Showing posts with label 022 Orlando Magic. Show all posts
Showing posts with label 022 Orlando Magic. Show all posts

Tuesday, May 22, 2012

Haberler.. Haberler...


Pau Gasol Röportajı
Maç biter bitmez şans eseri Gasol ile karşılaştım. Hemen mikrofonu uzatıp röportaj yaptım tabii.
-2010'da şutlarının %61'ini içeriden kullanıyordun, şimdi ise %34'ünü. Oyunundaki bu değişikliğin sebebi ne?
+NBA'deki uzun oyuncular kocaman, gulyabani gibi adamlar. Pota altına girince onlara temas ediyorsun.
-Ama basketbol temas üstüne kurulu bir spordur!?
+Benim için değil. İnsan basketbol oynarken bir yandan kokteylini yudumlayıp televizyon izleyebilmeli bence. Hayattan zevk alabilmeli.
-Anlıyorum. Yaz aylarında Dwight Howard'la takas edileceğin konuşuluyor.
+Geçen seneki haber değil mi bu?
-Bu defa kesin. Orlando olmasa bile başka bir şehre gideceksin[1]. Yeni takımından beklentilerin neler?
+Pas veren bir süper yıldız.
(O sırada Kobe içeri giriyor. Sinirden elindeki topu yerken Pau'nun saçını çekip uzaklaşıyor.)
-Kobe 4. maçın son çeyreğinde 10 şut kaçırmasına rağmen basın önünde seni suçladı.
+Yorum yok.
-Senelerdir seni defalarca aşağılamasına rağmen tüm takımla dalga geçercesine dangalaklıklar yapan, molalarda bile kenarda oturan Andrew Bynum'a ses çıkaramıyor[2]. Neden?
+Yorum yok.
-Gerçi topu sana vermediğini söylüyorum ama sen de 4. maçın sonunda bomboş şutu atmak yerine pas vermeyi tercih ettin.
+Aslında pas vermedim.
-Nasıl yani?
+Pas verecekmiş gibi yapıp top kaybı yaptım.
-Anlıyorum.

O sırada içeri Andrew Bynum giriyor ve benimle sohbet etmeye başlıyor: "Bu sene Türkiye'de kim şampiyon oldu? Yine mi Tofaş?"
"Hayır," diyorum, "İbo'ya 3.5 milyon dolar verince iflas ettiler."


OKC vs Spurs
Bynum'ın her kelimesinden zeka fışkıran laflarını hatırlıyor musunuz? "Seriyi bitirme maçları (close-out) kolaydır. Rakipler boyun eğmeye meyilli olurlar." Lakers 36 ribaunt aldı (4'ü Bynum'ın), OKC ise 51. Bynum sahada olduğu süre boyunca Lakers 16 sayı gerideydi. İlk yarıda Gasol, maç genelinde Kobe hariç[3] Lakers'ın kaybetmeye meyilli olduğu söylenebilir.

Kevin Durant zaten Kevin Durant (hançerler, buzzer beater'lar...) ama Westbrook serinin en kritik oyuncusuydu (hatta MVP?) belki de. Orta mesafe şutlarını ölümcü hâle getirdiğini biliyoruz. Lakers high pick&roll'lerde Westbrook'a çare bulamadı (Switch yapmayı denemediler, denediler, tekrar denediler, denemediler...). Lakers'ın sikimsonique transition savunmasını saymıyorum bile. Üstelik Westbrook'u tutmakla görevli Ramon Sessions Lakers kariyerinin en kötü haftasını geçirdi[4]. Ne diyeyim, önümüzdeki birkaç ay boyunca her gün Lakers'ın  (Hız, atletizm, gençlik, 3'lükçü... Hepsine muhtaçlar.) yapmaya karar verdiği takaslardan bahsedecek gazeteler.

Unutmadan Thunder maç başına 16,5 top kaybıyla bu departmanda normal sezonu son sırada (Evet, otuzuncu.) bitirmişti. Seri boyunca 9 top kaybı ortalamayla oynadılar. Artık önümüzdeki seriye bakacağız: Spurs vs Thunder.

İki takım arasında herkesin bahsettiği garip benzerlikler var. Sam Presti Spurs organizasyonundan geliyor. Takımlardaki iki mega star da sakin insanlar: Duncan vs Durant. Ginboili ve Harden gibi iki all-star seviyesindeki oyuncu bench'ten geliyor. OKC'deki en dağınık oyuncu Westbrook. Parker da gençliğinde savruk oynardı (Tabii Westbrook'un saha görüşü asla Parker seviyesine gelmeyecek.). Üstelik her iki takımdaki rol oyuncuları da İsa veya Gandhi kıvamında adamlar (Collison, Ibaka, Perkins, Sefolosha... Hücumda top kullanmadıkları hâlde böylesine çaba harcadıklarına göre hepsi sezon sonunda peygamber olmayı hak ediyor.).

Aynı şekilde iki takım arasında KOCAMAN farklar da mevcut; yaş (bebe vs dede), koç (Nihat Doğan vs Sokrates), oyun (maç başı 1487 iso vs Spurs hücumu), tecrübe (playoff maçları: 31 vs 184)...

Heyecan içindeyim. Parker vs Westbrook efsanevî bir duello olmaya aday (Sezon içinde iki takımın karşılaştığı maçlarda en skorer oyuncu Parker oldu.). Normal sezonda Spurs 2-1 önde. Hem de Ginobili hiçbir maçta forma giyemedi. Ben yalnızca Lakers vs Grizz'in Spurs'le başa çıkabileceğini düşünüyordum. Seri için favorim (Gergin müzik, davullar, tamtamlar, dümbelekler... ve...) Spurs.

Not: OKC taraftarına hayran kaldım. Tribünlerin bir örnek giyindiğine alışmıştık. OKC ise 2. maçta bir sıra mavi, bir sıra beyaz giyinerek olayın suyunu çıkardığını ilan etti. Bu aşkamki maçta salonun önünde binlerce insan bekleşiyorlardı.

Taht Oyunları
Kullanım Kılavuzu: Birkaç ay önce lig tarihinin en garip röpotajlarından birini izlemiştik. Eğer hâlâ Stan van Gundy ve Dwight Howard'ın efsanevî performansını izlememiş ölümlülerden biriyseniz, buraya buyrun (Röportajın tercümesi)

Stan van Gundy'nin kovulduğu açıklandı. Zaten gazeteciler önünde yaşanan skandaldan sonra en az biri takımdan gitmeliydi. 2009'dan beri Dwight'la arasında anlaşmazlıklar olduğunu biliyoruz. Celtics serisinde 5. maçı kaybettikten sonra medya karşısında birbirlerini suçlamışlar ancak gerginliği konsantrasyona çevirip finale yürümüşlerdi. Bu defa ne takım, ne de ikili arsındaki ilişki yürüyebildi. Ebediyen felç olduğunu söyleyebiliriz hatta. Beklenen oldu, malumu ilam ettiler.
2009 Finalleri demişken, Magic kadrosunda çok önemli bir değişiklik yapan Otis Smith'i de unutmamak gerek. Kariyerinin zirvesindeki Hido (pas akışının merkezi) ile sözleşme imzalamamış, hatta "üstümüze doğru bir kurşun geliyormuş, son anda eğilmişiz" diye açıklama yapmıştı. Peki Hido yerine kim geldi? Vince Carter: topu elinde tutmak isteyen, izolasyon oynayan bir basketbolcu. Magic'in hızlı paslarla boştaki oyuncuyu bulmaya dayalı oyun tarzı tam anlamıyla çöktü tabii. Aynı Otis Smith 1,5 sene sonra, performans/para olarak ligin en ağır kontratlarından birine sahip olan çaptan düşmüş Hido'yu tekrar takıma getirdi. Rashard Lewis'e 120 milyon $ verdiğini (Kobe'den sonra ligin en çok kazanan oyuncusu hâlâ Lewis. Gülme kriziniz geçen dek birkaç dakika bekliyorum.), seneler sonra Lewis'ten kurtulmak için dibe vurmuş Arenas'ı (ligin en çok kazanan 5 oyuncusundan biri) kadroya kattı... Otis Smith ile Magic karşılı olarak yollarını ayırmaya karar verdi. Tabii yukarıda saydığım abuk subuk hamleler yüzünden değil, korkunç bir yönetici olduğu için Orlando'daki günleri sona erdi (Dwight vs SVG mücadelesine müdahele etmemesi, hatta kendisiyle özle olarak konuşan oyuncusunu koça ispiyonlaması...).


Bence SVG rahatlamış, hatta mutlu olmuştur. Otis Smith cv'sinde "kovuldu" yazmadığı için şanslı. Orlando ise  kangrene dönüşmüş Dwight[5] vakasını çözmezse taht oyunlarının gerçek kaybedeni olacak.
________________________________
[1]Bynum+oyuncu+draft hakkı karşılığında Howard'ı alabilirler belki. Fakat Gasol'un 4 numara oynaması hem takım, hem de Gasol için pek hayırlı değil artık. Eğer Dwight'ın peşinden gideceklerse pota altı ikilisi gidecek.

[2]Kobe'nin Bynum için yorumu: "Bana gençliğimi hatırlatıyor." Şampiyonluk için Bynum'a muhtaç olduğunu ve üstüne giderse ters etki yapacağını biliyor tabii. Fakat Bynum'ın molalarda koçun ve takımın yanında durmamasına ne demeli? Sakin kafayla zen'ini kazanmaya (Phil Jackson'ın lakabı neydi?) çalışıyormuş.


[3]Playoff'ların en iyi maçını çıkarmış olabilir. Yazık oldu. 34 yaşına gelmiş adam tüm ligde en çok dakika alan 4. oyuncuydu bu sezon. Yüzdesi düşüktü ama istese sayı kralı olarak sezonu bitirebilirdi. Sert adam, laf yok. Unutmadan, geçen sene Almanya'da garip bir tıbbî teknik denemişti. Bu sene Sovyet Ordusu'nun radyoaktif programlarına katılacağı konuşuluyor.

[4]Lakers Ramon Sessions'ın penetrelerine muhtaç. Takımda delici olmayınca rakibin alan paylaşımı mithril zırha benziyor; kırılması, delinmesi, hatta aşındırılması imkansız. Penetreciler rakip savunmayı dalgalandırdıkları için oyunun diğer alanları rahatlar; 3'lük, pota altı... Bu seriye gelirsek, Bynum&Gasol ikili sıkıştırmalara mahkum olmayacak, Thunder guard'ları yardım savunmasına geldikleri için Lakers'a (Blake, MWP...) boş 3'lük şansı kalacaktı (Tabii penetrenin de nitelikli olması lazım. Mesela topu 10 saniye boyunca elinde tutup 3'lük çizgisinin dışında gezinirse Lakers'ın hücum setleri şerham şerham bok yiyor. Kobe ilk maçta Sessions'a kızmıştı hatta: "Topu elinde tuttuğun için alan paylaşımımız mahvoluyor.").Üstelik Sessions hızlı hücumlarda koşup OKC'ye büyük sorun çıkabilirdi. Fakat Lakers hücumu sürekli yavaşlatıp kontrollü oynadığı için Sessions en önemli silahını kullanma şansı bulamadı. Şimdi yazdığım paragrafa tekrar baktım da Sessions'ın rezalet performansını Mike Brown'a yüklemiş gibi olmuşum. Rezil performansından sen suçlusun (min %70) Ramon.

[5]Ya uzun süreli sözleşme imzalamalı ya da takasta gönderilmeli. Dwight'ın (aka Bitchie Bitch) da 2,5 sene süren karar verememe sürecini geride bırakması ve aldığı kararın arkasında durması lazım. O âna dek röportaj videosunu 3:40'a alıp kendisine tokat attığımı hayal edeceğim.

Tuesday, May 1, 2012

Playoff'lar 3. Gün

Pacers Tek Çeyrekte Kazandı
Knicks vs Heat ve Mavs vs Thunder maçlarına denk geldiği için tabii ki baştan sona izlemedim. Ara ara bakma şansım oldu. Pacers hücumları ilk yarıda işlemedi. George Hill ve Paul George etkili olamadılar. Orlando'nun zayıf karnını deşebilecek olan Hibbert yalnızca tek şut kullandı (oha) ve 2 sayı üretebildi. Glen Davis'in pota altını domine ettiğine şahit olduk. Takım olarak Magic 12 hücum ribaundu aldı ilk yarıda. Sürekli ikinci şans sayıları buldular.

Üçüncü çeyrekte işler tamamen değişti: 30-13. Paul George (Taraftarın en çok sevdiği oyuncu. D-Wade seviyesine gelebileceğini düşünüyorlar Indiana'da.) ve David West'in sürüklediği hücumlardan sonra Magic sudan çıkmış, hatta tavada pişirilmiş balığa döndü. Paul George T-Macvâri şutlarda isabet kaydetti. İkinci yarıda Tyler Hansborough da klasik psikopatlıklarını sergileyince pota altı hakimiyeti Pacers'a geçti: 11 hücum ribaundu. Orlando kısalarını sürekli top kaybına zorladıkları için hızlı hücumlarda 22'ye 2'lik bir fark yakaladılar. Pacers tek çeyrekte maçı bitirdi.


Heat vs Knicks 2. Maç
Knicks cephesinde elit dış savunmacı olarak tek isim vardı: Iman Shumpert. Son aylarda sağlık sorunlarıyla boğuşan Wade'i durdurması bekleniyordu ama sakatlanınca Wade'i savunma görevi Landry Fields'a kaldı. D-Wade atletizmiyle Fields'ı ezdi, pestil kıvamına getirip bıraktı: 18'de 11'le 25 sayı, 4 ribaunt, 4 asist. Birkaç gün önce yaptığı açıklamalar gazetelerde geniş yer bulmuştu: "Miami'de birisine takım lideri diyeceksek, en fazla ön plana çıkan oyuncu LeBron. Aynı anda çok fazla şey düşünebiliyor. Maçta ve antrenmanlarda kafasındakileri bize söylemeli. LeBron'daki basketbol IQ'sunun eşi benzeri yok."

Büyük 3'lü çok iyi oynadı. Tabii Knicks'in korkunç savunması da parlak performanslara zemin hazırladı. Geri koşamadılar. Carmelo'nun kendini hücuma saklamak zorunda olduğu malum. Ama insan geri koşmaya biraz gayret eder. İnsaf. Dış savunmanın bombok olması yetmezmiş gibi Miami Haslem&Bosh ikilisi sayesinde hala grip etkisindeki Chandler'ı dışarı çekip penetre alanı buluyor. Amar'e zaten Amar'e. Show up yapmaya bile üşendiği için Heat kısaları sürekli boş şut imkanı buluyor. Seri başlamadan önce Novak&JR Smith ikilisinin 3'lük yağdırarak bir maç kazanacaklarını yazmıştım. Bugün Miami %44'le 9 üçlük attı. Knicks ise %33'le 5 isabet kaydedebildi yalnızca.
                           
Bu pozisyonu başka kamera açılarından izlemek daha zevkliydi ama bulamadım. Amar'e önce Melo'nun kapatacağı alana hareketleniyor. Pota altını boş bıraktığını fark edince umtsuzca havaya zıplıyor; ya blok yapmaya çalışıyor ya da zeybek oynuyor. Daha sonra LeBron'un üstüne düşerek basket+faul'a sebep oluyor. Üstad iş başında.


Melo maça fırtına gibi başladı: ilk çeyrekte 11'de 6'yla 15 sayı. Fakat neredeyse hiç destek bulamadı. Amar'e şubat ayında kardeşini araba kazasında kaybettiğinden beri kafaca leyla oldu ama artık sorumluluk alması lazım. Pick&roll'ü bitirmek için potaya devrildiği her pozisyonda etkili olmasına, Haslem ve Bosh'u faul yapmaya mecbur etmesine rağmen çok az şut kullandı. İkinci yarı başlarken Carmelo'nun seri boyunca kullandığı şut sayısı 35'ti; Amar'e'nin ise 10. Vallahi bu tabloda hem Amar'e, hem de kısaların hatası var. Oyun kurucularınız Baron Davis ve Mike Bibby (Açmayın dedeler) olunca hızlı paslaşma gibi bir ihtimal kalmıyor zaten. Üstelik Amar'e de top istemeye üşenince hücum dengesi alt üst oluyor. Miami iki maçta 60 serbest atış kullandı; Knicks ise 30.

Unutmadan Amar'e maç sonrası soyunma odasına giden koridorda cam kapaklı bir dolabı yumrukladığı için elinde ciddi bir kesik oluşmuş (bkz. İçinde yangın söndürme tüpü olan dolabın görüntüsü). Hatta soyunma odasında her yer kan içindeymiş. Olay basına yansıdıktan sonra şöyle bir espriye rastladım: "Amar'e finally attacking the glass (Türkçe'ye çevirmek zor ama şöyle bir şey: Amar'e sonunda cama/potaya doğru hücum ediyor." En az bir maç kaçıracağı konuşuluyor. Knicks en önemli ikinci oyuncusunu kaybedecek ama sezon boyunca en başarılı olduğu sisteme dönecek: Carmelo 4 numara oynayacak.

Not: 2001'den beri playoff maçı kazanamayan Knicks üst üste 12. playoff mağlubiyetini aldı. Memphis'in rekorunu egale ettiler. Kutlu olsun!


Thunder vs Mavericks 2. Maç
Mark Cuban "Seneye D-Will'i kadroya katabiliriz. En iyisi bu sezon takımı biraz boşaltalım, bütçede boşluk yaratalım. Nowitzki de sayı mayı atıyor zaten. Birkaç maç kazansak yeter" gibi enfes bir düşünce diyagramıyla şampiyon kadronun bazı önemli oyuncularını bile bile kaybedince Nowitzki'nin üst üste şampiyonluk hayalleri suya düşmüştü. İlk maçı ucu ucuna kaybetmek sinirlerini bozmuş sanırım. Daha maçın başında hem Ibaka'yla atıştı, hem de oyun durmuşken Perkins'e hafifçe omuz attı. Şu sıralar tek arzusu OKC'yi devirmek (Zaten şampiyonun ilk turda elenmesi şahane bir olay sayılmaz.).
                         
OKC maçı yine son saniyelerde kazanacaktı. Mavs'in Dallas'ta daha da sinirli olacağına şüphe yok. Bu akşam ilk maçtaki senaryonun aynısı icra edildi. Oklahoma cephesinde yeni bir şey yok. James Harden maçtan önce şöyle konuşmuştu: "İlk maçta iyi oynayamadık ama maçı kazandık. İkinci maçta çok daha iyi oynayabiliriz. İyi oynadığımızda neler yapacağımızı düşünebiliyor musunuz?" Ligin en iyi ve derin kadrosuna sahip olduğunuz için şampiyonluğun mutlak favorisi olurdunuz herhalde. Tabii önce iyi oynamak zorundasınız. James Harden kardeşim, süper bir insan olduğunun farkındayım ama sizin oyununuz bundan daha iyi değil maalesef. Sen ve iki arkadaşın o gün iyi şut atıyorsa "biraz daha iyi oynadık" diyorsunuz. Başka bir olayınız yok. Akıl almaz derecede yetenekli olduğunuz için son anlarda elleriniz titremiyor. Bu satırları okuduğuna şüphem yok. Umarım söylediklerimden ders çıkarırsınız.

Shawn Marion Durant'i yavaşlattığı (uzun kolları sayesinde ligde bu işi en iyi yapan oyuncu olabilir.) için Westbrook'un bu seride skorer olarak ön plana çıkması gerekiyor. Dede Kidd, çelimsiz Terry ve şişko Vinsanity'nin Westbrook'u durdurabilmesine imkan yok; zaten 29 sayıyla oynadı. Fakat maç yine son toplara kaldı. Dallas 4. çeyrekte %33'le oynamasa (Son 1 dakikada Nowitzki ve Terry'nin çok kritik şutları kaçtı.) rahatlıkla galibiyete uzanabilirdi. OKC bu sene 3. kez son saniyelerde Mavs'i mağlup etmiş oldu.


ps. Bu akşam 70+ serbest atış kullanıldı (Burada 1 saniye ara vereyim ki rahat rahat "çüş" deyu bağırın). Hakemler gerginlikleri önlemek için sürekli düdük çaldılar (bazıları da çok gereksizdi.) ama 3. maçta kan çıkacak muhtemelen.

Monday, April 30, 2012

Haberler... Haberler...

Lakers vs Nuggets
Geçen akşam Roy Hibbert Magic karşısında tam 9 blok yapmış, 10 olan playoff rekorunu (1985'te Mark Eaton, 90'da Hakeem) kıramadan maç bitmişti. Bu akşam blok rekorunu egale eden birine rastladık: Bynum. Hücumda kötü başladığı halde konsantrasyonunu yitirmedi ve pota altını kararttı. Uzunlar böylesine hayvanî performans gösterince rakibin hücum anlayışı tamamen değişiyor. Nuggets pota altına girmeye korkar olunca ritimleri tamamen bozuldu elbette. Bir de garip not vereyim. Lakers gorması giyen bir oyuncunun playoff'larda yaptığı en son triple double için 91'e gitmek gerekiyor: Magic Johnson. Jordan'lı Bulls'a karşı 16 sayı 11 ribaunt ve 20 asistle oynamıştı.
                                               
Bynum'ın çılgın performansını bir kenara bırakıp takım savunmasından bahsedeyim. Lakers müdafaa anlayışı harikaydı. Mike Brown zaten savunma gurusu olarak tanınır. Nuggets'a en ufak hareket alanı vermediler. Jöle kıvamında bir organizmaymışçasına her noktayı kapattılar. Savunma rotasyonu o kadar güzel işliyordu ki, switch'leri tam olarak anlamak bile mümkün değildi. Hem şaşırdım, hem hayran kaldım.

Nuggets için en kritik nokta rakibi top kaybına zorlayıp hızlı hücumlar bulmak ve oyun temposunu artırmaktı. İkisini de beceremediler. Yedeklerin rol aldığı son dakikaları saymazsak Lakers yalnızca 7 top kaybıyla oynadı (Sezon ortalamaları 15). Nuggets kendi oyun ritmini maça kabul ettirmek bir yana Lakers'ın iradesine boyun eğdi.

Rondo'ya Ceza Geliyor
Hawks'ın iyi başladığı maçta Celtics pes etmeyince son dakikalarda atmosfer gerildi. Bitime 40 saniye kala top kazanma mücadelesinde hakemin çaldığı düdüğü beğenmeyen Rondo sinirlendi. Önce bir karış mesafeden hakemin suratına haykıran, akabinde hafifçe göğüs atan Rondo atıldı tabii ki. Abuk subuk yorumlar yapacağıma kural kitabını açıyorum: "Eğer herhangi bir oyuncu hakeme kasıtlı olarak fiziksel müdahelede bulunursa 1 maç ceza alır." Hareket sert değil, hatta çok yumuşak ama kastî olduğu aşikar.
                                               
Saha avantajını ele geçirmek isteyen Celtics için çok kötü haber; kariyerinde 1 kere bile playoff ilk turunu geçemeyen T-Mac içinse şahane.


Chris Duhon'ın Dansı
Magic'in galibiyete uzandığı maçın son dakikalarında Dany Granger top taşıyor. Chris Duhon, hakemlerin travel düdüğü için yaptıkları kol hareketlerinden esinlenerek garip bir dans figürü bulmuş. Sinir bozucu görünüyor. Maçlarda rakip takıma düdük çalınınca tribünler hep beraber ayağa kalkıp dans edebilirler.
                       
Maçı garip bir şekilde Orlando aldı. Bill Simmons'ın bol bol bahsettiği bir teori var: Ewing Teorisi. Patrick Ewing'in hem Knicks'te, hem de kolej yıllarını geçirdiği Georgetown'da her zaman en büyük yıldız olduğu malum. Fakat sakatlıklar yüzünden sahaya çıkamadığında takımlarının daha başarılı (ya da beklenenden başarılı) olduklarına dair garip bir fenomene rastlıyoruz. En büyük örneği, kaçırdığı 99 playoff'larında Knicks'in finallere çıkması. Şu sıralar insanlar internette teoriyi Orlando'ya uyarlayıp espriler yapmakla meşgul: "Dwight'ın yokluğunda takım playoff'larda başarılı olabilir mi?" İhtimali bile ağzımı sulandırıyor. 40 gün 40 gece Dwight hakkında espri yaparım. Ama o iş yaş. Orlando'nun seriyi geçmesi hala çok zor.

Saturday, April 28, 2012

2012 NBA Playoff'ları - 1

Evet, arkadaşlar. NBA'in en sevdiğim kısmı olan normal sezon sona erdiğine göre bundan sonra maç seyretmeyeceğim. Herkese teşekkür eder, blog'u takip ettiğiniz için gözlerinizden öperim. Seneye Charlotte Washington maçlarında görüşmek dileğiyle hoşçakalın. (Kaan Kural: Hoşçakalın!)

Golden State bilerek maç kaybediyormuş, Charlotte kaybetme rekoru kırıyormuş, Pistons asist yaptığında türküler şiirler yazılıyormuş... Yeter lan! Son iki haftadır beyin ölümü gerçekleşti bende. Basketbol izleme vakti gelmiştir, herkes derin bir nefes alsın. Takımlar antrenmanlarda birbirlerinin güçlü ve zayıf yanlarına göre çalışacaklar, maçlardaki gerginlikler sonraki maçlarda büyüyerek tekrar karşımıza çıkacak, kazanan kaybedeni evine gönderecek. Artık oyuncuların tek amacı 7 maç boyunca karşılaştığı basketbolcuları mağlup etmek. Lafı uzatmaya gerek yok. Ak koyun kara koyun ortaya çıkacak: Kim kendini basketbola adamış, kim biraz para kazanıp hava atma derdinde; kim her ne olursa olsun kazanmak istiyor, kim eğlencesine oynuyor; kim winner, kim loser... Bayanlar ve baylar, NBA Playoff'ları başlıyor.

1 haftadır nereye baksak playoff tahminleriyle karşılaşıyoruz. İlk başta ben de hevesliydim ama artık sıkıldım. Seri tahmini yapmaktansa takımların oyun tarzları, son durumları ve eşleşme problemleri hakkında yazmaya karar verdim[1]. İlk akşam başlayacak seriler


BULLS vs SIXERS
Sixers'ın kısa oyuncular üstüne kurulduğunu, sezon başında genç ve enerjik bir takım oldukları için şahane savunma yaptıklarını, topu paylaşmaya çalıştıkları için çok az top kaybıyla oynadıklarını herkes biliyor. Fakat sıkıştırılmış sezon ilerledikçe takımın konsantrasyonu azaldı ve sürekli savunma yapmaktan bıktılar. Doğu 3.'lüğüne dek yükselmiş olan takım all-star sonrası serbest düşüşe geçti. Hatta 8. sıraya son anda tutunabildiler.

Sixers çok iyi bir savunma takımı. Rakibe en az sayı şansı tanıyan üçüncü takım (89,4). Fakat karşılarında ligin en iyi savunma yapan takımı var: Bulls; 2 senedir en az sayı yiyen takım. 2000'lerin ortasındaki Spurs ve 2008 Celtics'ten beri bu kadar iyi savunma yapabilen, rakibin hücum anlayışını allak bullak eden başka bir takım gelmedi. Şampiyon Celtics'in savunma koçu olan Thibodeau ve kendini basketbola adamış oyuncular çok acayip bir kimya yarattı.

Sixers savunmada mücadelesini verecektir ama esas sorunlarının Bulls savunması karşısında daha da dramatik bir hal alacağına şüphe yok: Sayı. Boyalı alan skor üretiminde sondan 8. takım Sixers. Şahane dış şutörleri yok. Maç sonları zaten facia. Son çeyreklerde en az sayı üreten 5. takım (evet, üşenmedim baktım.). Uzatmalarda da aynı performansı muhafaza etmişler. Maşallah. Iguodala olağanüstü bir sidekick ama birinci adam olarak pek fazla işe yaramıyor. Az biraz Lou Williams'ı saymazsak maç sonlarında güvenebilecekleri bir çift bilek yok. Hücumlar tıkanınca Sixers'ın skor üretimi kangren oluyor.

Bulls cephesindeyse D-Rose'un sağlık durumu belli değil. Sezonun neredeyse yarısını kaçırdı. Playoff ilk turunda %75'le oynayabileceği tahmin ediliyor. Hem Rose'un ritim bulması, hem de bir süredir süper yıldızı olmadan oynayan Bulls'un Rose'lu düzene alışması vakit alacaktır. Aslında Rose oynamasa bile Bulls serinin favorisi olurdu (ve ikinci turda elenirdi.). Bench'leri çok derin. Tempolu oynamadıkları için çok sayı atmadıkları zannediliyor ama hücumları da çok etkili; pozisyon sayısına oranlayınca ilk 5'teler. Sixers savunmada mücadeleyi bırakmayacağı için maçların çoğu az farkla bitecek ama Bulls seriyi 4-1 kazanacak muhtemelen.

Rose'un sağlık durumunu saymazsak Chicago'daki temel sorun belli: Boozer'ın hücumu. Pek savunma yapmadığı, mücadele etmediği için Chicago seyircilerinin tepkisini çekiyor, hatta ara sıra yuhalanıyordu. Üstelik Bulls taraftarı Philly ya da New York seyircisi gibi herkesi yuhalama heveslisi değildir. Boozer'dan birkaç ay öncesine dek (Boozer geçen sondan biraz daha iyi.) nefret ediyorlardı. Savunmada mücadele etmeyeceğini anladılar ama haklı olarak hücumda sorumluluk almasını bekliyorlar.

Utah'tayken ligin en iyi pota altı bitiricilerinden biri olan Boozer hücumda da değişti; son senelerde pota altına girmeye üşenen, orta mesafeden şut atan bir oyuncuya dönüştü. Şu sıralar pota altı hücumuyla ilişkisi, bir pandanın seksle ilişkisine benziyor[2] Şutu istikrarlı olduğu için göze batmıyor olabilir ama Boozer içeriden oynadığında Bulls başka bir seviyeye çıkıyor; Derrick Rose da bunu ifade etmişti: "Boozer'ı içeride besleyebildiğimizde[3] hücumumuz çok daha derinleşiyor." Boozer potaya yüklendiğinde rakipler faul problemine girecekler, bazen iki savunmacıyla pota altını kapatmaya çalışacakları için Bulls dış oyuncularına boş şut imkanı doğacak. Tabii ki Boozer'ın orta mesafe şutu çok önemli (Savunmacısını dışarı çekince D-Rose'a penetre alanı açılıyor.) ama ondan ilk beklenen pota altında bitirici olması.

Bulls boyalı alandan maç başına 40 sayı buluyor. Bu alanda 20. sıradalar (lig birincisinden bahsediyoruz.). Sixers'a karşı sorun yaşamazlar ama sonraki turlar çok kritik. Mesela Miami. Savunmakta güçlük çektikleri 3 tip oyuncu var: (a)Hareketliyken topu alıp potaya yüklenen uzunlar, (b)topu aldıktan sonra gücü ve bildiği hücum numaralarıyla (Eski Boozer'ın en önemli özelliğiydi bu.) kolay basket bulan uzunlar, (c)uzunlar. Eğer Bulls Celts'i eleyebilirse (kolay değil), konferans finallerinde Boozer'ın içeriden üreteceği sayılara muhtaç olacaklar. Buradan Miami'ye geçiyorum.


HEAT vs KNICKS
Vay be. Şu eşleşmenin başlığını yazmak bile insanı heyecanlandırıyor. 90 sonlarında sürekli birbirleriyle eşleşir ve rakip oyuncuları öldürmeye çalışırlardı[4]. Maç değil meydan savaşıydı mübarek. Üst üste 4 sene playoff'larda eşleştiler ve tüm seriler yalnızca 1 maç farkla bitti. Bu kadar sert geçen çok az seri vardır tarihte. Son yıllarda NBA iyiden iyiye yumuşak hale geldiği için garip bir nostalji başladı: "New York-Miami maçları ne de güzeldi." Kusura bakmayın ama güzel falan değildi. Çok çirkin basketbol oynanıyordu. Basketbol bir temas oyunudur; ribaunt, turnike, pozisyon alma mücadelesi... Oyunun her ânında temas vardır. 2010'larda hakemlerin en ufak temaslara bile düdük çalması gezegendeki her NBA severin canını sıkıyor ama Knicks vs Heat de çekilecek dert değildi. Serileri seyretmeyen varsa YouTube'dan bakabilir. Başlarda mücadelenin çılgınlığı, "kana kan, dişe diş" naralarıyla körüklenen nefret (zerre abartmıyorum.), oyuncuların sertliği etkileyici olabilir ama bir seriyi baştan sona seyretmek çok zor. Efsane ama 80'lerdeki Lakers vs Celts gibi sürekli izlenebilecek serilere rastlamıyoruz. Güzelliğiyle değil sertliğiyle efsane olmuş bir rekabet.

Bu sezon 3 kere karşılaştılar ve tüm maçları Miami aldı. Hatta Knicks'i %40'ın altında tutmayı başardılar. Tabii New York'un sezon boyunca dalgalı kur ekonomisindeymiş gibi iniş ve çıkışlar yaşadığı malum. Carmelo önderliğinde toparlandıklarından beri ilk kez Miami'yle oynayacaklar. Serinin en çılgın tarafıysa LeBron ve Melo'yu sürekli birbirlerini tutarken görecek olmamız. Sezonun son bölümüne bakınca en parlak performanslarda Carmelo imzası görüyoruz. Ligin en iyi 3 skorerinden biri zaten. Tam da playoff öncesinde formu zirve yaptı; 30 sayıyla oynuyor. Üstelik en etkili olabileceği şekilde hücum ediyor. Bazı maçlarda 4 numarada da oynadığı için bol bol çembere gidiyor, sürekli fade away denemek yerine Novak ve JR Smith gibi 3'lükçüleri beslediği için rakip savunma aralanıyor ve kendisine yer açılıyor. Tabii karşısında ligin en iyi dış savunmacılarından biri var: LeBron.
Ben LeBron'dan bahsetmekten sıkıldım: Dünya'nın en iyi oyuncusu, bir tür süper mutant, olağanüstü bir pasör, 2011/12 MVP'si... 9 sene sonra ne kadar iyi bit oyuncu olduğundan değil, playoff'larda neler yaptığından bahsetmek istiyor insanlar. Defalarca söylemiştim: "Madison Square Garden'daki deli seyircilere karşı kritik anlarda ne yapacak? Heat'in Büyük 3'lüsü tarihteki yerini playoff'larda belirleyeecek." İşte geldi playoff'lar.

Her iki takım da çok iyi savunma yapıyorlar. New York pota altı savunması daha iyi. Miami ise tam konsantre olduğunda Wade&LeBron'la rakibi boğuyor (daha bench'ten gelen Shane Battier'den bahsetmedim bile.). New York daha yavaş tempoyla oynamayı seviyor, Miami ise hızlı hücumda her takımı ezip geçer. New York için top kayıplarının ölümcül olacağını herkes biliyor. LeBron&Wade hızlı hücumları sürüklemeye başladığında karşılarında kimse duramıyor çünkü.

Hem Miami, hem de Knicks rotasyon değişikliklerine adapte olmak zorunda. Amar'e sakatken Carmelo 4 numara oynuyordu. Miami'de ise Spoelstra Joel Anthony'yi ilk 5'ten çıkardı ve Haslem'i yerleştirdi. Miami'nin, uzun oyuncuları, özellikle de harketliyken topu alıp potaya yüklenen uzunları durduramadığından bahsetmiştim. Peki Chandler'a kim karşı koyabilir? Haslem değil. Takımların pota altı rotasyonunun nasıl olacağı tam olarak belli değil. Sık sık eleştirilen iki oyuncu Bosh (sezon başında çok iyi oynuyordu, gittikçe yavaşladı.) ve Amar'e birbirilerini dengeleyecek gibi görünüyor. Amar'e fiziken, Chris Bosh ise kafaca daha üstün. İkisinden biri eşleşmede ön plana geçerse takımları için ne kadar acayip bir avantaj yaratacağını söylememe gerek yok herhalde.

New York'ta Lin ilk turda oynayamayacak. Geriye Baron Davis (Baron sağlıklı olsa Miami'nin cılız oyun kurucularını post up'la bile yerle bir edebilirdi.) ve Mike Bibby'nin kaldığı düşünülünce kocaman bir oyun kurucu problemleri olduğu aşikar. Diğer tarafta Mike Miller defalarca sakatlık geçirdi ve pek çoğunu atlatabilmiş değil ama oynayacak. Skor yükü 3 kişinin omuzlarına yüklenince Miami zorlanabiliyor. Miller sayı atınca sayılar dağılacak ve hepsinden önemlisi Miller 3'lükleriyle tüm takımın dengesi yerine gelecek. Rakipler Miami'yi savunmak için pota altında kalabalıklaşıp LeBron ve Wade'e penetre alanı bırakmamaya çalışıyorlar. Dış şutlar yalnızca 3 sayıdan çok daha büyük anlam taşıyor.

Geçen hafta Wade'in parmağı çıkmıştı ama her maç forma giyebilecekmiş. Knicks, süper bir savunmacıya dönüşen çaylak Shumpert'la Wade'i tutacak. Wade'in yüzde kaçıyla sahada olabileceği belli değil. Eğer sağlıklı değilse işler karışacak. New York cephesinin en büyük arzusu belli: Wade'in çok skor üretemeyecek halde olması. Amar'e ve Bosh'u kafa kafaya çarpıştırıp seriyi LeBron vs Carmelo düellosuna çevirmek istiyorlar. Peki Wade ne diyor: "Uzun süredir Miami'deyim ve New York'a karşı bir maç kazandığımızda camianın nasıl hissettiğini biliyorum. İki takım arasında yaşanan rekabeti herkes biliyor. Ben de bunun farkındayım ve bir haftadır aklımda tek düşünce var: Knicks'le oynayacağız."
                                                
2:50'de meşhur kavga var. Maçın kendisi de çok meşhur zaten. 1997 Konferans Yarıfinalleri.

Miami'nin farklı kazanacağı maçlar olabilir, hatta bence 6. maçta Knicks elenir ama ilk tur serilerinin hiçbirinde bu kadar büyük drama yok.


PACERS vs MAGIC
Spoiler vermek gibi olmasın ama serinin sonucu belli: 4-0. Magic ligin açık ara en fazla 3'lük atan takımı. Bu kadar iyi 3'lük atan takım elbette ki günündeyse maç kazanacaktır. Ama ben 1 maç bile kazanabilirlerse şaşırırım. Howard ameliyat kararı alınca playoff serisi de öldü. Dwight takımın hem hücum, hem de savunma lideriydi. Zaten Orlando'nun bu kadar iyi 3'lük atmasının temel sebebi de pota altında 2 kişilik mücadele veren Dwight sayesinde 4 şutöre alan kalmasıydı. Maçı seyretmeyi bile düşünmüyorum. Pacers'ı görmek için ara ara bakarım.


MAVERICKS vs THUNDER
OKC hakkında geçen haftalarda çok konuştum. Koç oyun çizemiyor, yalnızca 3 oyuncu şut attığı için tahmin edilebilir bir takıma dönüşüyorlar, pick&roll deneyen yok, iç/dış dengesi her akşam tecavüze uğruyor, hatta seks kölesine dönüşmüş durumda... Spurs'le karşılaşırlarsa eleneekler. Grizzlies'e karşı şansları %50'den fazla değil. Lakers'ı atletik olarak domine etmelerine rağmen olası eşleşmede benim favorim Lakers olur. Ama Dallas'tan çok daha güçlüler.

Dallas Tyson Chandler'ı kaybettiği için ligin en iyi pota altı ikilisine (Bynum&Gasol) karşı hiçbir çareleri olmayacaktı. Lakers'tan kaçıp OKC ile eşleşmek onlar için ideal yoldu zaten. OKC'nin de çok iyi uzunları var ama yalnızca savunmayla ilgilendikleri için Dallas pota altı savunmasını pek zorlayamazlar. 

Takımların şu anki haline bakınca OKC'nin 4-1 yenmesi gerekir ama Dallas sonşampiyon. İlk maçı izlemeden yorum yapmak istemiyorum (yani kolaya kaçıyorum.). Birbirleriyle nasıl mücadele edeceklerini, nasıl eşleşeceklerini, Dallas'ın playoff'lara nasıl gireceğini görmek lazım. Çünkü NBA tarihine bakınca bir şeyi çok iyi anlıyoruz: "Asla bir şampiyonun kalbini hafife almamalıyız."
                                                
______________________________________________
[1]Yok lan, boş boş konuşma fırsatını kaçırır mıyım? Takımları kafamda tartıp tahminlerde bulunmayı çok severim. Eşleşmeler hakkında 2 satır yazdıktan sonra kendimi tutamam zaten.

[2]Pandalar harbi arkadaşlardır. Eğer bir pandayla arkadaşsanız ona gönül rahatlığıyla bacınızı/kocanızı emanet edebilirsiniz.

[3]Sorun Boozer'ı besleyememeleri değil, Boozer'ın ölüm orucuna girmiş olması. D-Rose kameralar karşısında takım arkadaşını kötülemek istememiş.

[4]Abartmıyorum, taammüden adam öldürmekten bahsediyorum.

Friday, April 20, 2012

Dwight Howard Sezonu Kapatıyor

Dwight ve Stan van Gundy lig tarihinin en garip röportajlarından birine imza atmışlardı. Birkaç gün sonra bel ve sırt ağrıları sebebiyle Howard'ın oynamayacağı açıklandı. 2 gündür internet çalkalanıyor: "Dwight, van Gundy kovulmadığı sürece oynamama kararı aldı!" İddiaya göre Magic'in sahibiyle konuşmuş ve kendisini gazetecilere yem ettiği için SVG ile çalışamayacağını açıklamış. Zaten meşhur röportajla birlikte aralarındaki koç-oyuncu bağı ölmüştü;  hatta bir grup nekrofil tarafından tecavüze uğramış, ardından domuzlara yedirilmişti. İkisinin de hala aynı takımda olmasının tek sebebi var: karar verme özürlü Otis Smith. Dwight 2 senedir şöyle bir kafa karışıklığı içinde:  "Gidicem, kalıcam, gidiyorum, kaldım, Holywood beni bekle, Orlando benim evim..." Otis Smith ileride adı çıkmasın diye (Dwight'ı gönderen GM! Orlando'nun 5 sezonunu öldüren adam!) kanseri yok edecek önlemler alamadı. Eğer Dwight'ı gönderemeyecekse röportajdan sonra van Gundy'yi kovmalıydı. Fakat Otis Smith'ten bahsediyoruz. Muhtemel playoff başarısızlığını üstlenmek istmeyeceğini herkes biliyordu.
Gazeteler daha bu sabah Dwight'ın sakatlığının komplo olabileceğini yazıyorlardı. Az önce ameliyat kararı açıklandı: "Oyamaya çalıştım ama sağlığım daha da kötüye gitti. Ameliyat olmak zorundayım. Taraftarları hayal kırıklığına uğrattığım için çok üzgünüm."

Mart ayından beri ağrılarından şikayetçiydi, üstelik 1 hafta önce fıtık teşhisi konmuştu. Eninde sonunda ameliyat geçireceği belliydi. Peki playoff'larda oynayamaz mıydı? Günahını almayayım ama yaz aylarında da tedaviye gidebilirdi bence. Belki de içinde bulunduğu durumun etkisiyle (Şu sıralar tüm gezegen Dwight'a yalancı, çocuk ve hain demekle meşgul.) çabuk karar verdi. Vücudunu dinlendirse, gazeteler "SVG görevde kaldığı için oynamıyor" yazacaktı. Ağrılarına rağmen oynayıp kötü performans sergilese "takımı sattı" diyecektik. Neyse ne, olan oldu. Playoff'larda oynayamayacağı kesin, hatta Olimpiyatlar'ı da kaçıracak. En erken 4 ay sonra basketbola dönebilecekmiş. An itibariyle resmileşti. Play-off'lardaki en kötü takım Orlando Magic

ps. twitter'da takip ettiğim yorumculardan biri şöyle demiş: "Bahse varım Dwight yarın karar değiştirecek."

Sunday, April 8, 2012

Meşhur Röportaj

5 Nisan 2012. Orlando Magic şut antrenmanı yaparken gazeteciler mikrofonlarını Stan van Gundy'ye uzatıyor ve NBA tarihinin en garip röportajlarından biri başlıyor.

Filmi birkaç sene geriye saralım. 2009 play-off'larında Magic, Celts karşısında 5. maçı kaybettikten sonra Dwight Howard ve van Gundy'nin röportajları bomba etkisi yaratmıştı. Dwight, topun kendisine verilmediğini, koç hatalarıyla maçı kaybettiklerini açıklamış, van Gundy ise mağlubiyeti bazı oyuncuların kosantrasyon eksikliğine bağlamıştı. Herkes moralman dağılmalarını beklerken toparlandılar ve finallere yükseldiler. Orlando için finallerin iki kritik ânı belli: 2. maçta Hido'nun alley-oop pasını bitiremeyen Courtney Lee ve 4. maçta iki serbest atış kaçıran Dwight Howard(1). Yine de kulüp tarihinde ikinci kez Doğu Konferansı Şampiyonu oldukları için başarılı bir sezon geçirdikleri konuşulmuş, anlaşmazlıklar unutulmuştu.

Stan van Gundy ligin iyi koçlarından biri. Fakat sürekli evladı ölmüş anneler gibi feryat figan eder. Bağırıp çağırmadığı zamanlardaysa limonî keler turşusu yalamışçasına dudaklarını büzüştürüp bench'te oturur. Yüz ifadesini Pepsi reklamlarında öpüşen Aysun Kayacı'ya veya Somurtkan Şirin'e benzetebiliriz.
Bir süre sonra oyuncular isyan ediyorlar tabii. Hido, van Gundy ile bol bol kavga etmiştir mesela. Dwight gibi 7/24 eğlenmek isteyen, işler zora girince kaçan bir basketbolcunun da her şeyi sineye çekmesi mümkün değil. Orlando yönetimi de Dwight gibi değerli bir oyuncuyu bırakmamak için her şeyi göze alabilir (koç değişikliği, transferler, para...). Fakat Dwight'ın ne yapacağı belli değil. 2 sezondur 6954 kere fikir değiştirdi: "gidicem, kalıcam, gidicem, kalıcam, Los Angeles'ta ünlülerle takılmak istiyorum, Dallas'a gidip daha az vergi ödemek istiyorum, New York beni çağırıyor, kalmaya karar verdim, beni takas edin, Orlando benim evim..." Bildiğin liseli. Ne yapmak istediğini kendisi de bilmiyor.

Bir türlü karar veremediği, camiaları ayı oynatırmışçasına oyaladığı için kendisine duyulan sempati erozyona uğramaya, insanların sevgisi yok olmaya başladı. Dwight da korku ve telaşla sözleşmesini 1 sene daha uzatmaya karar verdi. Göğsünü gere gere Orlando'ya ihanet etmediğini söyleyerken bir yandan da Stan van Gundy ile çalışmak istemediği, koçu kovdurmaya çalıştığı yönünde söylentiler ayyuka çıkmıştı. Hatta geçen hafta Dave Ping isimli bir gazeteci önemli bir iddiada bulundu: Howard, van Gundy'nin kovulması şartıyla kontratını uzattı.

Bu şekilde 5 Nisan 2012 tarihine geldik. Magic'in şut antrenmanında gazeteciler mikrofonlarını van Gundy'ye uzattılar ve neler olup bittiğini sordular. SVG konuşmaya başladı: "NBA'de böyle şeyler olur. Yüksek profilli bir oyuncu koçunun kovulmasını istediğinde bu herkes için büyük bir hikayedir. Ama hayal kırıklığı yarattığını itiraf etmeliyim. Bunun olmasını istemezdim ama birkaç gün önce yağmur yağmasını da istememiştim. Hayat devam ediyor. Şu an için önemli olan basketbol. Kimse benim işimi kaybedebileceğimle ilgilenmemeli. Kimse benim için endişelenmemeli. Bana bir şey olmaz. Yeni bir iş bulabilirim, param var... Dwight'ın ne istediği ya da benim ne istediğim mühim değil. Şu an kıçımızı yırtarcasına çalışmalı ve her gün kendimizi geliştirmeliyiz. Zaten hiçkimse benim ölene dek burada kalacağımı söylememişti. Hiçkimse kendini bana adamak zorunda değil ama herkes kendini takıma adamalı. Kimseden sevgi ya da destek beklemiyorum. Eğer sevgi bekliyor olsaydım ailemi bırakıp buraya gelmezdim."

Tüm gazeteciler şok olmuştu. Stan van Gundy açık açık Dwight'ın kendisini kovdurmak istediğini söylemişti. Bundan sonrasına videoyu izleyip devam edelim.
                   
Gazeteci: Tüm bunların doğru olduğunu nereden biliyorsun?

Stan van Gundy: Bana bunun doğru olduğu söylendi. Hem de yönetimin en tepesinden.(2)

Gz: Sana ne dedilr. Arkanda duracaklar mı?

SvG: Bana hiçbir şey söylemediler. Söylemek zorunda değiller zaten. Şu anda koç benim ve kovulana dek koçluğa devam ediyorum. Bana bir şey söylemek zorunda değiller. Söylemelerini de beklemiyorum. Ben bu gece daha iyi savunma yapmamızı bekliyorum. Söylediklerimin çılgınlık olduğunu düşünebilirsiniz ama tek gerçek bu. Gerisi... tıpkı daha önce söylediğim gibi umurumda değil. Şu an saat 12:02. Eğer beni 12:05'te kovmak isterlerse eve gider ve yapacak bir şeyler bulurum; güzel bir gün geçiririm. Kovulmak beni endişelendirmiyor. Beni endişelendiren, akşam 7'de Carmelo Anthony'yi savunup savunamayacağımız. Carmelo beni deli gibi endişelendiriyor.

Gz: Bir oyuncu koçun kovulmasını istiyorsa, sence koçla çalışmaya devam etmesi...

SvG: Eğer bir oyuncuysanız... boşverin oyuncu olmayı, bu dünyadaki herhangi bir insandan bahsediyorum. Bahse varım ki bu odada patronuyla sorunlar yaşayan ve onu sevmeyen en azından bir insan var. Belki aramızdaki tek bir insan... Fakat hâlâ sıkı çalışıyor ve iyi bir iş çıkarıyor. Normal olan da bu; kimse için farklısını düşünemeyiz. İnsanların işlerine nasıl baktıkları ve çıkıp sahada neler yaptıkları önemli. Herkes kendi gururu, takım arkadaşları için oynar. Başka hiçbir şey için değil, Başka hiçbir şey önemli değil.

Ben her şeyi dün öğrendim. Dürüst olacağım, bana neler sorulacağını ve nasıl cevap vereceğimi düşündüm. Beni rahatsız eden tek şey saçma salak muhabbetler; tüm iddiaları inkar etmek, soruları cevapsız bırakmak... Beni özgürleştiren tek şey dürüst olmak ve gerçeklerle yüzleşmek. Sanırım bazı insanlar neler olup bittiğiyle yüzleşmekte zorlanırlar. Oysa benim için dürüst olmak aptal aptal muhabbetlerden çok daha kolay.

Gz: Sen ne düşünüyorsun? Yönetimle görüştüğünde ne yapacaklarını hissettin. Onu mu dinleyecekler yoksa...

SvG: Hiçbir fikrim yok. Elbette ki karar yönetimin. Yönetimin karar vermesi gerek ama bunlar beni endişelendirmiyor.

Tam bu sırada muhabbetin başını duymamış olan Dwight Howard içeri giriyor ve espriyle karışık, "evet Stan, bunlar bizi endişelendirmiyor, değil mi" diye soruyor.

SvG: Ben de tam bunu söylüyordum. Bizi maçlar ve galibiyetler ilgilendirmeli

Dwight kolunu van Gundy'nin omzuna atıp, bizim temel endişemiz ne, diye soruyor.

SvG: Carmelo Anthony ve New York Knicks'i durdurmalıyız.

Howard: Plan bu. Tüm deikoduları başlatan Dave Ping burada mı?

SvG: Herhalde değil, Ping'i buralarda göremiyorum. (Gazetecilere dönüp) Benimle işiniz bittiyse biraz da Dwight'la konuşun.

G: Dwight, tüm bu hikayeler doğru mu?

Howard aklınca ironi yaparak şöyle diyor: Dave Ping'in oraya attığı hikayeler doğru... Saçmalamayın beyler.

G: Stan az önce doğru olduğunu söyledi.

Howard: Neymiş doğru olan?

G: Stan, onu kovdurmak istediğini söyledi.

Howard: Ben mi böyle söyledim?

G: Hayır, Stan böyle söyledi.

Howard: Kime söylemişim?

G: Bilmiyorum. Ben sadece...

Howard: Ben sizlere soruyorum. Çünkü sizin başka kaynaklarınız var.(3)

G: Koçun yönetimden duymuş.

Howard: Ben hiçbir şey duymadım...

Bundan sonra Howard tamamen dağılıyor ve ağzında klişe laflar geveleyip ortamdan uzaklaşıyor: "şampiyonluk kazanmalıyız, galibiyet istiyoruz, dünya barışını tesis etmeliyiz..." Şu sıralar herkes kendisiyle dalga geçiyor. Bana çok da fazla söyleyecek söz kalmadı zaten. Ne diyeyim, Ahmet Çakar moduna geçip huzurlarınızdan ayrılıyorum; Dwight adamsa Orlando'yu şampiyon yapsın.



(1)Final maçlarının son saniyelerinde serbest atış kaçırmak bir Magic geleneği. 95 Finalleri'nin ilk maçında Nick Anderson üst üste 4 serbest atış kaçırmış ve Hakeem'in sürüklediği Rockets Magic'i süpürmüştü. 2009'da ise Dwight iki serbest atış kaçırınca maç uzatmaya gitti ve Lakers 3-1 öne geçti. Sonrası malum.

(2)Dwight Howard'ın koçu kovdurmak istemesi ayıp. Stan van Gundy'nin bunu gazetecilerle paylaşması yanlış. Fakat Otis Smith'in yaptığı bambaşkaymış. 2 sezondur Howard'ı gönderen adam olmak istemediği için kendisine önerilen Gasol, Bynum, Amar'e, Carmelo, D-Will gibi teklifleri reddetti ve kanserin büyümesine izin verdi. "Kırmızı teli mi söksem, mavi teli mi koparsam" diye beklerken bomba elinde patlayan bir güvenlik uzmanına benzetiyorum Smith'i. Hakkında küçük bir not daha ekleyeyim: Finaller'e uzanan kadorunun en önemli oyuncularından Hido ile sözleşme yenilememiş, pas trafiğinin bir parçası olmaktan çok topu eline isteyen Vince Carter ile anlaşıp Orlando'nun hücum şablonlarını felç etmişti. Üstelik Hido'nun kariyeri düşüşe geçince korkunç bir açıklama yaptı: "Üstümüze doğru bir kurşun geliyormuş, son anda eğilmişiz."

(3)Tam bu noktada abuk subuk mimiklerle komiklik yapmaya çalışıyor. Orada olsam suratına bir tokat atıp yakasına yapışmak ve "yalan söylediğin ortaya çıktı gerizekalı" diye haykırmak isterdim. İyi ki orada değilmişim. Polisler beni yaka paça karakola sürüklerken, "yalan söylüyorsun, yalan" diye bağırmaya devam edecek ve parlak bir white boy olduğum için hapiste tecavüze uğrayacaktım.

Friday, April 23, 2010

Doğu Konferansı



Cavaliers vs Bulls

Chicago içeri girip, savunmayı delip sayı buluyor. Bu nereden geleceği belli olmayan penetreci figür Cavs'in Bulls'u paramparça etmesini engelleyecektir. Yavaş ayakları sebebiyle Shaq', Ilgauskas, kimi zaman Varejao turnikeye giren atletik kısaları takip etmekte zorlanıyorlar. Hickson Ilgauskas yokken fena performans sergilememişse de playoff başka bir iklim. Rose ve Hinrich'in penetreleri, Deng'in olgun oyunuyla birleşince Bulls'un dağılması pek mümkün değil. Fakat Del Negro'nun gönderileceği dedikoduları, hattâ Bulls yönetiminin başka isimlerle konuşmaya başlaması (yönetim yalanlamadı) büyük handikap olabilir.

Cavs mutlak favori. Elbette ki Shaq içerideyken pota altı kalabalıklaşıyor ve LeBron'a yeterli alan kalmıyor bazen. Sene başında Cavs birkaç maç kaybederken iyice dilimize pelesenk olmuş bir muhabbeti bu; hattâ Kobe'ye "LeBron'a önerilerin neler" gibi sorular yöneltiliyordu ki, Cleveland yenilgiyi unuttu. Sezon ortasında Jamison'ın da katılmasıyla pick and roll oyunlarında uzunu takip edebilecek hızlı ayaklı uzun oyuncuya kavuşmuş oldular. Raptors yerine Bulls ile eşleşmeleri, onları sonraki turlar için zinde tutacak, olası konsantrasyon dağılmalarını engelleyecektir.

Cavs'in seriyi geçeceği malûm. Benim esas merak ettiğim, Noah ile Varejao'nun ne zaman kavgaya tutuşacakları.

Hawks vs Bucks

Sezon içinde önce Michael Redd'in sakatlığıyla sarsılan, mücadele gücünü kaybetmeden savaşsa da playoff arifesinde Bogut'u kaybeden Bucks, artık Hawks'ı zorlayamadan evine dönecek. Bir takımda hem savunma hem de hücumun en aktif ismi sakatlanırsa yapılacak çok şey kalmıyor maalesef. Salmons, Ersan, Delfino kendi başlarına başarıyı yakalayabilecek çapta oyuncular değil. Her ne kadar Jennings skor üretebilecekse de egosu kendinden büyük bu çaylağa güvenmek komik.

Hawks cephesinin ise keyfi yerinde. Johnson'ın gittikçe olgunlaşan skorer kimliği, Harford'ın pota altında rakipsiz kalması, Smith'in güç dengesinde yarattığı dalgalanma, 2010 senesinin en iyi altıncı adamı olan Crawford'ın kenardan gelip yapacağı katkı... Atlanta kimi zaman -takım hâlinde- konsantrasyon problemleri yaşıyor. Belki bu sebeple bir maç kaybedebilirler. Büyük ihtimâlle Bucks, başarılı sezonu süpürülmeme uğraşıyla kapatacak.

Celtics vs Heat

Serinin mutlak favorisi Celtics elbette. Heat, bu sezonu yazın serbest kalacak oyuncular uğruna bir 'arasezon', geçiş dönemi olarak geçirdi. Gerek ilk beşin pek çok parçası, gerek bench çok kısıtlı. Takımın hem skor, hem de savunm bağlamında ortaya neredeyse hiçbir şey koyamadığı aşikâr. Fakat rakip takım kadrosunda bir süperyıldız varsa eğer, her daim dikkatli lmak, konsantrasyonu elden bırakmamak gerekli. Dwayne Wade, hangi konferansın hangi eşleşmesinde oynarsa oynasın, problem yaratır. Seri süt liman giderken üstüste iki maç 50 sayı atar ve durumu 3-2 gibi kritik bir aşamaya sürükler.

Garnett'in, Pierce'ın sakatlıkları, Rasheed ve Robinson'ın gevezelikleri, sezona harika girmişse de gittikçe performansı düşen Perkins, Davis'in oluşturduğu antipati... Celtics bunalımda. Garnett ribaund ve blokta harcayamadığı enerjiyi konuşarak atıyor. Pierce'ın yüzü gülmüyor. Rondo'nun olgunlaşması ve Allen'ın form grafiği umut veren yegâne durumlar. Yine de Heat'in hemen hiç şansı yok. Celtics'in en büyük avantajı Heat'in yavaş tempoyla oynaması çünkü; Celtics hızlı oynayan takımlardan fazlasıyla rahatsız oluyor. Meselâ Chicago ile eşleşmiş olsalardı, kan kusmadan üst tura geçmeleri mümkün olmazdı.

Magic vs Bobcats

Charlotte Bobcats 2010 tablosundaki en zayıf playoff takımı. Böylesine kısıtlı bir kadroyu başarıya taşıdığı için Larry Brown'a yılın koçu verilebilir bile. Normal sezon boyunca Raptors, Bulls gibi kendilerinden daha yetenekli kadroları geride bıraktılar. Playoff boyu en istikrarlı skor eli niyetine Stephen Jackson'a sarılacaklar. Jackson'ın ne kadar istikrarsız olduğu düşünülürse 'kısıtlı kadro' tabiriyle ne demek istediğim anlaşılacaktır.

Magic, malûm, geçen senenin finalisti apoletiyle en azından konferans finaline kalacaktır. Howard'ın hücumdaki etkinliği -Hidayet'in, daha doğrusu pasör üç numaranın ayrılmasının ardından- neredeyse yarıya indi. Nelson, Lewis ve Carter beklenen pas akşını sağlamakta zorlanıyorlar. Fakat Carter'ın, Magic'in topu mümkün olduğunca hızlı dolaştırıp boş şutu bulan sistemine adapte olamaması bile Bobcats'in bir galibiyet almasına yetmeyecek. Playoff'ların 4-0 bitecek tek serisi olabilir.

Thursday, February 11, 2010

Half Man Half Retired

Vince Carter 27'de 19 isabetle 48 sayı, 7 ribaund yapınca Howard'a da "Vinsanity is back" demek kalmış. Hele röportajın sonlarına doğru yaptığı 'half man-half retired' esprisiyle, yaklaşık yarım saat boyunca yüzüme geniş bir gülümseme kondurdu. Fakat bu üslûptaki şakalar uzun vadede kırıcı olabilir ve takımın ahengine halel getirebilir. Dwight -tıpkı Shaq' gibi- saha dışı gevezelikleriyle de gündeme gelebiliyor.