Showing posts with label 1950'ler. Show all posts
Showing posts with label 1950'ler. Show all posts

Wednesday, October 31, 2012

...ve Basketbol Basketbol Oldu

Nihayet 2012/13 sezonu açılıyor. Fakat bu post'ta 58 sene önceki açılış gününden bahsedeceğim: 30 Ekim 1954. O gün basketbol, zombilerin sahada dolaştığı bir işkenceden gezegendeki en heyecanlı spora dönüşmüştü.

60 sene öncesine gidelim. 24 saniyelik şut saati yok, hatta şut saati diye bir fenomen yok. Öne geçen takım sahada amaçsızcasına paslaşıp geziniyor. Kimse şut atmaya niyetli değil. Bazı hücumlar dakikalarca sürüyor. Durdurulabilmeleri için rakip takımın faul yapması lazım.

22 Ekim 1950. Pistons vs Lakers mücadelesi. Skor tabelasında yazan sonuç: 19-18. Maç boyunca toplam 8 isabet (Sekiz basket!) var. Kalan sayılar serbest atışlardan gelmiş. Devam edelim. İki hafta sonra başka bir maç 6 uzatma sonunda bitiyor. Tam 6 uzatma devresi! Çılgıncasına adrenalin pompalandığını, heyecandan insanların birbirlerini ısırdıklarını düşüneceksiniz. Fakat her uzatmada 1, evet yazıyla bir[1] şut kullanılmıştı. Topa sahip olan takım tüm süreyi hiçbir şey yapmadan geçiriyor ve son anda şut atıyordu. Bu ne lan? 1950'lerde 3 kere basketbol maçı seyredenlerin kansere yakalanma ihtimâlleri %90 oranında artıyordu[2].

İnsanlar NBA'i seyretmemeye, basketbolun çok özel durumlarda kullanılabilecek bir psikojik eziyet yöntemi olması gerektiğine karar vermek üzereydiler. Tam bu sıralarda Syracuse Nationals'ın sahibi Dan Biasone muhteşem bir fikirle ortaya çıkıverdi: 24 saniyelik şut saati; "Eski günlerdeki zevk aldığım maçları düşündüm; oyuncuların boş boş dolaşıp oyalanmadığı maçları. Takımların yaklaşık 60 şut kullandığını fark ettim. Maç başına 120 şut eder. 48 dakikayı, yani 2880 saniyeyi 120'ye böldüm. Her şut için 24 saniye gerektiği sonucuna ulaştım." Bu kadar basit. Eğer Biasone bu fikri bulmasa NBA daha doğmadan ölecek, basketbol unutulmuş sporlar arasındaki yerini alacak, küresel spor çılgınlığını curling'le ya da beer pong'la tatmin edecektik. Dahiyane ve çılgıncasına basit bir fikir tüm NBA'i, hatta spor tarihini değiştirdi. Biasone tek başına basketbolu kurtarmıştı.

Herkesi ikna etmesi kolay olmadı elbette. 1951'de bulduğu parlak fikrin kabul görmesi için 3 sene ter dökecek, gösteri maçları düzenleyecek, basketbola yön veren onlarca isimle tartışacaktı. En sonunda, 1954 senesinin bahar aylarında takım sahipleriyle anlaştı ve 1954/55 sezonunun açılışından (tam 58 sene önce bugün; 30 Ekim 1954) itibaren 24 saniyelik şut saati kullanılmaya başlandı. Birkaç sene içinde tüm ligin çehresi değişti.

Ertesi sezon her takım maç başına fazladan 14 sayı atıyordu (79.5'tan 93.5'a fırladı sayılar.). Celts tarihte ilk kez maç başı 100+ sayı ortalamasıyla oynayan takım oldu. Asist ortalamalarında tam 4 rakam artış yaşandı. Her şeyden önemlisi artık maçın yarısından fazlası faul atışlarıyla geçmiyor, basketbol severlerin akıl sağlığı bozulmuyordu.

Kozmos bu muhteşem buluşu karşılıksız bırakmayacak, Syracuse Nationals 1955'te şampiyonluğa ulaşacaktı. Bugün Philadelphia 76ers'ın salonundaki üç şampiyonluk flamasından birinin üstünde 1955 yazıyor[3].
Syracuse'deki "Shot Clock" Anıtı
__________________________________________________

[1]BİR!

[2]Tamam, her maç böylesine düşük skorlu geçmiyordu tabii ki. 1954 playoff'larında Syracuse Nationals (bugünkü Sixers), New York Knicks'i 75-69 yendi. Maçta toplam 34 basket atılmıştı. Peki isabetli serbest atış sayısı kaçtı? 76. Evet, el ele verip intihar edebiliriz.

[3]Elbette ki o zamanki maçları seyretmedim. Bir yerden görüntülerini bulup izleyen varsa (ben hiç rastlamadım.) yakınlardaki psikologlara haber verin. 1960'tan önceki NBA maçlarını izlemeyin, izlettirmeyin. Ben yine de kısaca özetleyeyim. Dolph Schayes (60'larda da oynamış efsanevî bir forvet.) takımın yıldızıydı. 6 kere NBA ilk 5'ine, 6 kere NBA ikinci 5'ine seçilen Dolph, hem normal sezonda, hem de playoff'larda Nationals'ı taşıyan isimdi. Tabii Red Kerr ve Paul Seymour gibi önemli rol oyuncuları da vardı kadroda. Finallerde Pistons'la karşılaştılar. Larry Foust ve George Yardley'nin taşıdığı (Her ikisi de kariyerlerini 1950'lerde geçirdiği için asla izlemeyeceğimiz ama isimleri unutulmayacak büyük basketbolcular.) Pistons'ı 7. maçta devirdiler.

Tuesday, June 19, 2012

Globetrotters

Harlem Globetrotters'ın hikâyesini anlatmaya gerek var mı? 1920'lerde kurulan, tüm Dünya'da gösteriler yapan, basketbol sevgisini Çin'den Maçin'e dek taşımış bir takım. Globetrotters formasını giyenleri say say bitmez; Marques Haynes gibi efsanevî driplingciler, Wilt Chamberlain gibi mega yıldızlar, Bill Cosby gibi meşhur sanatçılar...

Harlem Globetrotters hakkında pek çok film ve televizyon şovu var ama 50'li, 60'lı yıllardaki maçları topluca izleyebileceğimiz bir çalışmaya rastlamış değilim (Yönetmenler! İçinizden biri acilen öne çıkmalı ve eski görüntüleri toplayıp bir belgesel yapmalı. Şu an.). Vıdı vıdı yapmaya gerek yok, internette gezinirken üj bej video buldum; siz de izleyin, siz de eğlenin. Unutmadan, ikinci videoda çalan şarkı Globetrotters'la özdeşleşmiş bir caz standartı: Sweet Georgia Brown ("lan Paul McCartney'in doğumgünü, bana Beatles ver" diyenler buradan buyursun)

                                
                                
                                

Sunday, April 1, 2012

NBA Şampiyonluk Yüzükleri


NFL, NHL ve MLB Şampiyonları da yüzükle ödüllendiriliyorlar. Fark etmişsinizdir zaten. Futbol, hokey, beyzbol, hatta rugby oyuncuları yüzükleri takıp takıştırıp salonlarda, televizyonlarda boy gösterirler. Fakat NBA oyuncularını yalnızca çok özel günlerde (senelerce formasını terlettiği, efsane hâline geldiği takımın final maçları mesela) yüzükleriyle beraber görebilirsiniz. Sanki efsunlu yüzüklerin gücünden korkarmışçasına kutularda saklar, saygı ve şükranla parmaklarına geçirirler. Peki basketbolcuları diğer sporcurlardan ayıran ne? Sebebini bilemiyorum. Belki NFL ve MLB'de konferans şampiyonları da yüzükle ödüllendirildiği için(1). Belki de Stanley Cup Finalleri'ni(2) kazanan oyuncular yüzüğün yanı sıra kupayla 24 saat geçirme hakkı da kazandıkları için.

NBA Şampiyonları yüzüklerine çılgınca düşkünler. Dünya (sayı krallıkları, all-star maçları, sezon sonu ödülleri...) bir yana, yüzükler bir yana. Satmayı(3), hediye etmeyi(4), ödünç vermeyi akıllarından bile geçirmezler. Biz faniler de yüzükleri merak ettiğimizle kalırız. Sağolsunlar Robb Harskamp ve Milton Um diye iki adam yukarıdaki illüstrasyonu yapmış. Görünce feci gaza geldim, tüm yüzükleri şampiyonluk maceralarıyla (kritik play-off maçları, buzzer-beater'lar, efsanevî performanslar...) birlikte tanıtmaya karar verdim. Playoff sonrası yazmayı düşünüyorum. Evde kahramanlık müzikleri dinleyip kendimi motive ediyorum.

İlk bakışta neler dikkat çekiyor? 1985'e dek neredeyse tüm yüzükler aynı(5). 1981'de Celtics klasik yüzük modeline yeşil renk bir çember eklemiş; 82'de aynısını Lakers yapmış, 83'te ise Sixers. 84'te Celts bir adım daha ileri gidip yeşil yonca koymuş. 1985 senesindeyse Pat Riley'nin üstünde durduğu "farklı yüzükler" fikri kabul görmüş ve NBA yüzükleri için yeni bir devir başlamış.

Resimde Dallas'ın geçen sene kazandığı yüzük yok. Marc Cuban şampiyonluk sonrası, "yüzüklerin modası geçti, artık yeni bir şeyler bulmalıyız" demişti; "aklımda yeni bir şeyler var." Herkes meraklandı ama daha iyi ve anlamlı bir yadigar (altın gözlük, kristal basketbol ayakkabısı...) düşünmek mümkün değil. Başta Kidd ve Nowitzki olmak üzere hiçbir oyuncunun yüzükten vazgeçeceğine inanmamıştım. Telaşa mahal yok. Kimsenin korktuğu başına gelmedi. Nowitzki 60 yaşına erdiğinde, Cuban'ın 2035'te yaptırdığı salona gidecek. Mavericks'in Knicks'le karşılaştığı NBA Finalleri yedinci maçını izlerken parmağında şampiyonluk yüzüğü olacak(6).


*

  1. Konferans Şampiyonu olup NBA Şampiyonluğu kazanamayan NBA yıldızlarından bazıları: Elgin Baylor, Barkley, Iverson, Stockton, Karl Malone, LeBron, Ewing, Nate Thurmond, Reggie Miller...
  2. Yeni Başlayanlar için Amerikan Sporları: Stanley Cup Finalleri. Yani NHL Finalleri. NFL Final Maçı'na da Superbowl denir mesela.
  3. Maddî problemler yaşayan Dr J 1983 Şampiyonluk Yüzüğü'nü 250.000 $ karşılığında satmak zorunda kaldı. Üç beş bir şey toplayıp denkleştirseydik be doktor.
  4. "Kanatlanıp uçabilmek mi isterdin, saatlerce nefesini tutup okyanuslarda yüzebilmek mi isterdin?" gibi uçuk sorular vardır. İşte şimdi cevap veriyorum. Hiçbirini istemezdim. Ron Artest gibi bir beynim olsun isterdim. Bence Metta World Peace bildiğin troll. Seneler evvel kainatın sırrını keşfetmiş, canı sıkıldığı için insanlıkla taşak geçiyor. Kozmosla kurduğu bağa hep imrenmişimdir. Kariyerinin 11. senesinde şampiyonluk kazandı ve yüzüğü satıp (500.000$+) geliri delilere (politically correct: mental rahatsızlıklardan muzdarip insanlar) bağışladı.
  5. 85'e dek diğerlerinden farklı olan tek yüzük Sixers'ın 1967 Şampiyonluğu için yaptırılmış. Nedenini bilmiyorum. Wilt'in ilk şampiyonluğuna denk geliyor. Lig tarihinin en büyük 'prima-donna'sına da bu yakışır.
  6. Dallas öyle bir yüzük yaptırdı ki 60 yaşına gelmiş adam iki eliyle bile taşıyamaz.