Showing posts with label Rondo Rajon. Show all posts
Showing posts with label Rondo Rajon. Show all posts

Friday, November 16, 2012

Haberler... Haberler...

10+
Rondo son 32 normal sezon maçında 10+ asist yaptı. Bu alanda yalnızca iki ismin gerisinde: John Stockton (37) ve Magic Johnson (44). Dün gece oynayamadı ama serisi devam ediyor.

Bu arada başka bir istatistiğe daha denk geldim. Üst üste en fazla normal sezon maçında 11+ asist yapma rekorunu ele geçirmiş Rondo. Stockton'ın 27'lik serisini bir maçla geçip bu alandaki rekoru 28'e getirmiş (11+ serisi geçen hafta sona erdi.).

Bynum'ın Saçları

Kobe
Gündem meşgul olduğu için kimseye konuşacak pek fırsat kalmıyor ama sezonun underrated hikayelerinden biri de Kobe'nin oyun tarzındaki şahane değişim. Lig tarihinde en fazla imkansız şut deneyen süper yıldız Kobe olsa gerek; uzun mesafeli fade away'ler, 3'lük çizgisinin gerisinden pull up jumper'lar, ikili sıkıştırmalara karşı el üstü şutlar... Fakat bu sezon sürekli azami verim alabileceği tercihi kovalıyor, toplu buluştuğu anda iyi şut atabileceği spotlar arıyor. 1998/99'dan beri ilk kez maç başı kullandığı şut sayısı 17'ye indi zaten (Geçen sene 23).

Mesela geçen sezon tercihlerinin %28'ini izolasyonlar oluşturuyormuş; bu sene aynı istatistik %17'ye indi. Yaşlanmasına rağmen son 4 senedir maç başına en fazla çember altından şut kullandığı seneyi yaşıyor. Kariyer şut yüzdesi %45, bu sezon %55. Kariyer 3'lük yüzdesi %34, bu sezon %44. Hatta kariyer serbest atış yüzdesi %84, bu sezon %92.

2006'da son 20 yılın en ihtişamlı skorer performansına imza atmış bir süper yıldızdan bahsediyoruz. Kariyerine farklı bakış açılarından göz gezdirince çok daha etkileyici dönemlere muhakkak rastlayabiliriz. Fakat 17 senedir böylesine bilgece oynadığına şahit olmamıştım.

ps. Kobe&Howard hariç Lakers oyuncularının şut yüzdeleri: Hill %47, Pau %40, MWP %37, Jamison %37, Blake %35, Morris %34, Nash %33, Meeks %27, Ebanks %23

D'Antoni
Mitch Kupchak, D'Antoni'yi Los Angeles şehrine takdim etti. Değneklerle yürüyebilmesine rağmen çok rahat ve pozitif görünüyordu. Açıklamalardan öne çıkanlar:

*Kabul edilebilir yegane başarı kriterinin şampiyonluk olduğunu biliyor: "Bu uzun vadede sonuçlanacak bir proje değil. Hemen kazanmak için buradayız."
*Bol bol hücum edeceklerini ve hücumun sürekli akacağını söyledi: "En iyi kadro sizdeyse pozisyonları azaltmaya değil, çoğaltmaya çalışırsınız." Tercüme: Hücumlar 7 saniyede bitmeyecek, sürekli yarı sahadan yarı sahaya koşmayacağız ama tempolu hücum edeceğiz.
*110-115 sayı atmaları gerektiğini söyledi. Tercüme: Dizim için kullandığım ağrı kesicilerin etkisi altındayım.
*Her oyuncuyu kendi özelliklerine göre kullanmaya gayret edecek.
*Mesela Jodie Meeks'ten ne istediğini kendisine çok net söylemiş: "Ne zaman şut atmanı istiyorum biliyor musun? Top sana geldiğinde." D'antoni şöyle devam ediyor: "NBA'de olmasının sebebi belli. Asist yapmasına, top sürmesine gerek yok." Zaten Meeks'in shotchart'ına bakınca yegane yeteneğinin kanattan 3'lük atmak olduğu belli.
*Steve Blake'i eskiden beri sever, sistemine uygun görürmüş. Meeks, Ebanks, Blake, Hill ve hatta Jamison gibi bench oyuncularının daha iyi performans göstereceğini tahmin etmek güç değil. Zaten şu anki tablodan kötü olmaları imkansız.
*Showtime-vari basketbol oynamak istediğini söyledi. (Magic Johnson esprileri)
*Motown dinliyormuş.

Clash of Titans
2011 playoff'larında Z-Bo, Perkins için "beni tutmak için fazla yavaş" demişti: "Tek şansı bana faul yapmak." Geçen akşam mazilerine yeni bir sayfa eklendi. Birbirlerini döveceklerini iddia ettikten sonra oyundan atıldılar. Tartışma soyunma odalarına taşınmış. Hatta fiziksel münakaşaya girdiklerine, polis ve güvenlik görevlilerinin ikiliyi zor ayırdığına dair rivayetler de vardı. Fakat birbirlerine fizikî müdahalede bulunmadıkları ortaya çıktı.

Friday, November 2, 2012

Rondo vs Wade

Rondo açılış gecesinde Wade'i tehlikeli bir hareketle durdurunca flagrant 1 düdüğü çıktı. Wade de sinirlendi hâliyle. Hatta topu Rondo'ya fırlatmayı bile düşünmüş olabilir. Maç sonrası röportajında kendini zor tuttuğunu söyledi zaten: "Ben basketbol oynamak için buradayım, boks için değil." Daha ilk maçtan herkes Celtics vs Heat rekabetinin ateşini hissetmeye başladı. Şahane. Bugün de Rondo'nun cevabı geldi: "Onun geçmişte yaptığı gibi dirty[1] hareketler yapmadım."

Akıllara hemen 2011 playoff'larında Wade'in Rondo'yu düşürdüğü pozisyon geliyor. Basketbawful kutsal bir blog olduğu için bu hareketle başlayıp Wade'in dirty play'lerini derlemiş[2]. 

Bunlar parkelerde görmek istemediğimiz hareketler. Kabul. Ama rakip oyuncuların can ciğer kuzu sarması olduğu çağlarda Celtics vs Heat aşkıyla yanıp tutuşuyorum. Şu an ligdeki en gergin mücadeleler ikisi arasında yaşanıyor. Her maç yeni hatıralarla büyüyen rekabet, tüm oyuncuları nefretle dolduruyor. Playoff geldiğinde Boston ve Miami meydanlarında maç değil savaş izleyeceğiz. Birbirlerinden nefret ediyorlar; birbirlerini yalnızca yenmek değil, yok etmek istiyorlar... ve yok edecekler! So say we all!
__________________________________________
[1]İki saattir Türkçe karşılık bulmak için kafa patlatıyorum, gerim gerim gerildim. Yeter. Kirli gibi, pis gibi, ibnelik&puştluk gibi bi şey.

[2]Bawful yazısında Simmons'ın bir makalesinden bahsetmiş. Simmons playoff'larda Wade'i John Stockton Ödülü'ne lâyık görmüştü: Herhangi bir sebeple dirty olarak görülmeyen en dirty yıldız. Hakikaten Wade 2006'da yüzükle beraber gayr-i resmi dokunulmazlık da kazanmıştı. Son senelerde iyi çocuk imajıyla beraber dokunulmazlığı da erozyona uğradı ama hâlâ kafalarda yarattığı bir algı var.

Tuesday, June 5, 2012

Heat vs Celtics (4. Maç)

Scarface'in sonunda kayışı koparıp herkesi tarayan Al Pacino'yu hatırladınız mı? Hah, Joey Crawford o karakterin makineli tüfek yerine düdük kullanan versiyonu; teknik fauller, oyundan ihraçlar, bitmek bilmeyen hücum faul kararları... Üstelik yanında bir başka efsane daha vardı dün akşam: Bill Kennedy. Adam bildiğin düdük virtüozu. Maç yönetmekten çok düdükteki hünerlerini sergilemek için TD Garden'a gelmiş meğer. Tabii iki takımın birbirlerinden nefret etmeleri, maçın sert müdahalelerle dolu olması düdüklerin sayısını artırıyor ama hakem triosunun 2.486.732 yanlış karar vermesi maçın cılkını, suyunu ve bokunu çıkardı.

LeBron 6 faul ile oyun dışı kaldı. 2008'den beri ilk kez (Playoff'larda daha önce başına gelmemiş.). Heat'in en önemli savunmacısı olan, rakibin en etkili kısalarıyla, hatta bazen uzunlarıyla eşleşen, sürekli ribaunt mücadelesi veren (2012 Playoff ortalaması 9. Ne!?) LeBron'a pek düdük çalınmaması herkese garip geliyor. Süper yıldızlara gösterilen toleransın da sınırları olmalı. Mesela tüm Indiana serisi boyunca kaç faul yapmış? 3 (ÜÇ!). Sezon ortalaması 1,5'un altında. Faul yapmaksızın müdafaa yapmaya çalıştığını (bkz San Antonio) ve bunu belli ölçüde başarabildiğini biliyoruz ama insaf. O kadar da değil. Tabii dün akşamki 6 faul, hakem triosunun dingillikleri sebebiyle geldi maalesef.

Clutch. LeBron normal sürenin son dakikasında mega&süper mühim bir 3'lük sokmasına rağmen son pozisyonda Haslem'a pas verdi. Son saniye şutlarında mimli olduğu malum ama hata Spoelstra'nın çizdiği oyunda (1 milyonuncu defa: Neden  son topta LeBron&Wade pick&roll oynamıyor?) Celtics, LeBron'un sağa penetre etme planını yok edince pas vermeye mecbur kalmıştı (Pas kötü ama o koşullarda şutu zorlaması abuk subuk olurdu.). Anlayacağınız, coşmaya lüzum yok. Hele Wade'i 2'lik yerine 3'lük denediği için eleştirmek çok saçma. Eğer maçı ikinci uzatmaya taşısa, LeBron'dan mahrum kalan Heat mağlup olacaktı zaten (%90). Üstelik %27'yle 3'lük atmasına rağmen kullandığı şut az kalsın baskete dönüşecekti. Boston'da herkes topun potaya gireceğini zannettiği için birkaç saliseliğine intihar etmeye karar vermiş. Doc Rivers ise şöyle söylüyor: "Red o şutun girmesine izin vermez. Boston Garden'da olmaz."

Rivers'ın sözleri birkaç sene önce çıkan OLAĞANÜSTÜ güzellikteki bir reklamı hatırlattı bana; Bird&Magic'in, ezelî rekabetlerin asla ölmeyeceğinden bahsettikleri Finaller promo'su. "Lan hepimizin bildiği reklamdan niye bahsediyorsun" diye bağırmadan önce videoyu 4. saniye civarına getirin. Larry Bird'in omzunun üstünden Garden'ın hayaleti geçecek.
                     

Celtics ilk yarıda 61 sayı atmasına rağmen 2. devre+uzatmada yalnızca 31'e ulaşabildi. Bu tabloda en önemli etkenlerden biri, Heat'in ilk yarıda afyon çekmiş çiçek çocuklar gibi gezinmesi, özellikle zayıf taraf (weakside) savunmasında tamamen hareketsizleşmesi (İkinci yarıdaysa hareketlendiler.). Tabii Rondo'nun dillere destan dengesizliğinden bahsetmeden olmaz. Adamın performansı med-cezir gibi. Başka ne desem, bilemedim. Aylardır Rondo'yu anlatabilmek için Türkçe'nin tüm imkânlarını tükettim. Söyleyecek sözüm kalmadı artık.

Son olarak garip iki not:
1. LeBron Mozart dinliyormuş. Bir ara "televizyon izlemiyorum, van Gogh tablolarına bakıyorum" diyecek sandım.
2. Ray Allen maç öncesi ayak tırnaklarını yeşile boyamış: "Celtics ruhunun içinde olmalısın." En son yeşil pedikür yaptırdığında Celts 2010 Finalleri'ne kalmıştı.

Monday, June 4, 2012

Çıtır Çerez

Natural Born Killer: JVG
Pazartesi ve salı günleri bütün gün işte olduğum için blog'la uğraşacak pek vakit bulamıyorum. Fakat dün gece kabuslarıma giren o korkunç bakışları sizlerle paylaşmak, biraz olsun rahatlayabilmek için hepinizi korkularıma ortak etmek zorundayım.

Jeff van Gundy, bakışlarıyla kameramanı patlatmaya çalışırken

Anket: D-Wade mi, D-Rose mu?

Saturday, June 2, 2012

Doğu Finalleri

Konferans Finalleri, playoff'larda izlediğimiz en iyi iki seriye sahne oluyor. Uzadıkça uzasın istiyorum. Hatta mahallede bakkal, manav toplaşıp, "7 maç, 7 maç" diye tezahürat yapıyoruz[1]. Batı Konferans Finalleri'nde Spurs'un mükemmel hücumuyla Thunder'ın vahşi atletizmi çarpışıyor. Doğu Konferans Finalleri ise daha garip. Tabii bu garipliğin pek çok sebebi var; Miami'nin kendine has dinamikleri, sakatlıklar, son kez dans eden Celts, yıllar önce Uzay'ın derinliklerinden gezegenimize gelen Rondo...

2. maçta dinlenmeksizin 53 dakika oynayan Rondo kariyerinin en acayip, mantıksız, osuruk uçuklatıcı performansına imza atmıştı: 24'te 16 ile 44 sayı, 10 asist ve 8 ribaunt. Yaptığı zilyon tane triple-double'dan çok daha heyecan vericiydi (bkz. İlk 3 çeyrekte 10 sayı atıp, son çeyrek boyunca potaya gitmeyi unuttuğu akşamlar.). Rakamlarla söylemek istediklerimi anlatmam imkânsız. İstediği her noktadan şut atabiliyor[2], tek başına takımı ayakta tutuyordu. Üstelik maç boyunca yalnızca 3 top kaybı yaptı. Tekrardan ligdeki en dengesiz ve garip süper yeteneğin Rondo olduğunu fark ettim. Aval aval televizyona bakıyordum. Birkaç saatliğine gerçeklik algısını yitirmişim.
                   

Tabii serinin üçüncü karşılaşmasında esas kahraman başka bir isimdi: Kevin Garnett. İkinci maçın sonlarında kıpırdayacak hâli bile kalmadığı için kendini toparlayamayacağını düşünmüştüm. Epic Fail. Garnett sahadayken +27 sayı attı Celtics (Hatta bu playoff'lar hakkında çılgın bir istatistik vereyim. Garnett sahadayken takım rakiplerine 48 dakika başına +17 fark atıyor; sahada değilken ise -28.6). Dün akşama dek Konferans Finalleri'nde Chris Bosh'un olmadığı Miami pota altını domine edememiş, ilk 2 maçtaki 34 şutunun yalnızca 13'ünü boyalı alandan kullanmıştı. Peki ya bu akşam?
Celtics KG önderliğinde boyalı alanı kulu, kölesi yaptı: tam 58 sayı. Playoff'lar boyunca ulaştıkları en yüksek rakam. Hatta şampiyon oldukları 2008'den beri bu sayıya çıkamamışlar. Bu kadarla kalmıyor: 44 ribaunt aldılar, Miami ise 32'de kaldı. Keyon Dooling çok iyiyidi, Ray Allen smaç bastı[3], Marquis Daniels ise kenara gelirken ayakta alkışlandı (Alternatif X-Files Senaryoları). KG maç sonrası soyunma odasında tam olarak şöyle söylemiş: "The Jungle was rocking tonight. I want to thank all the fans. The fucking jungle was rocking tonight. I fuckin loved it. Fuck it." (Tribünler bu gece yıkılıyordu. Bayıldım amk, bayıldım.)

Miami cephesindeyse olaylar biraz daha karışık. Yalnızca kötü oynadıklarını söylemek anlamsız olur. Oynamadılar çünkü. LeBron hariç şalterleri tamamen indirmişe benziyorlardı; şutörler, savunmacılar, bench, D-Wade... 20'de 9'la 18 sayı attığı için pek belli olmuyor ama Wade çok kötü oynadı. Pick&roll kullanacak hâli kalmamış gibi görünüyor, Ray Allen'a karşı post avantajını değerlendirmiyordu. 1 KERE BİLE SERBEST ATIŞ KULLANMADI. Peki Playoff'larda en son ne zaman çizgiye gitmemiş? 2004'te. Yani çaylakken[4]. Dizinden sıvı aldırmadığı günlere, Pacers serisinin üçüncü maçına döndük adeta. Tabii hemen coşmamak lazım. Pazar akşamı neredeyse tüm Heat oyuncularının daha iyi olacaklarını biliyoruz.

Duncan'ın Blok Rekoru
Duncan'ın yeni bir unvanı var: Playoff tarihinde en çok blok yapan oyuncu. Fakat 1974'e dek blok istatistiği tutulmuyordu. Yani Russell&Wilt'in kaç blok yaptığını bilmiyoruz (Russell'ın her maç 7-8 rakamlarına ulaştığı söylenir.). Üstelik Kareem'in ilk 41 playoff maçı da blokların sayılmadığı döneme denk geliyor. Anlayacağınız Duncan kağıt üstünde en çok blok yapan oyuncu oldu ama gerçekler biraz daha farklı. Duncan'ı sayılarla anlatabilmek pek mümkün değil zaten.
___________________________________
[1]Blog'u takip edenler belki hatırlar. Daha önce bakkal, manav ve babaannemla takım kurmuş, Wizards'ı yenmiştik. Bir keresinde de Vince Carter'ı dövmeye gitmiştik aynı grupla.

[2]Senelerdir ağızlardan düşmeyen bir efsane var: Rondo antrenmanlarda süper şut atmasına rağmen maç esnasında serbest atış kullanmakta bile zorluk yaşıyor. 2 sene önce Durant ile EŞŞEK oynamış ve takır takır 3'lük atıp beni aptallaştırmıştı. O günden beri belki de ilk kez bu bitmek bilmeyen efsanelere inandım.

[3]RayRay smaç bastıktan sonra twitter worldtrend'lerinin ikinci sırasında şu kalıp vardı: Did Ray Allen

[4]LeBron&Wade 2. maçta tam 35 kere çizgiye gitmişler. Bu akşamsa LeBron'un kullandığı 5 serbest atış var yalnızca. Birleştiklerinden beri ikilinin en az serbest atış kullandığı maç olmuş.

Saturday, May 5, 2012

Ortaya Karışık Post

Defensive Player Of The Year
Ödüllerin kime gideceğine dair tahminleri yazdığım post'larda Chandler'dan uzun uzun bahsetmiştim zaten. Başka isimler de düşünülebilirdi: Dwight, Ibaka, Deng, Tony Allen... Fakat Chandler'ın hak etmediğini düşünen yoktur herhalde (Varsa da hafızayı resetleyip her şeye baştan başlasın.). Kimsenin kafasına uzun uzun tecavüz etmeden yalnızca Knicks hakkında küçük bir istatistik veriyorum: Geçen sene 105,7 sayı yiyorlardı, bu sene 94,7. Chandler hariç hiçbir büyük parça ile anlaşma imzalamadıklarını da hatırlayıp basın konferansına uzanıyoruz.
                       
Öncelikle takım arkadaşlarıma teşekkür etmek istiyorum... kötü savunma yaptıkları, tuttukları oyuncuların uçup kaçmasına izin verdikleri için. Eğer onlar olmasa benim defansif yeteneklerim fark edilmeyecekti.

Noah aka T800
Noah ayak bileğini burktu. Görüntülere bakarken bile tüylerim diken diken oluyor ama herifçioğlu ayağa kalkıp oynamaya devam etti (Blake, LeBron ve diğerleri. Duyun sesimi!). Arkadaşım Cüneyt Arkın mısın, T800 müsün? Tabii bir süre sonra sakatlığı daha çok acı verdiği için maçı terk etmek zorunda kalacak ve özgüveni yerine gelen Sixers galibiyete uzanacaktı. Bravo Thibodeau, iki maç önce en büyük yıldızını kaybetmiş biri için çok olgun ve ihtiyatlı bir hareket. Twitter'da şahane bir yoruma rastladım: Dünya'da hiçkimse Bulls oyuncularından Tom Thibodeau kadar nefret etmiyor.
                       
Unutmadan ben hayatımda Philly taraftarı kadar çatlak bir grup görmedim galiba. Noah sakatlanınca çığlık çığlığa kutlama yapan binlerce insan, birkaç dakika sonra ayağa kalkan Noah'ı var güçleriyle yuhalamaya başladılar.

Evan Turner sürekli potaya gitti (ki bu Noah'nın olmadığı Bulls savunması karşısında en değerli meziyet muhtemelen.). "Sezon içinde CJ Watson D-Rose'un eksikliğini aratmadı" geyikleri de Jrue Holiday'e tosladı (haliyle.). Watson+Lucas hem savunma, hem de hücumda mahvolmakla meşguldü.

MWP Dirseklikleri
Dirsek darbelerinizle adam öldürmekten mi şikayetçisiniz? MWP dirsekliklerini deneyin!
Not: MWP'nin kadroda olmasının sebebi belli: LeBron ve Durant'i durdurmak. Cezasının bitmesine 4 maç daha var. Koskoca Lakers'ın bilerek maç kaybedeceğini iddia etmiyorum ama bu akşam Denver'da kesinlikle kendilerini zorlamayacaklar. Eğer Nuggets cephesi de Lakers'ın atletik handikaplarını topa baskı ve hızlı hücumlarla kullanmaya çalışırsa seriye renk gelecek. Ayrıca pota altında fizikî denge sağlayabilmek için George Karl Mozgov'u ilk 5'te başlatacakmış (Bynuma'a getirdikleri ikili sıkıştırmalar yüzünden sürekli boş şut bırakıyorlardı.).

Rondo: Triple Double Otomatı
2011/12 triple-double kralı Rondo dün akşam yine aynı başarıya ulaştı: 17 sayı, 14 ribaunt, 12 asist. Kariyerinin 7. playoff triple-double'ı oldu. Aktif oyuncular arasında 2 isimle yarışıyor: LeBron (7) ve Kidd (11). Tüm zamanlar rekoruysa tam 30 triple double ile Magic'e aitmiş; arkasından Bird (11), Wilt (9) ve Oscar (8) geliyor.

Maç uzatmaya gitti gitmesine de nasıl oldu anlayamadım. Josh Smith yok, Al Horford yok, Zaza yok... Jason Collins (evet, show up yapana dek 24 saniye geçen adam) ilk 5 başlıyor,  Dampier dakika alıyor. Dandanakan Savaşı sırasında emekliye ayrılmaya karar veren T-Mac kenardan gelip  izolasyon oynuyordu (Doc Rivers! Pietrus beklendiğinden sağlıklı ama 30 dakika elit savunma yapması bir hayal. Hatta inception'ın inception'ı falan.). İlk yarının sonunda T-Mac de ayağını burktu üstelik. Celitcs maçı kaybetse, Garden'da asgari 8 kişi intihar ederdi muhtemelen.

NBA'de Bir Troll, II. Perde
Geçtiğimiz günlerde Bosh'un troll camiasına katıldığını yazmıştım. Kaldığı yerden devam ediyor. Baba olmak olmak kendisini garip duygulara sevk etti sanırım.

Monday, April 30, 2012

Haberler... Haberler...

Lakers vs Nuggets
Geçen akşam Roy Hibbert Magic karşısında tam 9 blok yapmış, 10 olan playoff rekorunu (1985'te Mark Eaton, 90'da Hakeem) kıramadan maç bitmişti. Bu akşam blok rekorunu egale eden birine rastladık: Bynum. Hücumda kötü başladığı halde konsantrasyonunu yitirmedi ve pota altını kararttı. Uzunlar böylesine hayvanî performans gösterince rakibin hücum anlayışı tamamen değişiyor. Nuggets pota altına girmeye korkar olunca ritimleri tamamen bozuldu elbette. Bir de garip not vereyim. Lakers gorması giyen bir oyuncunun playoff'larda yaptığı en son triple double için 91'e gitmek gerekiyor: Magic Johnson. Jordan'lı Bulls'a karşı 16 sayı 11 ribaunt ve 20 asistle oynamıştı.
                                               
Bynum'ın çılgın performansını bir kenara bırakıp takım savunmasından bahsedeyim. Lakers müdafaa anlayışı harikaydı. Mike Brown zaten savunma gurusu olarak tanınır. Nuggets'a en ufak hareket alanı vermediler. Jöle kıvamında bir organizmaymışçasına her noktayı kapattılar. Savunma rotasyonu o kadar güzel işliyordu ki, switch'leri tam olarak anlamak bile mümkün değildi. Hem şaşırdım, hem hayran kaldım.

Nuggets için en kritik nokta rakibi top kaybına zorlayıp hızlı hücumlar bulmak ve oyun temposunu artırmaktı. İkisini de beceremediler. Yedeklerin rol aldığı son dakikaları saymazsak Lakers yalnızca 7 top kaybıyla oynadı (Sezon ortalamaları 15). Nuggets kendi oyun ritmini maça kabul ettirmek bir yana Lakers'ın iradesine boyun eğdi.

Rondo'ya Ceza Geliyor
Hawks'ın iyi başladığı maçta Celtics pes etmeyince son dakikalarda atmosfer gerildi. Bitime 40 saniye kala top kazanma mücadelesinde hakemin çaldığı düdüğü beğenmeyen Rondo sinirlendi. Önce bir karış mesafeden hakemin suratına haykıran, akabinde hafifçe göğüs atan Rondo atıldı tabii ki. Abuk subuk yorumlar yapacağıma kural kitabını açıyorum: "Eğer herhangi bir oyuncu hakeme kasıtlı olarak fiziksel müdahelede bulunursa 1 maç ceza alır." Hareket sert değil, hatta çok yumuşak ama kastî olduğu aşikar.
                                               
Saha avantajını ele geçirmek isteyen Celtics için çok kötü haber; kariyerinde 1 kere bile playoff ilk turunu geçemeyen T-Mac içinse şahane.


Chris Duhon'ın Dansı
Magic'in galibiyete uzandığı maçın son dakikalarında Dany Granger top taşıyor. Chris Duhon, hakemlerin travel düdüğü için yaptıkları kol hareketlerinden esinlenerek garip bir dans figürü bulmuş. Sinir bozucu görünüyor. Maçlarda rakip takıma düdük çalınınca tribünler hep beraber ayağa kalkıp dans edebilirler.
                       
Maçı garip bir şekilde Orlando aldı. Bill Simmons'ın bol bol bahsettiği bir teori var: Ewing Teorisi. Patrick Ewing'in hem Knicks'te, hem de kolej yıllarını geçirdiği Georgetown'da her zaman en büyük yıldız olduğu malum. Fakat sakatlıklar yüzünden sahaya çıkamadığında takımlarının daha başarılı (ya da beklenenden başarılı) olduklarına dair garip bir fenomene rastlıyoruz. En büyük örneği, kaçırdığı 99 playoff'larında Knicks'in finallere çıkması. Şu sıralar insanlar internette teoriyi Orlando'ya uyarlayıp espriler yapmakla meşgul: "Dwight'ın yokluğunda takım playoff'larda başarılı olabilir mi?" İhtimali bile ağzımı sulandırıyor. 40 gün 40 gece Dwight hakkında espri yaparım. Ama o iş yaş. Orlando'nun seriyi geçmesi hala çok zor.

Thursday, April 12, 2012

Haberler... Haberler...

CP3 (CLUTCH)
Chris Paul maç kazandıran basketi attı. Hem de ne basket. Tek başına tüm OKC'yi geçip maçı aldı. Attığı 31 sayının 24'ünü zaten ikinci yarıda kaydetmişti.
                        
CP3'nin on/off tuşu var. Maça ne zaman hükmetmesi gerektiğini, ne zaman takım idare etmekle yetineceğini biliyor. Bunu hem zekası, hem de güdüleriyle başarıyor. İki sezon önce maç sonlarını en iyi oynayan isimler arasında ilk 3'e girmişti. Bu sezon da maç sonlarında en çok sayı üreten oyuncular listesinde ilk 5'te; %43'le atıyor (Mesela Kobe bu sene %33'e dek düştü. Ligin bir diğer baba son saniyecisi olan Anthony ise %35'e gerilemiş durumda.). Hatta Kobe, kendisinden sonra kafayı galibiyetle en çok bozmuş olan oyuncu sorulduğunda Paul demiş, ardından Rose'un geldiğini söylemişti.

Dün gece Blake çok güzel bir smaç daha yaptı. Fakat hâlâ sete set hücumlarda zorlandığını biliyoruz. Play-off'larda, hücum sıkıştığında, savunmalar sertleştiğinde Clippers'ın tek kozu var: CP3. Muhtemelen Memphis'le karşılaşacaklar ve bence seriyi kaybedecekler. Yine de heyecanla ekran karşısına geçip tüm maçları seyredeceğim. NBA'in açık ara en kötü koçuna, ham yeteneklere, Kara Delik Nick Young'a (Giden top gelmiyor, acep ne iştir?) rağmen takımını nereye taşıyabileceğini çok merak ediyorum.


BYNUM 30'LAR KULÜBÜNE GİRDİ
Bynum'ın ellerinin yumuşak olduğunu, sırtı dönük oyunu öğrendiğini, hücum repertuarını genişlettiğini, senelerdir başına bela olan sabırsızlık ve telaşı yendiğini biliyoruz.  16 yaşında lige giren, Lakers yönetimi Nets'in takas teklifini (Kidd) reddedince Kobe'nin "kocaman bir bok parçası" diye itham ettiği çocuk, inanılmaz bir oyuncuya dönüştü. Howard ligin en dominant pota altı gücü. Fakat pek çok yorumcu Bynum'ın hücumda daha fazla numara bildiğini iddia ediyor.

Dün geceki Lakers San Antonio karşılaşmasında Bynum 30 ribaunt aldı (Kobe birkaç maçtır dinleniyor, yokluğunda kimin öne çıkacağı merak konusuydu). Spurs'ün yanızca 33 ribaunt alabildiğini de hatırlatayım. Geçen sezon Kevin Love 31 sayı attığı maçta 31 de ribaunt çekmişti. 2000'li senelerde başka bir 30 küsür ribauntluk performansa rastlamadık (Shaq'in kariyer rekoru 28; Duncan 27, Garnett ise 25'e ulaşabilmiş). Bir önceki hayvanî istatistik için 1996'ya gitmek gerekiyor: Sir Charles 33, Mutombo 31. Bynum'ın ne kadar büyük bir iş başardığını vurgulamaya çalışıyorum. Uzun oyuncular için 30+ ribaunt almak, skorerler için 60+ sayı atmaya benzer. Fakat maç sonunda 3'lük atmak isteyerek bir kez daha yarı gerizekâlı, yarı ergen bir organizma olduğunu kanıtladı.
Aslında Bynum'ın 3'lük sevdası birkaç hafta öncesine dayanıyor. Kaybettikleri Memphis maçının son saniyesinde kariyerinin ilk 3'üğünü atmıştı (Tabii maç teorik olarak bittiği için kimsenin savunma yapmadığını hatırlatayım.).  Basket sonrası pozisyonunu koruyup küçük bir kutlama yapınca herkesin tepkisini çekecekti. Sonraki maç hücumun bitmesine  henüz 16 saniye varken 3'lük deneyince koç Mike Brown hemen oyuncu değişikiğine gitti ve maç boyunca Bynum'ı tekrar oyuna almadı. Bench'teki umursamaz tavırları, molalarda koçun yanına gelmemesi gazetecilerin ilgisini çekecek, kendisine mikrofonlar uzatıldığında vereceği cevapla herkesin beynini eritecekti: "Ben molalarda kimseyle ilgilenmiyorum. Zenimi tekrar kazanmaya çalşıyorum." Phil Jackson'ın lakabını herkes biliyor: Zen Master. Bynum Phil Jackson'a gönderme yapmamış (Bence kesinlikle yaptı.) olsa bile koçu pek dinlemediğinden bahsettiği bu cümleyle takımda yeni bir krize sebep oldu.
 
Lakers Bynum'a muhtaç. Ne kadar şımarık olursa olsun, 30 sayı ve 30 ribaunt yapabilen bir oyuncuyu bırakmak ya da küstürmek süzme aptallık olur. Kobe de bunu çok iyi bildiği için ciddi bir kriz yokmuş gibi hareket etmeye çalışıyor. Fakat play-off'lardan sonra ne olacağı belli değil. Herkes Howard-Bynum takasının gerçekleşebileceğini tahmin ediyor. Dwight'ın da sorunlu bir basketbolcu olduğu malum ama problemlerini saha içine yansıtmadığını da biliyoruz. Tabii Lakers bir şekilde şampiyonluğa uzanırsa takas ihtimali suya düşer, krizlerin üstüne sünger çekilir. Bu sezon yaşanan olayları klasik Los Angeles hikayelerinden biri olarak hatırlarız.


RONDO'DAN TRIPLE-DOUBLE
Rondo uzatmaya giden maçta triple-double yaptı: 10 sayı, 10 ribaunt, 20 asist.  Bu sezon D-Will ile birlikte 20 asist barajını geçen tek oyuncu Rondo. Üstelik 2011/2012 sezonunda 6 kere triple-double yaptı. Rondo dışında 2 kere triple-double istatistikleri tutturan başka bir isim yok. Takımın yeni lideri olduğunu performansıyla ilan etmiş durumda. Hem hücumu yönetiyor, hem de savunmada ölümüne mücadele ediyor (kıçından, tüm gözeneklerinden terler fışkırıyor.). Celts uzatma devresinin son 3.5 dakikasında sayı atamadı. Fakat Atlanta'ya da yalnızca 2 sayı şansı verdiler (Zaten uzatmalarda toplam 6 sayı atıldı.).
Garnett pivot pozisyonuna geçtiğinden beri Celts çılgın atıyor. (Miami'yi iki kere yenmeyi başardılar mesela.) Play-off'lara son sıradan girecekleri tahmin edilirken şu sıralar 4.'lüğü garantilemek üzereler. Hem Garnett, hem de Bass dışarıdan oynayabilen uzunlar. Rondo'nun penetrelerine alan açılıyor.  Avery Bradley bir şekilde performansını katlamayı başardı. Ray Allen birkaç maç kenardan geldi hatta. Tüm bunlara ek olarak sezonu kapatabileceği söylenen Pietrus döndü; dün gece tam 30 dakika sahadaydı.

Uzun rotasyonları çok kısır,  Danny Ainge (aka süpersalak) yüzünden yaşlı kadroyu genç ve atletik yeteneklerle destekleyemediler... Fakat Celts son kez dans edecek. Play-off'larda Boston'u küçümseyen evine döner. Bu böyle biline.

Sunday, February 14, 2010

HORSE: Durant vs Casspi vs Rondo


2010 Horse sona erdi. Kevin Durant kazanan isim. Casspi çok iyi bir akşam geçirmediğinden ötürü erken elendi. Sanıyorum seçtiği hiçbir şutta başarı sağlayamadı. Rondo ve Durant'in üçlük denemeleriyle kazanan belli oldu. Rondo, kendinden beklenmeyecek ölçüde iyi üçlük attı ama Durant topu eline alır almaz akılalmaz rahatlıkla nasıl sepetten içeri sokabiliyor, anlamıyorum.

Bir de geçen yılki ödül (plastiğimsi kartondan yapılmış at) değiştirmişler. Biraz uzun olmuş ama en azından ödüle benzemiş.