kurban gidebilir. Ben de sinirden mahalleli çoluk çocuğu keserim artık. Yapma Stern. Seneler boyu sürecek Chicago-Miami rekabetinin heyecanından mahrum kalmayalım. Oklahoma-Miami finallerini keyifle izleyelim. Durant ve Rose birkaç kere finalde karşılaşsınlar. New York bu seviyeye çıkmaya çalışsın (Oha! Sonuncusu şakaydı).[2]

Kaman abartı olurdu, Turiaf tam oldu. Youtube'u karıştırırken Turiaf'ın bir videosunu buldum. Arkada Outkast'in eğlenceli bir parçası varmış, hemen ekleyeyim dedim. En kötü hip-hop'çıların "Say muh neim biatch! Mothafucka" diye bağırdıkları basketbol videolarını pek sevmiyorsanız çekinmeyiniz, tıklayınız


GILBERT ARENAS, MEMPHIS

Arenas'ın anlatılacak pek bir yanı yok. Çatlağın teki. Draft ilk turunda seçilmeyince azmedip all-star seviyesine çıkan, Golden State ve Washington aynı parayı teklif edince yazı tura atıp kariyerini şekillendiren, 3'lük çizgisinin birbuçuk adım gerisinden son saniye basketini atıp, henüz şut girmeden galibiyeti kutlayan, "Bu gece 50 sayı atacağım" deyip 30 şutta 14 sayı bulabilen fantastik bir arkadaşımız. Washington'da yaşanan silâh skandalı[3] takımdan gönderilmesine, yaşadığı sakatlıklarsa piyasa değerini kaybetmesine sebep oldu. Tekrar çıkış arıyor. All-star öncesi Lakers'a gideceği konuşuluyordu. Los Angeles ekibi guard ihtiyacını karşılayınca başka bir iddialı takıma, Memphis'e gitti.

Memphis Batı Konferansı'nın iddialı takımlarından biri. Geçen sene kimse başarılı olmalarını beklemiyorken hırslandılar. And içtiler, "playoff'lara kalana dek sakallarımızı kesmiyoruz" dediler. Memphis 5 sezon sonra playoff'lara kalınca huzurla sakallarını kesen oyuncular önce  1 numaralı seribaşı San Antonio'yu devirdiler. Ardından Oklahoma ile yedinci maça dek savaştılar. Konferans Finali'ne çıkamadılar ama herkes heyecan içindeydi. Ve aynı heyecanı bu sezona taşımayı başardılar.
Memphis topa sürekli baskı yapan, çok iyi dış savunma yapan, uzun ve kalıplı pota altı oyuncularıyla rakibe geçit vermeyen bir takım. Marc Gasol'ün pas yeteneği sayesinde hücumda da topu çok iyi paylaşıyorlar. Randolph ve Gasol hem ribaunt, hem boyalı alan sayılarında ligin en üst sıralarında. Rudy Gay, Mayo, hatta Conley gibi işler sıkışınca belli roller alabilen oyuncuları mevcut. Yüzlerce gazetecei Tony Allen'ın şu an NBA'deki en iyi savunmacı olduğunu iddia ediyor. Ne eksik? Şut.

Sene olmuş 2012. Kimse Arenas'ın LeBron'lu Cleveland'la Doğu Şampiyonluğu için savaştığı, rakip potaya 40 sayı bıraktığı günlerdeki gibi dönmesini beklemiyor. Memphis cephesinin aradığı belli: İsikrarlı bir dış şutör, takımın pas trafiğini bozmayacak, aksine zenginleştirecek bir guard, kritik anlarda sakin kacalak bir çift bilek. Arenas puzzle parçası gibi oturdu. Eğer sağlığına kavuştuysa (şüpheli) ve "deliyim, delişmenim" diye parkede gezinmeyecekse şahane transfer. Memphis başarıyı Iverson'ı gönderip gençlere dönünce yakalamıştı. Arenas hamlesiyle daşa dönmediler mi? Iverson saf skorer. Topa hükmettiği için hücumların çoğu onun üstünden döner. Arenas vakası ise daha farklı. Kendini hücumun organik bir parçasına dönüştürebilen Arenas, Grizllies'e güç katacaktır. Gibi görünüyor şimdilik.


FISHER ŞAMPİYONLUK KOVALAYACAĞI BİR TAKIMA GİTTİ

Fisher hakkında yazacak pek bir şey kalmadı. Birbuçuk senedir Miami peşindeydi. Hem soyunma odasında tecrübeli bir veteran, hem de kritik anlarda soğukkanlı bir şutör arıyorlardı. Fisher kontratının son senesinde Houston'dan alacağı paradan vazgeçip serbest kaldı. Kariyerinin sonunda şampiyonluk hedefleyen bir takımda oynamak istiyordu. Herkes Miami'ye gideceğini düşünürken OKC yönetimi genç kadroyu pozitif etkileyebilecek Fisher'ı kaçırmadı. Şu form ve fizikî hâliyle oynadığı takıma yarardan çok zarar getirebilir gibi görünüyor ama Thunder'da küçük bir rol alabilir. Aslında Kevin Durant gibi olgun bir süper yıldız varken çok çok gerekli bir hamle olduğunu söyleyemeyiz. Thunder Scot Brooks'u (Herif adeta Ateşten Gömlek amk) göndermeli ve "takımın yarısı (Durant, Westbrook, Harden...) hücum etsin, diğer yarısı (Ibaka, Perkins...) zinhar şut atmasın" taktiğinden vazgeçmeli. Bu kadar özel oyuncuların olduğu bir takımı izlemek işkenceye dönüşüyor. Bile bile kötü basketbol seyrediyoruz.


MEMO ?

Mehmet Okur ne yapacak? Senelerdir sakat. Nets, Gerald Wallace karşılığında Portland'a göndermişti. Tüm takımı yenileyip, camia üstüne çöken lâneti yok etmek isteyen Portland, Memo'yu serbest bıraktı. Türkiye'ye dönebileceği konuşuluyor. Şimdilik boş bırakıyorum. İstikameti kesinleşince yazarım.


***

[1]LeBron'un Cleveland günlerini hatırlayın. Arkadaşlarıyla şakalaşan, "showtime"vari basketboldan zevk alan, fantastik asistlerden haz duyan bir insan. LeBron kazanmayı obsesyon hâline getirmediği için eleştirilmeli. Fakat unutmayalım ki, asla bencil olmadı. Yakaladığı istatistikler oyunun doğası gereği (Ya da herifin atletik özellikleri doğaüstü.). Tüm takım lise öğrencileri gibi beraber hareket edince, güzel hareketleri kutlayınca mutlu oluyor. Turiaf'ın getirdiği hava en çok onu mutlu edecektir.

[2]New York bu kadroyla yola devam ederse hayallere, nostaljiye devam: "Willis Reed 7. maçta Wilt Chamberlain'i nasıl da denize dökmüştü", "Frazier basketbola dönecek diyorlar", "Ewing o turnikeyi nasıl kaçırır"... 

[3]Arenas, takım arkadaşı Crittenton ile poker oynarken tartıştı. Kavga büyüdü, soyunma odasına tabancalar götürüldü. Bireysel silahlanmaya karşı çıkmak için ismini 'Bullets'tan 'Wizards'a çeviren camia deliye döndü. Normalde oyuncuların özür dilemesi beklenir. Arenas ise maç öncesi silâh şov yapmayı tercih edecekti.

Saturday, March 17, 2012

Takaslar... Takaslar...

Dwight Howard, Pau Gasol, Steve Nash, Carmelo/Amar'e... Hepsi takımlarında kaldı. Takas döneminde çılgın menajerlere, abuk subuk hamlelere pek rastlamadık. Yine de sessiz geçtiğini söyleyemeyiz. Başlıyorum


GOLDEN STATE, BUCKS

İlk büyük takas hamlesi GS Warriors ve Bucks takımlarından geldi. Bogut California'ya, Ellis ise küçük ve karlı beldelerimizden Milwaukee'ye gidecek.

Bogut, Avusturalya'daki taraftar ve tezahüratları özlediği için Bucks tribünlerini değiştirmeye karar vermişti. Kendi cebinden 100 kombine bilet alıp 'çılgın taraftarlar'a bedava dağıtacağını açıkladı. Seçmelere akın eden Milwaukee delileri, Bogut'un forma numarasından ilhamla "6. bölük" isimli bir ekip oluşturdu; vuvuzela çalan, pankart açan, plastik kılıçlardan altın kemerlere dek onlarca aksesuar taşıyan insanlar.


100 kişilik grup, 1000 kişilik ses çıkarıyordu. Tribün atmosferi birden bire değişti. Seyirciyle böylesine içten bir ilişki kuran Bogut üst üste sakatlıklar yaşayınca maalesef Bucks onu takasta kullanmaya mecbur kaldı. Bucks menajerinin senelerdir abuk subuk takaslar yaptığını biliyoruz ama en azından bu defa suçlamak mümkün değil. Uzun oyuncular daha değerlidir. Ender rastlanan bir mücevher gibidir. Üstelik Bucks'ın hem savunmada, hem de hücumda yegane lideri vardı: Andrew Bogut. Her iki elini de kullanabilen, hücum repertuarı geniş, savunmada alan paylaşmasını bilen bir uzunu elden çıkarmak acı verici. Fakat tüm sezonu kapatmış bir oyuncuyu değişiklik arayan süper skorerle takas edebilme fırsatını her zaman elde edemezsiniz. Özellikle de playofflara kalmak istiyorsanız bu fırsatı kullanmalısınız. Şimdi ellerinde muazzam bir skorer var: Monta Ellis. Stephen Curry ile beraber oynadığında zaafları ortaya çıktığı için Golden State takas yoluna gitti. Hatta birkaç gün sonra Golden State taraftarları, hem başarısız oldukları, hem de bu süper skoreri kaybettikleri için takım sahibini dakikalarca yuhalayacaklardı.

Monta Ellis, tabiatı gereği basketbol üslûbunu skor üstüne kurmuş bir oyuncu. Ligin süper skorerlerinden biri; kalabalık savunmaların arasından yılan gibi kıvrılarak potaya ulaşır, dripling kabiliyeti ve hızıyla her rakibe karşı sayı bulur.


Fakat Jennings de skorer bir guard olmasına rağmen Ellis gibi verimli değildir. Çaylak sezonunda 55 sayı attığından beri saçma sapan şutlarla takımın hücum ritmini bozar. Abartmayayım ama Nick Young kadar saçmaladığı maçlarını izledim. Yeteneklidir, değerlidir ama Ellis'le birlikte hiç çekilmez. 
Jennings ve Ellis bundan sonra maç başına 50 şut kullanacaklar muhtemelen. Kozmos Ersan'a sabır versin.

Takasın ikinci kısmına geçelim. 0'a tekabül eden Kwame Brown'a karşılık Stephen Jackson verilir mi? Jackson'ı zaten kullanamıyorlardı. Scott Skiles ile kavga etmiş, önce ilk 5'teki yerini, ardından tüm dakikalarını kaybetmişti. Hattâ NBC'deki bir röpotajda şunları söyledi: "Diğer koçlarla aramdaki ilişkinin bir benzerini Scott Skiles'la kuramadık. Bundan sonra da kurmamız mümkün değil. Çok şey yaşandı." Yeniden yapılanmaya giden Golden State Jackson'ı elinde tutmadı. Draft hakkı ve yalnızca şut atabilen Richard Jefferson için bekletmeden Spurs'e gönderdi. Hem Bucks kullanamadığı bir oyuncudan kurtuldu, hem de Jackson rol alacağı iyi bir takıma gitti. win-win.

Unutmadan Kwame Brown'ın kontratı bu sene bitiyor. Yani klasik bir John Hammond dangalaklığıyla karşı karşıya değiliz. Hattâ maç başına 5.5 sayı ve 4 ribaunt istatistikleriyle oynayan 25 yaşındaki Udoh'u da kadrolarına kattılar. Ersan, pota-altı/ribaunt problemine derman oldu ama Udoh da küçük rollerde verim alabilecekleri bir oyuncu.


NETS, BLAZERS

Trail-Blazers onlarca sakatlıktan sonra pes edip takımı dağıtmaya karar verdi.

(Özet geç diyenler için: 2007 NBA draftından önce herkes Greg Oden'ın ligin en iyi uzunu olacağını düşünüyordu. Hatta Portland Durant'i değil Oden'ı seçti. Maalesef Oden her sezon dizlerinden sakatlanacak ve kariyeri bitecekti. Portland'ın diğer yıldızı Brandon Roy hem oyun okuyor, hem şut atabiliyor, hem de kendi pozisyonunu yaratabiliyordu. Sakatlıklar onun da yakasını bırakmadı. Geçen sene sonunda dizlerindeki kıkırdak tabakasının neredeyse yok olduğunu, bir daha basketbol oynayamayacağını söylediler. Yalnız yıldızlar değil, tüm rol oyuncuları küçük büyük sakatlıklar yaşadı; burkulan bilekler, yırtılan kaslar, kayan diskler... En sonunda 5'e 5 maç yapacak oyuncuları kalmadığı için oyuna giren koç Nate Mcmillan antrenman esnasında aşil tendonundan sakatlandı. Hatta takım sahibine kanser teşhisi kondu. Takım lânetlenmişti belli ki. Bazı Trail-Blazers taraftarları şamanlara, büyücülere, rahiplere danışıp tütsü ve muskalarla çare aradılar ama olmadı. 2010'larda şampiyonluklara ambargo koyması beklenen takım eridi. Yok oldu amk. Oden ve Roy gibi hem karakteri, hem de oyunuyla alkışlayacağımız oyuncuları ebediyen kaybettik. Tıpkı Bill Walton'ı, gelmiş geçmiş en büyük Portland efsanesini kaybettiğimiz gibi.)


Takımdaki herkes heyecanını yitirmişti. Bir avuç yorgun, moralsiz, bezmiş basketbolcudan verimli olmalarını bekleyemeyiz. Yönetim, yeter, dedi. LaMarcus Aldridge hariç takımı yenilemeye karar verdiler. Önce Gerald Wallace'ı Mehmet'in biten kontratı ve draft hakkı için Nets'e gönderdiler. 2012 draftının çok güçlü olması bekleniyor. Yeniden yapılanan her takım, draft haklarının peşinde. Nets de yeni bir takım inşa ediyor ama Nets'in olayı başka.



Takımı Deron Williams için cazip hâle getirmek zorundalar. Seneye New York'a taşınıp "Brooklyn Nets" olacaklar ve Williams onlara seyirci getirecek. En azından plan bu. Bir senedir Dwight Howard'ın peşinde koştular, beceremediler. D-Will de giderse avuçla bok yiyecekler. Bence seneye Deron Williams sürekli mağlup olmaya dayanamayıp gidecek. Zaten Lakers, Mavericks, Nets de feda ettiği draft hakkını mumla arayacak. Göreceğiz.

Portland cephesine geri dönersek, Gerald Wallace'tan sonra Marcus Camby'yi Houston'a gönderdiler. Bu takasın tek sebebi para. Hem Camby'ye verecekleri paradan kurtuldular, hem de takımı boşaltma hedeflerine devam ettiler. Aslında Camby'ye karşılık Hasheem Thabeet'i aldılar. Ama unutmayalım ki Hasheem Thabeet, evrende boşluğa tekabül eder. Bir koful basketbola ne kadar katkı yapabiliyorsa, Thabeet de o kadar katkı yapar. Bir tuzluk (bildiğin tuzluk) ne kadar iyi formula-1 pilotu olabilirse, bir Hasheem Thabeet de o kadar iyi basketbolcu olur.

Unutmadan takasların son günü koç Nate McMillan'ın görevine de son verdiler. Önümüzdeki senelere bakacaklar.


LAKERS, CLEVELAND, HOUSTON

Cavaliers LeBron gidince ligin dibine vurmuş, bu sezonsa çaylak Irving etrafında tekrar toparlanmışlardı. Irving varken Ramon Sessions'a yer kalmadı. Lakers potaya yönelebilecek, hızlı hücumlarda koşabilecek bir guard kazandı. Bence nokta atışı. Bir de Houston'dan pota altında küçük bir rol üstlenecek Jordan Hill'le anlaştılar. Gasol ve Bynum birkaç dakika daha dinlenebilecekler. Peki Hill karşılığında verdikleri oyuncukim? Maalesef Derek Fisher.

Fisher'ın kariyeri hakkında uzunca bir yazı yazdım zaten. Şu an kısaca bahsedeceğim. Fisher kariyeri boyunca "pır-pır" guardlara boyun eğdi; Iverson, Parker... Fakat yaşlandıkça kimseye dur diyemeyecek hâle geldi. Ayakları gitmiyor, bilekleri çalışmıyordu. En son 2010 finallerinde potaya yönelip turnike atmıştı galiba. Lakers'ın hem hücumunu, hem de müdafasını tek başına paramparça ediyourdu. Steve Blake zaten formda, Ramon Sessions da kadroya eklendi. Tüm bunlara Fisher'ın kontrat yükü de eklenince kaçınılmaz son gerçekleşti. Bence çok ayıp oldu. Herkes Fisher'ın Lakers formasıyla, 5 yüzük kazandığı camiada emekli olacağını bekliyordu. Kısmet değilmiş. Zaten Danny Ainge'in Garnett ve Pierce'ı göndermeye çalıştığını düşünürsek, NBA menajerlerinin vefalı olmadıklarını fark edeceğiz.

Houston Rockets Camby ve Fisher ile playoff yarışında büyük bir silâh kazandı: tecrübe. Özellikle Fisher'ın katkısı çok sınırlı olacak ama kritik anlarda güvenebilecekleri bir şut tehdidine sahipler artık.


WASHINGTON, DENVER, CLIPPERS

Nene Washington'a gitti. Sezon boyu formsuzdu, belki başkent iyi gelecek ama Nene gitmek istemiyorsa bırakılmaz. İki elini de kullanan, defansif ve ofansif özelliklere sahip, takımı için oynayan bir uzunu bırakmak pek mantıklı değil. Üstelik karşılığında hiçbir şey almadan. Ben pek bir şey anlamadım. Buradan bakınca takasın mutlak galibi Washington. Zaten takımı boşaltmak için can atıyorlardı. Verdikleri parçalardan acilen kurtulmak, mümkünse bir daha görüşmemek istiyorlardı. Ah Washington, boynu bükük Washington. 3 senedir takım değiştiriyorlar. Sebebini kısaca anlatayım:

Washington takım kültürü mahvolmuştu. NBA oyuncuları sürekli seyahat ettikleri için vakit geçsin diye genellikle kart oynarlar. Söz konusu Washington'sa olaylar daha karışık tabii. Arenas, takım arkadaşı Crittenton ile poker oynarken aralarında kavga çıktı. Kavga büyüdü, soyunma odasına tabancalar götürüldü. Bireysel silahlanmaya karşı çıkmak için ismini 'Bullets'tan 'Wizards'a çeviren camia deliye döndü. Normalde oyuncuların özür dilemesi beklenir. Arenas ise maç öncesi silâh şov yapmayı tercih etti. Diğer oyuncular da kahkahalarıyla eşlik edince tüm takım dağıtıldı.

Gelen gideni aratır mı? Javale McGee, Nick Young ve Blatche aratır. Washington'da uzuuuun zamandır hiçkimse galibiyeti umursamıyor. Nick Young yalnızca el üstünden şut deniyor, McGee kaç smaç yapabileceğini düşünüyor. Blatche ise triple double peşinde koşuyor; pazara kadar değil, mezara kadar. Böyle dandik karakterler bir araya gelince boşvermişlik tüm takıma sirayet etti tabii. Savunma yapıp hızlı hücuma koşuyorlar, Nick Young topu alınca geri gelip üçlük deniyor. Washington taraftarı olsam yemin ediyorum beynim erirdi.

Aşağıda Javale McGee'nin efsanevi hareketlerinden bir buket bulacaksınız:

Şimdi Nick Young'ı turnike atarken göreceğiz. Çemberi geçtim, top panyaya bile çarpmıyor:

Young hızlıca Clippers'a gönderildi. Dış hücumcu arayan Clippers'ta başarılı bile olabilir. McGee'nin kontratı sezon sonunda bitiyor. Belki normal bir takımda kendini basketbola verebilir. Bu sezon aldığım en güzel haber üç silahşörlerin ayrılması oldu.

Tuesday, May 4, 2010

2010: Gone Fishin'

Play-off macerasında ilk tur maçları sona erdi. Saha avantajına sahip ekipler arasında yalnızca Nuggets ve Mavs elendi. En sıkıcı seri Magic'in Bobcats'i süpürmesiyle sona erdi. Her ne kadar Bucks üç maç kazanmış olsa dahi Hawks'ın anlamsız oyunu sebebiyle en bunaltıcı maçlardan bazıları bu seride yaşandı. Westbrook'un aksine Durant büyük hayâl kırıklığı yarattı. Blazers cephesinde birinin öleceğini düşünmeye başlamıştım; ucuz kurtuldular bence. Nowitzki Mavs formasıyla son kez sahalardaydı. Gördük ki, George Karl benzeri sert koçlar olmadan Smith-Andersen-Martin-Anthony-... gibi oyuncularla kurulu bir kadro playoff'ta tümden dağılabiliyormuş. Neyse, bakın kimler balığa çıkmış:







Cavs: 4 - Bulls: 1
Magic: 4 - Bobcats: 0
Hawks: 4 - Bucks: 3
Celtics: 4 - Heat: 1

Lakers: 4 - Thunder: 2
Spurs: 4 - Mavs: 2
Suns: 4 - Blazers: 2
Jazz: 4 - Nuggets: 2

Friday, April 23, 2010

Batı Konferansı



Lakers vs Thunder

Phil Jackson seri başlamadan evvel hakemleri işlemeye, basketbol camiasının teneffüs ettiği atmosferi lehine çevirmek için medya önünde yeni bir algı biçimi yaratmata başladı. İkili mücadelelerde Kevin Durant'in hakemlerden çok sayıda faul düdüğü çıkardığını iddia etti meselâ. Elbette ki süperyıldızlar diğer oyunculara kıyasla daha rahat faul çizgisine giderler; Bryant, James, Wade, Anthony, Durant... Klasik Jackson oyunları. Nasıl Kobe trash talk konusunda becerikliyse, Jackson da -Riley gibi- böylesi iğnelemelerin en büyük üstadlarından. Jackson cephesinde değişen pek bir şey yok ama genel anlamıyla şampiyon cephesinde büyük sorunlar mevcut. Öncelikle Kobe Bryant sağlıklı değil. Kendi ekseni etrafında dönemekte zorlanan, ilk adımı yavaşlamış bir Kobe, hücumu tek başına sürüklemeye çalıştığı ölçüde takıma zarar verecektir. Tüm sezonun yorgunluğu çıkmış gibi görünüyor. Onca sakatlığa rağmen oynamaya devam etmek isteyebilir ama antrenörlerin playoff'ları düşününerek onu dindlendirmeleri gerekirdi. Bir şekilde kendini toparlasa bile Fisher'ın hiçbir hızlı guard'ı savunamaması, bench'in inanılmaz ölçüde formsuz olması Lakers'ın önündeki diğer problemler. Walton sakatlıktan yeni çıktı, Vujacic Şarapova ile gönül eğlendiriyor, Farmar aynı Farmar, Mbenga, Powell... Eğer Lakers pota altındaki iki kuleyi kullanmazsa -şimdi olmasa bile, sonraki turlarda- zorlanacaktır.

Gelelim Oklahoma City cephesine. Durant, Westbrook, Green gibi hem genç hem de yumuşakbaşlı oyuncular üstüne kurulu bu takım, Scott Brooks'un 'ağabeyliğinde' kenetlendi ve geçtiğimiz sezona oranla büyük gelişim kaydederek playoff'lara sekizinci sıradan katılma hakkı kazandı. Westbrook, tüm seri boyunca maden bulmuşçasına Fisher'ı geçip potaya yönelecektir. Her ne kadar Durant serinin sayı kralı olacaksa da Westbrook'un pek aşğı kalacağını zannetmiyorum. Seri sonunda elbette ki Lakers sonraki tura yükselen taraf olacak ama Thunder seneye çok daha dişli bir rakip olarak dönecektir.

Trail-Blazers vs Suns

Portland sezon boyunca üstüne çöken lanetten kurtulamadı. Onlar için tek kurtuş umudu büyücülerde artık. Sezon boyu süren sakatlıklardan uzun uzun bahsedeceğim bir post yazacağım yakında. Bu sebeple en önemli hücum silahlarının Aldridge olduğunu yazıp geçiyorum şimdilik.

Phoenix, Potland'ın tam aksine yaşlı ve sakat oyuncuların tekrar basketbola bağlandıkları bir şehir. Hattâ Tucson'dan getirdikleri şamanlardan yardım aldıkları konusunda şaka yollu muhtelif rivayetler mevcut. Grant Hill birkaç metreden zıplayıp spektaküler smaçlar yapıyor, Nash en yaşlı asist kralı ünvanına ulaşıyor... Richardson'ın istikrarsız performansı, Barbosa'nın sakatlıklar sebebiyle formsuz olması şu an için pek önemli değil. Zaten normal sezonun sonuna doğru hem Nuggets'ı, hem de Jazz'i ezerek yenmeleri de form durumları hakkında bilgi veriyor. Portland en fazla bir maç alır.

Mavericks vs Spurs

Spurs, 2000'ler boyunca sezona yavaş başlar, playoff öncesi tüm takım formunun zirvesine ulaşırdı. 2010 yılında da benzer bir durum ile karşı karşıyayız. Zaten playoff'larda Spurs'ün tüm gücüyle oynayacağını ve rakibine sorun yaşatacağını tahmin etmek zor değildi ama özellikle Duncan'ın çizdiği sağlıklı görüntü, Ginobili'nin inanılmaz form düzeyi ve Parker'ın dönüşü şampiyonuk hayâlleri kuran Mavs için demirden leblebi misâli bir rakip yarattı. Ayrıca ench'ten gelen Richardson'ın olası düzgün performansı ve çaylak Blair'in kattığı mücadeleci ruh, Spurs tarafındaki olumlu noktalar.

Golden State'e elendiklerinden beri ilk kez şampiyonluğu düşünmeye başlayan Mavericks, point guard mevkiinden center'a dek irileşti ve playoff takımına dönüştü. Sezon ortasında gelen Butler ve Haywood, iki numaradaki zaaflarını azaltmakla kalmadı, Dampier'ın hantal bedeninden de kurtardı onları. Kidd, Butler, Marion gibi rakip oyunculara fiziksel bağlamda üstünlük kuran oyuncular, Nowitzki'nin boy avantajı, Haywood'un hızlı ayakları ve yedek soyunan Terry, inanılmaz bir seri izleyeceğimizin garantisi adeta.

Bu iki takım batı finalinde karşılaşsalar pek şaşırmazdım açıkçası. Son birkaç senede inanılmaz seriler izleten bu iki takım yine yedinci maçta birbirlerinin bileklerini bükecekler muhtemelen. Spurs üst tura burun farkıyla daha yakın ama elenen için üzüleceğim kesin.

Nuggets vs Jazz

Jazz'in sakatlık problemleri, altından kalkılması imkânsız bir soruna dönüştü. Daha önce Memo ve Kirilenko'nun playoff'larda Jazz için ne kadar önemli olduklarını yazmıştım. Mehmet sezon sonunu mükemmel oynadıysa da aşil tendonundan sakatlandı ve birkaç ayını rehabilitasyon merkezlerinde geçirecek maalesef. Boozer'ın mental kabiliyeti malûm. Deron Williams'ın tek başına yapacakları kaç maç kazanacaklarını tayin edecek.
Billups, normal sezonun sonuna doğru gittikçe düşen bir form grafiği tutturdu. Direksiyonu eline almadığında, Nuggets'ın finale oynayabilecek bir takımla alâkası kalmıyor. Martin ve Smith gibi karakter Billups'ın takımı yönetmesi gerekliliğini bir kez daha gösteriyor. Gerçi Anthony artık iyiden iyiye olgunlaştı ve Lebron-Kobe-Wade seviyesine gelmiş durumda. Bu seriyle birlikte daha da büyüyeceğini, ligin en iyi beş oyuncusundan biri olarak anılacağını sanıyorum. Nene ve Martin gibi iki iyi pota altı oyuncusu, ısındığında durdurulamayan Smith, Carter, Andersen gibi rol oyuncuları sebebiyle seriyi 4-2 önde bitirecekler gibi görünüyor. Jazz'in iyice daralan kadrosunun nefesi üst tur için yetmeyecek.