Showing posts with label 014 Memphis Grizzlies. Show all posts
Showing posts with label 014 Memphis Grizzlies. Show all posts

Friday, January 11, 2013

Notlar: Spurs, Grizzlies, Sonics...

Kendimi bildim bileli %50 ergen - %50 mizantropik triplere girip ara ara medeniyetten uzaklaşmaya çalışıyorum; yürüyüşler, kamplar... Son senelerde dağcılıkla da ucundan kıyısından ilgilenmeye başladım. Gerçi ilgilendiğimi söylüyorum ama genel olarak sakatlanmak haricinde herhangi bir başarıya ulaşabilmiş değilim. 2010 yazında yaklaşık 9-10 metrelik yükseklikten düşüp üst gövde kemiklerimin yarısını kırmış, kırıklar ve çatlaklar yüzünden haftalarca yatalak kalmıştım. Geçen gün de benzer bir mesafeden düştüm.

Kış mevsimini getiren Kuzey Tanrıları'na (Burkut, Thor, Camgöz...) şükranlarımızı sunmak için Uludağ'da yürüyüş yapmaya karar verdik (Yalnızca yürüyüş. Karlı havada dağcılık olayına girecek kadar süper kahraman değilim.). Diz boyu karda yürürken insan nerede çukur olduğunu, nerede uçurumun başladığını fark edemiyor. Geçen gün de toprak diye bastığım yer boşluk çıkınca, karla kaplı kayalara çarpa çarpa metrelerce düştüm... ve burnum bile kanamadı. İçten içe kendimi ölümsüz hissediyorum ama önümüzdeki bir ay boyunca en büyük aksiyonum makarna suyu kaynatmak olacak.

Top-5: Geçirdiğim en büyük kazalar
5. Bebekken sobaya tutunarak ayağa kalkınca elim feci yanmıştı.
4. Bol taklalı araba kazasından sıyrık almadan kurtuldum.
3. Geçen sene KALDIRIMDAN DÜŞÜP ayağımı kırdım.
2. Geçen sene iki kere Wizards vs Bobcats maçı seyrettim.
1. Yukarıda bahsettiğim epik düşüş.

Spurs, dün akşam Lakers'ı devirirken playbook'taki muhteşem bir oyunu kullandı. İşin garibi aynı oyunu birkaç ay önce yine Lakers karşısında uyguladıklarına şahit olmuştuk (Şurada konuk yazarlık olayına girip kısa bir breakdown yaptım.). Aynı rakibe karşı üst üste aynı clutch oyunları pek kullanılmaz ama Popovich hafiften Lakers'la taşak geçiyor sanırım. Hazır Popovich demişken, geçen hafta Yazıhane'de Motion Offense-Weak hakkında uzunca bir analiz karaladım. Meraklıları kaçırmasın.

Spike Lee NBA için iki yeni reklam yaptı. İlki Bernard King'in 1984'te Nets'e 60 sayı attığı maça ithafen çekilmiş: All Hail The King! (Bernard King 1985'te, kariyerinin zirvesindeyken, 32.9 sayı ortalamayla oynarken sakatlanmış ve basketbol kariyeri mahvolmuştu. Fuck.) İkinci reklam ise bana sorarsanız haftanın en iyi videosu: The Disappearing Act
                       
Scott Skiles'ın görevine son verildi. Playoff'lara kalsalar bile (Mahalleden rastgele 4 kişi toplasam ben bile Doğu'da playoff adayı olabilirim) kısa vadede Bucks cephesinde köklü bir gelişme olması mümkün değil.

Monta Ellis %40'la isabet kaydetmesine rağmen maç başına 18 şut kullanıyor. Ekürisi Jennings ise %41'le 16.7 şut ortalamaları tutturmuş durumda. Defansta zorlanan, sürekli şut atan, takımı yönetmek bir yana hücum sürekliliğini sekteye uğratan bu iki guard'la Bucks'ın fazla ilerleyemeyeceği zaten belliydi. Her ikisinin de sezon sonunda serbest kalma ihtimalleri var (Ellis isterse kontratını 1 sene daha uzatabilir.). Bucks için yapılacak ciddi analizler, önümüzdeki sezondan itibaren şekillenecek.

Grizzlies, 3'lük atabilen ve hücum dengesini bozmayacak bir slasher karşılığında Rudy Gay'i takas etmek istiyor. Zach Lowe'ın Grantland'de yazdığı yazıyı takiben onlarca senaryoyla karşılaştık; Suns, Pacers, Bucks... Rudy Gay'e 3 sene için 53 milyon dolar  daha kazandıracak akıl almaz kontrat için söyleyecek fazla sözüm yok. Zaten yıllar önce Chris Wallace Rudy Gay ile anlaştığında şunları yazmışım:

Chris Wallace. Tarihin gördüğü en garip insanlardan biri. Gittiği her şampiyon takımı yok edebilecek kalibrede bir felaket. Geldiği yere ölüm getiren bir armada.

Marc Gasol'un beklenmedik gelişimi, Conley ve Tony Allen gibi oyuncuların muazzam basketbol aşkı, Z-Bo'nun gerizekalılıktan bilgeliğe terfi etmesi... Grizz bugünkü durumuna Chris Wallace'ın basketbol zekasıyla (Bitik Iverson, Kwame Brown, Hasheem Thabeet...) değil, Memphis halkının dualarıyla ulaşmış gibi görünüyor.

Bir takım videolar: Mavs, Shawn Marion ve Mario üstünden muhteşem bir video hazırlamış. Lütfen 1-800-Save-Gasol'u arayın ve Pau Gasol'u kurtarın. Ricky Rubio aynı anda hem kendi BACAKLARININ, hem de İKİ RAKİBİN ARASINDAN pas veriyor (Saygılar). Bir taraftar Kris Humphries'e dokunuyor ve dokunduğuna pişman oluyor

Sonics dönüyor! Maloof ailesi, Sacramento Kings'i 500 milyon $ karşılığında satacak gibi görünüyor. Alıcı belli: Seattle Group. Chris Hansen ve Steve Ballmer'ın başını çektiği grup, NBA'i Seattle'a geri götürme planları yapıyor. Sonics taraftarı olduğum için fazlasıyla sevinmiş olmama rağmen Sacramento seyircisine üzülmeden edemiyorum. Bu sene taraftar sayısı dibe vurdu ama New York, Boston, Philly gibi hâlâ kolonyal dönemin izlerin taşıyan Doğu yakası şehirlerindeki Avrupaî taraftarlara benziyorlardı.

Hazır Sonics demişken, Thunder'ın şu anki sahibine küfür etmeden geçmeyelim. 2005'te New Orleans'ı vuran Katrina kasırgasının ardından Hornets'in 1,5 seneliğine Oklahoma'ya gitmesinde büyük rol alan Clay Bennett, 2006'da Sonics'i satın almıştı. Satıştan 5 ay önce "Oklahoma'ya bir takım getirmek istiyoruz... Supersonics adaylardan biri" demiş; devir işleminden sonraysa takımı Seattle'da tutmak istediğini iddia etmişti. Takımın eski sahibi Schultz (Starbucks markasının arkasındaki en önemli adam), Bennett'in Sonics'i başka şehirlere taşımayacağına inandığını söylemiş, David Stern de bu sahte sadakatin borazancısı olmuştu. Hepimizin bildiği gibi 2 sene içinde takım Oklahoma'ya taşınacaktı.
Yapılan sözleşmeler ve açılan hukukî davalar neticesinde Thunder, Supersonics'in tarihini tam olarak üstlenemiyor. Kings'in müstakbel sahipleri, Sonics'in eski logosunu bile kullanabilecekler.
ps. Key Arena, Starbucks, Clay Bennett, David Stern, bilimum Sonics efsaneleri... Mevzu hakkında daha fazla bilgiye ulaşmak için Sonicsgate gibisi yok (İngilizce).

Rastgele Haberler:
-Nash 10.000 asist barajını aştı. Bu sene Magic Johnson ve Mark Jackson'ı geçerek 3. sıraya yerleşecek muhtemelen. Önünde yalnızca iki isim kalacak: Kidd (11.969) ve Stockton (15.806 - bu manyaklık zaten)
-Kobe Bryant NBA tarihinde en fazla saha içi (FG) şut kaçıran isim oldu.
-Melo ve Garnett kavganın ucundan döndü. Hatta Melo KG'ye "çıkışta kavga var olm" demiş ve gerçekten Celtics otobüsünün önünde Garnett'i beklemiş. Kendisini uzaklaştırmak isteyenlere de "bi dakka bırakın, bi şey konuşçam" diye efelenmiş. (İnanması zor ama yazdığım son iki cümlede en ufak bir espri ya da mübalağa yok)
-Seneler önce benzer bir olay yaşanmış. Stackhouse, maçta kendisine vuran Kirk Snyder'i maç çıkışında sıkıştırmış, yaklaşık 15-20 saniye içindeyse güvenlik görevlileri yetişip ikiliyi ayırmış. Konu hakkında daha ayrıntılı bilgi için Grantland'deki şu nefis makaleye başvurunuz (İngilizce).
-Hardwood Paroxysm'de Amar'e ve korkunç savunması hakkında bir yazı çıktı (İngilizce). Vaktiniz varsa okuyun.
-Knicks cephesinde yılın t-shirt'i (Basketball Jones'ta gördüm)
-Udonis Haslem, yeni lakabının Django olmasını istiyormuş.
-Derrick Rose antrenmanlarda smaç yapmaya başlamış. Cümleten kutlu olsun.

Ha bi de Vorped deyu bir site var. Royce White için yaptıkları seyahat tablosuyla fark etmiştim. Sitede rastgele bir oyuncunun son 30 gündeki şutları için infografikler de var. Canım sıkıldıkça oynuyorum.

Thursday, November 22, 2012

Grizzlies Hakkında Notlar

Kendilerine uygun yapıda (kadro, koç, sistem...) oynayan basketbolculalar tüm yeteneklerini azami seviyede kullandıklarında, yeteneklerinin toplamını aşarlar. Mike Conley bu transandantal süreçten geçiyor. Kariyerinin en çok asist yaptığı (6,5), en çok 3'lük attığı, en yüksek saha içi isabet yüzdesiyle oynadığı (%48) ve en çok skor ürettiği (14,5) sezonunu geçiriyor. Belki de hepsinden önemlisi ligde en etkili pick&roll oynayan guard'lardan birine dönüştü. Marc Gasol'le beraber oynadıkları ölümcül pick&roll'leri etkisiz hale getirmek neredeyse imkansız.

Gasol. Ligin en iyi uzun pasörü olabilir. Uzunlar arasında en önemli hücum komutanı olduğuna şüphe yok zaten. Post'ta topu aldığında hem yay etrafındaki oyunculara, hem backdoor cut yapanlara, hem de Z-Bo'ya pas verebiliyor. Hatta PnR oynarken 3'lük çizgisinin gerisindeki şutörleri bulabiliyor (Uzun oyuncu bahsettiklerimi yapınca tüm rakip savunma alabora oluyor zaten.). Grizzlies hücumlarında oyuncular sürekli cut yaptığı için Gasol'un özellikle perdeleri de hayatî öneme sahip (Hatta twitter'da "Yalnızca Gasol'un perdelerinden oluşan bir video hazırlayıp loop'a atmak istiyorum" yazmıştım.). Nihayet Grizzlies'in resmi hücum merkezi olduğunu anlatabilmek için istatistiklere bakmak bile yeterli; bu sezon hem sayı, hem de asist departmanlarında NBA kariyerinin zirvesine çıktı.

Rudy Gay hücum merkezi görevini Marc Gasol'e, ilk skor opsiyonu ünvanınıysa kısmen de olsa Randolph'a teslim etmeyi kabul etmiş görünüyor. Geçen sezonlarda sürekli izolasyon oynar; düşük yüzdeyle isabet kaydetmesi bir yana, takımın hücum ritmini bozardı. Hâlâ takımın en çok şut kullanan oyuncusu. Maç başına yalnızca %43'le tam 18 şut atıyor. Fakat bu sene iso yerine topsuz koşular ve perdeleri kullanarak topla uygun pozisyonda buluşmaya gayret ettiğini söyleyebiliriz.

Randolph, artık Grizzlies'in en önemli skor opsiyonu. Ne kadar olgunlaştığından bahsetmeme pek gerek yok. Bu hafta Randolph hakkında çok güzel yazılar vardı zaten; mesela Grantland'de Jonathan Abrams'ın şahane makalesi ya da Kevin Pelton'ın küçük yazısı. Z-Bo'nun hayatını çocukluk senelerinden Jail Blazers'a, Isiah'nın inşa ettiği Knicks felaketinden Grizzlies'e dek takip etmişler. Basketball Jones ise Randolph'un birkaç sene önceki kafa yapısından bahsederken benim de kendimi kaptırdığım ruh hâlini çok güzel anlatmış: "Sanki Şükran Günü için Z-Bo'nun aile evine gitmiş ve annesinden Z-Bo'nun çocukluğuna dair garip hikayeler dinler gibiyiz."
                                                 
Zaten Grizzlies'in savunmada neler yapabildiği malum (tam saha baskı, boyalı alanda uzun ve kalıplı oyuncular...). Esas fark, hücumda tüm parçaların yerine oturması. Geçen sezon 100 pozisyon başına en fazla sayı bulan yirminci ekiptiler, bu sene aynı istatistikte beşinci sıraya yükseldiler[1]. Hücumlarındaki iki önemli eksiği büyük ölçüde kapamış görünüyorlar. Geçen seneye göre hem +3,5 3'lük deniyorlar, hem de daha fazla asist yapıyorlar (+2). Tabii son iki istatistiğin esas kahramanı belli: bench. Jerryd Bayless %44'le 3'lük atıyor. Wayne Ellington, Quincy Pondexter (ve Mike Conley) kariyerleri boyunca en fazla 3'lük kullandıkları sezonu yaşıyorlar. Üstelik saydığım 3 oyuncu asist departmanında da zirve yapmış haldeler.

İyi koç önderliğinde tüm parçaların birbirini tamamladığı, takımın toplam gücünün oyunculardan fazla olduğu[2], hem savunmada hem de hücumda önüne gelen herkesi alt edebilecek bir ekibe dönüştü Grizzlies. Knicks, Clippers... Sezonbaşı sürprizleri arasında şampiyonluk iddiasının altını en kuvvetli şekilde doldurabilecek takım şu an için Grizzlies gibi görünüyor.
__________________________________________
[1]100 pozisyon başına atılan/yenilen sayı istatistiklerinde Basketball-Reference'i referans alıyorum.

[2]Phil Jackson meşhur kitabı Sacred Hoops üstüne yapılan bir röportajda şöyle söylüyor: "Bir basketbolcu kendi arzularını bastırabildiğinde, basketbolcu olarak sahip olduğu tüm yetenekler ortaya çıkar. Hiçbir şutu zorlamaz, repertuarında olmayan hareketleri denemez, kendi varlığını takıma dayatmaz. Topu elinizde 3-4 saniyeden fazla tutmak sizi odak noktası haline getirir ve belli bir odak noktası oluştuğunda takım yapısı çöker; rakip savunma sizi yakaladığı için alan paylaşımınız anlamını yitirir. Yani aslında bencillik yapmamak takım ruhu anlamına geliyor. Takımın bir parça, bir vücut, bir enerji halinde var olabilmesi de diyebiliriz. Çok garip ama oyuncular kendi yetenekleri doğrultusunda oynadıklarında takım, yeteneklerin toplamını aşar."

Tuesday, May 8, 2012

Clippers vs Grizzlies 4. Maç

3. maçta Clippers soyunma odasına şu kağıdı asmışlar:
TNT'nin NBA yorumcusu Charles Barkley, Grizzlies'in fiziksel oyun tarzına Clippers'ın cevap verip veremeyeceğini sorguladı.
"Kenyon Martin hariç fiziksel bir takım değil," dedi Charles Barkley; "Grizzlies'in koçu olsam, 'bu akşam smaç basmalarına izin vermiyoruz' derdim, "gecenin en güzel hareketinin peşindeler. Sert olmak, kuralları zorlarcasına kavgaya girişmek istemiyorlar."

Sertlik bir yana Clippers yine ribaunt almakta zorlanacak (Memphis'in 47'sine 36'yla karşılık verebildiler.), Grizzlies'in 19 hücum ribauntu almasına engel olamayacaklardı. K-Mart ve Reggie Evans kenardayken sahaya yansıttıkları sertlik (Sadece savunma ya da ribaunt değil. Sertlik.) haşlanmış patates kıvamına geliyor (Zaten Charles Barkley soyunma odasındaki yazıyı gördükten sonra, "Reggie Evans'ı saymayı unutmuşum" diyecekti.). Şu an yazdığımı cümle emin olun bana da çok garip geliyor ama Evans olmasa Clips seriyi kaybederdi muhtemelen. 8 ribatun alması bir yana her maçta fizikî sertlik getirmeyi başardı. Takımda en çok ribaunt alan oyuncu ise CP3: 9 ribaunt.
Hayır, bu resmi CP3 için değil, Nick Young'un t-shirt'i için koyuyorum.

Aslında Chris Paul pek iyi oynayamadı. 4. çeyrek başlarında kenara gelmişti (normal süre sonuna 4 dakika kala oyuna girecekti.) ve kenardayken Clips farkı 10'a çıkardı. Normal süre sonunda çok kritik bir top kaybı geldi Paul'den (Grizz işi bitirebilirdi. Z-Bo maç boyu topu tutamama yemini etmemiş olsaydı .). Hatta CP3 sahadayken takımı -9 istatistiğiyle oynamış. Tabii uzatmada yine kahraman olacaktı[1]. Aynı lafları gevelemeyeceğim (Playoff. Kritik maç. Sahadaki en iyi oyuncu. Galibiyet.) ama her şeyi unutup şu adamın mükemmelleştirdiği (step-back jumper) silaha bakın. Basketboldaki durdurulması en zor, hatta mümkün olmayan şutlardan biri (Kobe'nin fade-away'i ve Nowitzki'nin leylek şutu gibi.). Tabii uzatmanın kahramanı CP3 ama Memphis'in korkunç[2] hücum ettiği aşikar.

Gasol 4 ŞUT KULLANDI. İnsaf! Gerçi Gasol'un şut atması çok da önemli değil ama kesinlikle topu eline alması ve hücumu şekillendirmesi lazım. İnsanoğlu oksijene ne kadar muhtaçsa, Grizzlies hücumları da Gasol'a o kadar muhtaç. Lionel Hollins sene boyu övdüğüm, yücelttiğim, yoluna güller döktüğüm bir adamdı. Playoff'larda sınıfta kaldığını söylemek yetmez; okuldan atılmış kadar oldu[3]. Kısaları karşısına alıp yakalarına yapışmalı ve haykırmalı: "Topu Gasol'e verin!" Eğer Grizz playoff'larda başarılı olmak istiyorsa her şeyi (pota altını domine etmek, topa baskı yapmak...) bir anlığına unutabilir ama Gasol'un basketbol zekasını bir kenara bırakamaz. Aksi taktirde şırıngayla damarına kriptonit enjekte eden Superman'e benziyorlar.

Hücum ritminin bozulmasında Rudy Gay'in emeği büyük mü? Büyük. Son dakikalarda fena değildi ama tıpkı geçen maçtaki gibi ilk 3 çeyrek boyunca korkunç oynadı. %32'yle oynamasına rağmen tam 25 şut kullandı; liseli ruhunun ete kemiğe bürünmüş hali. Hücumu sürükleyen oyuncu Conley oldu: 25'te 20'la tam 25 sayı. 8 asist ve 7 ribaunt yaptığını da hatırlatıp takımın en iyi olduğunu söylemem lazım. Ama Gasol işlemeyince pek bir anlamı kalmıyor yaptıklarının.

Unutmadan maç yazısı arasına sıkıştırmaya mecbur olduğum bir konu var: Flopping. Clippers oyuncularının her faulde kendilerini yerden yere atmaları, kainattaki her uzaylının midesini bulandırıyor. CP3'nin flop'ları meşhurdur. Blake Griffin[4] ise flop'ların efendisine dönüştü; sırtına hafif darbe aldığında bile domdom kurşunu yemişçesine sarsılıyor. Sene içinde "çok sert darbelerle durduruluyorum" dedi. Playoff maçı oynamamış adamın şikayetine bak amk. Shaq'in 1/4'i dayak yese ambulansla hastaneye gitmek isteyecek muhtemelen. Paul takasından sonra Clippers'a Lob City lakabı takılmıştı. Artık Flop City deniyor.
Olayın foseptik atığının çıktığı dün akşam iyice belli oldu: CP3 kendisine doğru yaklaşanın hakem olduğunu fark etmedi ve... Anlatacak pek bir şey yok. Sadece izleyin
Hatice'yi aldatıp neticeyle halvete gidersek, Clips 3. maçı aldı ve seriyi kazanmaya çok yakın. En azından lig tarihinde yalnızca 8 takımın 1-3'ten geri gelebildiğini biliyoruz. Çılgın bir Parker vs CP3 duellosuna[5] doğru gidiyoruz gibi geliyor.

____________________________
[1]Twitter'da güzel bir yoruma rastladım: "Chris Paul'u sezonda 50+ kere izlemenin güzel yanı belli: bu şeyi 50+ kere yapması."

[2]KORKUNÇ!

[3]İlk karşılaşmada 27 sayıdan maç vermesi zaten unutulmayacak ama Conley'e, "perdeyi kullandıktan sonra Gasol ve Z-Bo'nun potaya devrilmesini sağla" demek bu kadar mı zor? Gençliğine veriyorum Lionel; saflığına, temizliğine.

[4]Dün akşam kariyerindeki en iyi playoff maçını çıkardı. Hatta sert olmaya çalıştığını bile söyleyebiliriz. Maalesef faul olmayan pozisyonlarda bile havada takla atmaya çalışıyor ama rezalet serbest atış kullandığı için flop'larının maça çok etki etmediğini söyleyebilirim.

[5]Spurs'un tek kelimeyle kusursuz hücumuna karşı Clips savunmasının şansı 0 (100 sayının altında tutmaları bile zor.). Olası eşleşmede takımların rekabetinden çok bu düello herkesin ilgisini çekecek. O değil de hala Spurs'un sıkıcı basketbol oynadığını düşünen varsa ya maçları seyretmeye başlasın ya da evine en yakın köprüden atlasın.

Sunday, May 6, 2012

Clippers vs Grizzlies 3. Maç

Playoff ilk turunda pek çok seri havası kaçmış kolaya benzedi: Pacers vs Magic (sıkıcı), Celtics vs Hawks (rezalet), Knicks (yok)... Uzatmalar, kritik şutlar ve tartışmalara şahit olduk ama hem kötü basketbol, hem de sonucu belli maçlar bıkkınlık verdi ("Nasıl olsa Celtics'in tur atlayacağı belli. Bari seri hemen bitsin de dandik maç seyretmek zorunda kalmayalım" gibi abuk subuk bir tribe bağlamış hâldeyim.). Fakat tek başına tüm ilk turu kurtaran, izleyenleri heyecan ve adrenaline boğan (deep throat) bir seri var: Clippers vs Grizzlies.

Tarihteki en üst düzey basketbolu seyretmiyoruz elbette. İki takımın da temel eksikleri var. Mesela Clippers'ın sete set hücumlardaki istikrarı, Mustafa Topaloğlu'nun bale performansına benziyor. Grizzlies'in son çeyrek hücumlarıysa kansere dönüşmüş durumda. Hem de ne kanser.

Z-Bo'nun sezon boyu yaşadığı sakatlıkların kansere etkisi büyük ama bu kadar da olmaz. Son çeyrekte efsanevi bir şut performansı sergilediler: 16'da 3 (Bildiğin korku filmi.). Pek çok hücumda Gasol'e top değmedi (DeAndre Jordan'ın canı çıktı bu uğurda.). Conley&Gasol'un ilk iki maçtaki durdurulamaz pick&roll'lerine rastlamadık. Belli ölçülerde kendi şutunu yaratabilen OJ Mayo'nun 8'de 1 isabet kaydedip 5 top kaybı yapması da Grizzlies hücumunun mezarına tüy dikti. Fakat CP3 hariç her alanda Clippers'a üstünlük sağladıkları için son anlara önde girdiler.

Clippers[1] farkı eritebilmek amacıyla tıpkı ilk maçtaki gibi kısalıp koşmaya başlayacaktı. Tabii kısaldıklarında, 20 metrelik kollarıyla Rudy Gay, Randy Foye'un üstünden şut atıyor... sanmıştık. Olmadı.

Rudy Gay kötü performans gösterince internet ahalisi garip bir düşünceyle çalkalandı: Conley, Tony Allen, Mayo, Z-Bo ve Gasol (2011) playoff'lar için en iyi Grizz 5'i. İkinci maçta Rudy Gay en skorer oyuncuydu ama dün akşam Foye'a karşı sayı bulamaması herkesi şaşırttı. Hatta olası Memphis mağlubiyetinde Gay'in çarmıha gerileceğini düşünmeye başlamıştım. Fakat son dakikalardaki iki 3'lüğüyle eleştirileri yumuşatmayı başaracaktı. İlk maçın sonunda Gay'i K-Mart'la savunan del Negro, bu defa Blake ve K-Mart'ı  görevlendirmişti; Foye karşısında düzgün şut atamayan Gay her ikisine de aldırış etmeksizin 3'lükleri yollayacak ama son pozisyonda Foye'un etkisiz savunmasına rağmen isabet kaydedemeyecekti. Garip.
                       
İlk maçtaki absürt comeback'in en kritik ânında Nick Young parlamıştı: 1 dakikada 3 tane 3'lük. Bu defa Randy Foye 9'da 6'yla 16 sayı attı. Reggie Evans'ın son dakikada gelen basketini de unutmayalım. Neler oluyor? Twitter'da şahane bir yoruma rastladım: "Sonraki maça Ryan Gomes ve Trey Thompkins damga vuracak." Tüm bu saçmalıkların tek bir sebebi var: Eğer playoff'larda maçlar son anlara kalırsa, en iyi oyuncuya sahip takım galibiyete uzanır."

Chris Paul'un istatistikleri etkileyici ama olağanüstü değil: 24 sayı, 11 asist, 4 top çalma. Takımın hem beyni, hem kalbi olduğunu gerçeini bir kenara bırakıp yalnızca son 2 dakikaya bakınca çılgın bir tabloyla karşılaşıyoruz. Paul önce orta mesafeden çok zor bir şut attı, bakmadan bounce pas verip Blake Griffin'e asist yaptı, 3 serbest atış soktu... Bahsettiğim pozisyonlar arka arkaya oluyor.

Şut, penetre ve turnikeleri Kidd'den kat kat iyi, savunması Nash'in 3 katı, Gary Payton gibi takım arkadaşlarına kötü davranmıyor, D-Will'in aksine yalnızca kazanmayı obsesyon haline getirmiş... Kariyeri gelişip serpilmedi henüz. Hâlâ ismini Kidd, Nash ve Payton'dan sonra hatırlamak zorundayız. Fakat iyi bir playoff takımını[2] yönetmeye başladığı gün, büyükler listesinde feci bir kargaşa yaratacak.

Son olarak garip bir istatistik vereyim: Clippers kazandığı iki maçta toplam 2 sayı fark attı. Oynadıkları 12 çeyreğin 10'unda Grizzlies daha fazla sayı atmış (WTF?!).
____________________________
[1]Clippers hakkında rastgele birkaç hatırlatma: Butler sol elindeki çatlağa rağmen oynadı. Clippers normal sezona göre savunmada çok daha vahşi ama playoff temposunda hücumları  epey sancılı geçiyor. Rezalet faul atışı kullandılar. Özellikle maçın son anlarında gördük ki, Clippers topu kenardan oyuna sokma özürlü (Pondexter, Conley ve hatta bu akşam pek süre almayan TA'ın payı büyük.). 

[2]Mesela Miami'nin parçaladığı Knicks'ten Amar'e'yi çıkarıp CP3'yi koyun (Amar'e daha fazla para kazanıyor.). Artık bir şampiyonluk adayıyla karşı karşıyasınız.

Friday, May 4, 2012

Bir Takım Haberler

KNICKS vs HEAT 3. MAÇ
Maçlar başlamadan önce Knicks için hayli sikimsonique bir tabloyla karşı karşıyaydık: Wade'i yavaşlatması beklenen Shumpert (takımdaki tek elit dış savunmacı ve en güvenilir guard) dizinden sakatlanmıştı, Amar'e elini kesmişti, Lin'in sakatlıktan dönemeyeceği açıklanmıştı. Üstelik Knicks tarihin de sillesini yemişti. Bugüne dek 2-0 öne geçmiş olan takımların %92.4'ü seriyi almış. Heat 2-0'dan asla seri vermemiş zaten.

Chris Bosh maç sabahı baba olduğu için Miami'de hastaneye gittiği, vaktinde MSG'ye yetişemeyeceği konuşuluyordu. Amar'e olmaksızın pota altından sayı üretemeyen Knicks için fantastik bir haber. Wade&LeBron kariyerlerinde ilk kez MSG'de bir playoff maçına çıkacaklardı. Son anlara beraberlikle girilirse avantajın Knicks cephesinde olacağı belliydi. Hem Bosh yetişecek, hem de son çeyrekte LeBron'dan gelen 17 sayıyla son dakikalar anlamını yitirecekti.
                       
Bir haftadır Dünya'da NBA izleyen her insan Knicks'in top kaybı yapmaması gerektiğini, Heat'in tüm ligde en iyi hızlı hücuma çıkan takım olduğunu söylemekten harap ve bîtap düştü. Ama nafile. Dün akşam Knicks 22 basket attı, 18 top kaybı yaptı. İntihar. İlk yarıda Miami de korkunç oynadığı için pek anlaşılmayacaktı tabii. İlk yarı bittiğinde her iki takımın şut yüzdesi de %35'in altındaydı. Neden? Çok çirkin basketbol oynandı çünkü. Tıka basa izolasyonla dolduk. Kimse top çevirmiyor, herkes iso istiyor, 1 on 1 dışında hiçbir hücum prensibi uygulanmıyordu: Wade, LeBron, Anthony, JR, hatta Landry Fields ve Chalmers... Yeter amk, tıka basa doldum. Önümüzdeki 3 gün boyunca izolasyon görürsem 12 saat boyunca durmaksızın kusmayı planlıyorum.

Eğer Knicks süpürülmek istemiyorsa Mike Woodsen engin bilgi ve tecrübelerime kulak versin.
1. Oyun ritmini yavaşlatmak Knicks'in lehine ama hücumlara başlamadan önce 3'lük çizgisi dışında 14 saniye beklemenin anlamı yok. Peki topu bir dış oyuncuya verip çemberden kilometrelerce uzakta hücum başlatmak yerine ne yapmalısınız? Çok çılgın bir fikrim var. Uzuna pas verip dış oyuncu cut yapabilir mesela (Basketbol 101).
2. JR Smith'i ilk kez böylesine canla başla savunma yaparken gördüm, bir şekilde 4. maçta da müdafaaya konsantre olması lazım.
3. Novak 20 dakika oynadı ve oyuna her girdiğinde vahşi Heat kısalarının markajı altında kaldı (3. çeyrekte yaptığı iki top kaybı en bariz örnek.). Ya top çevirip (Carmelo duy sesimi!) boş adamı bulmalı, ya da Novak+JR ile sahada durup birden fazla 3'lük tehdidi oluşturmalısınız (Bu kadar bariz bir şeyi niye yapmıyorsunuz lan?).
4. Heat'in yumuşak karnı belli: İlk 3 çeyrekte Tyson Chandler hareketliyken topla buluştuğunda 4 sayı atıp 3 faul yaptırdı (Maçı indiriyorum, bunun görüntülerini YouTube'a atınca ne demek istediğim daha iyi anlşaılacak.). Haslem&Bosh'un fiziken hareketli uzunlara karşı durabilmesi imkansız.

Uzun lafın kısası dağ tek hücreli canlı doğurdu. Knicks son 11 senedir playoff'larda hiç maç kazanamadı (Seattle Supersonics ise bu sürede 8 maç kazanmış.). Birkaç gün öncesine dek üst üste en fazla maç kaybeden takım Memphis'ti: tam 12 maç. Knicks bu sayıyı 13'e çıkarıp rekor kırmanın haklı gururunu yaşıyor şu sıralar.


CLIPPERS vs GRIZZLIES
Elimizde kalan heyecan verici tek ilk tur serisi. Son maç hakkında garip bir istatistik verip kafanızı meşgul edeyim bari. %57'yle saha içi isabet, %56'yla 3'lük... Bunlar Clippers'ın yüzdeleri. Maçı 7 sayıyla kaybeden takımdan bahsediyoruz. Grizzlies'in hem bu maçı almasında, hem de hekesi korkutmasında iki temel sebep var: ribaunt ve topa baskı. Z-Bo tam olarak iyileşmemiş olmasına rağmen çok fazla hücum ribauntu aldılar. Grit&grind denen zımbırtı sayesinde Clippers'ı 20 top kaybına zorladılar (88 hücumda. Oha!).

Unutmadan oyuncular kıvama gelmiş, birbirlerinden nefret etmeye başlamışlar ("İşte playoff bu!"). Taraftarlar da benzer bir psikolojiye girmiş anlaşılan. Geçen akşam tribünde Anders Breivik'in küçüklüğünü gördük


WITHOUT BIAS

Bu akşam NTVSPOR'da ESPN'in hazırladığı belgesellerden biri yayınlanacakmış: Without Bias. Len Bias'in korkunç hikayesi anlatılıyor. Belgesel güzel ama izledikten sonra hemen coşmamak, "Jordan vs Bias" naralarıyla CD'yi çizmemek lazım. Bias Jordan'a rakip olabilir miydi? Bilemiyoruz. Yalnızca 80 sonlarında tüm ligi tokatlayan muhteşem bir skorerden değil, 90'larda basketbola hükmeden, gelmiş geçmiş en büyük baksetbolcudan bahsediyoruz; ne olursa olsun galibiyete ulaşan, iradesini kozmosa kabul ettiren bir adamdan. Bias kolejde inanılmaz bir oyuncuydu ve kesinlikle all-star, hatta süper yıldız seviyesine gelecekti. Fakat Jordan?
                         
David Skywalker Thompson gelmiş geçmiş en büyük kolej oyuncularından biridir. Hatta Jordan'ın da mezun olduğu North Carolina'nın en büyük oyuncusudur. Fakat başına gelenleri, uyuşturucu ve gece hayatı yüzünden kariyerinin sona erdiğini biliyoruz.

Tabii Bias Bird'in Celtics'ine katılacağı için takım oyunu ve kazanma kültürü içinde pişecekti. Üstelik Doğu Fonferansı'nda fiziken Barkley ile kapışacak, yalnızca kazanmaya odaklanmış Jordan'la mücadele edecekti. Genellikle oyuncular, rakiplerini yenebilmek için daha çok çalışmak zorunda kalırlar. Mesela Magic ligdeki ilk senelerinde eğlencesine bakıyordu (evet, 80'deki epik final performansına rağmen.). Bird'in 84'te Magic'i yaktığını, küllerini havaya savurup şampiyonluğa uzandıktan sonra Magic'in hırslandığını biliyoruz. Peki Jordan'dan daha zorlu bir rakip düşünülebilir mi?

Bias'in 90'larda boston'u tek başına sürükleyip sürükleyemeyeceğini bilmiyoruz. Ama Celtics'le beraber yapabilecekleri insanın ödüyle bokunu harmanlıyor. 2012'den bakınca her şey açık. 2 sene içinde Bird ve Mchale'in büyük sakatlıklar geçireceğini biliyoruz (Bird 1988/89'da 6 maç oynayabildi.). Eğer forvet rotasyonuna Bias girse her ikisi de dinlenme fırsatı bulacaktı. 80 sonlarında lige süper atlet forvetler geldi. Çılgın ayak fundamental'ına rağmen yaşlanmaya başlayan Mchale'in yeni uzunlarla mücadele etmesi çok zor oluyordu, Bill Walton kariyerinin sonuna gelmişti, Celts kadrosu yaşlanıyordu... Şimdi gözlerinizi kapayın ve 86'da şampiyonluğa ulaşmış Bird-Mchale-Parish'in yanına Bias'i yerleştirin. getireceği gençlik ve atletizmle Celtics'in hücumunu çok çok çok daha derinleştireceği belli (hızlı hücumlar, genel olarak oyun ritmi, Bird'in paslarından gelecek 2.5 milyon alley oop...). Kadronun çok daha fazla dinlenmiş olarak playoff'lara kalacağı belli. Bias'in inatçılığının Doğu'daki yeni dominant güç olan Pistons'a karşı ilaç olacağı belli. Bias oynayabilseydi muhtemelen tüm lig tarihi değişecek, Bird en az 5 yüzükle kariyerini tamamlayacak, 90'larda asla yaşayamadığımız Bulls vs Celts rekabetiyle orgazmdan orgazma koşacak, yüzlerce efsanevî maça şahit olacaktık: Jordan vs Bias, Barkley vs Bias, Malone vs Bias, Worthy vs Bias... Daha fazla uzatmaya, gün boyu feryat figan gezmeme gerek yok. Akşam belgesel yayınlanacakmış zaten (Garip not: Bias'in kardeşinin de NBA seviyesine ulaşabileceği düşünülen bir basketbolcu olduğunu ve birkaç sene sonra öldürüldüğünü biliyor muydunuz?)

Larry Bird demişken, 31 sene önce dün (3 mayıs) ne olduğunu hatırlatayım. Konferans Finalleri, 7. maç. Dr j'in Sixers'ı, Bird'in sürüklediği Celtics'le oynuyor. Maç bitmek üzere. Larry Bird topu alıp maç kazandıran basketi atıyor: 91-90. Celtics finallerde Moses'lı Rockets'ı da eleyip şampiyonluğa uzanacak. "Dave Cowens olmadan Celtics bir şey yapamaz" diyen bazı eziklere kapak ol... yok lan o kadar da gaza gelmedim.
                                                       

Monday, April 30, 2012

Grizzlies vs Clippers 1. Maç (Efsanevî)

Tüm playoff tarihinde bu kadar çılgın maç çok az vardır. Clippers 27 sayıdan geri gelip maçı aldı. Ağzım yüzüm adrenlin dolduğu için maçtan sonra dayanamayıp basket sahasına gitmek zorunda kaldım. Garip, saçma, tekinsiz bir maça şahit olduk; 10 sene geçse bile unutulmayacak cinsten. Hala neler yazacağımı bilmediğim için baştan başlıyorum.

Grizzlies Maçı Domine Ediyor
Grizzlies maça öylesine iyi başlamıştı ki maçı 30 sayı farkla kazanacaklarını düşünüyordum. Marc Gasol daha ilk çeyrek bitmeden 10 sayıya ulaşmış, her oyuncu basket şansı bulmuş ve Clippers'ın savunması tamamen çökmüştü. Clippers ligin en heyecan verici pota altı oyuncularına sahip (Blake&DeAndre) ama her ikisi de ham yetenek. Savunmada Memphis'in iki uzununa karşı verebilecekleri hiçbir cevap yok. Üstelik sete set hücumu bilmedikleri için playoff basketboluna uyum sağlamaları pek mümkün değil. Gasol&Z-Bo tüm seriyi domine edecek gibi görünüyordu.

Mike Conley. Conley'nin şahane savunma yaptığını, Tony Allen'la beraber rakip kısaları boğduğunu biliyoruz. Fakat dün akşam tek kelimeyle kendini aştı; olağanüstü bir oyun kurucu seyrediyorduk. Son çeyreğe girerken rakamları şöyleydi: 6'da 5'le 16 sayı, 8 asist, 4 ribaunt. Tek kelimeyle muteşem. Fakat rakamlar bile Conley'i anlatmakta aciz kalıyor; hücumu yönetmesi, oyun ritmini soğukkanlılıkla ayarlaması, en doğru pasları en doğru zamanda vermesi... İlk kez bu kadar etkili oynadığına şahit oluyorum. Hayran kaldım.

Clippers düzgün hücum setleri olmayan ve sürekli eleştirilen bir takım. CP3'nin yönettiği pick&roll'ler hariç istikralı kullanabildikleri herhangi bir hücum silahları yok. Grizzlies'in enerji ve inatçılık üstüne kurulu savunması CP3'yi bile durdurdu (Clippers için olabilecek en korkunç haber.). İlk yarıda denediği hiçbir şutta isabet kaydedemedi. Sürekli hücum faul ve top kaybına zorladılar. [FLASH FLASH] İşin garibi bol bol başardılar da. Pick&roll'ler roll aşamasına gelmeden Grizzlies kısalarına çakılınca Blake de hiçbir pozisyonda aktif olarak kullanılamamış oldu. Grizzlies ve taraftarlar ateş başında savaş şarkıları söyleyen kızılderililere benziyorlar, sefilleri oynayan rakiplerini yemeye hazırlanıyorlardı. Bir akşam önce OKC tribünlerini övmüştüm ama Memphis seyircisi de bambaşka. Heyecanlarını bir an bile yitirmeksizin, çığlık çığlığa takımı destekleyip Grizzlies'in oyun felsefesini (grit&grind) ateşlediler.

Sezon boyunca ara ara bahsetmiştim. Grizzlies'in tek zayıf noktası dış şutlar. Fakat dün akşam 3'lüklerde inanılmaz bir performans sergilediler (en azından ilk 3 çeyrekte.). 4'te 4 gibi abuk subuk bir yüzdeyle başlayıp, istikrarı korudular. Tabii Clippers'ın switchler'de sürekli sıçması, alan paylaşımı yapamadığı için savunma anlayışını dışkıyla sıvaması, Memphis'in kolay şutlar bulmasında en büyük etkendi.

Bu esnada serinin çok çabuk bitebileceğini ("CP3 tek maç kalır, kalan maçlarda fark yerler.") düşünmeye başlamıştım: Pota altında Memphis mutlak hakimiyet kurmuş, hata diktatörlüğünü ilan etmiş; Marc Gasol alçak postta topu alıp dış şutörleri besliyor, yüksek postta topla buluşunca Rudy Gay'e smaçlık asist yapıyor; Clippers kısaları oyun kurmayı geçtim, topu rakip sahaya taşımakta bile zorlanıyorlar; CP3 tamamen yavaşlatılmış ve atletik uzunlarla kurduğu pas bağlantıları felç edilmiş... Sonra, şu oldu
                           
Not: "Ben son çeyreği uzun uzun izlemeliyim" diyenlerden biriyseniz telaşa mahal yok. Maçın tamamını indiriyorum. Yarın sabaha dek YouTube'a yüklemiş olurum. 

Comeback
Clippers 27 sayıdan geri geldi! CP3'nin yönettiği yedekler maçı ters yüz ettiler. Reggie Evans ve Nick Young[1] başrolü üstlenecekti. Nick Young 1 dakika içinde 3 kere 3'lük attı. Evans'ın ayı gibi bir savunmacı olduğu malum. Fakat hücumda rol alması basketbolun bittiği, metafiziğin başladığı yeri ifade ediyor. Bledsoe da maçın tamamen değişen atmosferine ayak uydurup Conley ve Mayo'yu top kayıplarına zorladı. Kenyon Martin bütün maç oturduktan sonra son pozisyonda oyuna girip Rudy Gay'i harika savundu.

NBA'de yazılı olmayan bir kural, daha doğrusu inanç var: Eğer maç son dakikalara berabere girdiyse sahadaki en büyük oyuncu galibiyeti getirir (Bu algı Amerikan spor kültürüyle alakalı. MVP ödülleri tercihlerinde, Hall of Fame'de, kazanan oyuncuların sürekli övülmesinde bahsettiğim algının yansımasını görebililiyoruz zaten.). Sahadaki en büyük oyuncunun kim olduğunu söylememe gerek var mı?

Rose'un son dakikalardaki sakatlığından sonra herkes korku içinde. Lionel Hollins as oyuncularını dinlendirmeye başlamış, Vinny del Negro da 3. çeyrek sonunda CP3'yi kenara almıştı. Maç sonunda Craig Sager mikrofonu Paul'e yöneltti ve şöyle sordu: "Playoff tarihinin en akıl almaz geri dönüşünü yaptınızı belki de. Hangi noktada maçı kazanabileceğinizi düşündün?" Paul'un cevabı: "Tüm maç boyunca kazanabileceğimizi düşünüyordum. Koç beni kenara alınca çıldırdım, oyuna geri sokmasını söyledim: Bize bir şans ver koç, bize bir şans ver." 12 dakika içinde 7 asist yapacak, attığı turnikelerin yanı sıra takımı öne geçiren serbest atışlarda da isabet kaydedecekti. Lider olmak nedir, neye benzer diyorsanız, Chris Paul'e bakın. Kobe, Garnett ve Rose gibi yalnızca galibiyete odaklanmış bir oyuncu Paul. Üstelik Clippers'ın geçen seneki haliyle bu sezonu karşılaştırınca belki de ligin en iyi lideriyle karşı karşıya olduğumuz ortaya çıkıyor[2].

Vinny del Negro ligdeki en kötü koç. 3 günde 1 taşak geçmezsem vücudumda alerji baş gösteriyor. Fakat CP3'yi dinledikten sonra, son çeyrek boyunca gerçekten iyi performans gösterdi. Oyuncularının boşlamasına izin vermediği gibi kritik savunmalar da çizdi. Son çeyrek sayılarında Clippers'ın 35'e 13 üstünlüğü var. Son çeyrekte irbauntların %81'ini Clippers aldı. "Her topun değeri var, asla maçın peşini bırakma, sürekli mücadele et..." diye uzayan geyikler vardır. İşte o geyiklerin gerçeğe dönüştüğü zaman-mekan koordinatlarına NBA Play-off'ları diyoruz.
Son olarak Lionel Hollins'in maç sonunda söylediklerini yazayım: "Saha avantajını kaybettik. Artık Los Angeles'ta kazanmak zorundayız. Zaten buna alışmamız gerekiyordu. Şampiyon olmak istiyorsanız, deplasmanda kazanmak zorundasınız.
__________________________________________
[1]twitter'da takip ettiğim gazetecilerden biri (Frank Isola) şöyle demiş: "Playoff'larda aynı akşam JaVale McGee, Arenas ve Nick Young oynuyorsa, o sezonun garip geçtiğini anlıyorsunuz."

[2]Nash gibi topu domine eden bir oyun kurucu değil. Eğlenceyi değil, yalnızca basketbolu düşünüyor. Mağlubiyeti asla kabullenmiyor. Geldiği takıma hem oyun, hem de inanç bakımından zirve yaptırıyor. Pas, turnike ve şutları çok iyi. Kritik anlarda ortaya çıkıyor (clutch geni var.). Bunları alt alta topluyoruz; hala Isiah Thomas'ın upgrade edilmiş hali olmadığını düşünen var mı?

Saturday, April 21, 2012

Bir Şampiyonluk Adayı: Grizzlies

Memphis Batı Konferansı'nın iddialı takımlarından biri. Geçen sene kimse başarılı olmalarını beklemiyorken hırslandılar, and içtiler: "playoff'lara kalana dek sakallarımızı kesmiyoruz!" Ve başardılar; Grizzlies 5 sezon sonra playoff'lara kaldı. Huzurla sakallarını kesen oyuncular önce 1 numaralı seribaşı San Antonio'yu devirecekler, ardından Oklahoma ile yedinci maça dek savaşacaklardı. Konferans Finali'ne çıkamadılar ama herkes heyecan içindeydi: "Yeni bir takım geliyor, önümüzdeki sezonlarda hep zirveye oynayacaklar, şampiyonluğa uzanabilirler..."
Memphis ligin en küçük pazarlarından biri, hatta belki de en küçüğü. Fakat takım şehirle bütünleşince, iyi kadro iyi koçla buluşunca aynı heyecanı bu sezona taşımayı başardılar.

Grizzlies topa sürekli baskı yapan, çok iyi dış savunma yapan, rakip kısaları canından bezdiren bir takım. Yüzlerce gazeteci Tony Allen'ın şu an NBA'deki en iyi savunmacı olduğunu iddia ediyor. Conley ile beraber tam saha baskı uyguluyorlar (grit&grind). Bu işi tüm ligde en iyi yapan takım (En son Garnett'in Minnesota'sı tam saha baskıyı şahane uyguluyordu. Son 5 yıldır en iyi örnek Grizzlies muhtemelen.).

Kısaları geçtikten sonra pota altındaki dev ikiliyle boğuşmak gerekiyor: Randolph&Gasol[1]. Yalnızca gerilla taktikleriyle rakibi top kaybına zorlayan bir takımdan değil, uzun ve kalıplı oyuncularıyla boyalı alanda hiçkimseye geçit vermeyen bir takımdan bahsediyoruz. Üstelik aynı ikilinin en etkili olduğu alan savunma değil. Grizzlies'in hücum merkezi Marc Gasol. Abisinin yolundan ilerleyip basketbolu yalayıp yutmuş bir bünyeye dönüşen Marc (ayak fundamental'ı süper, post oyunu çok iyi, basketbol zekası yüksek...) alçak post'ta topu alıyor ve şahane saha görüşü sayesinde herkesin üstünden pas dağıtıyor (Pau Gasol ya da şu sıralar Garnett gibi.). Asist yapıyor demiyorum (maç başına 3.5; takımın en çok asist yapan ikinci oyuncusu.) ama hücumu yönlendiriyor. Grizzlies'in en önemli alışkanlıklarından biri Marc'ın pas yeteneğinden doğdu: üst üste doğru pası vermek ve topu paylaşmak. Şu videoda hücumun merkezi olmak derken ne kastettiğim tam olarak anlaşılıyor.
                           
Henüz Marc'ın sayı ve ribaunt katkısından (15 sayı 9 ribaunt) söz etmedim bile. Çünkü takımdaki en büyük sayı potansiyeli Zach Randolph. Ligdeki en yetenekli uzunlardan biri olduğunu herkes biliyordu. Fakat Portland Jail-Blazers'ta[2] ve Isiah Thomas'ın New York'unda problem çocuk damgası yedi[3]. Memphis'e geldiğinde klasik bir Chris Wallace dangalaklığıyla karşı karşıya olabileceğimiz konuşuluyordu[4]. Herkes yanılıyormuş, Z-Bo kariyerinde ilk kez takımın parçası olmanın neler ifade ettiğini anladı (10 sene sonra. Geç oldu, güç oldu ama oldu.). Sakatlıktan yeni döndüğü için koç Lionel Hollins takımın ritmini bozmamak adına bench'ten getirmeye karar verdi. İşin en fantastik tarafıysa [FLAŞ FLAŞ] Z-Bo bunu kabul etti ve [FLAŞ FLAŞ] rolüne uyum sağladı. İlk 5'te Marreese Speights var. Randolph bench'ten geliyor ve tabii ki Speights'ten daha fazla süre alıyor[5]. OJ Mayo da sonradan oyuna girdiği için bench katkısı aşmış durumda. Mayo yedek başlamak istemiyor, hatta takımın liderliğini üstlenmek istiyordu. Lionel Hollins'in büyücülük teknikler sonucu tüm bu problemli oyuncular yeteneklerini yalnızca takım başarısı için kullanmaya başladılar.

Chris Wallace Rudy Gay'e 5 senelik 82 milyon dolar verince şok olmuştum. Hâlâ şoktayım. Neredeyse Wade kadar para kazanıyor (Oha!). Fakat aldığı kontrat Rudy Gay'in çok yetenekli olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Belli ölçüde kendi şutunu hazırlayabilen, izolasyon oynayabilen[6] bir basketbolcu. Zaten maç sonlarında iyi performans göstermesinin esas sebebi bu. Bu sezon %45'le atıyor; clutch istatistiği ise %51. Hatta Where Clutch Happens temalı reklamda bile yer bulmuştu. İzolasyon süper skorerlerin alamet-i farikasıdır. Gay'in bol bol izolasyon denemesi Memphis gibi paslaşarak sayı üreten bir takımın ritmini bozar (Geçen sene Rudy Gay sakatlanmasına rağmen playoff'lara kalan Grizzlies abuk subuk izolasyonlar olmadan ne kadar başarılı olabileceğini herkese gösterdi.). Fakat son anlarda Gay ve Randolph mecburen iso deneyecekler... ve muhtemelen başarılı olacaklar. Hatta Mayo ve Conley de işler sıkışınca sorumluluk alabilirler.

Süper dış savunma, mükemmel pota altı ikilisi (ligde boyalı alandan en çok sayı üreten 4. takım Memphis), ortalama üstü dış skorerler, bench katkısı... Geriye bir tek dış şut tehdidi kaldı (kötü 3'lük atıyorlar.). Takas dönemi sona erdikten sonra Arenas ile anlaştılar. Kimse Arenas'ın LeBron'lu Cleveland'la Doğu Şampiyonluğu için savaştığı, rakip potaya 40 sayı bıraktığı günlerdeki gibi performans sergilemesini beklemiyor. Memphis cephesinin aradığı belli: İsikrarlı bir dış şutör, takımın pas trafiğini bozmayacak, aksine zenginleştirecek bir guard, kritik anlarda sakin kacalak bir çift bilek. Arenas puzzle parçası gibi oturdu. Yalnızca birkaç şut atacağı, genelde bench'te oturacağı bir rol, Arenas'ın konsantre olmasına engel olabilirdi. Lionel Hollins Arenas'ı zorla takıma bağladı, takım ruhuyla besledi. Rakibin en önemli skorerini Arenas'la eşleştirdi mesela. Wade'i Ton Allen'dan çok Arenas'ın savunması mantıklı değil ama Hollins'in düşüncesi çok açık: Kocaman egolu basketbolcuların takıma entegre olabilmesi için kendilerini önemli hissetmeleri lazım.
Şu an Grizzlies herkesle eşleşebilecek, rakiplerin tüm silahlarına cevap verebilecek bir kadroya sahip. İlk turda Clippers'la karşılaşacaklarmış gibi görünüyor. Sete set hücumu bilmeyen Clippers uzunlarını sodomize edeceklerini düşünüyorum. Takımınızda CP3 varsa kimse sizi süpüremez ama CP3 kaç maç kazanabilir? 1? 2? Grizzlies'in ikinci turda kimle eşleşecekleri belli değil ama çok fark etmez. Yalnızca dış oyuncuların skor ürettiği OKC'yi tam saha baskıyla canından bezdirebilirler. Senelerdir savunmasıyla ön plana çıkan ama bu sene hücum takımına dönüşen San Antonio'ya pota altında üstünlük sağlayabilirler. Şimdilik muhtemel eşleşmelerden bashetmeye gerek yok. Playoff resmi kesinleştiğinde uzun uzun yazarım zaten.

*

[1]Ligdeki en iyi 2. pota altı ikilisi. İlki Lakers tabii ki. OKC'nin pota altı çok güçlü ama yalnızca savunmalarıyla ön plana çıkıyorlar. Knicks'te hem süper savunmacı (Chandler), hem de çok iyi hücumcu (Amar'e) var ama Grizzlies ya da Lakers gibi dengeli değiller.


[2]Jail Blazers: Zach Randolph yaşı tutmazken içki içtiği için yakalandı. Rasheed ve Damon Stoudamire ot içerken yakalandılar (1 sene sonra Stoudamire 30 gram otla yakalandığında tutuklanacaktı.). Ruben Patterson eşini dövdüğü için hapse atıldı. Qyintel Woods ot içip ehliyetsiz araba kullanırken hız sınırını aştı ve yakalandı. Daha sonra Qyentel Woods, Amerika'da yasak olan köpek dövüşleri düzenlediği için tutuklanacaktı. Randolph Patterson'ın suratına yumruk atıp kemiklerini kırdı. Tüm bunların arasında Rasheed Wallace bir sezonda en fazla teknik faul alan basketbolcu oldu (41) ve bu yüzden lig yönetimi kuralları değiştirdi. Artık 1 sezonda 16 teknik faul alan oyunculara otomatik maç cezası veriliyor ve oyuncunun daha sonra alacağı her 2 teknik faulde maçtan men kararı veriliyor (Bir sonraki sezon fauler sıfırlanıyor tabii.).

[3]Gerçi o zamanki Knicks'te GM'den oyun kurucuya dek pek çok insan taciz davalarında sanık oldu. Men in Black'teki gibi hafıza silen bir nöralizör icad edilirse New York taraftarları mağazalara akın edecek ve 2000'leri unutacaklar.

[4]Chris Wallace. Pau Gasol'u yok yere gönderen, 2.sıradan Hasheem Thabeet'i seçip yeni Mutombo'yu bulduğunu iddia eden genel menajer.
[5]Şu sıralar ritim yakalayan Knicks'te yapıyı bozmamak için sakatlıktan dönen Amar'e'nin  bench'ten gelmesi gerektiğini savunanlar var (Mesela Charles Barkley). Ben gerçekleşeceğini sanmıyorum. Farz edelim ki Amar'e kabul etmiş gibi görünsün. 6. adam rolüne uyum sağlayabilir mi?

[6]İzolasyon: topu al, tek başına hücum et, sayı yap.

Thursday, March 22, 2012

...Artçı Transferler

Takas döneminin ardından serbest oyuncuların dahil olduğu irili ufaklı hamleler geldi; Bazı takımlar kadrosunu derinleştirdi, bazıları veteran ihtiyacını karşıladı, bazıları yıldızı sönmüş oyuncuları denemeye karar verdi. Belli başlı hamleler şöyle:

CHANDLER DÖNDÜ
Wilson Chandler da pek çok oyuncu gibi lokavt devam ederken Amerika dışında basketbol oynamaya karar verdi. Geçen sezondan takım arkadaşı JR Smith'le beraber Çin'in yolunu tuttular. D-Will, Gasol, JR ve nicelerinin aksine lokavt bitince değil sezon sona erdiğinde Amerika'ya geri dönecekti. Oynadığı takım (Guangşa Aslanları) playoff ilk turunda elenince Chandler da Denver'a geri döndü.

Wilson Chandler çok değerli bir oyuncu. Pek çok NBA takımı peşinden koşuyordu zaten. Atletik yetenekleri en hızlı hücum eden takımlar için bile yeterli; rakip sahaya koşar, savunmaya yetişir, iyi sıçrar... Üstelik hem orta mesafeden, hem de 3'lük çizgisinin gerisinden istikrarlı bir şutör. Çin'de yakaladığı istatistikleri söyleyeyim hemen: 26.5 sayı, 11.5 ribaunt, 2.5 asist, 1.5 top çalma. Çin'de ilk kez parkeye çıktığında 43 sayı 22 ribaunt yapmış (Oha!). Playoff sıralamasının belli olacağı normal sezonun son maçındaki istatistikleri: 41 sayı, 18 ribaunt.
Tabii Çin Ligi'ni abartmamak lâzım. 30 küsür maça çıkan JR Smith 35 sayı, 7.5 ribaunt, 4 asistle oynadı meselâ. Fakat Chandler'ın JR gibi oyunu domine etmek, sürekli şut kullanmak, ayna karşısında "daha çok süre alsam şimdiye Kobe olurdum" diye kendi kendine konuşmak gibi hevesleri yok. İşte Chandler'ın bir başka özelliği daha: Takım oyuncusudur. Şut ritmini bulmak için insiyatif kullanmak zorunda değildir. Hücumun bir parçasına, hatta uzvuna dönüşür. Kariyerinin ilk senesini çıkarırsak NBA istatistikleri şöyle: 15 sayı(%45), 5.5 ribaunt.

Chandler'ın kontratı yazın bitiyordu, sözleşme yenileme kararı aldı. Ben yine de Denver'da kalmayacağını düşünüyorum. Sezon sonunda kontratı biten (1 sene opsiyonlu) başka bir oyuncu daha var: Javale McGee. Ben Chandler'ın yerinde olsam, kariyer planlarımı McGee'nin koordinatlarına göre yapardım. McGee Denver'da kalacaksa başka bir takıma, hatta Doğu Konferansı'na giderdim. Zaten Javale McGee süt kardeşim olsa evlatlıktan istifa eder, kendime yeni bir anne bulurdum diye düşünüyorum. Du bakalim n'olacak?


RONNY TURIAF, MIAMI
Denver yönetimi şahane bir rol oyuncusuna kavuşmanın mutluluğuyla Ronny Turiaf'ı serbest bıraktı. Turiaf, Nene takasında Javale McGee'yle birlikte gelmişti. Sonuç herkes için iyi oldu. Turiaf  pozitif bir oyuncudur. Dakika bulamayacağı bir takımda kıç büyüteceğine pota altı zayıf olan bir takımda hoplayıp zıplasın. Pota altı zayıf deyince akla hemen Miami geliyor tabii. Haber duyulur duyulmaz Turiaf'ın üstüne atladılar. Sakatlıklar sebebiyle performansı düşmüş olabilir ama risksiz transfer dedikleri bu olsa gerek.  Takımın moraline en ufak zarar vermez, aksine tüm arkadaşlarıyla iyi geçinir. Soyunma odasında herkese destek olur. Saha kenarında amiyane tabirle takıma gaz verir. Spektaküler hareketleri coşkuyla karşılar, güzel pasları alkışlar.[1]... En önemlisi, enerjisini parkelere de taşır. Asla bencillik yapmaz. Orta mesafe şutlarında belli bir istikrarı var (Gerçi Bosh ve Haslem da o açığı kapıyorlar.). Hareketliyken topu aldığında potaya yönelebilir (Özellikle LeBron bu özelliği verimli kullanacaktır.). Rakip pota altı oyuncularını (Amar'e, Boozer...) zor durumda bırakabilecek birkaç post-up numarası vardır. Daha da ne olsundur?
Sürekli enerjisinden bahsediyorum ama asla çok ribauntçu bir oyuncu olmadı (4-4.5 ribaunt). Genelde enerjik oyuncular çok ribaunt aldıkları için söylediklerim paradoks gibi gelebilir. Fakat ribaunt enerjiden çok zamanlamayla alakalıdır. Hatta daha da ileri gideyim. Ribaunt zamanlamadan çok parmak ucu hassasiyeti ile ilgilidir. Yani Miami'nin ribaunt sorunu çözülmedi. Lakers, Bulls, Oklahoma, Dwight Howard (Orlando değil), hatta Memphis onları zorlayacak takımlardan birkaçı. Haftalardır Chris Kaman'ın peşinde koşuyorlar. New Orleans iflas bayrağını çekip NBA yönetimine devredilince takıma reset atmaya karar vermişlerdi. Chris Paul yazın takımdan ayrıldı. Lakers CP3 ile anlaşmaya varmıştı ama NBA yönetimi "siz çok güçlü oldunuz" deyip Clippers'ı tercih etti. Hâlâ Hornets'i idare eden yönetim Kaman'ın Miami'ye gitmesine göz yummayacaktır. Şampiyonu lig yönetimi tayin etmiş gibi görünebilir. Hatta birkaç sene içinde Miami ligi domine edip hanedana dönüşeceği  için David Stern Los Angeles ya da Chicago'da suikaste kurban gidebilir. Ben de sinirden mahalleli çoluk çocuğu keserim artık. Yapma Stern. Seneler boyu sürecek Chicago-Miami rekabetinin heyecanından mahrum kalmayalım. Oklahoma-Miami finallerini keyifle izleyelim. Durant ve Rose birkaç kere finalde karşılaşsınlar. New York bu seviyeye çıkmaya çalışsın (Oha! Sonuncusu şakaydı).[2]

Kaman abartı olurdu, Turiaf tam oldu. Youtube'u karıştırırken Turiaf'ın bir videosunu buldum. Arkada Outkast'in eğlenceli bir parçası varmış, hemen ekleyeyim dedim. En kötü hip-hop'çıların "Say muh neim biatch! Mothafucka" diye bağırdıkları basketbol videolarını pek sevmiyorsanız çekinmeyiniz, tıklayınız


GILBERT ARENAS, MEMPHIS

Arenas'ın anlatılacak pek bir yanı yok. Çatlağın teki. Draft ilk turunda seçilmeyince azmedip all-star seviyesine çıkan, Golden State ve Washington aynı parayı teklif edince yazı tura atıp kariyerini şekillendiren, 3'lük çizgisinin birbuçuk adım gerisinden son saniye basketini atıp, henüz şut girmeden galibiyeti kutlayan, "Bu gece 50 sayı atacağım" deyip 30 şutta 14 sayı bulabilen fantastik bir arkadaşımız. Washington'da yaşanan silâh skandalı[3] takımdan gönderilmesine, yaşadığı sakatlıklarsa piyasa değerini kaybetmesine sebep oldu. Tekrar çıkış arıyor. All-star öncesi Lakers'a gideceği konuşuluyordu. Los Angeles ekibi guard ihtiyacını karşılayınca başka bir iddialı takıma, Memphis'e gitti.

Memphis Batı Konferansı'nın iddialı takımlarından biri. Geçen sene kimse başarılı olmalarını beklemiyorken hırslandılar. And içtiler, "playoff'lara kalana dek sakallarımızı kesmiyoruz" dediler. Memphis 5 sezon sonra playoff'lara kalınca huzurla sakallarını kesen oyuncular önce  1 numaralı seribaşı San Antonio'yu devirdiler. Ardından Oklahoma ile yedinci maça dek savaştılar. Konferans Finali'ne çıkamadılar ama herkes heyecan içindeydi. Ve aynı heyecanı bu sezona taşımayı başardılar.
Memphis topa sürekli baskı yapan, çok iyi dış savunma yapan, uzun ve kalıplı pota altı oyuncularıyla rakibe geçit vermeyen bir takım. Marc Gasol'ün pas yeteneği sayesinde hücumda da topu çok iyi paylaşıyorlar. Randolph ve Gasol hem ribaunt, hem boyalı alan sayılarında ligin en üst sıralarında. Rudy Gay, Mayo, hatta Conley gibi işler sıkışınca belli roller alabilen oyuncuları mevcut. Yüzlerce gazetecei Tony Allen'ın şu an NBA'deki en iyi savunmacı olduğunu iddia ediyor. Ne eksik? Şut.

Sene olmuş 2012. Kimse Arenas'ın LeBron'lu Cleveland'la Doğu Şampiyonluğu için savaştığı, rakip potaya 40 sayı bıraktığı günlerdeki gibi dönmesini beklemiyor. Memphis cephesinin aradığı belli: İsikrarlı bir dış şutör, takımın pas trafiğini bozmayacak, aksine zenginleştirecek bir guard, kritik anlarda sakin kacalak bir çift bilek. Arenas puzzle parçası gibi oturdu. Eğer sağlığına kavuştuysa (şüpheli) ve "deliyim, delişmenim" diye parkede gezinmeyecekse şahane transfer. Memphis başarıyı Iverson'ı gönderip gençlere dönünce yakalamıştı. Arenas hamlesiyle daşa dönmediler mi? Iverson saf skorer. Topa hükmettiği için hücumların çoğu onun üstünden döner. Arenas vakası ise daha farklı. Kendini hücumun organik bir parçasına dönüştürebilen Arenas, Grizllies'e güç katacaktır. Gibi görünüyor şimdilik.


FISHER ŞAMPİYONLUK KOVALAYACAĞI BİR TAKIMA GİTTİ

Fisher hakkında yazacak pek bir şey kalmadı. Birbuçuk senedir Miami peşindeydi. Hem soyunma odasında tecrübeli bir veteran, hem de kritik anlarda soğukkanlı bir şutör arıyorlardı. Fisher kontratının son senesinde Houston'dan alacağı paradan vazgeçip serbest kaldı. Kariyerinin sonunda şampiyonluk hedefleyen bir takımda oynamak istiyordu. Herkes Miami'ye gideceğini düşünürken OKC yönetimi genç kadroyu pozitif etkileyebilecek Fisher'ı kaçırmadı. Şu form ve fizikî hâliyle oynadığı takıma yarardan çok zarar getirebilir gibi görünüyor ama Thunder'da küçük bir rol alabilir. Aslında Kevin Durant gibi olgun bir süper yıldız varken çok çok gerekli bir hamle olduğunu söyleyemeyiz. Thunder Scot Brooks'u (Herif adeta Ateşten Gömlek amk) göndermeli ve "takımın yarısı (Durant, Westbrook, Harden...) hücum etsin, diğer yarısı (Ibaka, Perkins...) zinhar şut atmasın" taktiğinden vazgeçmeli. Bu kadar özel oyuncuların olduğu bir takımı izlemek işkenceye dönüşüyor. Bile bile kötü basketbol seyrediyoruz.


MEMO ?

Mehmet Okur ne yapacak? Senelerdir sakat. Nets, Gerald Wallace karşılığında Portland'a göndermişti. Tüm takımı yenileyip, camia üstüne çöken lâneti yok etmek isteyen Portland, Memo'yu serbest bıraktı. Türkiye'ye dönebileceği konuşuluyor. Şimdilik boş bırakıyorum. İstikameti kesinleşince yazarım.


***

[1]LeBron'un Cleveland günlerini hatırlayın. Arkadaşlarıyla şakalaşan, "showtime"vari basketboldan zevk alan, fantastik asistlerden haz duyan bir insan. LeBron kazanmayı obsesyon hâline getirmediği için eleştirilmeli. Fakat unutmayalım ki, asla bencil olmadı. Yakaladığı istatistikler oyunun doğası gereği (Ya da herifin atletik özellikleri doğaüstü.). Tüm takım lise öğrencileri gibi beraber hareket edince, güzel hareketleri kutlayınca mutlu oluyor. Turiaf'ın getirdiği hava en çok onu mutlu edecektir.

[2]New York bu kadroyla yola devam ederse hayallere, nostaljiye devam: "Willis Reed 7. maçta Wilt Chamberlain'i nasıl da denize dökmüştü", "Frazier basketbola dönecek diyorlar", "Ewing o turnikeyi nasıl kaçırır"... 

[3]Arenas, takım arkadaşı Crittenton ile poker oynarken tartıştı. Kavga büyüdü, soyunma odasına tabancalar götürüldü. Bireysel silahlanmaya karşı çıkmak için ismini 'Bullets'tan 'Wizards'a çeviren camia deliye döndü. Normalde oyuncuların özür dilemesi beklenir. Arenas ise maç öncesi silâh şov yapmayı tercih edecekti.

Wednesday, July 21, 2010

cCc Chris Wallace cCc

Chris Wallace. Tarihin gördüğü en başarısız menajerlerden biri. Gittiği herhangi bir şampiyon takımı yok edebilecek kalibrede bir armada. Geldiği yere ölüm getiren bir marka. Chris Wallace. Hatırlarsınız, geçtiğimiz senelerde konratının yükünden kurtulmak adına Gasol'ü bedavaya Lakers'a göndermiş, Lakers bu hamlenin ardından üç kez üstüste final oynamıştı.
Şu sıralar Rudy Gay'e önerdiği beş yıl için 82 milyon dolarlık (nerdeyse Wade kadar) teklifle adını unutulmazlar arasına sokmayı başardı. Diğer takımların Gay'e senelik yirmi milyona varabilecek bir kontrat önermelerinden korkmuş Wallace; oysa Gay'e maksimum kontrat önerecek başka bir takım yok. Bir balon (bildiğin balon) kadar basketbol oynayabilen Hasheem Thabeet ile birlikte bir yastıkta kocarlar umarım.