Rondo açılış gecesinde Wade'i tehlikeli bir hareketle durdurunca flagrant 1 düdüğü çıktı. Wade de sinirlendi hâliyle. Hatta topu Rondo'ya fırlatmayı bile düşünmüş olabilir. Maç sonrası röportajında kendini zor tuttuğunu söyledi zaten: "Ben basketbol oynamak için buradayım, boks için değil." Daha ilk maçtan herkes Celtics vs Heat rekabetinin ateşini hissetmeye başladı. Şahane. Bugün de Rondo'nun cevabı geldi: "Onun geçmişte yaptığı gibi dirty[1] hareketler yapmadım."
Bunlar parkelerde görmek istemediğimiz hareketler. Kabul. Ama rakip oyuncuların can ciğer kuzu sarması olduğu çağlarda Celtics vs Heat aşkıyla yanıp tutuşuyorum. Şu an ligdeki en gergin mücadeleler ikisi arasında yaşanıyor. Her maç yeni hatıralarla büyüyen rekabet, tüm oyuncuları nefretle dolduruyor. Playoff geldiğinde Boston ve Miami meydanlarında maç değil savaş izleyeceğiz. Birbirlerinden nefret ediyorlar; birbirlerini yalnızca yenmek değil, yok etmek istiyorlar... ve yok edecekler! So say we all!
__________________________________________
[1]İki saattir Türkçe karşılık bulmak için kafa patlatıyorum, gerim gerim gerildim. Yeter. Kirli gibi, pis gibi, ibnelik&puştluk gibi bi şey.
[2]Bawful yazısında Simmons'ın bir makalesinden bahsetmiş. Simmons playoff'larda Wade'i John Stockton Ödülü'ne lâyık görmüştü: Herhangi bir sebeple dirty olarak görülmeyen en dirty yıldız. Hakikaten Wade 2006'da yüzükle beraber gayr-i resmi dokunulmazlık da kazanmıştı. Son senelerde iyi çocuk imajıyla beraber dokunulmazlığı da erozyona uğradı ama hâlâ kafalarda yarattığı bir algı var.
2012 Heat, tamı tamına 3 seride geri düşmesine rağmen şampiyonluğa ulaşabilmiş tek takım[1] oldu. İrili ufaklı sakatlıklarla da uğraştıklarını hatırlayınca, mental problemleri hakkında yapılan milyonlarca eleştiriye cevap verdiklerini söylemek çok saçma olmaz sanırım. Yalnızca 1 şampiyonluk kazandıkları için hâlâ Heat ve LeBron'un rüştünü ispatlayamadığını düşünmekte serbestiz. Tabii Zach Lowe'a kulak vermek de mümkün: "Kanıtları on yıllara yayılan bir gerçekle karşı karşıyayız: Tek bir NBA şampiyonluğu kazanmak bile ölesiye zor. Üstelik şans, sağlık, matchup ve yeteneğin mükemmel bir kombinasyonu gerekli." Mesela Mavericks. 10 sene boyunca Nowitzki'yle, yani gelmiş geçmiş en büyük 25-30 oyuncudan biriyle oynamalarına rağmen geçen seneye dek yüzük kazanamamışlardı. Keza Garnett. Kariyeri boyunca kaç kere kupayı kaldıraibldi: bir. Üstelik gelmiş geçmiş en iyi 3'lükçü ve döneminin en büyük clutch oyuncularından biriyle ittifak kurana dek Finaller'e bile yükselememişti Garnett. Yalnızca bir kere bu onura ulaşabilmiş efsanevî oyuncuları say say bitmez: Mr. Clutch, Big O, Moses... LeBron[2]. Eddy Curry
İşte yukarıda saydığım tek yüzük kazanabilmiş efsanelerden biri daha. Kısa 5
En etkili line-up'larını özgürce kullandılar; Bosh 5, LeBron ise 4 numara oynadı. Playoff'larda rakibe göre strateji kurmanın ne demek olduğunu bir kez daha görmüş olduk (Heat cephesi de yeni gördü zaten.). OKC pota altında skor üretebilen bir oyuncuya sahip olmadığı için mismatch'leri değerlendiremedi (Perkins'in bir klozet kapağı kadar post oynayabildiğini söylemiş miydim?). Konferans Finalleri'nde Rondo'nun Garnett'e verdiği pasları Heat cephesinin engelleyemediği malum (Evet, Haslem'ın Garnett ile Rondo arasına girip, gökkuşağı paslarda etkisiz hâle geldiği 186 milyon pozisyondan bahsediyorum.). İlk turda elenen Grizzlies'le karşılaşsalar, kısa 5'i çok daha kısa süreler kullanabileceklerdi belki de.
OKC hücumda avantajlarını değerlendiremediği gibi savunmada da eşleşemedi üstelik. Mesela LeBron, özellikle Thudner kısa 5'ini ezip geçti. 2011 Finalleri'nde boyalı alandan yalnızca 8,5 sayı bulmuştu; bu seneyse 17,5 ortalamaya ulaştı. Pota altında cirit atıyor, sürekli faul alıyordu (2011 Finalleri'nde maç başı 4 faul alabilmiş, Thunder'a karşı 7,2). Post oyununu geliştirmiş bir LeBron[3] yaratığını nötralize edecek yegane kriptonit belli: onu orta mesafe şutlara zorlamak. Oysa hem Durant, hem de Sefolosha fiziken karşısında duramadıkları için zort bazında zırtladılar. Geçen sene Mavs'in bol bol alan savunması kullandığı malum. OKC için de güzel bir çözüm olabilirdi ama alan savunması yapabilmek pek kolay iş değil, hele ki NBA'de.
Thunder
Hazır Durant'ten bahsetmişken hücumda topu almakta bile zorlandığını hatırlatmak gerek. Eğer önümüzdeki 5-6 senede LeBron'la eşleşebilmek istiyorsa fiziken kuvvetlenmesi lâzım. Asla Hulk, LeBron ya da Jabba kıvamına gelmeyeceğini biliyoruz ama fizikî tekamülünü tamamlamadığı aşikar.
Thunder'ın keyfi yerinde; ipiyle kuşağı, sikiyle taşağı denk. Normal sezonda 100 pozisyon başına en fazla sayı üreten ikinci takım olmuşlardı (Spurs 1 numara), playoff'larda ise zirveye oturdular. Tabii yakın gelecekte Ibaka ve Harden ile sözleşme imzalamak zorundalar ve her iki oyuncunun da ciddi kontratları hak ettiği malum. Fakat Harden'a parayla alakalı sorular yöneltildiğinde şöyle cevap verdi: "Burada özel bir şey var. Bir hanedan inşa ediliyor. Para ve şöhret daha önemsiz şeyler." Scott Brooks'la devam etmeyebilirler ama tıpkı Pat Riley'nin maç sonunda söylediği gibi, Thunder ve Heat'in tekrar karşılaşması kaçınılmaz.
D-Wade (The Boss)
"Bu takım LeBron'un takımı. Bizler onun liderliğinde ilerliyoruz." Wade bu cümleleri sezon boyunca takım toplantılarında, playoff'lardaysa kameralar karşısında sürekli tekrarladı. Yakasını bırakmayan sağlık sorunları[4], ilerleyen yaşı, ailevî anlaşmazlıklar... Her ne sebeple olursa olsun kendi rolünü küçültmeyi ve takımın başarısı için geri planda kalmayı kabul etti. Hatta LeBron'u bizzat yüreklendirdi. Bir süper yıldız için kariyeri boyunca karşılaşabileceği en zor karar olsa gerek. Belki de bu nedenle karakterinde garip (korkunç) değişiklikler meydana geldi; oyunculara sataşmak, röportajlarda rakiplere lâf atmak...
Hem 2006'da kazandığı yüzük, hem de "iyi çocuk" imajı sebebiyle asla gazetecilerin günah keçisi ilan etmediği D-Wade kredisini tüketmişe benziyordu artık. Pacers serisinde yalnızca 5 sayı attığı maçtan sonra belki de hayatında ilk kez medyanın ölümcül eleştirileriyle karşılaşacaktı. Şimdi gözünüzün önünde bir sahne canlandırın; Wade babalar gününde gazetecilerle sohbet ediyor, baba olmanın hayatta tattığı en büyük zevk olduğundan bahsediyor. Aynı saatlerde eski eşiyse velayet hakkı olmadığı hâlde çocukları alıkoymakla meşgul.
İnsanlar ne derse desin psikolojik olarak içinde bulunduğu hassas durumu takımın lehine çevirdi Wade; "Bi Lebron şut atsın, bi Wade şut atsın, 1 LeBron, 1 Wa..." saçmalığının hücumlarda kangrene dönüştüğünü, takımı iliklerine dek sömürdüğünü fark etti (şampiyonluk yolundaki en önemli viraj muhtemelen) ve parkede kaybettiği lider ünvanını soyunma odasında gururla taşıdı. Simmons'ın geçen günkü yazısından bir kuple çevireyim: Eğer ligdeki oyuncuları gururlarına göre sıralayacak olursak Kobe ve Wade ilk 2 sırayı paylaşırlar. Üçüncü oyuncuyla (Chris Paul?) aralarında ciddi bir basamak olur ve Vince Carter'a gelene dek 400 isim daha sayarsınız. NBA lokavt görüşmelerine katılan bir arkadaşım anlatmıştı: "Wade masanın başına geçmiş, LeBron ise küçük ve uysal bir çocukmuşçasına arkasında oturmuştu." Tipik Dwyane.
Şampiyon olduktan sonra basketbol kariyerinin en mutlu gününü yaşadığından bahsedecekti. Gezegende Wade&LeBron ilişkisini düzeltebilecek yegane insan olduğunu anlayıp büyük bir fedakârlıkta bulundu. Şu sıralar ikinci şampiyonluğunun tadını çıkarıyor[5].
Cavs
Seni unutmadım Cleveland. Sen de LeBron'u unutmadın çünkü. Şahane bir videoya rastladım; Ohio'daki WEWS-tv'nin hava durumu sunucusu Heat ve Thunder kelimelerinden bahsetmeksizin işini yapmaya çalışıyor:
Charles Barkley: İki hafta önce insanlar sizin Indiana'ya kaybedeceğinizi düşünüyordu. Celtics'e karşı 5. maçı kaybettiğinizde iyice şaşırmışlardı. Son 2 haftada olayların tersine dönmüş olması inanılmaz.
Wade: New York'u unutma, New York'a karşı da kaybedebileceğimizi söylemişlerdi.
LeBron: O serinin zor geçeceğini söylemişlerdi
Barkley: Basketboldan anlayan hiçkimse böyle bir şey söylemedi. [2]LeBron iki kere triple-double yaptı. Finaller tarihinde en az 2 kere triple double yapan 7. isim olmuş: Bob Cousy, Russell, Wilt, Walt Frazier, Magic, Bird. LeBron'un defalarca baskı altında ezildiğini düşününce seriyi bitirme maçında triple-double yapması daha ön plana çıkıyor. Bugüne dek 5 isim böyle bir başarıya imza atmış: Duncan, Worthy, Magic, Bird, LeBron. [3]Karşı karşıya olduğumuz vakanın bir başka korkunç boyutu: LeBron ligdeki en iyi 4-5 pasör arasında ve post'ta topu aldığında tüm sahaya hakim oluyor. Zaten Fainller Tarihi'nde hem sayı, hem ribaunt, hem de asist departmanlarında takımının liderliğini üstlenen üçüncü isim oldu. Diğer ikisi mi? Duncan ve Magic. [4]D-Wade'in ameliyat olup olmayacağı 1 hafta içinde netleşecek. Eğer operasyon kararı alınırsa Olimpiyatlar'ı kaçıracağı kesin. D-Rose ve Dwight Howard'ın ardından ABD için 3. büyük kayıp. [5]Tadını çıkarmak demişken, Geçen sene Mavs şampiyon olduğunda LIV isimli meşhur kulüpte kutlama yapmış ve gelen 140.000lık hesabı Mark Cuban ödemişti. Bu defa Heat aynı kulüpte 200.000$ bırakmış. Hayırlı işler abi, saygılar.
"Westbrook asist yapmıyor, takımı yönetmiyor, oyun kurucu değil..." 2 senedir salak salak konuşuyordum, tâ ki birkaç ay öncesine dek. İnanılmaz hücum ettiği, çılgınca orta mesafe şut soktuğu bir maçın ardından sorunun Westbrook'ta değil, bende olduğu fark ettim. Russ hayallerimdeki pg değil ve olmayacak. Russell Westbrook, Russel Westbrook çünkü. Scott Brooks'un hücum sisteminde[1] saldırması, sürekli saldırması ve daha sonra yine saldırması lâzım. OKC'yi playoff takımı seviyesinden elit takım klasmanına çıkaran, sahip oldukları emsalsiz one-two punch[2]. Şu ana dek Finaller'de KD 80 şut kullanmış, Russ ise tamı tamına 100'e ulaşmış durumda. Garip, kabul ediyorum. Ayrıca Durant'in daha çok şut atması gerektiği de malum ama Westbrook'un şu anki sistemde en verimli olabileceği oyun tarzı belli: saldırmak.
Bu akşam patladı: 43 sayı. Tam 20 basket attı (Önceki kariyer rekoru: 17). Üstelik 7 ribaunt, 5 asist istatistiklerinin yanı sıra savunmada deli danalar gibi koşturduğunu da unutmayalım (Güzel bir tweet okudum: "Vücudunda ne varsa oyuna koydu. Bu arada vüdunun demir, barut ve tekiladan oluştuğunu söylemiş miydim?"). Konferans Finalleri'nin Miami'deki 2. maçında Rondo'nun osuruk uçuklatıcı performansıyla karşı karşıya kalmıştık. Final serisinin Miami'deki 2. maçındaysa Westbrook kafayı yedi. Maalesef her ikisi de Heat'in galibiyeti sebebiyle unutulacak. Hatta maç sonunda yaptığı hatayı konuşacağız yıllar sonra.
Kariyerinin en iyi maçında, rakibin hücum süresinin bitmek üzere olduğunu fark etmedi ve faul yaptı. Tabii mağlubiyeti Westbrook'un omuzlarına yüklemek için ya at gözlüğüyle ya da Wade'in gözlükleriyle hayata bakıyor olmak lâzım.
Miami cephesi. İlk 3 maçta 17 sayı atan Chalmers bu akşam tam 25 sayıya ulaştı. Müsaadenizle "yuh" diye bağırmak istiyorum. Üstelik son 1 dakikada 6 sayı attı. Müsaadenizle "oha" diye bağırmak istiyorum. Hatta D-Wade de müsaadenizle "Mario Motherfucking Chalmers" diye bağırmak istiyor. Zaten Wade maç sonunda medyaya şu açıklamayayı yapacaktı: "Rio takımdaki en iyi oyuncu olduğunu düşünüyor. Bu onun eşsiz yeteneği ve aynı zamanda laneti."
Şimdi Superman gibi Dünya'nın etrafında ters yöne dönüp zamanı biraz geriye sarıyorum: Maçın bitmesin 4 dakika var. LeBron kramp ağrılarına dayanamayıp kenarda oturuyor. Skor berabere. Geçen sene 4. maçta aynı uzay-zaman koordinatlarında dağıldıklarına şahit olmuştuk. Peki bu defa ne gördük? Öne çıkan Chalmers, birkaç ribaunt ve blok için kendini oradan oraya atan Wade (En kritik zamanda, Finaller'de ailevî sorunlarını[3] ve sakatlıklarını bir kenara bırakıp oyuna konsantre olmayı başardı herif.), özellikle savunmada kritik hamleler yapan Bosh. Heat ne olursa olsun kazanmaya odaklanmış gibi görünüyor. Yakın geçen, çılgın tempoların yakalandığı, amiyane tabirle parkenin ağladığı bu megasüperacayip seride 3-1 öne geçmeyi başardılar. Üstelik herkesin dilinden düşmeyen şu meşhur istatistiği de unutmayalım: Finaller'de 3-1'den geri gelebilen olmadı.
İstatistik çok korkunç. 3-1 geri düşen tam 30 takım var ve hiçbiri şampiyonluğa ulaşamamış. Fakat 1985'ten beri Finaller'in 2-3-2 olarak oynandığı malum. Son 27 senede ev sahibi avantjına sahip olduğu hâlde 3-1 geri düşen yalnızca 3 takım var. Evet, yalnızca 3 örnek var elimizde. Sanıyorum istatistik eskisi kadar korkunç görünmüyor artık (Hâlâ korkunç, biliyorum.). Ne diyeyim, eğer Thunder 5. maçı kazanırsa her şey alt üst olabilir; OKC'n in vahşi tribünleri, kendi sahasında her zamanki gibi oynayabilecek Harden, KD'den şahane son çeyrek performansları... Tabii önce çoooook uzun geçecek olan 5. maçı kazanmak zorundalar. Tüm sezondaki en önemli maçın başlamasına yalnızca 40 saat kaldı.
__________________________
[1]twitter'da takip ettiğim yorumculardan biri şöyle demiş: OKC'nin hücumu temel prensipler üstüne kurulu (kibar davranmaya çalışıyorum.). Fakat oyuncular o kadar iyi ki, sayı yapmaya devam ediyorlar.
[2]Hücum anlamında şampiyonluğun favorisi hâline getiren de bench'ten gelen James Harden. Evet, bu akşam 10 şutta 8 sayı bulan, asistlerinin 2 katı top kaybı yapan adamdan bahsediyoruz.
Maçın heyecanıyla çok düşünmeksizin ilk aklıma gelenleri sıralıyorum.
Thunder, Heat'in kısa 5'ine karşı Perkins&Ibaka+Thabo'lu line-up'la oynadığında başarısız oluyor (-17). Bu line-up'ların yalnızca ilk çeyrekteki karşılaşmasında Heat +14 ile oynadı[1]. Hem savunmada eşleşemiyor, hem de hücumda kısırlaşıyorlar (Battier ile eşleşen Perkins fizikî avanajı kullanamıyor mesela.). Harden girene dek belleri öylesine kütürdetildi ki, bir daha farkı kapatamadılar. Çılgın bir istatistik vereyim: Heat, ilk çeyrek hariç hiçbir çeyrekte Thunder'dan fazla sayı atamadı.
D-Wade dün sabah Almanya'ya gidip Kobe'nin meşhur tedavisini uygulamış gibiydi. Hele ki ilk çeyrekte. Yalnızca skor üretmesinden değil, içeri girip OKC'yi zorlamasından bahsediyorum. İlk çeyrekte yalnızca bir kere boyalı alan dışından şut kullandı. Maç ilerledikçe gereksiz şutlar denedi (izolasyon üzerinden uzak mesafe şut atacağına dripling vs yapması lâzım.) ama bir kere daha gördük: Wade iyiyse, içeri girebiliyorsa, Heat favoriye bile dönüşebilir.
Mesela ilk maçta post oynamadığı için eleştirilmesi gereken LeBron, bu akşam 3. çeyreğin sonuna dek yalnızca 1 kere +4,5 metreden şut atmıştı (Hele şükür. 1 tonluk adam potaya yüklenince durdurmak imkânsız oluyor elbette.). Hem LeBron'un takımı organize ettiğini, hem de ilk 5'e dönen Chris Bosh'un aldığı hücum ribauntlarını (11 ribaunt, 7'si ofansif) hatırlayınca Big 3'nin kendine geldiğini söylemek mümkün.
Shane Battier'nin iyi savunmacı olduğu malum. Çarşamba günü Durant, Battier'nin alamet-i farikası olan elle rakibin yüzünü kapama hareketini hiç sevmediğini söyledi hatta[2]. Fakat hücumda çılgınca 3'lük atması mindfuck etkisi yapıyor, tuğla sıçırtıyor. Miami iyi top çevirdi, kabul ama ilk iki maçta 3'lük çizgisinin gerisinden 13'te 9 istatistiği tutturdu Batti3r.
Heat normal sezon maçlarında Westbrook'u çok iyi tuzağa düşürmüştü (Westbrook topu aldığında Bosh yardıma geliyor.). Heat'in kurduğu tuzaklara erken reaksiyon gösterip topu Ibaka'ya vermesi lâzım. Ibaka topu alınca hem potaya devrilebilir (%30), hem de orta mesafe şutu yollayabilir (%70). Durant'in savunmacısı Ibaka'ya koşarsa pas Durant'e gidiyor ve sonuç belli: bomboş şut=basket. İlk maçta bunu başardılar ama bu akşam Westbrook'un konsantrasyon problemleri onu başlarda şut atmaya zorlayacaktı. Aşağıda, ilk maçtan, bahsettiğim hücumun bir görüntüsü var:
Her iki takımın da acayipmanyak hızlı hücum yaptığı malum. OKC ilk yarı 0 (sıfır) fastbreak sayısı atabildi. Peki ikinci yarıda: 12; Miami ise hızlı hücumdan hiç sayı bulamadı bu devrede. Üstelik Thunder'ın ikinci şans sayılarında da 12-2 üstünlüğü var. Tabii böyle vıdı vıdı edip istatistikler veriyorum ama OKC'nin ikinci yarı maça tutunmasının tek sebebi var: Kendrick Perkins[3] (ahaha, yok lan aşağıdaki paragrafa bak.).
Kevin. Durant. Kevin Durant. Tek başına OKC'yi maçta tutması bir yana, çılgın performansıyla Finaller Tarihi'nin en acayip çeyreklerinden birini izlememizi sağladı (Vatandaş! Download et, tekrar tekrar izle!): tam 16 sayı; üstelik 5 faulu varken. Seri boyunca hangi çeyreklerde kaç sayı attığına baktım. 1Ç: 13; 2Ç: 6; 3Ç: 16; ve 4. çeyreklerde 33 sayı (Yuhanna!) Ligdeki en iyi oyuncu olarak LeBron'u gösterebilir ya da Kobe'nin hâlâ en büyük olduğunu söyleyebilirsiniz. Karşı çıkamam. Fakat şu an bir takım kurmaya mecbur olsam, tüm gezegende ilk seçeceğim oyuncu Kevin Durant olurdu muhtemelen (karakter, clutch, kendini geliştirmek gibi zilyon sebep var.).
Öylesine heyecan verici bir maç oldu, akıl&mantık ikilisini bir kenara bırakıp zevkten öylesine kendimi kaybettim ki, 3. maçın bu akşam oynanması için David Stern'e mail yolladım (ciddiyim). Artık gören olursa gülüp geçer mi, yoksa çağrıma kulak verir mi, bilemiyorum[4].
________________
[1]Maç 18-2 ile başladı. OKC'nin playoff'larda pozisyon başına en çok sayı atan, hatta 100 pozisyon için 113 sayı ile Suns'tan beri en yüksek sayıya ulaşan takım olduğunu hatırlatayım.
[2]Shane Battier senelerdir Kobe'yi böyle savunur. Tabii Kobe zayıflık göstermemeye and içmiş bir organizma olduğu için asla Battier'nin savunmasından hoşlanmadığını açıklamamıştı.
[3]İlk maçın yıldızlarından Collison yalnızca 15 dakika oynadı. Aklı basketbola çalışan herhangi bir insan evladı bana bunun sebebini söylesin.
[4]"Durant'in yaptığı 6. faule düdük çıkmadı. Son pozisyonda LeBron Durant'e faul yaptı" gibi lâflar duymak isteyen arkadaş, sen çok yanlış gelmişsin.
Thunder son çeyreklerde direksiyonu takımdaki en zeki oyuncuya, Harden'a teslim ediyor. Ben de OKC'nin topu Harden'dan Durant'e ulaştırmak için uyguladığı oyundan bahsedecektim (Pek çok sitede anlatılmış zaten: Durant, Westbrook'un perdesini kullanıp boşa çıkıyor. Harden'ın pasını alır almaz mümkünse şut atıyor.). Fakat Westbrook dün akşam sönmek bilmeyen bir ateşle oynadığı için çember sakallı mohikana ihtiyaçları bile kalmadı. İkinci yarı kuduz köpek ya da kızdırılmış pantermişçesine vahşi savunma yapması bir yana, pick&roll'de Heat'in kurduğu tuzaklara da düşmedi. Harden dakika bile almayınca kafamdaki post'un pek anlamı kalmadı hâliyle. Nasıl olsa sonraki maçta Harden organizatör olacağı için acele etmeye gerek yok. Birkaç gün sonra anlatırım.
Bugün Pruiti ve Clark'ın yazılarından çalıp çırparak Heat'in iki hücumundan bahsedeceğim. Önce Chris Bosh'un köşeden attığı 3'lükler
Heat yarı sahaya klasik horns setiyle yayılmış. 3 (LeBron) ve 5 (Haslem), Chalmers için perde yapıyor. Chalmers herhangi bir perdeyi kullanıp penetre edebilir.
Bizim örneğimizde (ikinci şema) sağdaki perdeyi kullanacak. Artık iki seçeneği var:
1. Potaya yönelecek.
2. Potaya yönelmesini engellemek için rakip 4 numara (Garnett, Ibaka...), adamını (4: Bosh) bırakınca köşedeki Bosh'a pas verecek.
Olay şöyle:
LeBron Haslem'a perde yapıyor, alan değiştiriyorlar (Burada rakip switch yaparsa ne ala. Yapmazsa da sorun değil.).
LeBron ve Haslem Chalmers'a perde yapıyor. Chalmers istediği tarafa yönelebilir.
LeBron'un savunmacısı olan Pietrus perde sonrası Chalmers'ı tüm gücüyle takip edemiyor. LeBron'u boş bırakırsa foseptik dışkı yerler çünkü. Chalmers da rahat rahat hareketini yapıyor hâliyle.
Garnett, Chalmers'ın driplingini kesmek için içeriye hareketlenmek zorunda kalınca top Bosh'a gidiyor. "Bosh boş durumda" diyerek iğrenç bir espri yapmanın tam sırası.
Garnett elini bile kaldıramamışken Chris Bosh şutu gönderiyor. Hücum şöyle:
Bahsettiğim yazıda Haslem'ın perdesinden de örnek verilmiş.
Haslem LeBron'un perdesini kullanınca Pietrus ile eşleşiyor. Topu tutan Wade, Kızıldeniz'i yaran Musa gibi savunmacıların arasından geçiyor. Celtics savunmacıları boyalı alanı boş bırakmaya mecbur kalmışlar.
Garnett LeBron'u tutuyor. Bosh ve Chalmers köşelerde beklediği için savunmacıları yardıma gelmekte çekiniyorlar. Yani boyalı alan bomboş. Wade'in smacı geliyor elbette. Oynat Uğurcuğum:
Anlatacağım ilk oyun buydu. Playoff'larda %60 ile 3'lük atan Chalmers için Clark'ın bir yazısına başvuruyorum şimdi. İlk 2 görüntü Pacers serisinin 4. maçından, sonuncusuysa 6. maç.
Chalmers topu Battier'e verip LeBron'a perde yapmaya gidiyor. LeBron önce Chalmers'ın, sonra Joel Anthony'nin perdesini kullanıp topla buluşuyor.
LeBron topla buluştuktan sonra istediği her şeyi yapabilir. (Hibbert'ı driplingle geçip potaya gidebilir mesela.). Bütün Pacers oyuncuları LeBron'a konsantre olmuş hâldeler, Chalmers'ın savunmacısı George Hill dahil.
LeBron, Chalmers'a pas verdiğinde Joel Anthony, Hill'in önüne duvar örüyor.
Chalmers da bomboş 3'lüğü gönderiyor tabii. YouTube'tan bir video patlatalım:
Başka bir versiyon:
Chalmers bu defa topu LeBron'a verip, aynı perdeyi yapmak için Wade'in yanına gidiyor. Fakat Wade, Paul George'un yavaş reaksiyon verdiğini görünce perdeyi kullanmak yerine baseline'a cut yapacak.
Chalmers'ın savunmacısı George Hill, Wade'in boyalı alan girdiğini görünce beklemek zorunda kalıyor. Hill'in 1 saniyelik terddütünü iyi kullanan Joel Anthony perde yapınca LeBron Chalmers'a pas veriyor ve bomboş 3'lük buluyorlar.
Gerçek zamanlı görüntü:
Son olarak başka bir versiyon
Şimdi sağ köşede Battier var ve cut yapıyor. Chalmers hücumu oynamak için hazır ama 4. maçta sürekli aynı numarayı yedikleri için bu defa Collison (Hill de olabilirdi.) Chalmers'ı bırakmıyor. Collison hem pas arası yapabilir, hem de perdeye takılma ihtimali yok. Tabii Joel Anthony NBA'de açık ara en yüksek basketbol zekasına sahip oyuncu olduğu için alışkanlıkla aynı noktaya ilerleyip boşluğa perde yapıyor. Bravo (Yine abarttım. Aslında bu setlerin ne kadar fazla çalışıldığını, bir süre sonra vücut alışkanlıklarına dönüştüğünü gösteren bir örnek olmuş.). LeBron zayıf tarafın tıkandığını görünce Mike Miller'a dönecek.
Pacers Mike Miller'a tuzak kurmaya çalışıyor ama Miller çabuk fark edip topu Battier'ye gönderiyor. Battier post'taki LeBron'u buluyor. Artık LeBron her şeyi yapabileceği bir noktada topla buluştuğu için tüm Pacers savunmasının dikkatini üstüne çekmiş durumda. Chalmers'ın savunmacısı Collison da LeBron'a doğru harketlenince doğru pas ve bomboş 3'lük geliyor. Hücum şöyle:
Bahsetmek istediğim birkaç hücum daha vardı ama başka zamana artık. Beni bekleyin anacağım.
Scarface'in sonunda kayışı koparıp herkesi tarayan Al Pacino'yu hatırladınız mı? Hah, Joey Crawford o karakterin makineli tüfek yerine düdük kullanan versiyonu; teknik fauller, oyundan ihraçlar, bitmek bilmeyen hücum faul kararları... Üstelik yanında bir başka efsane daha vardı dün akşam: Bill Kennedy. Adam bildiğin düdük virtüozu. Maç yönetmekten çok düdükteki hünerlerini sergilemek için TD Garden'a gelmiş meğer. Tabii iki takımın birbirlerinden nefret etmeleri, maçın sert müdahalelerle dolu olması düdüklerin sayısını artırıyor ama hakem triosunun 2.486.732 yanlış karar vermesi maçın cılkını, suyunu ve bokunu çıkardı.
LeBron 6 faul ile oyun dışı kaldı. 2008'den beri ilk kez (Playoff'larda daha önce başına gelmemiş.). Heat'in en önemli savunmacısı olan, rakibin en etkili kısalarıyla, hatta bazen uzunlarıyla eşleşen, sürekli ribaunt mücadelesi veren (2012 Playoff ortalaması 9. Ne!?) LeBron'a pek düdük çalınmaması herkese garip geliyor. Süper yıldızlara gösterilen toleransın da sınırları olmalı. Mesela tüm Indiana serisi boyunca kaç faul yapmış? 3 (ÜÇ!). Sezon ortalaması 1,5'un altında. Faul yapmaksızın müdafaa yapmaya çalıştığını (bkz San Antonio) ve bunu belli ölçüde başarabildiğini biliyoruz ama insaf. O kadar da değil. Tabii dün akşamki 6 faul, hakem triosunun dingillikleri sebebiyle geldi maalesef.
Clutch. LeBron normal sürenin son dakikasında mega&süper mühim bir 3'lük sokmasına rağmen son pozisyonda Haslem'a pas verdi. Son saniye şutlarında mimli olduğu malum ama hata Spoelstra'nın çizdiği oyunda (1 milyonuncu defa: Neden son topta LeBron&Wade pick&roll oynamıyor?) Celtics, LeBron'un sağa penetre etme planını yok edince pas vermeye mecbur kalmıştı (Pas kötü ama o koşullarda şutu zorlaması abuk subuk olurdu.). Anlayacağınız, coşmaya lüzum yok. Hele Wade'i 2'lik yerine 3'lük denediği için eleştirmek çok saçma. Eğer maçı ikinci uzatmaya taşısa, LeBron'dan mahrum kalan Heat mağlup olacaktı zaten (%90). Üstelik %27'yle 3'lük atmasına rağmen kullandığı şut az kalsın baskete dönüşecekti. Boston'da herkes topun potaya gireceğini zannettiği için birkaç saliseliğine intihar etmeye karar vermiş. Doc Rivers ise şöyle söylüyor: "Red o şutun girmesine izin vermez. Boston Garden'da olmaz."
Rivers'ın sözleri birkaç sene önce çıkan OLAĞANÜSTÜ güzellikteki bir reklamı hatırlattı bana; Bird&Magic'in, ezelî rekabetlerin asla ölmeyeceğinden bahsettikleri Finaller promo'su. "Lan hepimizin bildiği reklamdan niye bahsediyorsun" diye bağırmadan önce videoyu 4. saniye civarına getirin. Larry Bird'in omzunun üstünden Garden'ın hayaleti geçecek.
Celtics ilk yarıda 61 sayı atmasına rağmen 2. devre+uzatmada yalnızca 31'e ulaşabildi. Bu tabloda en önemli etkenlerden biri, Heat'in ilk yarıda afyon çekmiş çiçek çocuklar gibi gezinmesi, özellikle zayıf taraf (weakside) savunmasında tamamen hareketsizleşmesi (İkinci yarıdaysa hareketlendiler.). Tabii Rondo'nun dillere destan dengesizliğinden bahsetmeden olmaz. Adamın performansı med-cezir gibi. Başka ne desem, bilemedim. Aylardır Rondo'yu anlatabilmek için Türkçe'nin tüm imkânlarını tükettim. Söyleyecek sözüm kalmadı artık.
Son olarak garip iki not:
1. LeBron Mozart dinliyormuş. Bir ara "televizyon izlemiyorum, van Gogh tablolarına bakıyorum" diyecek sandım.
2. Ray Allen maç öncesi ayak tırnaklarını yeşile boyamış: "Celtics ruhunun içinde olmalısın." En son yeşil pedikür yaptırdığında Celts 2010 Finalleri'ne kalmıştı.
Pazartesi ve salı günleri bütün gün işte olduğum için blog'la uğraşacak pek vakit bulamıyorum. Fakat dün gece kabuslarıma giren o korkunç bakışları sizlerle paylaşmak, biraz olsun rahatlayabilmek için hepinizi korkularıma ortak etmek zorundayım.
Jeff van Gundy, bakışlarıyla kameramanı patlatmaya çalışırken
Konferans Finalleri, playoff'larda izlediğimiz en iyi iki seriye sahne oluyor. Uzadıkça uzasın istiyorum. Hatta mahallede bakkal, manav toplaşıp, "7 maç, 7 maç" diye tezahürat yapıyoruz[1]. Batı Konferans Finalleri'nde Spurs'un mükemmel hücumuyla Thunder'ın vahşi atletizmi çarpışıyor. Doğu Konferans Finalleri ise daha garip. Tabii bu garipliğin pek çok sebebi var; Miami'nin kendine has dinamikleri, sakatlıklar, son kez dans eden Celts, yıllar önce Uzay'ın derinliklerinden gezegenimize gelen Rondo...
2. maçta dinlenmeksizin 53 dakika oynayan Rondo kariyerinin en acayip, mantıksız, osuruk uçuklatıcı performansına imza atmıştı: 24'te 16 ile 44 sayı, 10 asist ve 8 ribaunt. Yaptığı zilyon tane triple-double'dan çok daha heyecan vericiydi (bkz. İlk 3 çeyrekte 10 sayı atıp, son çeyrek boyunca potaya gitmeyi unuttuğu akşamlar.). Rakamlarla söylemek istediklerimi anlatmam imkânsız. İstediği her noktadan şut atabiliyor[2], tek başına takımı ayakta tutuyordu. Üstelik maç boyunca yalnızca 3 top kaybı yaptı. Tekrardan ligdeki en dengesiz ve garip süper yeteneğin Rondo olduğunu fark ettim. Aval aval televizyona bakıyordum. Birkaç saatliğine gerçeklik algısını yitirmişim.
Tabii serinin üçüncü karşılaşmasında esas kahraman başka bir isimdi: Kevin Garnett. İkinci maçın sonlarında kıpırdayacak hâli bile kalmadığı için kendini toparlayamayacağını düşünmüştüm. Epic Fail. Garnett sahadayken +27 sayı attı Celtics (Hatta bu playoff'lar hakkında çılgın bir istatistik vereyim. Garnett sahadayken takım rakiplerine 48 dakika başına +17 fark atıyor; sahada değilken ise -28.6). Dün akşama dek Konferans Finalleri'nde Chris Bosh'un olmadığı Miami pota altını domine edememiş, ilk 2 maçtaki 34 şutunun yalnızca 13'ünü boyalı alandan kullanmıştı. Peki ya bu akşam?
Celtics KG önderliğinde boyalı alanı kulu, kölesi yaptı: tam 58 sayı. Playoff'lar boyunca ulaştıkları en yüksek rakam. Hatta şampiyon oldukları 2008'den beri bu sayıya çıkamamışlar. Bu kadarla kalmıyor: 44 ribaunt aldılar, Miami ise 32'de kaldı. Keyon Dooling çok iyiyidi, Ray Allen smaç bastı[3], Marquis Daniels ise kenara gelirken ayakta alkışlandı (Alternatif X-Files Senaryoları). KG maç sonrası soyunma odasında tam olarak şöyle söylemiş: "The Jungle was rocking tonight. I want to thank all the fans. The fucking jungle was rocking tonight. I fuckin loved it. Fuck it." (Tribünler bu gece yıkılıyordu. Bayıldım amk, bayıldım.)
Miami cephesindeyse olaylar biraz daha karışık. Yalnızca kötü oynadıklarını söylemek anlamsız olur. Oynamadılar çünkü. LeBron hariç şalterleri tamamen indirmişe benziyorlardı; şutörler, savunmacılar, bench, D-Wade... 20'de 9'la 18 sayı attığı için pek belli olmuyor ama Wade çok kötü oynadı. Pick&roll kullanacak hâli kalmamış gibi görünüyor, Ray Allen'a karşı post avantajını değerlendirmiyordu. 1 KERE BİLE SERBEST ATIŞ KULLANMADI. Peki Playoff'larda en son ne zaman çizgiye gitmemiş? 2004'te. Yani çaylakken[4]. Dizinden sıvı aldırmadığı günlere, Pacers serisinin üçüncü maçına döndük adeta. Tabii hemen coşmamak lazım. Pazar akşamı neredeyse tüm Heat oyuncularının daha iyi olacaklarını biliyoruz.
Duncan'ın Blok Rekoru
Duncan'ın yeni bir unvanı var: Playoff tarihinde en çok blok yapan oyuncu. Fakat 1974'e dek blok istatistiği tutulmuyordu. Yani Russell&Wilt'in kaç blok yaptığını bilmiyoruz (Russell'ın her maç 7-8 rakamlarına ulaştığı söylenir.). Üstelik Kareem'in ilk 41 playoff maçı da blokların sayılmadığı döneme denk geliyor. Anlayacağınız Duncan kağıt üstünde en çok blok yapan oyuncu oldu ama gerçekler biraz daha farklı. Duncan'ı sayılarla anlatabilmek pek mümkün değil zaten.
___________________________________
[1]Blog'u takip edenler belki hatırlar. Daha önce bakkal, manav ve babaannemla takım kurmuş, Wizards'ı yenmiştik. Bir keresinde de Vince Carter'ı dövmeye gitmiştik aynı grupla.
[3]RayRay smaç bastıktan sonra twitter worldtrend'lerinin ikinci sırasında şu kalıp vardı: Did Ray Allen
[4]LeBron&Wade 2. maçta tam 35 kere çizgiye gitmişler. Bu akşamsa LeBron'un kullandığı 5 serbest atış var yalnızca. Birleştiklerinden beri ikilinin en az serbest atış kullandığı maç olmuş.
Knicks vs Heat ve Mavs vs Thunder maçlarına denk geldiği için tabii ki baştan sona izlemedim. Ara ara bakma şansım oldu. Pacers hücumları ilk yarıda işlemedi. George Hill ve Paul George etkili olamadılar. Orlando'nun zayıf karnını deşebilecek olan Hibbert yalnızca tek şut kullandı (oha) ve 2 sayı üretebildi. Glen Davis'in pota altını domine ettiğine şahit olduk. Takım olarak Magic 12 hücum ribaundu aldı ilk yarıda. Sürekli ikinci şans sayıları buldular.
Üçüncü çeyrekte işler tamamen değişti: 30-13. Paul George (Taraftarın en çok sevdiği oyuncu. D-Wade seviyesine gelebileceğini düşünüyorlar Indiana'da.) ve David West'in sürüklediği hücumlardan sonra Magic sudan çıkmış, hatta tavada pişirilmiş balığa döndü. Paul George T-Macvâri şutlarda isabet kaydetti. İkinci yarıda Tyler Hansborough da klasik psikopatlıklarını sergileyince pota altı hakimiyeti Pacers'a geçti: 11 hücum ribaundu. Orlando kısalarını sürekli top kaybına zorladıkları için hızlı hücumlarda 22'ye 2'lik bir fark yakaladılar. Pacers tek çeyrekte maçı bitirdi.
Heat vs Knicks 2. Maç
Knicks cephesinde elit dış savunmacı olarak tek isim vardı: Iman Shumpert. Son aylarda sağlık sorunlarıyla boğuşan Wade'i durdurması bekleniyordu ama sakatlanınca Wade'i savunma görevi Landry Fields'a kaldı. D-Wade atletizmiyle Fields'ı ezdi, pestil kıvamına getirip bıraktı: 18'de 11'le 25 sayı, 4 ribaunt, 4 asist. Birkaç gün önce yaptığı açıklamalar gazetelerde geniş yer bulmuştu: "Miami'de birisine takım lideri diyeceksek, en fazla ön plana çıkan oyuncu LeBron. Aynı anda çok fazla şey düşünebiliyor. Maçta ve antrenmanlarda kafasındakileri bize söylemeli. LeBron'daki basketbol IQ'sunun eşi benzeri yok."
Büyük 3'lü çok iyi oynadı. Tabii Knicks'in korkunç savunması da parlak performanslara zemin hazırladı. Geri koşamadılar. Carmelo'nun kendini hücuma saklamak zorunda olduğu malum. Ama insan geri koşmaya biraz gayret eder. İnsaf. Dış savunmanın bombok olması yetmezmiş gibi Miami Haslem&Bosh ikilisi sayesinde hala grip etkisindeki Chandler'ı dışarı çekip penetre alanı buluyor. Amar'e zaten Amar'e. Show up yapmaya bile üşendiği için Heat kısaları sürekli boş şut imkanı buluyor. Seri başlamadan önce Novak&JR Smith ikilisinin 3'lük yağdırarak bir maç kazanacaklarını yazmıştım. Bugün Miami %44'le 9 üçlük attı. Knicks ise %33'le 5 isabet kaydedebildi yalnızca.
Bu pozisyonu başka kamera açılarından izlemek daha zevkliydi ama bulamadım. Amar'e önce Melo'nun kapatacağı alana hareketleniyor. Pota altını boş bıraktığını fark edince umtsuzca havaya zıplıyor; ya blok yapmaya çalışıyor ya da zeybek oynuyor. Daha sonra LeBron'un üstüne düşerek basket+faul'a sebep oluyor. Üstad iş başında.
Melo maça fırtına gibi başladı: ilk çeyrekte 11'de 6'yla 15 sayı. Fakat neredeyse hiç destek bulamadı. Amar'e şubat ayında kardeşini araba kazasında kaybettiğinden beri kafaca leyla oldu ama artık sorumluluk alması lazım. Pick&roll'ü bitirmek için potaya devrildiği her pozisyonda etkili olmasına, Haslem ve Bosh'u faul yapmaya mecbur etmesine rağmen çok az şut kullandı. İkinci yarı başlarken Carmelo'nun seri boyunca kullandığı şut sayısı 35'ti; Amar'e'nin ise 10. Vallahi bu tabloda hem Amar'e, hem de kısaların hatası var. Oyun kurucularınız Baron Davis ve Mike Bibby (Açmayın dedeler) olunca hızlı paslaşma gibi bir ihtimal kalmıyor zaten. Üstelik Amar'e de top istemeye üşenince hücum dengesi alt üst oluyor. Miami iki maçta 60 serbest atış kullandı; Knicks ise 30.
Unutmadan Amar'e maç sonrası soyunma odasına giden koridorda cam kapaklı bir dolabı yumrukladığı için elinde ciddi bir kesik oluşmuş (bkz. İçinde yangın söndürme tüpü olan dolabın görüntüsü). Hatta soyunma odasında her yer kan içindeymiş. Olay basına yansıdıktan sonra şöyle bir espriye rastladım: "Amar'e finally attacking the glass (Türkçe'ye çevirmek zor ama şöyle bir şey: Amar'e sonunda cama/potaya doğru hücum ediyor." En az bir maç kaçıracağı konuşuluyor. Knicks en önemli ikinci oyuncusunu kaybedecek ama sezon boyunca en başarılı olduğu sisteme dönecek: Carmelo 4 numara oynayacak.
Not: 2001'den beri playoff maçı kazanamayan Knicks üst üste 12. playoff mağlubiyetini aldı. Memphis'in rekorunu egale ettiler. Kutlu olsun!
Thunder vs Mavericks 2. Maç
Mark Cuban "Seneye D-Will'i kadroya katabiliriz. En iyisi bu sezon takımı biraz boşaltalım, bütçede boşluk yaratalım. Nowitzki de sayı mayı atıyor zaten. Birkaç maç kazansak yeter" gibi enfes bir düşünce diyagramıyla şampiyon kadronun bazı önemli oyuncularını bile bile kaybedince Nowitzki'nin üst üste şampiyonluk hayalleri suya düşmüştü. İlk maçı ucu ucuna kaybetmek sinirlerini bozmuş sanırım. Daha maçın başında hem Ibaka'yla atıştı, hem de oyun durmuşken Perkins'e hafifçe omuz attı. Şu sıralar tek arzusu OKC'yi devirmek (Zaten şampiyonun ilk turda elenmesi şahane bir olay sayılmaz.).
OKC maçı yine son saniyelerde kazanacaktı. Mavs'in Dallas'ta daha da sinirli olacağına şüphe yok. Bu akşam ilk maçtaki senaryonun aynısı icra edildi. Oklahoma cephesinde yeni bir şey yok. James Harden maçtan önce şöyle konuşmuştu: "İlk maçta iyi oynayamadık ama maçı kazandık. İkinci maçta çok daha iyi oynayabiliriz. İyi oynadığımızda neler yapacağımızı düşünebiliyor musunuz?" Ligin en iyi ve derin kadrosuna sahip olduğunuz için şampiyonluğun mutlak favorisi olurdunuz herhalde. Tabii önce iyi oynamak zorundasınız. James Harden kardeşim, süper bir insan olduğunun farkındayım ama sizin oyununuz bundan daha iyi değil maalesef. Sen ve iki arkadaşın o gün iyi şut atıyorsa "biraz daha iyi oynadık" diyorsunuz. Başka bir olayınız yok. Akıl almaz derecede yetenekli olduğunuz için son anlarda elleriniz titremiyor. Bu satırları okuduğuna şüphem yok. Umarım söylediklerimden ders çıkarırsınız.
Shawn Marion Durant'i yavaşlattığı (uzun kolları sayesinde ligde bu işi en iyi yapan oyuncu olabilir.) için Westbrook'un bu seride skorer olarak ön plana çıkması gerekiyor. Dede Kidd, çelimsiz Terry ve şişko Vinsanity'nin Westbrook'u durdurabilmesine imkan yok; zaten 29 sayıyla oynadı. Fakat maç yine son toplara kaldı. Dallas 4. çeyrekte %33'le oynamasa (Son 1 dakikada Nowitzki ve Terry'nin çok kritik şutları kaçtı.) rahatlıkla galibiyete uzanabilirdi. OKC bu sene 3. kez son saniyelerde Mavs'i mağlup etmiş oldu.
ps. Bu akşam 70+ serbest atış kullanıldı (Burada 1 saniye ara vereyim ki rahat rahat "çüş" deyu bağırın). Hakemler gerginlikleri önlemek için sürekli düdük çaldılar (bazıları da çok gereksizdi.) ama 3. maçta kan çıkacak muhtemelen.
Seriden umudunuzu kesmeyin. Dün New York'un bazı maçlarda fark yiyebileceğini yazmıştım. Çabucacık dağılabiliyorlar çünkü. Playoff'taki son galibiyetlerini 12 sene önce aldılar[1]. Bu sene maç kazanacaklarına emin(d)im. Fakat Iman Shumpert vakası işleri allak bullak etti.
Knicks'in guard rotasyonu zaten korkunç durumdaydı. Lin sakatlandıktan sonra Baron Davis ilk 5 başlıyor, Mike Bibby bench'ten geliyordu[2]. Shumpert hem çok iyi savunmacı olduğu için sağlık sorunlarıyla boğuşan Wade'i savunacak, hem de guard rotasyonunda en güvenilir isim olacaktı. Sakatlandı. D-Rose'dan birkaç saat sonra, ön çapraz bağları koptu. Playoff'lar için daha kötü bir başlangıç hayal edemiyorum; şampiyonluk favorisinin tek süper yıldızı ve en dramatik serinin kilit oyuncularından biri sezonu kapattı.
Miami'nin, hareketliyken topla buluşup potaya yüklenen uzunları engelleyemediğini söylemiştim. Uzun oyuncuları olmamasına rağmen kısalar çok iyi alan kapattılar. Özellikle Shane Battier Amar'e ve Chandler'ın önüne geçip bol bol hücum faul yaptırmayı başardı.
Hücum faul demişken, Knicks'in yapacağı top kayıplarının çok kritik olduğunu, Wade&LeBron'un hızlı hücumlarda durdurulamadığını herkes biliyor. Knicks tam 24 top kaybı yaptı. Miami maç boyunca Knicks kısalarına çok iyi baskı yaptı. Tıpğkı hızlı hücumlarda olduğu gibi savunmada da ara ara çıkabildikleri fantastik bir seviye var. LeBron'un ligin en iyi 3 dış savunmacısından birine dönüştüğü biliniyor. Fakat son dönemdeki formuyla Melo'nun koaly kolay durdurulamayacağı konuşuluyordu. LeBron olağanüstü savunma yapmak bir yana Carmelo'nun çok fazla topla buluşmasına bile izin vermedi. Normal sezonun son bir ayında 30 sayı ortalamayla oynayan Melo 15'te 3'le 11 sayı bulabildi yalnızca. LeBron hücumda ise tek başına Knicks'i dağıttı. 3 çeyrekte 32 sayı (14'te 10); 4 top çalma, 4 ribaunt ve 3 asist de cabası. Knicks ilk 5 oyuncuları ise toplam 30 sayı atabildiler.
LeBron'un maçtaki bir hareketiyse bence epey komik. Tyson Chandler[3] LeBron'a çok sert bir faul yaptı. Ama o kadar; çok sert (Chandler oyundan atılsa sinirden izlemeyi bırakırdım.). Lebron (tank gibi, dağ gibi adamdan bahsediyoruz.) alenen abartıyor. 10 sene boyunca sırtında Dünya'yı taşımış ve sonra boyun fıtığı olmuş Atlas gibi görünüyordu mübarek. Zaten derdim sadece bu pozisyonla alakalı değil. Senede 40+ Miami maçı seyrediyorum muhtemelen, LeBron bunu hep yapıyor. Hatta süper yıldızların neredeyse tamamı böyle sikimsonique alışkanlıklara sahip. Artık playoff'lardayız, hatta Knicks vs Heat maçındayız. İnsaf.
Son olarak hakemler. Miami lehine fazlaca mı düdük çaldılar? Eh işte. Playoff ilk maçında ev sahibi avantajıdır diyor ve bırakıyorum. Knicks 11 serbest atış kullandı; Heat ise 33. Tabii potaya çok daha fazla yükleniyorlardı. Atışların 20'si topu alıp kendi başlarına bir şeyler yaratan[4] LeBron&Wade'den geldi zaten.
_________________________________________
[1]Bunda Eddie Curry'nin ligdeki yeni dominant uzun olabileceğini düşünen, Marbury'ye direksiyonu teslim eden Isiah Thomas'ın payı çok büyük.
[2]İnsan kendini 2004 senesinde sanıyor.
[3]Grip olduğu için oynamayabileceğinden korkuluyordu. Chandler olmayınca Knicks müdafaası tamamen dağılıyor çünkü. Oynadı ama erken faul problemine girip çıkmak zorunda kaldı.
[4]İstatistik: LeBron&Wade'in bulduğu 18 basketin yalnızca 2'si asist üstünden geldi. Takımın geri kalanı 14'ü asist kaynaklı olmak üzere 16 basket buldu.
James Harden ilk yarıda Thunder'ın en iyi oyuncusuydu. Metta World Peace olaya el attı, pardon dirsek attı.
Artest yaklaşık 6 maç ceza alacak. Ariza DeMar DeRozan'a dirsek atmaya çalışmış ama tutturamamıştı. Faturası 1 maç ceza oldu. Kobe'nin Ginobili'ye attığı çok çok daha hafif bir dirsek darbesi yine 1 maç ceza kararı getirmişti. Dirseğin faturası belli. MWP çok sert vurduğu için 5 maçtan daha az ceza gelmesi mümkün değil.
Lakers özellikle MWP maçtan atılınca dağıldı. Kobe korkunç şut atıyor, Sessions kontrolsüzce potaya yükleniyor, Bynum rüyalarda geziniyordu. OKC farkı 17'ye çıkarmıştı. Jordan Hill ve Steve Blake'in iyi performanslarıyla Lakers son çeyrekte farkı azaltmayı başarınca Mike Brown sahadaki 5'i değiştirmedi. Maça konsantre olan oyuncularla devam etme kararı aldı. Son anlarda da klasik Kobe performansı izledik. Önce hücum süresi biterken tek ayak üstünde 3'lük attı. Sonraki pozisyonda yine 3'lük attı. Uzatmalarda Nowitzki'nin leylek şutunu atınca (Kendi etrafında dönerek topu sektir. Dengeni kaybet. Tek ayak üstünde geriye çekilerek zıpla. Sayı at.) maçı yine EŞŞEK'e (H.O.R.S.E.) çevirdi (Attığı 26 sayının 19'u normal sürenin son 4 dakikası ve uzatmalarda geldi.). Egosu çok büyüktür, bencillik yapar falan fıstık ama adamda clutch geni var (Gerçi bu sene kritik anlardaki genel performansı çok iyi değil. % 33'le atıyor[1].). Şampiyonlukla aranızda 48 dakika varsa, muhtemelen takıma önce Kobe'yi (tabii aktif oyuncular arasında) alırsınız[2]. (Bu paragrafta çok fazla parantez kullanmışım.)
OKC cephesi: 2 uzatmalı maçı kaybetmelerinin esas sebebi belli: Scott Brooks ve gerizekalı hücum tercihleri. Bir koç 10 kere mola alır ve hiçbirinde oyun çizmez mi? Maç berabere giderken, gerideyken, öndeyken... Her durumda mola aldı ama dönüşte Durant ya da Westbrook kafalarına göre 3'lük denediler. Allah aşkına, vicdan aşkına, Uçan Spagetti Canavarı aşkına yaz aylarında Thunder'a düzgün bir koç bulun (Mesela Rick Adelman. Hatta Stan van Gundy de olur.). Tabii şampiyonluk gelirse hiçbir şeyi değiştirmezler ama bence mümkün değil. OKC son 12 maçın 6'sını kazanabildi. Miami, Pacers, Clippers (x2), Lakers ve Grizzlies'e kaybettiler. Yendikleri takımların en iyisi Phoenix Suns. Son maçlara bakarak çok derin anlamlar çıkaramayız yok ama tablo hoş görünmüyor.
Not: Lakers ve OKC %90 ihtimalle playoff ikinci turunda eşleşecekler. Üstelik Metta World Peace dönmüş olacak.
D-WADE'İN PARMAĞI ÇIKTI
Heat süper yıldızlarını playoff öncesinde dinlendirmeye çalışıyor. Geçen akşam Büyük 3'lüden yalnızca Wade'in oynayacağı açıklanmıştı. Hemen maç öncesinde Wade'in parmağı çıkınca LeBron eşofmanları giyip ısınmaya çıktı. Yine de hiçbirini oyatmadılar ve Wizards'a yenildiler. D-Wade'in playoff ilk turuna yetişebileceği söyleniyor ama ilk birkaç maçı kaçırırsa şaşırmayın. Bu sene hem D-Wade hem de Rose sağlık sorunlarıyla boğuştu. Herhangi birini kaybetmek takımları için kabus olur Knicks pusuda; şu anki halini aç kurtlara benzetebiliriz. Bu akşam Hawks'ı mağlup ettikten sonra Miami'yle eşleşecekleri kesinleşti gibi. Wade'i denklemden çıkarıp seriyi LeBron vs Melo düellosuna çevirmek şu an en çok istedikleri şey.
Bu arada LeBron az önce biten maçta Houston Rockets'ı tek başına devirdi. Gerçi Houston kendi kendini devirdi. 10 maç önce playoff'lara kalacağına kesin gözüyle bakılıyordu; son 8 maçın 7'sini kaybettiler. Yine de LeBron'un istatistikleri muhteşem: 35 dakikada 32 sayı, 8 ribaunt, 5 asist. Bu sene MVP ödülünü alacağına şüphe yok (Tek rakibi olarak Durant gösteriliyordu[3]. OKC'nin son virajdaki kötü performansı tartışmalara nokta koydu.). Umarım performansını playoff'lara taşır ve yıllardır (Ligdeki 9. sezonu. İnsaf.) kendisinden beklenen rolü doldurur.
BİLEREK MAÇ KAYBEDENLER
NBA'deki en çirkin fenomen olabilir. Takımlar playoff'u kaçırınca sonraki draft'te iyi yer kapabilmek için kaybetmeye çabalıyorlar. İyi oyuncular sakatlık bahanesiyle kadroya alınmıyorlar. Bu yılki draft çok çok iyi olduğu için artık işin boku çıkmış durumda. Nets maçını açıyoruz; D-Will ve Gerald Wallace oynamıyor. Bobcats maçını açıyoruz (yok lan deli miyim de Bobcats'in maçlarını seyredeyim?); iki aydır ortalama oyunculara bile az süre verdiklerini görüyoruz. Cavs Kyrie Irving'i oynatmıyor. Wizards Kings, Warriors... Hepsi ligin dibine demir atma yarışında.
Bunun bir şekilde engellenmesi lazım. Pek çok fikir var: "7. ve 8. sıralar için birkaç takımın katıldığı mini turnuvalar olsun," "belli bir galibiyet sayısının altına düşen takımlara ekstra vergi yükü gelsin.," "son 5 maçı kazanmak birinci sıra şansını çoğaltsın..." Hiçbiri kabul görmedi ve görmeyecek muhtemelen. Ama Amerikalıların tanking dediği bilerek maç kaybetme olayını bir şekilde çözmeleri gerek.
*** [1] Ligin zirvesinde yılın çaylağı ödülünü kazanacak olan Kyrie Irving var. Bu sezon kritik anlarda en çok sayı üreten oyuncu oldu. "Cavs'te başka kim şut kullanacak amk" diyorsanız yüzdesini vereyim: %55. İlk 10'da bu kadar yüksek yüzdeyle atan başka oyuncu yok.
[2] 2010 Finalleri'nin son maçında 24'te 6 attı. Kötü. Ama adamın galibiyet takıntısı olduğu belli. Kötü şut atıyordu ama ikinci yarı bol bol faul çigisine gitti (Maçta en çok serbest atış kullanan isim.). Biraz daha dikkatli inceleyince ne demek istediğim anlaşılıyor zaten. Lakers'ın en çok sayı atan oyuncusu kimdi? Kobe. Sahanın en skoreri kimdi? Kobe. Kaç ribaunt aldı? 15. Celtics'te 10'u geçebilen yoktu. Falan fistan.
[3] Diğer önemli adaylar: CP3 (Clippers'ı bambaşka bir takıma çevirdi.), Dwight (SVG ile verdiği röportajda şansını yok etti.), Kevin Love (26 sayı ve 13.5 ribauntla oynuyor. Oha!) ve ucundan kıyısından Kobe (Bence bu sezon mega saçma.).