Showing posts with label Lin Jeremy. Show all posts
Showing posts with label Lin Jeremy. Show all posts

Wednesday, April 25, 2012

Most Improved Player 2012

MVP ödülü LeBron'a gidecek. Yılın savunmacısı için iki aday yarışıyor: Chandler ve Howard. Yılın koçu ya Popoviç ya da Thibodeau olacak. En karışık tabloya MIP'de rastlayacağız. Son durum şöyle:

JEREMY LIN
Sezon boyunca yalnızca 35 maç oynadı. İlk 8 maçta 10 dakika bile süre alamadı. Knicks'in atlattığı badireler malum; formsuzluk, sakatlıklar... Lin'in gerçekten süre aldığı maç sayısı 27. Bunların 25'inde ilk 5 başladı. Amerika'yı kasıp kavurduğu bu maçlarda 18 sayı ve 7.5 ribaunt ortalamaları tutturdu. Her şey mükemmel bir rüyaya benziyordu; oynadığı takım, etnik kökeni, mezun olduğu okul, birdenbire ortaya çıkışı...

İnsanlar yaşanılanları Holywood senaryosuna benzetiyorlar. Oysa film senaryolarında belli bir mantık dizgisi vardır. Koç bir oyuncuya güvenir, ısrarla arkasında durur; oyuncu hırslanıp çalışır, en sonunda kahramana dönüşüp güzel kızı evine atar. Bu defa akıldan mantıktan eser yoktu. Koç Lin'in arkasında durmamıştı. Hatta sakatlıklar yaşanmasa bileti çoktan kesilmişti. Lin'in kendini geliştirecek vakti yoktu. Her şey bir gecede değişti. Kusura bakmayın ama sinemada görsem, böyle saçmalığa bacağım girsin, deyip salonu terk ederdim. Daha çok Walt Disney veya Loone Tunes senaryosuyla karşı karşıyayız.
NBA tarihinin en garip hikayelerinden birini geride bıraktık. Biraz daha soğukkanlı olmanın vakti geldi. Asla ama asla yaptıklarını küçümsemiyorum. Hatta sezonun yalnızca yarısında forma giymesini bile önemsememeye çalışıyorum. Lin ortaya çıktığında Knicks'in morali paramparçaydı. Daha sezonun 1/3'i bitmemişken playoff yarışına veda etmek üzereydi. Jeremy Lin tek başına bir camiayı ayağa kaldırdı. Fakat geçen sene oynamayan bir oyuncunun 30 dakika süre almaya başlayınca zaten rakamları uçuyor. Jeremy Lin'in nasıl bir basketbolcu olduğunu bilmiyorduk. Geçmişinden bihaber olduğumuz insanların kendilerini ne kadar geliştirdiklerini bilmek mümkün değil. Lin bu ödül kategorisine pek oturmuyor bence. Aynı Pekovic gibi[1].

Benim kafamdaki ilk 3 isimden biri değil ama ödülün ağır favorisi gibi görünüyor.

ERSAN İLYASOVA
Milwaukee playoff'ların uzağında kalmış, all-star arasından önce pes etmenin eşiğine gelmişti. Üst üste maçlar kaybetmekten kurtulamıyorlardı. Ersan birkaç maç çift haneli sayılara çıkınca daha fazla Bucks maçı izlemeye karar verdiğimi hatırlıyorum. Ekran karşısına geçtim. 4 maçlık mağlubiyet serisi D-Will'in Nets'i karşısında 5'e çıkacak gibi görünüyordu. Ersan 29 sayı 25 ribaunt yaptı. Şaşkınlıktan tuğla sıçtım. Ersan geçen sene 9,5 sayı yapıyordu, bu sene 13. Geçen sene 6 ribaunt alıyordu, bu sene 8,8. 3'lük yüzdesi 30'dan 45'e yüksledi; saha içi yüzdesiyse 43'ten 49'a. Oha!
Lin için bahsettiğimiz rüya ya da mucize faktörü Ersan için de devreye giriyor. Ersan lokavt süresince Amerika'dan ayrılmış, pek çok NBA oyuncusu gibi Avrupa'ya gelmişti. Bu küçük Avrupa seyahatinin uzayabileceği, hatta bir daha NBA'e dönmeyeceği konuşuluyordu. Milwaukee'de hemen her oyuncu şahsî oynadığı için Ersan yeteneklerini sergileyemiyor, kendini kanıtlayacak fırsat bulamadıkça paslanıyordu.  Her oyuncu skor ve istatistik aşkıyla oyunun belli bölümlerinde şahsi oynayabilir. Jordan'dan Kobe'ye, Robinson'dan Kareem'e dek yüzlerce oyuncu bazen bencilleşmişlerdir. Fakat takımın oyun kurucusu kontolsüzce sayı atmaya çalışıyorsa, geceleri uykusunda "Iverson'dan daha iyi skorerim" diye sayıklıyorsa tüm takımın hücum ritmi bozulur[2]. Kendi şutunu yaratabilen (Carmelo, Pierce...) ya da topla iyi dripling yapabilen basketbolcular (Ellis, Wade...) sıkıntı çekmeyebilirler ama Ersan böye bir oyuncu değil. Ritmi fena bozulmuştu. NBA'den ayrılabileceği konuşuluyordu hatta. Takas döneminde hangi Avrupa takımına gideceğini merak ederken adam koptu, aştı, başı arşa değdi.

Sezon sonunda kontartı bitiyor. Kafası rahat, mid-level'ı kapacak. Brooklyn'e taşınan Nets taliplerinden yalnızca biri.

RYAN ANDERSON
"Howard'ın yancılarından biri," "Howard olmasa boş şut bulması mümkün değil," "Başka takımlarda işe yaramaz..." Tüm bunlar, Ryan Anderson hakkında söylenen laflardan yalnızca birkaçı. Tüm sezon boyunca Dwight'ın en büyük yardımcısı olduğu belliydi. Fakat Anderson kendini aştı. Dwight'ın moral, form ve sağlık sorunları yüzünden oynayamadığı maçlarda sorumluluğu üstlendi, ribaunt topladı, takımı taşımaya çalıştı.

Geçen sene 10.5 sayı, 5.5 ribaunt ile oynuyordu. Bu sezonki istatistikleri: 16 sayı, 7.5 ribaunt. Hem 3'lüklerde, hem serbest atışlarda, hem de saha içi isabet oranında kariyerinin en yüksek yüzdelerini yakalamış durumda. İnsanlık, kendini geliştirmek deyimini açıklamak için bu paragrafı kullanabilir.

ANDREW BYNUM
Sezon boyunca pek çok olaya karıştığı için Bynum'dan bol bol bahsettim. Kısaca istatistiklerini veriyorum. Geçen sene 11.5 sayı, 9.5 ribaunt. Bu sezon: 18.5 sayı, 12 ribaunt. Küçük bir Bynum vakası anlatıp diğer isimlere geçiyorum. San Antonio'nun 33 ribaunt alaibldiği maçta 30 ribaunt çekti. Maçtan sonra kendisini Lakers formasıyla 30+ ribaunt  istatistiği yapan efsanelerle (Mikan, Baylor, Wilt, Kareem) kıyaslayan gazeteciye "Bok gibi şut atıyorum" dedi[3]. "Bu efsanelere aynı cümlede geçmek çok güzel" gibi klasik laflar gevelemesini bekleyen kanal da şok oldu ve hemen yayının sesini kıstılar.
                           
Skorerler için 60+ sayı ne ifade ediyorsa uzunlar için 30+ ribaunt da aynı anlama gelir. Love'ı saymazsak 30+ ribaunt alan tek aktif oyuncu Bynum. Bir önceki hayvan istatistik için 96'ya gitmek gerekiyor; Sir Charles 33 yapmış, Mutombo'nun da 31'i var.

PLASELER

Goran Dragic: Lige ilk girdiğinde çok kötü performans gösteriyor, Suns taraftarı kendisine Tragic diyordu. Vazgeçmedi, NBA'de kalıcı olabileceğini ispatladı. Nash'ten kapabileceği kadar numara kapmış. Oyun tarzında Nash esintileri hemen hissediliyor; içeri penetre edip 3'lük çizgisinin dışında bekleyen arkadaşlarına pas vermesi, tek dripling üstünden oynamaya çalıştığı pick&roll'ler[4]... Tabii hala gelişme sürecinde. Sayı ortalaması 7.5'tan 12'ye çıktı; asistleriyse 3'ten 5.2'ye. Üstelik kariyerinde ilk kez +%80'le faul atıyor.

Greg Monroe: Aldığı süreler neredeyse hiç artmadı ama +6 sayı, +2 ribaunt ile oynuyor. Sürekli Pistons'ı seyretmiyorum. Bu sezon 10-12 maçını seyretmişimdir ama pota altında çok daha etkili bir oyuncuya dönüştüğünü görmemek için basketboldan anlamamak gerek. Özetlerde bile fark etmek mümkün. Fakat ikinci sezonunu yaşayan oyuncular doğal gelişim sürecinde oldukları için Monroe ve benzerlerini bu kategoride düşünmek saçma oluyor. Yapmayın.

Avery Bradley: Geçen sezon 5'te 0 3'lük atmış; bu sezon 47'de 21. Saha içi yüzdesi 34'ten 51'e çıkmış. Serbest atışlarda %50'den %79'a fırlamış. 1,5 sayıdan 7,5 sayıya yükselmiş. Hepsini geçtim, olağanüstü bir savunmacıya dönüşmeye başladı. RayRay sakatlıktan dönünce Doc Rivers Bradley'nin ilk 5'teki yerini kesmedi ve Ray Allen bench'ten gelmeye başladı. İkinci sezonunu yaşadığı için benim ödüle bakış açımın dışında kalıyor. Ama bu ne lan? Böyle gelişim mi olur? Başından nasıl bir metafizik olay geçtiyse tüm ligdeki başarısız oyuncularla paylaşmasını diliyorum.

***

[1]Pekovic'in basketbolu bildiğini, pota altında pozisyon alabilme konusunda tüm gezegendeki en büyük ustalardan biri olduğunu biliyoruz. Amerika bilmiyordu. Geçen sezon 13.5 dakikada 5.5 sayı ve 3 ribaunt istatistikleri tutturmuş. Bu seneki ortalamaları: 26.5 dakika, 13.5 sayı, 7.5 ribaunt. Üstelik neredeyse aynı yüzdelerle sayı üretiyor. Yani kendini geliştiren Pekovic değil, T-Wolves'taki basketbol aklı oldu. Aslında takımda kendini gerçekten geliştiren bir oyuncu var: Kevin Love. Geçen sezona göre +6 sayıyla oynuyor ama gelişimi anlamak için maçları seyretmek lazım. Mesela post oyununu ikiye katladı. Şu an ligdeki en iyi 4 numara olabilir mi? Olabilir. MIP için düşünülmemesinin tek sebebi var: MVP tartışmalarında ilk 5 6 isim arasında gösterilmesi.

[2]Sahada 3 numara pozisyonundan hücum yönetebilen bir oyuncu varsa (Mesela LeBron'u ya da Hidayet'in Orlando'yla finallere yürürken üstlendiği rolü düşünün. "Önce 10 kere potaya penetre edeyim, 10 tane de şut atayım, daha sonra dengeli oyun kurarım" diye oradan oraya savrulan Jameer Nelson, hücumun dümenini Hido'ya teslim etmişti.) ya da takımın uzunları oyun okuyabiliyorlarsa (Gasol kardeşler, az biraz Garnett, en eskilerden Bill Russell...) bir nebze şanslısınız. Yalnızca asist yapmaktan değil, hücumu idare etmekten bahsediyorum. Tabii Bogut yerine Ellis (saf skorer) gelince Bucks'ta işler karıştı. Üst üste maç kazandıkları dönemde bol bol asist yapıyorlardı ama kendi şutunu yaratamayan oyuncuları istikrarla beslemeleri mümkün değildi. Hala değil. Ellis saf skorer, doğası gereği sayı üretmek zorunda. Sahada olmasının tek amacı bu. Jennings de çaylak sezonunda 55 attığı maçtan beri aptalca bir tribe girip yalnızca skorer olmaya karar verdi (Büyüyünce Iverson olacakmış.). Maç başına yaklaşık 40 şut atıyorlar. Golden State Curry&Ellis ikilisinin inanılmaz bir savunma handikapı yarattığını fark etti ve seneler sonra takım kültürünü (sadece hücum) değiştirmeye karar verdiler. Ellis&Jennings ikilisi de savunmada kocaman problemler oluşturuyor. Yazın Jennings'in takasta kullanılabileceğini düşünüyorum.

[3]Kobe'nin sakatlığı sebebiyle dinlendiği maçlarda Bynum'ın yüzdesi 35'lere düşmüştü. Uzun oyuncular için korkunç ortalama.

[4]Kidd gençliğinde elit savunmacı olduğu için her zaman Nash'in yarım adım önündeydi ama John Stockton emekli olduktan sonra tüm NBA'de pick&roll'u en iyi uygulayan oyuncu Nash.

Tuesday, April 10, 2012

Linsanity Öldü. Yaşasın Jeremy Lin!

Başlık çalıntı. Efsanevî blog yazarı Bethelhem Shoals'tan aldım. Aynı şeylerden bahsetmeyeceğim ama başlık kafamdaki düşüncelerin üstüne tam oturuyor: Linsanity öldü, yaşasın Jeremy Lin.

NBA'de kalıcı olamayacağı zannedilen bazı çaylaklar vardır.(1) İyi performans gösterdiklerinde herkesin sevgisini kazanırlar. Performanslarını devam ettirdiklerindeyse hayran kitlesine kavuşup gündemi meşgul ederler. Hayranlar gazete, dergi ve forumlarda yeni oyuncuyu öve öve bitiremezler: "Bu çocuk all-star olacak, takımın liderliğini üstlenecek, ileride ABD Başkanı seçilecek..." Tam da bu sıralarda hater'lar patlak verir. Oyuncunun abartıldığından, gelecekte unutulacağından, aslında beş para etmediğinden dem vururlar. Soğukkanlı ve objektif takılan insanlar (ben de bu grupta olduğumu umut ediyorum) her iki cepheyi de pek dinlemez, hikâyeden zevk almaya bakarlar.

Yeni oyuncuların sürekli iyi performans göstermesi düşünülemez. Kötü oynadıklarında hater'lara gün doğar: "Bitti, fos çıktı, balon..." Tekrar iyi oynayınca hayranlar devreye girer: "Coştu, all-star, bazı eziklere kapak..." Jeremy Lin tam da bu aşamaya gelmişti. Yarattığı muhteşem hikâyenin altında ezilecebileceğini düşünüyordum.

Mike d'Antoni için savunma demek, Kardashian'lar için kitap okumak anlamına gelir. Lin gibi savunma yapamayan ve yapamayacak(2) bir basketbolcu (Rose'a blok yaptı, tamam.), koç değişikliğinden sonra eski önemini yitirmişti. Mike Woodsen'ın Lin'le çalışmaktan memnun olmadığı konuşuluyordu hatta. Jeremy Lin dizinden ameliyat oldu. Play-off'lara dek oynayamayacak. Yazık oldu ama hem hikâye ekşimeyecek, hem de insanlar yaşananların ateşiyle saçmalamaya (Gazete manşetleri: "Carmelo Lin'i yavaşlatıyor"(3), "Kobe vs Lin" Ne saçmalıyorsunuz amk.) devam edemeyecek. Hem New York'ta oynadığı, hem de Asyalı olduğu için her zaman gözler üzerinde olacak ama Linsanity'nin etkisinden kurtulduğumuz için Jeremy Lin'in kariyerini keyif ve mantıkla seyretme şansı yakalayacağız.
Aslında Jeremy Lin vakasını başka çaylak ya da yeni oyuncularla kıyaslıyorum ama benzer örnek bulmak pek mümkün değil. Birkaç hafta önce şöyle yazmışım:

"İnsanlar yaşanılanları Holywood senaryosuna benzetiyorlardı. Oysa Holywood senaryolarında belli bir mantık dizgisi vardır. Koç bir oyuncuya güvenir, oyuncunun arkasında durur, oyuncu hırslanıp çalışır, en sonunda kahramana dönüşüp güzel kızı evine atar. Bu defa akıldan mantıktan eser yokru. Koç, Lin'in arkasında durmamıştı. Sakatlıklar yaşanmasa çokta bileti kesilmişti! Lin'in kendini geliştirmek için vakti yoktu. Her şey bir gecede değişti. Kusura bakmayın ama sinemada görsem, "böyle saçmalığa bacağım girsin" diyerek salonu terk ederdim. Daha çok Walt Disney veya Looney Toones senaryosuyla karşı karşıyayız."

Üstelik hikâyeni daha da çılgın hâle gelmesi için tüm koşullar bilerek oluşturulmuş gibiydi. Nerede oynuyor? New York Knicks; NBA'in en çok konuşulan takımı. Hangi etnik kökene mensup? Asyalı; ligde örneğine en az rastlanılan coğrafya. Nasıl ortaya çıktı? Birdenbire; kimse bilmiyor. Kader ağlarını örmüş, kozmosta bir kayma olmuş ve kusursuz fırtına meydana gelmişti. Tüm Amerika, Linsanity'ye teslim oldu.

Ligin en garip hikâyelerinden birinin sonuna geldik. Lin asla all-star seviyesine gelemeyecek muhtemelen ama NBA'de kalıcı olabileceğini kanıtladı. Fakat kabul edelim, bir ay boyunca hepimizin beyni eridi. Bir ay boyunca herkes şaşkın şaşkın maçları izledi; övgüler dizdi, şiirler yazdı, serenatlar besteledi... Daha fazla yorumlamadan gazetelerde çıkan manşetlerden, insanların yaptığı poster ve illüstrasyonlardan birkaçını ekliyorum:



*

(1)İlk turda seçilmeyen basketbolcular mesela. Avrupa'dan gelenleri saymıyorum (Memo, Ginobili, Marc Gasol...). NBA uzun seneler yalnızca Amerika'dan basketbolcu çıkabileceğine inanmıştı çünkü. Kuzey Amerika'dan örnek vereyim: Denis Rodman, Tiny Archibald, Arenas, Dennis Johnson, Monta Ellis, Boozer, Rashard Lewis, Michael Redd, World B. Free, KC Jones, Mo Cheeks, Alex English, Willis Reed... Bu saydıklarım all-star seviyesine gelenler. Steve Kerr veya Dragic gibi önemli rol oyuncularından bahsetmedim bile.

(2)Lin için savunma yapamaz diyorum ama Amar'e de müdafaa özürlü olduğunu defalarca  kanıtladı. Üstelik Knicks'in çok ciddi yapısal problemler var. Carmelo topu eline ister ve oyunun temposunu yavaşlatır, Amar'e ise bir o sahaya bir bu sahaya koşar. Daha önce bu imkansız denklemden bahsetmiştim.

(3)Knicks kötü gittiğinde gazeteler ve taraftarlar Carmelo'nun Lin'i yavaşlattığından, Carmelo'yu göndermekten bahsediyorlardı. Baba oyuncu çok zor bulunur. Süper yıldızı bulduktan sonra kadroyu yavaş yavaş güçlendirmek mümkün ama süper yıldız ender rastlanan bir mücevher gibidir. Jeremy Lin 100.000.000 milyon dolarlık bir adam. Reklam gelirlerini tarif etmek mümkün değil. Amar'e olağanüstü bir side-kick. Fakat "bu gece 35 atayım" deyip bunu başarabilen basketbolcu, play-off'ta sizi Boston cehenneminden çıkaracak yegane organizmadır.

Saturday, March 17, 2012

İmkânsız Denklem: Carmelo+Amar'e


New York taraftarı ve yönetimi başta LeBron olmak üzere serbest kalan pek çok süper yıldızla anlaşacaklarını düşünüyorlardı. Hatta LeBron için pankartlar hazırlamış, formalarına James ismini yazdırmışlardı. LeBron, Wade, Nowizki, Bosh derken Joe Johnson'ı bile alamadılar. Taraftar, alabildikleri tek yıldıza, Amar'e'ye aşkla bağlandı.

 

"M-V-P... M-V-P... M-V-P..."

Bu tezahürat geçen sene MSG'da yankılanıyordu. Amar'e New York tribünlerini coşturuyor, yaklaşık 30 sayıyla oynuyor, genç oyuncularla beraber koşup hızlı hücumları bitiriyordu.
Ama Garden seyircisinin süper yıldız hasreti dinmemişti. Hem taraftarlar, hem yöneticiler, hem medya mensupları Carmelo için bastırıyorlardı. Carmelo zaten sezon sonunda New York'a gitmek istediğini söylemişti. Fakat Birkaç ay daha bekleyemediler. Takımın yarısını Denver'a gönderip ligin en iyi skorerlerinden birine kavuştular. Carmelo mehdi gibi karşılandı. Madison Square Garden'ın,  kulübün, şehrin anahtarını teslim etmek için hazır bekliyorlardı. Carmelo el üstünden şut attıkça, imkânsız fade away'lerde isabet sağlayınca herkes çıldırdı. Playofflarda Celtics'e karşı kafayı yiyip her attığını sokunca New York halkı, beklenen basketbolcunun şehre ayak bastığına, seçilmiş kişinin Carmelo olduğuna karar verdi. Bu defa tüm salon Carmelo için yakılanıyordu: "M-V-P... M-V-P..."

Bu sıralarda aklı başında her basketbol seyircisi Knicks'in çok değerli parçalara sahip olduğunu ama bu temelle hiçbir yere gidemeyeceklerini düşünmekteydi. Amar'e kariyeri boyunca Nash'le pick&roll oynamış, "run&gun" ismi verilen, hızlıca rakip sahaya gidip ilk 14 saniyede şut atmak üstüne dayalı bir sistemde verimli olmuştu. Run&gun, koç Mike D'Antoni'nin alâmet-i farikasıdır. d'Antoni takımları, mümkün olduğunca fazla şutörle üçlük çizgisinin etrafına dizilir, rakip takım defansa yerleşemeden boş oyuncuyu bulup topu potaya gönderirler. Bu sayede Amar'e kariyeri boyunca hareketliyken topu alıp potaya yöneldi.

Carmelo ise bambaşka bir ekolün temsilcisidir. Topu alır, yerde sektirir, sırtını döner, enfes ayak fundamental'ıyla kendine pozisyon hazırlar ve şutu gönderir. Bu alanda tüm ligde birkaç rakibi var: Kobe, Pierce... Isındıkça daha da iyi şut sokmaya başlar. Herhangi bir takıma 30 sayı atabilir. Fakat hücumları yavaşlatır, rakip takım defansa yerleşir. Artık oyun sete set, 24 saniye süresinin kullanıldığı bir tarza dönüşmüştür.



Amar'e ve Carmelo asla ama asla aynı sistemde verimli olamazlar. Genç Jason Kidd veya Chris Paul gibi olağanüstü oyun kurucular bile bu işin altından kalkmakta zorlanırlar. Peki bu sezon başında New York'un oyun kurucusu kimdi? Hiçkimse. Carmelo için Denver'a tek düzgün oyunu kurucularını, Raymond Felton'ı da göndermişlerdi.

Sezon başlar başlamaz her şey apaçık ortadaydı. Oyunu yavaşlattıklarında Carmelo verimli oluyor, Amar'e tek haneli sayılara iniyordu. Hızlı hücumlarla sayı bulmaya çalışınca Amar'e coşuyor, Carmelo kayboluyordu. Takımın galibiyet/mağlubiyet yüzdesi hızla düşerken Garden seyircisi oyuncuları yuhalamaya başlamıştı bile. Tam o sırada her ikisi de ufak sakatlıklar geçirdi ve bir mucize oldu. Kelimenin tam anlamıyla bir mucize.

Harvard mezunu, draft'ta kimsenin dikkatini çekememiş, oynadığı takımlarda yer bulamamış, "bu defa da başaramazsam Wall Street'te iş bulurum" diyerek New York yolunu tutmuş, takımdan gönderileceğini düşündüğü için ev bile tutmamış bir adam, gerçekten takımdan gönderilmek üzereyken üst üste gelen sakatlıklar sayesinde takımda yer buldu.  Üstelik bu adam özellikle basketbolda başarısız olan bir etnik kökenden gelmişti: Uzak Doğu.  Hiçkimse ne olduğunu anlayamadı. Jeremy Lin bir gecede 0 noktasından 100'e çıktı; turnikeler, şutlar, asistler... Ertesi akşam yine aynı performans, sonraki maçta yine aynı performans. Neredeyse her akşam 20+ sayı, 10 asist yapıyor, deplasmanda maç kazandıran basketi atıyor, kritik toplarda arkadaşlarını besliyordu. Tüm spor geyiklerinin zirvesine yerleşti. Onlarca lakap takıldı: Linsanity, Linternational, Linsational... Gazeteciler New York'a akın etti, Spike Lee sırtına Jeremy Lin forması geçirdi ve Madison Square Garden bir kez daha inlemeye başladı: "M-V-P! M-V-P!"


İlk birkaç maç umursamadım, hatta uzun vadede ilk 5 başlayamayacağını düşündüm. Sanıyorum dördüncü maçta yelkenleri suya indirip, yalnızca NBA yahut basketbol değil tüm spor tarihinin en garip hikâyelerinden birine kendimi kaptırdım. İnsanlar yaşanılanları Holywood senaryosuna benzetiyorlardı. Oysa Holywood senaryolarında belli bir mantık dizgisi vardır. Koç bir oyuncuya güvenir, oyuncunun arkasında durur, oyuncu hırslanıp çalışır, en sonunda kahramana dönüşüp güzel kızı evine atar.  Bu defa akıldan mantıktan eser yoktu. Koç Lin'in arkasında durmamıştı. Sakatlıklar yaşanmasa çoktan bileti kesilmişti!  Lin'in kendini geliştirmek için vakti yoktu. Her şey bir gecede değişti. Kusura bakmayın ama sinemada görsem, "böyle saçmalığa bacağım girsin" diyerek salonu terk ederdim.  Daha çok Walt Disney veya Looney Toons senaryosuyla karşı karşıyayız. Peki gerçek hayatta, NBA gibi tecrübe ve atletizmin içiçe geçtiği bir arenada bu mucize nasıl gerçekleşti? Kozmik güçlerin, metafizik varlıkların, X-files karakterlerinin alanına girmek istemem.  En iyisi basketbola döneyim. Jeremy Lin all-star seviyesine gelebilir mi? Topu elinden dengeli çıkarıyor. Hem turnike atarken, hem de pas verirken. Potaya drive ettiğinde üçlük çizgisinin dışına, özellikle iki köşeye güzel paslar verebiliyor. Saha görüşü ve pick&roll sezgisi yüksek.  NBA için yeterli mi? Kesinlikle evet. All-star seviyesine yükselebilir mi? Pek mümkün değil.  Atletik yetenekleri zayıf olduğu için Steve Nash'e benzetiyorlar ama Nash Dallas senelerinde ligin en hızlı guardlarından biriydi. Üstelik Stockton'dan beri en iyi pick&roll oynatan guard. Dripling esnasında aniden durup pas vermek konusunda hâlâ ligin 1 numarası. Tabii kimse Lin'den Nash olmasını beklemiyor. Nash'in istatistikleri her zaman olağanüstü olmuştur: %90+ serbest atış, %50+ saha içi isabeti, %40+ 3'lük isabeti. Fakat sahip olduğu en önemli özellik, manyaklık seviyesindeki saha görüşü.

Varsın Lin, Nash olmasın. Şimdiden heyecan verici bir oyuncuya dönüştü ve New York gibi bir şehirde ilk 5 başlayabileceğini kanıtladı. Hikâyeyi fazla uzatmaya gerek yok, herkes ezbere biliyor zaten. Ayakta alkışlyorum, helâl olsun, helali hoş olsun.

Lin bu akıl almaz seriyi ne kadar sürdürebilir, diye düşünürken New York medyası amiyane tabirler yine gaza gelmişti: Amar'e ve Carmelo döndüğünde şampiyonluğun en büyük adaylarından biri olacağız. Tüm oyuncular yeniden basketbol oynamanın heyecanını taşıyor... Tabii ki olmadı. Şu sıralar Garden'da tek ses yankılanıyor: boo!!!

Bu biraz şarapla votkayı karıştırıp içmeye ya da ne bileyim üst üste dana bonfile ve kalkan balığı yemeye benzyor. İkisi de şahanedir, ikisi de değerlidir ama aynı anda tüketirseniz anlamlarını yitirirler. Chris Paul'ün bile çözmekte zorlanacağı bir denklemi, 2 aydır oynayan bir basketbolcunun sırtına yükleyemezsiniz. Çocuk hızlıca rakip sahaya koşuyor Carmelo soyutlanıyor. Topu Carmelo'ya verince Amar'e sete set hücumu bilmediği için seyirciye dönüşüyor. Üst üste iki şut atınca diğer oyuncular mızmızlanıyor. Kenardan gelen JR Smith kafasına göre takılıyor. Söylediğim gibi Lin güçlü oyuncları savunacak fiziğe sahip değil. Ama savunmanın asıl sorunu bu değil. Carmelo'nun defansla alakası olmaz,süper skorer olduğu için kendini hücuma saklar, Amar'e ise defansın d'sini bilmez. Açıkça söylüyorum alan paylaşımına kafası basmaz. Pota altını boş bırakıp blok peşinde koşar.


Tüm NBA'in en boktan pick&roll savunmasına sahip olduğu söylenir:

Hem Ersan'ı hatırlayalım,  hem de savunmada Carmelo ve Amar'e olunca yaşananlara bakalım:
   

1995'ten beri NBA'i çok sıkı takip ediyorum. Kafamdaki tüm şablonları kullanmaya çalıştım ama Knicks'in kadrosuna derman bulamadım. En sonunda Mike d'Antoni de benim hücum prensiplerimde Carmelo işe yaramıyor dedi yönetimle karşılıklı oturup ayrılmasına karar verildi. Bence de Knicks'e takas şart ama hangi takas? Kritik playoff maçında birden bire 40 sayı atabilecek, son anlarda sorumluluk alabilecek tek oyuncuları Carmelo. Göndermek aptallık olabilir. Fakat Amar'e de bulunmaz bir cevher. Ligde kaç tane elit uzun var ki? Meselâ Amar'e+Lin+draft hakkı verip Howard'ı almak gibi bir ihtimâl yok. Çünkü Lin hem halk kahramanına dönüştü, hem de uluslararası ilgiyi akıl almaz bir noktaya ulaştırdı. Hiç abartmadan söylüyorum, asgari 100.000.000 dolarlık bir adam. Reklam anlaşmaları, forma satışları, televizyon reytingleri...

Ben Knicks için 'ideal' çıkış yolu göremiyorum. Bir şeyler kaybedecekleri kesin. Tabii pek mümkün değil (bence %100 imkânı yok) ama Lin birdenbire ortaya çıkıp basketbol tarihinin en çetin ceviz denklemlerinden birini çözerse bilemem. Allah kerim der dine dönerim. Zaten Lin her twitter mesajında Tanrı'ya şükranlarını sunuyor. "Herhâlde kendisi evliya" der peşinden giderim.