Showing posts with label 003 Chicago Bulls. Show all posts
Showing posts with label 003 Chicago Bulls. Show all posts

Sunday, June 3, 2012

Air vs Glide

1992 Finalleri'nin 20. yıldönümünü yaşıyoruz. Neler olduğunu hatırlamayanlar için amme hizmeti yapıyorum.

1984. Blazers, draft'e ikinci sıradan giriyor. Bir sene önce Drexler'ı aldıkları için uzun oyuncu arıyorlar. Jordan yerine Sam Bowie'yi tercih edip lig tarihini tamamen değiştirecekler.

O günden beri Jordan'ın Blazers'la kardeş kardeş geçinmediğini, daha karşılaştıkları ilk maçta 30 sayı attığını biliyoruz. Saatleri 8 sene ileri alalım. 1992 MVP oylamasında Jordan birinci olmuştu; Drexler ise ikinci. Gazeteler Clyde the Glide'ın Batı'daki Jordan olduğunu yazıyor, eğer ikisi birbirlerini dengelerse Blazers'ın şampiyonluğa ulaşabileceğini söylüyordu. Jordan'ın patolojik seviyedeki rekabetçiliği (bildiğin sosyopati[1]) için daha elverişli bir ortam düşünmek imkansız herhâlde.

Birbirlerine benzetilen iki basketbolcunun Finaller'de karşılaşması... Hall of Fame'e girecek iki oyuncuyu kıyaslamak için daha eğlenceli bir yöntem düşünülebilir mi? Jordan vs Drexler tartışması Finaller başladıktan yalnızca birkaç saat sonra ebediyen tarihin derinliklerine gömülecekti[2]. Pazar günü halk gülsün eğlensin diye sözü Bill Simmons'a bırakıyorum:
*****
     İnsanların dilinden düşmeyen bir tartışma vardı: Jordan mı Drexler mı? Üstelik Finaller öncesi Portland, "3'lüklere izin vermek" gibi bir plan yapıp[3], oyun stratejilerini medyayla paylaşacak kadar aptalca bir eylemde bulunmuştu. Tüm bunlar, çığlık atan bir çocuğu teriyaki sosuna bulayıp, azdırılmış bir rottweiler'ın karşısına çıkarmaya benziyor, değil mi? Farkında değildik ama Clyde Drexler, ulusal televizyonda atletik olarak sodomize edilmek üzereydi. Portland maçın başında öne geçti: 17-9. İlk çeyreğin bitimine 6 dakika kala, Chicago tribünleri maçın içine girememişti henüz. Sonraki 17 dakikaya göz gezdirelim: MJ 3... MJ 2+1... MJ 3... MJ 3... MJ 2... MJ 2... İlk çeyrek bittiğinde 18 sayısı olan Jordan dinlenmek için kenara gelirken Blazers 33-30 önde... Skor 45-44'ken MJ tekrar maça giriyor... MJ 2... MJ 3... MJ top çalma+2... MJ 2... MJ 3... MJ takip smacı... Drexler'dan airball... MJ 3+silkilen omuzlar (omuz silktiğini unutamazsınız)... Portland'ın ikinci çeyrekteki 3. molası... Chicago 66-Portland 49... Drexler'ın 8 sayısına karşılık Jordan ilk yarıda 35 sayı atıp playoff'lar 3'lük rekorunu kırıyor... Evet, bu olay gerçekten yaşandı.

      Bir ay sonra Drexler ve Jordan Dream Team'de bir araya geldiler. Ülkede Jordan vs Drexler tartışmasını kafasında tam olarak bitirememiş tek insan vardı: MJ. Antrenmanlarda sürekli Drexler'a yüklenip Finaller hakkında trash talk yaptığı için Magic Jordan'la konuşmaya karar verdi: "Clyde'a bu kdar yüklenme ki Olimpiyatlar öncesi özgüveni tamamen yok olmasın." Jordan'ın ağırdan almaya başlamasına rağmen psikolojik hasar oluşmuştu artık. Sonraki iki sene Drexler'ın istatistikleri 19-6-5'e dek düşecek, 85-92 arasında .49 olan yüzdesi 93-94 senelerinde .43'e gerileyecekti. Tabii Blazers'ın üst üste playoff ilk turunda elendiğini de unutmayalım[4].

       Drexler'ın yaşadığı fetret devrinin sorumlusu Jordan mı? 30 yaşına gelmiş bir basketbolcunun top 5'ten "taş çatlasa all-star" seviyesine düşmesine anlam vermek kolay değil. Bir yıldızın, başka bir yıldızın kariyerini pek çok farklı yollardan böylesine kötü etkilediğine pek şahit olmadık. Hatta Drexler en sonunda dağın zirvesine ulaşıp şampiyonluk kazandığında bile Jordan baseball'dan yeni dönmüş ve Finaller'e ulaşamamış olacaktı. Eğer tam olarak ısınmamış Jordan'ın sürüklediği Bulls, Finaller'e gelip Rockets'a yenilse, Clyde intikamını almış olacaktı belki de. Fakat bugün bile Rockets'ın kazandığı iki şampiyonlukta en büyük etken olarak Jordan'ın basketbola ara vermesi gösteriliyor. Siktir. Drexler'ın yüzüğünde bile Jordan'ın gölgesi parlıyor.

                                                 
YouTube'da yalnızca highlight'lar varmış. Birkaç güne maçı indirip YouTube'a yüklerim.
___________________________________
[1]Benim de yeni öğrendiğim bir hikâye: Jordan NBA'e girdikten sonra, bir haftasonu vakit geçirmek için eski lise arkadaşının evine gidiyor. Jordan, arkadaşı ve arkadaşının ninesi kâğıt oynamaya karar vermişler. Nine tuvalete gider gitmez Jordan çaktırmadan kadının kağıtlarına bakıyor. Yuh!

[2]Oyuncuları rakamlarla anlatmak sikimsonique bir fenomen ama Air Jordan vs Clyde the Glide rekabetinin istatistikî karşılaştırması: 23 maç; 34 sayı ortalamaya karşılık 24 sayı.

[3]Jordan o sene %27 ile 3'lük atıyordu.

[4]Tabii Simmons mahallenin delisi olduğu için biraz abartıyor. Yaşadığı küçük sakatlıklar da istatistiklerinin düşmesinde etkili oldu.

Friday, May 11, 2012

Gidenler, Kalanlar, Ölümsüzleşenler

Starbury
Stephon Marbury Pekin Ördekleri'yle[1] Çin ligi şampiyonluğuna ulaşmıştı. Liseden beri yaşadığı ilk şampiyonluk (Isiah Thomas'a not: Bunu hatırlattığım için muhtemelen blogu okumayı bırakacaksın ama New York'tan bakınca beynin bir tümöre benziyor.). Kadrodaki en önemli isimdi üstelik. İstatistiklere bakınca takımı sürüklediği belli oluyor zaten: 27 sayı, 6.5 asist. Tabii Çin'de tutturulan rakamlar defolu oluyor. 30 küsür maça çıkan JR Smith de 35 sayı, 7.5 ribaunt ve 4 asistle oynamıştı mesela.


CBA'de yabancılara MVP ödülü verilmiyormuş. İlk kez kupayı kazanan Beijing Ördekleri de en önemli oyuncularına kocaman bir jest yapıp şükranlarını sundular. Artık bronz Starbury heykeli Beijing halkını selamlayacak.

[1]Evet, takımın adı bu. Gördüğünüz gibi şehirle özdeşleşmiş materyalleri kullanırken Houston Roketleri gibi korkutucu bir isim de bulabiliyorsunuz, Bursa Şeftalileri ya da Güney Doğu Anadolu Projeleri gibi abuk subuk sonuçlara da ulaşabiliyorsunuz. Zaten âlemde tek Ördekler var: Anaheim Mighty Ducks.

Celts vs Hawks
Bugün kutlu bir gün. NBA severler neşe içinde. Hawks'tan kurtulmanın haklı gururunu yaşıyorlar. Bu kadar korkak veren başka kaç takım yönetimi vardır acaba (En az bir: Orlando Magic)? JoJo'ya 120 milyon $ verdikleri gün, seneler boyunca playoff'lara girmelerine rağmen asla başarılı olamayacaklarını ilan etmişlerdi. Bu sene de hedeflerine ulaştılar. JoJo(senelik 18 milyon $), Al Horford (12), Marvin Williams (8) ve Josh Smith'in (12) kontratları yüzünden elleri kelepçelenmiş bir hâlde önümüzdeki playoff ilk turlarına bakacaklar.

Celtics'in zaten turu geçeceği belliydi. Hawks'ın ortaklarından Michael Gearon Jr'ın açıklamaları da Celts'in muhtemel motivasyon eksikliğine derman oldu: "Lehimize düdük çalmıyorlar. Sürekli benzer laflar işittiğiniz biliyorum ama ben istatistik de vereceğim. Dün akşam yaşlı ve fiziksel mücadele veren bir takımla oynadık. Onlar yaşlı. Yaşlı adamlar basketbol oynadığında faul yaparlar. Üstelik Kevin Garnett ligdeki en pis basketbolcu. İlk yarı boyunca yalnızca 2 düdükle cezalandırıldılar, bizse tam 5 katı düdükle."

Kevin Garnett 28 sayı ve 14 ribauntla cevap verip sağolsun seriyi de bitirdi. Seri değil, lanetti mübarek; kurtulabilmek için adaklar adamış, mumlar yakmıştım. Sixers vs Bulls mücadelesi de korkunç basketbola sahne oluyor ama takımların kendilerini parçalarcasına savaştıkları belli en azından.

Bulls vs Sixers
Pislik çukuruna düşmüş iki yamyamın ölümcül dövüşü gibiydi. Etkileyici playoff atmosferi ama çok kötü basketbol. Kader deyin, karma deyin, oyuncularını sene boyu biraz fazla zorlayan Tom Thibodeau deyin... Şampiyonluğun favorisi olan takım (mükemmel savunma, denge, kadro derinliği, süper yıldız...) ilk turda elendi. Lafı uzatmadan Ömer Aşık vakasına geçiyorum.

Maçın bitmesine 12 saniye var, 1 sayıyla önde olan Bulls topu oyuna sokacak. Gezegendeki tüm Sixers taraftarları topun Ömer'in ellerine gitmesi için dua ediyorlar. %80'le faul kullanan Watson topu rakip sahaya taşıyor ve Ömer'e (%45) pas veriyor. Ancak bu kadar gerzekçe bir pas hayal edilebilir. Hatta görüntüleri izleyince Lou Williams'ın Watson'a arkadan faul yapmaya çalıştığı görülebilir (Sırtından itiyor.).
3.20'den itibaren dediklerim yaşanıyor.
                        
Sonraki pozisyona geçiyoruz. Ömer ikinci serbest atışını kaçırmak üzere. 1 sayıyla önde olan Bulls kısaları, ribaunt alabilecekleri gibi sikimsonique bir illüzyonun kurbanı oldukları için Sixers'ın hızlı hücumuna engel olamıyorlar. Iguodala'yla karşı karşıya kalan Ömer faul yapmak zorunda kalıyor (7.2 boyundaki her oyuncu mecburen aynısını yapardı büyük ihtimalle.)

Gavura karşı durup Ömer'i korumak gibi abuk subuk bir arzum yok. Senelerdir eleştiririm zaten (Bir ayran şişesi bile hücumda Ömer'in yaptıklarını yapabilir çünkü.). Fakat Bulls'un elenmesinden sorumlu olmadığı aşikar.

Lakers vs Nuggets
Seri boyunca tüm yorumcuların ağzımda gevelediklerini hatırlatmama gerek var mı: "Nuggets hızlı tempoda oynayıp yüksek şut isabeti tutturmalı; Lakers hücum sayısını azaltmalı; Miller ve Gallinari hariç Denver oyuncuları yarı saha basketbolu oynamakta zorlanıyorlar (Hele ki Lakers uzunlarına karşı.)..." Baştan sona maçın yegane hakimi Denver olacaktı. Mide virüsü sebebiyle maç öncesi otobüste kusan[1], smaç yapacak mecali kalmamış Kobe tek başına takımını taşımaya çalışacaktı ama nafile.

Meşhur bir efsane var: Büyük takımlar, yıldız oyuncuları hastalandığında maça daha sıkı sarılırlar. Bynum&Gasol için söyleyecek söz yok. İstatistik kağıdının Bynum hanesinde 16 ribaunt yazıyor ama boş laf. Tek kelimeyle rezalet oynadılar. Takımın geri kalanının yapabilecekleri belli zaten. Brewer 18 sayı attı; Lakers yedekleriyse 17 (Hatta seri boyunca Devner bench'i, Lakers yedeklerini ikiye katladı.). İlk 5 maçta 27/80 3'lük atan takım bu akşam 10/20 ile isabet kaydetti üstelik (Lawson ve son çeyrek performansıyla Brewer'ı hatırlatmazsam çok ayıp olur.). Enerjilerini bir an bile azaltmadılar; özellikle Bynum'a ve bazen Gasol'e getirdikleri ikili sıkıştırmalarla hem pota altı üstünlüğü teslim etmediler, hem de aldıkları ribauntlarla hızlı hücuma çıktılar. Son maç Staples Cente'da ama rüzgarı arkasında hisseden takım Nuggets.

Cumartesi akşamı Tanrıların kıskandığı, efsanelerin efsanesi, acaibü'l acaip bir bünye olan MWP geri dönecek. Twitter'da yazdığına göre şu sıralar kobay faresiyle muhabbet etmekle meşgulmüş.
Alakasız bir not ekleyeyim. Birdman internetten çocuk pornosu indirdiği şüphesiyle soruşturma altında. Takımla tüm ilişkisi donduruldu.
________________
[1]Odasının Exorcist'e yakışacak bir sahneye benzediğini söyledi hatta. Merak etmesine gerek yok. Gasol'un 10'da 1 attığı düşünülürse kimin şeytan çıkarma ayinine muhtaç olduğu ortada.

Wednesday, May 9, 2012

Lakers vs Nuggets, Bulls vs Sixers (5. Maçlar)

Lakers vs Nuggets
Andrew Bynum: "Seriyi bitirme maçları aslında kolay olur. Eğer başlangıçta sahaya çıkıp sert oynarsanız rakip teslim olmaya meyillidir. Hemen öne geçip farkı korumak istiyoruz."

Lakers'ın tüm ligdeki en iyi pota altı ikilisine sahip olduğunu herkes biliyor. Zaten birkaç senedir Dwight hariç tek boyuncunun Gasol&Bynum'a üstünlük sağladığını görmemiştik. Bu akşam başka biriyle karşılaştık: JaVale McGee; boy, kol uzunluğu, esneklik, atletizm, hız, enerji... Staples Center'da tek başına smaç partisi vermeye yemin etmiş adeta. Zaten istatistik kağıdı da kabardıkça kabardı: 32 dakikada %75'le 21 sayı ve 14 ribaunt. Bynum'ı denize döktü (Bynum'ın topla çok buluşamaması da her zamanki gibi oyundan düşmesine zemin hazırladı tabii.).
                      
McGee'nin yetenekli olduğu malum. Fakat playoff atmosferinde kafasını toplayamayacağı görüşü hakimdi. Adam kariyerinin en etkileyici maçını çıkardı. Temel sebep belli: George Karl. Çok çok uzun zaman önce ve çok çok uzak bir NBA atmosferinde dizginleri koçlar tutuyor ve oyunculara hükmedebiliyorlardı. Denver'da Geroge Karl'ın hâlâ böyle bir lüksü var (Gregg Popoviç, az biraz Doug Collins ve Doc Rivers gibi.). McGee'ye kendisini dinletebiliyor[1]. Tabii koç tek etken değil. Washington Wizards cehennem çukuruna benziyordu. Tüm oyuncular rüyalarda geziniyor, birbirlerini yoldan çıkarıyor, 15 sayıyla mağlup olmalarına rağmen yaptıkları güzel hareketleri kutluyorlardı. Ben hayatım boyunca mesleğine bu kadar az saygı duyan insanlardan kurulu bir takım görmemiştim. Nuggets'ın havasıysa bambaşka; basketbola odaklanmış oyuncular, playoff savaşı veren teknik kadro, veteranlar... Mesela Andre Miller.

Miller tek kelimeyle olağanüstü oynadı; hücumu yönetti, McGee ve Faried'i besledi, son çeyrekte öne çıktı. Ligdeki underrated oyuncular listesinin en üst sıralarında zaten. Her zaman (Nuggets, Sixers, hatta Blazers...) all-star seviyesine yakın performans göstermesine rağmen asla bu onura ulaşamadı (Hüzün. Keman nağmeleri vs). George Karl da Miller'ın hak ettiği övgüyü alamadığından bahsederken birdenbire zincirlerini kırdı, enginlere sığmayıp taştı: "Gelmiş geçmiş en iyi 10 oyun kurucudan biri." Gözlerimi oyup deli gibi dans etmeye başlamadan yalnızca 10 kelime söyleyip mevzuyu kapıyorum: Magic, Oscar, Stockton, Kidd, Isiah, Nash, Cousy, Frazier, Payton, Paul.

Nuggets'ın Lakers'la mücadele edebilmesi için tempoyu hızlandırması (genelde çift pg+atletlerle oynuyorlar.) ve isabetli şut atması gerektiğini düşünüyordum. Seri boyunca tempoyu kontrol edemedikleri yetmezmiş gibi çok kötü şut atmışlardı (Bu ikisi özellikle Lakers karşısındaki Denver basketbolunda birbirine bağlı zaten.). Dün gece de rezil 3'lük attılar. Nuggets'a nazire yaparcasına çember döven Lakers son anlarda çıldırınca fark kapanmıştı hatta. Sessions ve Blake'den birer 3'lük, Kobe'den üst üste dört 3'lük geldi (Son anlarda fena değil bu çocuk.). Ama yavaş tempolara alışkın Andre Miller'ın basketleriyle ayakta kalmayı başardılar. 

Seri uzadı, Denver'a gidiyoruz. LA cephesi için haddinden fazla yorucu bir seyahat olacak: 30 küsürlük Kobe&Gasol, Kobe'nin Denver'daki tecavüz davasından kalan hatıralar, Lakers'ın çabucacık kırılabilen özgüveni... OKC ise ayaklarını uzatmış dinleniyor. Kısa süre içinde Perkins'in sakatlığı geçecek, Thunder oyuncuları da Lakers'a hazırlanmış olacak.

Bynum altıncı maçtan önce de "close-up maçları kolay geçer, rakip teslim olur" derse, Nuggets'ın motivasyonu bir kat daha artacak muhtemelen. Lafı uzatmaya gerek yok, mikrofonlarımızı Mike Brown'a çevirip maç sonu açıklamalarını dinliyoruz: "Eğer böyle konuşmak istiyorsanız, sahaya çıkıp söylediklerinizin arkasında durmalısınız."
_______________
[1]Muhtemelen annesini de dinliyordur: Pam McGee. WNBA efsanelerinden mega dominant bir karakter. McGee'nin smaç yarışmasında jüriyi ziyaret edip Dr J'i dudaklarından öptüğünü herkes hatırlıyordur. Denver'ın playoff maçlarında saha kenarında oturup Jack Nicholsonvâri hareketler yapıyor.


Sixers vs Bulls
Bulls'un morali yerle bir oldu; içkisine Erol Taş hap attı[2], tecavüze uğrayıp kötü yola düştü. Şampiyonluk hayalleriyle playoff'lara başlayan (En büyük favori olduğu bile konuşuluyordu hatta.) takım Noah ve Rose'u kaybettikten sonra ilk turu bile geçmeyebilir. Herkes diken üstünde. Sixers cephesindeyse gökten zembille inen fırsatı kaçırmama arzusu var. Haliyle sinirler gerildi. Oyuncular buluttan nem kapmaya, rakiplerine gıcık olmaya başladılar. Hakemler bir dakikalığına gözlerini kapasalar, meydan muharebesi moduna doğru yelken açacağız.

Taj Gibson Elton Brand'le girdiği top kapma mücadelesinde sertliğin dozunu ayarlayamayınca saha karıştı. Neyse ki hemen araya girdiler.
                                                    
Maçın kendisi de şu itiş kakıştan farksızdı; korkunç hücumlar, rezil şutlar, trajikomik top kayıpları... İzlediğimiz spor basketbola pek benzemiyordu. Takımlar 80 sayıya bile ulaşamdı. Bulls %41'le şut attı; Sixers ise %31'le. Mesela Sixers %70'le faul atmış. İyi değil. Tabii Bulls'un %37'yle serbest atış kullandığını görünce insanın algısı kayıyor. Yapacak bir şey yok. Serinin kaderi bu. Hayatta kalmak için savaşan iki yırtıcının her türlü pislik ve kötülükle rakibini yenmeye çalışmasını seyredeceğiz. Belki basketbola dair konuşacak pek fazla şey yok ama playoff ruhunun sahada ete ve kemiğe büründüğüne[1], kan ve ter akıtıp rakiplerini dişlediğine şahit oluyoruz.

Unutmadan Taj Gibson kısa süre sonra sakatlanıp maça ara verecekti. Deng'in de ciddi bilek sakatlığına rağmen oynadığını düşününce, Portland'daki lanet Chicago'ya bulaşmış gibi görünüyor.

___________________
[1]Yani ortada gamsız Hawks vs ağırdan alan Celtics gibi bir seri yok.


[2]Edit geldi. Erol Taş hap değil, kahkaha atarmış. Hap atan Nuri Alço. Millî değerlerimizi karıştırmayın.

Sunday, April 29, 2012

D-Rose Sezonu Kapattı (amk)

NBA'deki süper yıldızlar artık sinema yıldızlarından farksız; partiler[1], reklamlar, internet... Şampiyonluktan çok eğlence ve imaj peşinde koşan yüzlerce oyuncu var. Derrick Rose'un eğlenceli tayfayla alakası yok. Yalnızca ve yalnızca galibiyete odaklanmış, basketbol hariç hiçbir şey düşünmeyen bir adam. Mesela all-star'larda bile somurtması bazılarının hoşuna gitmeyebilir ama kendini basketbola adaması beni çok etkiliyordu. Geçen sene MVP ödülü kazanmasını saçma bulmuştum ama gizli gizli başarılı olmasını istiyordum sanırım. Yıldız kültürünün değişmesini engelleyebilecek oyuncuların başında geliyor(du). Maalesef sakatlandı. Indiana maçının son dakikalarında ön çapraz bağları koptu.
                 
Thibodeau sezon boyunca oyuncularına çok fazla dakika veriği için eleştirildi. Sakatlıklarla boğuşan Luol Deng'in 45 dakika oynadığı maçlar izledik. Hakikaten çok gereksiz. Bu akşam maç koptuktan sonra hala D-Rose'un sahada tutulması da insanların sinirlerini alt üst etti. Fakat Thibodeau sakatlıklar sebebiyle son haftalarda çok az forma giyebilen Rose'un ritim bulmasını istiyordu haklı olarak: "Ritim bulması lazım. Maç sonlarında ondan başka öne çıkabilecek oyuncumuz yok."

Bu sezon Rose'un başında lanetli bulutlar geziniyordu zaten. Çok farklı sakatlıklarla boğuştu; sol ayak başparmağı, sırt, kasık, sağ el bileği, sağ ayak bileği... şimdi de sol diz. Sezonu kapattığı haberi NBC'nin Miami edisyonundan gelince önce kimse inanmadı (inanmamaya çalıştı.). Henüz doğrulanmadığı için umut ve korkuyla haber sitelerini karıştırıyordum. Yarım saat içinde rapor geldi: "Rose sezonu kapattı, olimpiyatlarda da oynayamayacak." Yalnızca basketbolla ilgilenen ve kazanmaya çalışan bir oyuncunun playoff'larda oynayamaması kadar saçma bir şey olabilir mi amk?

Doğu'daki tüm hesaplar bozuldu. Bulls Sixers'ı eler. İkinci turda Celtics'i zorlar ama 6. ya da 7. maçta evlerine dönerler. Sezon maçlarında bile oyuncuların birbirine girdiği, playoff'larda serpilip gelişmesi beklenen Heat vs Bulls rekabeti de seneye kalmış oldu. Yazasım kalmadı. Lanet olsun[2].
________________________
[1]Her oyuncu partiye gidiyor ya da parti organize ediyor. Yapsınlar da zaten. Benim o kadar param olsa 40 gün 40 gece süren partiler veririm. Fakat eşşek yüküyle para almak için bazı partilere katılmaları bana abartılı geliyor. Deplasman maçına gittiklerinde şehrin en havalı kulübü "Bu gece Dwight Howard'lı parti var" diyerek gece boyu süren eğlenceler düzenliyor. Artık basketbolcular küresel süper yıldız haline geldiler. Lafım yok ama Rosevâri oyuncuları galiba daha çok seviyorum.


[2]Birkaç saat sonraki Heat vs Knicks maçında sezonun en iyi çaylaklarından Iman Shumpert sakatlandı, hem de aynı şekilde. twitter'da takip etiğim yazarlardan biri şöyle yazmış: "Playoff'lar, 1. gün; NBA: 0 - Ön çapraz bağ sakatlıkları: 2"

Saturday, April 28, 2012

2012 NBA Playoff'ları - 1

Evet, arkadaşlar. NBA'in en sevdiğim kısmı olan normal sezon sona erdiğine göre bundan sonra maç seyretmeyeceğim. Herkese teşekkür eder, blog'u takip ettiğiniz için gözlerinizden öperim. Seneye Charlotte Washington maçlarında görüşmek dileğiyle hoşçakalın. (Kaan Kural: Hoşçakalın!)

Golden State bilerek maç kaybediyormuş, Charlotte kaybetme rekoru kırıyormuş, Pistons asist yaptığında türküler şiirler yazılıyormuş... Yeter lan! Son iki haftadır beyin ölümü gerçekleşti bende. Basketbol izleme vakti gelmiştir, herkes derin bir nefes alsın. Takımlar antrenmanlarda birbirlerinin güçlü ve zayıf yanlarına göre çalışacaklar, maçlardaki gerginlikler sonraki maçlarda büyüyerek tekrar karşımıza çıkacak, kazanan kaybedeni evine gönderecek. Artık oyuncuların tek amacı 7 maç boyunca karşılaştığı basketbolcuları mağlup etmek. Lafı uzatmaya gerek yok. Ak koyun kara koyun ortaya çıkacak: Kim kendini basketbola adamış, kim biraz para kazanıp hava atma derdinde; kim her ne olursa olsun kazanmak istiyor, kim eğlencesine oynuyor; kim winner, kim loser... Bayanlar ve baylar, NBA Playoff'ları başlıyor.

1 haftadır nereye baksak playoff tahminleriyle karşılaşıyoruz. İlk başta ben de hevesliydim ama artık sıkıldım. Seri tahmini yapmaktansa takımların oyun tarzları, son durumları ve eşleşme problemleri hakkında yazmaya karar verdim[1]. İlk akşam başlayacak seriler


BULLS vs SIXERS
Sixers'ın kısa oyuncular üstüne kurulduğunu, sezon başında genç ve enerjik bir takım oldukları için şahane savunma yaptıklarını, topu paylaşmaya çalıştıkları için çok az top kaybıyla oynadıklarını herkes biliyor. Fakat sıkıştırılmış sezon ilerledikçe takımın konsantrasyonu azaldı ve sürekli savunma yapmaktan bıktılar. Doğu 3.'lüğüne dek yükselmiş olan takım all-star sonrası serbest düşüşe geçti. Hatta 8. sıraya son anda tutunabildiler.

Sixers çok iyi bir savunma takımı. Rakibe en az sayı şansı tanıyan üçüncü takım (89,4). Fakat karşılarında ligin en iyi savunma yapan takımı var: Bulls; 2 senedir en az sayı yiyen takım. 2000'lerin ortasındaki Spurs ve 2008 Celtics'ten beri bu kadar iyi savunma yapabilen, rakibin hücum anlayışını allak bullak eden başka bir takım gelmedi. Şampiyon Celtics'in savunma koçu olan Thibodeau ve kendini basketbola adamış oyuncular çok acayip bir kimya yarattı.

Sixers savunmada mücadelesini verecektir ama esas sorunlarının Bulls savunması karşısında daha da dramatik bir hal alacağına şüphe yok: Sayı. Boyalı alan skor üretiminde sondan 8. takım Sixers. Şahane dış şutörleri yok. Maç sonları zaten facia. Son çeyreklerde en az sayı üreten 5. takım (evet, üşenmedim baktım.). Uzatmalarda da aynı performansı muhafaza etmişler. Maşallah. Iguodala olağanüstü bir sidekick ama birinci adam olarak pek fazla işe yaramıyor. Az biraz Lou Williams'ı saymazsak maç sonlarında güvenebilecekleri bir çift bilek yok. Hücumlar tıkanınca Sixers'ın skor üretimi kangren oluyor.

Bulls cephesindeyse D-Rose'un sağlık durumu belli değil. Sezonun neredeyse yarısını kaçırdı. Playoff ilk turunda %75'le oynayabileceği tahmin ediliyor. Hem Rose'un ritim bulması, hem de bir süredir süper yıldızı olmadan oynayan Bulls'un Rose'lu düzene alışması vakit alacaktır. Aslında Rose oynamasa bile Bulls serinin favorisi olurdu (ve ikinci turda elenirdi.). Bench'leri çok derin. Tempolu oynamadıkları için çok sayı atmadıkları zannediliyor ama hücumları da çok etkili; pozisyon sayısına oranlayınca ilk 5'teler. Sixers savunmada mücadeleyi bırakmayacağı için maçların çoğu az farkla bitecek ama Bulls seriyi 4-1 kazanacak muhtemelen.

Rose'un sağlık durumunu saymazsak Chicago'daki temel sorun belli: Boozer'ın hücumu. Pek savunma yapmadığı, mücadele etmediği için Chicago seyircilerinin tepkisini çekiyor, hatta ara sıra yuhalanıyordu. Üstelik Bulls taraftarı Philly ya da New York seyircisi gibi herkesi yuhalama heveslisi değildir. Boozer'dan birkaç ay öncesine dek (Boozer geçen sondan biraz daha iyi.) nefret ediyorlardı. Savunmada mücadele etmeyeceğini anladılar ama haklı olarak hücumda sorumluluk almasını bekliyorlar.

Utah'tayken ligin en iyi pota altı bitiricilerinden biri olan Boozer hücumda da değişti; son senelerde pota altına girmeye üşenen, orta mesafeden şut atan bir oyuncuya dönüştü. Şu sıralar pota altı hücumuyla ilişkisi, bir pandanın seksle ilişkisine benziyor[2] Şutu istikrarlı olduğu için göze batmıyor olabilir ama Boozer içeriden oynadığında Bulls başka bir seviyeye çıkıyor; Derrick Rose da bunu ifade etmişti: "Boozer'ı içeride besleyebildiğimizde[3] hücumumuz çok daha derinleşiyor." Boozer potaya yüklendiğinde rakipler faul problemine girecekler, bazen iki savunmacıyla pota altını kapatmaya çalışacakları için Bulls dış oyuncularına boş şut imkanı doğacak. Tabii ki Boozer'ın orta mesafe şutu çok önemli (Savunmacısını dışarı çekince D-Rose'a penetre alanı açılıyor.) ama ondan ilk beklenen pota altında bitirici olması.

Bulls boyalı alandan maç başına 40 sayı buluyor. Bu alanda 20. sıradalar (lig birincisinden bahsediyoruz.). Sixers'a karşı sorun yaşamazlar ama sonraki turlar çok kritik. Mesela Miami. Savunmakta güçlük çektikleri 3 tip oyuncu var: (a)Hareketliyken topu alıp potaya yüklenen uzunlar, (b)topu aldıktan sonra gücü ve bildiği hücum numaralarıyla (Eski Boozer'ın en önemli özelliğiydi bu.) kolay basket bulan uzunlar, (c)uzunlar. Eğer Bulls Celts'i eleyebilirse (kolay değil), konferans finallerinde Boozer'ın içeriden üreteceği sayılara muhtaç olacaklar. Buradan Miami'ye geçiyorum.


HEAT vs KNICKS
Vay be. Şu eşleşmenin başlığını yazmak bile insanı heyecanlandırıyor. 90 sonlarında sürekli birbirleriyle eşleşir ve rakip oyuncuları öldürmeye çalışırlardı[4]. Maç değil meydan savaşıydı mübarek. Üst üste 4 sene playoff'larda eşleştiler ve tüm seriler yalnızca 1 maç farkla bitti. Bu kadar sert geçen çok az seri vardır tarihte. Son yıllarda NBA iyiden iyiye yumuşak hale geldiği için garip bir nostalji başladı: "New York-Miami maçları ne de güzeldi." Kusura bakmayın ama güzel falan değildi. Çok çirkin basketbol oynanıyordu. Basketbol bir temas oyunudur; ribaunt, turnike, pozisyon alma mücadelesi... Oyunun her ânında temas vardır. 2010'larda hakemlerin en ufak temaslara bile düdük çalması gezegendeki her NBA severin canını sıkıyor ama Knicks vs Heat de çekilecek dert değildi. Serileri seyretmeyen varsa YouTube'dan bakabilir. Başlarda mücadelenin çılgınlığı, "kana kan, dişe diş" naralarıyla körüklenen nefret (zerre abartmıyorum.), oyuncuların sertliği etkileyici olabilir ama bir seriyi baştan sona seyretmek çok zor. Efsane ama 80'lerdeki Lakers vs Celts gibi sürekli izlenebilecek serilere rastlamıyoruz. Güzelliğiyle değil sertliğiyle efsane olmuş bir rekabet.

Bu sezon 3 kere karşılaştılar ve tüm maçları Miami aldı. Hatta Knicks'i %40'ın altında tutmayı başardılar. Tabii New York'un sezon boyunca dalgalı kur ekonomisindeymiş gibi iniş ve çıkışlar yaşadığı malum. Carmelo önderliğinde toparlandıklarından beri ilk kez Miami'yle oynayacaklar. Serinin en çılgın tarafıysa LeBron ve Melo'yu sürekli birbirlerini tutarken görecek olmamız. Sezonun son bölümüne bakınca en parlak performanslarda Carmelo imzası görüyoruz. Ligin en iyi 3 skorerinden biri zaten. Tam da playoff öncesinde formu zirve yaptı; 30 sayıyla oynuyor. Üstelik en etkili olabileceği şekilde hücum ediyor. Bazı maçlarda 4 numarada da oynadığı için bol bol çembere gidiyor, sürekli fade away denemek yerine Novak ve JR Smith gibi 3'lükçüleri beslediği için rakip savunma aralanıyor ve kendisine yer açılıyor. Tabii karşısında ligin en iyi dış savunmacılarından biri var: LeBron.
Ben LeBron'dan bahsetmekten sıkıldım: Dünya'nın en iyi oyuncusu, bir tür süper mutant, olağanüstü bir pasör, 2011/12 MVP'si... 9 sene sonra ne kadar iyi bit oyuncu olduğundan değil, playoff'larda neler yaptığından bahsetmek istiyor insanlar. Defalarca söylemiştim: "Madison Square Garden'daki deli seyircilere karşı kritik anlarda ne yapacak? Heat'in Büyük 3'lüsü tarihteki yerini playoff'larda belirleyeecek." İşte geldi playoff'lar.

Her iki takım da çok iyi savunma yapıyorlar. New York pota altı savunması daha iyi. Miami ise tam konsantre olduğunda Wade&LeBron'la rakibi boğuyor (daha bench'ten gelen Shane Battier'den bahsetmedim bile.). New York daha yavaş tempoyla oynamayı seviyor, Miami ise hızlı hücumda her takımı ezip geçer. New York için top kayıplarının ölümcül olacağını herkes biliyor. LeBron&Wade hızlı hücumları sürüklemeye başladığında karşılarında kimse duramıyor çünkü.

Hem Miami, hem de Knicks rotasyon değişikliklerine adapte olmak zorunda. Amar'e sakatken Carmelo 4 numara oynuyordu. Miami'de ise Spoelstra Joel Anthony'yi ilk 5'ten çıkardı ve Haslem'i yerleştirdi. Miami'nin, uzun oyuncuları, özellikle de harketliyken topu alıp potaya yüklenen uzunları durduramadığından bahsetmiştim. Peki Chandler'a kim karşı koyabilir? Haslem değil. Takımların pota altı rotasyonunun nasıl olacağı tam olarak belli değil. Sık sık eleştirilen iki oyuncu Bosh (sezon başında çok iyi oynuyordu, gittikçe yavaşladı.) ve Amar'e birbirilerini dengeleyecek gibi görünüyor. Amar'e fiziken, Chris Bosh ise kafaca daha üstün. İkisinden biri eşleşmede ön plana geçerse takımları için ne kadar acayip bir avantaj yaratacağını söylememe gerek yok herhalde.

New York'ta Lin ilk turda oynayamayacak. Geriye Baron Davis (Baron sağlıklı olsa Miami'nin cılız oyun kurucularını post up'la bile yerle bir edebilirdi.) ve Mike Bibby'nin kaldığı düşünülünce kocaman bir oyun kurucu problemleri olduğu aşikar. Diğer tarafta Mike Miller defalarca sakatlık geçirdi ve pek çoğunu atlatabilmiş değil ama oynayacak. Skor yükü 3 kişinin omuzlarına yüklenince Miami zorlanabiliyor. Miller sayı atınca sayılar dağılacak ve hepsinden önemlisi Miller 3'lükleriyle tüm takımın dengesi yerine gelecek. Rakipler Miami'yi savunmak için pota altında kalabalıklaşıp LeBron ve Wade'e penetre alanı bırakmamaya çalışıyorlar. Dış şutlar yalnızca 3 sayıdan çok daha büyük anlam taşıyor.

Geçen hafta Wade'in parmağı çıkmıştı ama her maç forma giyebilecekmiş. Knicks, süper bir savunmacıya dönüşen çaylak Shumpert'la Wade'i tutacak. Wade'in yüzde kaçıyla sahada olabileceği belli değil. Eğer sağlıklı değilse işler karışacak. New York cephesinin en büyük arzusu belli: Wade'in çok skor üretemeyecek halde olması. Amar'e ve Bosh'u kafa kafaya çarpıştırıp seriyi LeBron vs Carmelo düellosuna çevirmek istiyorlar. Peki Wade ne diyor: "Uzun süredir Miami'deyim ve New York'a karşı bir maç kazandığımızda camianın nasıl hissettiğini biliyorum. İki takım arasında yaşanan rekabeti herkes biliyor. Ben de bunun farkındayım ve bir haftadır aklımda tek düşünce var: Knicks'le oynayacağız."
                                                
2:50'de meşhur kavga var. Maçın kendisi de çok meşhur zaten. 1997 Konferans Yarıfinalleri.

Miami'nin farklı kazanacağı maçlar olabilir, hatta bence 6. maçta Knicks elenir ama ilk tur serilerinin hiçbirinde bu kadar büyük drama yok.


PACERS vs MAGIC
Spoiler vermek gibi olmasın ama serinin sonucu belli: 4-0. Magic ligin açık ara en fazla 3'lük atan takımı. Bu kadar iyi 3'lük atan takım elbette ki günündeyse maç kazanacaktır. Ama ben 1 maç bile kazanabilirlerse şaşırırım. Howard ameliyat kararı alınca playoff serisi de öldü. Dwight takımın hem hücum, hem de savunma lideriydi. Zaten Orlando'nun bu kadar iyi 3'lük atmasının temel sebebi de pota altında 2 kişilik mücadele veren Dwight sayesinde 4 şutöre alan kalmasıydı. Maçı seyretmeyi bile düşünmüyorum. Pacers'ı görmek için ara ara bakarım.


MAVERICKS vs THUNDER
OKC hakkında geçen haftalarda çok konuştum. Koç oyun çizemiyor, yalnızca 3 oyuncu şut attığı için tahmin edilebilir bir takıma dönüşüyorlar, pick&roll deneyen yok, iç/dış dengesi her akşam tecavüze uğruyor, hatta seks kölesine dönüşmüş durumda... Spurs'le karşılaşırlarsa eleneekler. Grizzlies'e karşı şansları %50'den fazla değil. Lakers'ı atletik olarak domine etmelerine rağmen olası eşleşmede benim favorim Lakers olur. Ama Dallas'tan çok daha güçlüler.

Dallas Tyson Chandler'ı kaybettiği için ligin en iyi pota altı ikilisine (Bynum&Gasol) karşı hiçbir çareleri olmayacaktı. Lakers'tan kaçıp OKC ile eşleşmek onlar için ideal yoldu zaten. OKC'nin de çok iyi uzunları var ama yalnızca savunmayla ilgilendikleri için Dallas pota altı savunmasını pek zorlayamazlar. 

Takımların şu anki haline bakınca OKC'nin 4-1 yenmesi gerekir ama Dallas sonşampiyon. İlk maçı izlemeden yorum yapmak istemiyorum (yani kolaya kaçıyorum.). Birbirleriyle nasıl mücadele edeceklerini, nasıl eşleşeceklerini, Dallas'ın playoff'lara nasıl gireceğini görmek lazım. Çünkü NBA tarihine bakınca bir şeyi çok iyi anlıyoruz: "Asla bir şampiyonun kalbini hafife almamalıyız."
                                                
______________________________________________
[1]Yok lan, boş boş konuşma fırsatını kaçırır mıyım? Takımları kafamda tartıp tahminlerde bulunmayı çok severim. Eşleşmeler hakkında 2 satır yazdıktan sonra kendimi tutamam zaten.

[2]Pandalar harbi arkadaşlardır. Eğer bir pandayla arkadaşsanız ona gönül rahatlığıyla bacınızı/kocanızı emanet edebilirsiniz.

[3]Sorun Boozer'ı besleyememeleri değil, Boozer'ın ölüm orucuna girmiş olması. D-Rose kameralar karşısında takım arkadaşını kötülemek istememiş.

[4]Abartmıyorum, taammüden adam öldürmekten bahsediyorum.

Friday, April 20, 2012

20 Nisan 1986: Boston Celtics vs Michael Jordan

26 sene önce bugün ne oldu? Larry Bird şöyle söylüyor: "Tanrı bugün Michael Jordan kılığında sahaya çıkmıştı."  20 Nisan 1986'da Jordan bir play-off maçında en çok sayı atan oyuncu ünvanını kazandı. Maçını tamamı YouTube'da varmış, hemen blog'a koydum. Seyretmeyenler olabileceği için maçı kimin kazandığını, kimin kaç sayı attığını söylemiyorum (Zaten merak eden 10 saniye içinde google'dan öğrenebilir.). 

Michael Jordan'ın basketbola hükmettiği maçlar vardır. Rakip takımın özgüvenini çiğneyip tükürdüğüne, basketbol oyununu kendi kölesine çevirdiğine şahit olabilirsiniz. Zaten Jordan'ın istatistikler ya da highlight'larla anlatılamamasının sebebi bu. Vince Carter da olağanüstü hareketler yapar, hatta birkaç video seyredince Jordan'dan daha iyi olduğunu bile düşünebilirsiniz. MVP ödülleri, sayı krallıkları... elbette ki hepsi değerli ama Jordan'ı kavramak için yeterli değil. 86'da gelmiş geçmiş en büyük oyuncu olan Michael Jordan'a değil, olağanüstü bir dış skorere rastlıyoruz; delicesine kazanmak isteyen ama kazanmak için sayı atmaktan başka yol bilmeyen bir basketbolcu.

Vaktiniz varsa maçı izleyin. Genç Jordan'ı seyretmek çok eğlencelidir. Karşısında da gelmiş geçmiş en güçlü takımlardan biri var: Lakers'la birlikte 80'leri domine eden Boston Celtics; Larry Bird, Kevin McHale, Robert Parish... Gaza gelen şöyle buyursun

                                            

Wednesday, July 21, 2010

Taurus: Boozer

Bulls, LeBron için tüm imkânlarını kullanmaya karar vermişti bir kere. James, malûmunuz, şampiyonluk kazanabileceği bir takıma gitmek istiyordu. Cavs, seneler boyu James'in etrafında şampiyonluk kazanabilecek bir kadro oluşturmaya çalıştıysa da her anlamıyla zirveye oynayan bir takım kuramamışlardı. Bu sebeple hâli hazırda bir süperstar, en azından süperstar adayı ile yoluna devam eden takımlar, James'in daha fazla ilgisini çekiyordu. Bu sebeple Rose'un inanılmaz penetre kabiliyeti, geliştirmeye başladığı şut silâhı, son çeyreklerde artan heyecana kapılarak saçmalamaması, Bulls'un sezon boyu olduğu gibi 'Decision' için de en büyük kozu olacaktı.

Yaz çalışmaları kapsamında önce Kirk Hinrich gönderildi. Kirk Hinrich ve Ben Gordon seneler boyu takasta kullanılacak parçalar, tabiri caizse bütünleştirilecek bozuklar olarak lanse edilegelmiştir. Her ikisi de all-star kalibresinde sahip olsalar da takımdaki rolleri asla kesinleşemediği için gittikçe söndüler ve hiç uğruna Chicago'ya veda ettiler. Gordon Detroit'e gitmişti, Hinrich'in şimdiki durağı ise Washington. Bullets skandalı sonrası ellerinde patlayan Arenas, draft'in ilk sırasından gelen ve olgunlaşma evresine girecek John Wall ile birlikte ne yapacakları merak konusu.

Salary Cap'te biraz boşluk açtıktan sonra Chris Bosh, Amar'e Stoudemire yahut Carlos Boozer üçlüsünden biriyle anlaşmaya çalışacaklardı. Amar'e New York'a, Bosh Miami'ye gitme kararı aldılar. Chicago cephesine dönelim. Boozer, hücumda büyük katkı sağlayacaktır; ligin en iyi orta mesafe şutörlerinden biri, pick&roll oynayabilir, fazlasıyla güçlüdür. Fakat savunmadaki anormal başarısızlığını düşününce potaaltında sağlam duracak bir uzuna ihtiyaç duydukları âşikâr.


Kadroya yeni dahil ettikleri Ronnie Brewer, ucuz olmasından ötürü başarısız bir tercih olarak görünmese de acilen bir dış şutöre ihtiyaçları var. 3 sene için 12 milyon dolar kazanacak olan Brewer, geçtiğimiz sezon, salary cap problemi yüzünden Utah'ın elinden adeta bedavaya ayrılmış, Memphis'e gitmişti. Her ne kadar Kyle Korver'ı almış olsalar da Korver'ın kendi şutunu yaratabilen biri olmadığını biliyoruz. Ayrıca back-up niyetine C. J. Watson da Chicago'ya gitti. Bence küçük de olsa Warriors'ın kaybı. Bulls formasıyla düzgün bir altıncı adam olacak, mütevaliyen skor bulacaktır sanıyorum. Üstelik sene başına Brewer'dan 1 milyon dolar daha az kazanacak, yani 3 senelik 9 milyon dolar.

En önemlisi Boozer beş sene için yalnızca 80 milyon dolara imza attı. Hemen her yerde bu nispeten küçük kontratın James'in geleceğini müjdelediği anlatılıyordu ama kısmet değilmiş. Joe Johnson'ın 119 milyon dolara sözleşme yenliediği akla getirilirse ne büyük başarı elde ettikleri ortaya çıkacaktır. Gerçi LeBron Heat oyncusu olduktan sonra salary cap'in kalan kısmıyla ne yapacakları meçhûl.

Tuesday, May 4, 2010

2010: Gone Fishin'

Play-off macerasında ilk tur maçları sona erdi. Saha avantajına sahip ekipler arasında yalnızca Nuggets ve Mavs elendi. En sıkıcı seri Magic'in Bobcats'i süpürmesiyle sona erdi. Her ne kadar Bucks üç maç kazanmış olsa dahi Hawks'ın anlamsız oyunu sebebiyle en bunaltıcı maçlardan bazıları bu seride yaşandı. Westbrook'un aksine Durant büyük hayâl kırıklığı yarattı. Blazers cephesinde birinin öleceğini düşünmeye başlamıştım; ucuz kurtuldular bence. Nowitzki Mavs formasıyla son kez sahalardaydı. Gördük ki, George Karl benzeri sert koçlar olmadan Smith-Andersen-Martin-Anthony-... gibi oyuncularla kurulu bir kadro playoff'ta tümden dağılabiliyormuş. Neyse, bakın kimler balığa çıkmış:







Cavs: 4 - Bulls: 1
Magic: 4 - Bobcats: 0
Hawks: 4 - Bucks: 3
Celtics: 4 - Heat: 1

Lakers: 4 - Thunder: 2
Spurs: 4 - Mavs: 2
Suns: 4 - Blazers: 2
Jazz: 4 - Nuggets: 2

Friday, April 23, 2010

Doğu Konferansı



Cavaliers vs Bulls

Chicago içeri girip, savunmayı delip sayı buluyor. Bu nereden geleceği belli olmayan penetreci figür Cavs'in Bulls'u paramparça etmesini engelleyecektir. Yavaş ayakları sebebiyle Shaq', Ilgauskas, kimi zaman Varejao turnikeye giren atletik kısaları takip etmekte zorlanıyorlar. Hickson Ilgauskas yokken fena performans sergilememişse de playoff başka bir iklim. Rose ve Hinrich'in penetreleri, Deng'in olgun oyunuyla birleşince Bulls'un dağılması pek mümkün değil. Fakat Del Negro'nun gönderileceği dedikoduları, hattâ Bulls yönetiminin başka isimlerle konuşmaya başlaması (yönetim yalanlamadı) büyük handikap olabilir.

Cavs mutlak favori. Elbette ki Shaq içerideyken pota altı kalabalıklaşıyor ve LeBron'a yeterli alan kalmıyor bazen. Sene başında Cavs birkaç maç kaybederken iyice dilimize pelesenk olmuş bir muhabbeti bu; hattâ Kobe'ye "LeBron'a önerilerin neler" gibi sorular yöneltiliyordu ki, Cleveland yenilgiyi unuttu. Sezon ortasında Jamison'ın da katılmasıyla pick and roll oyunlarında uzunu takip edebilecek hızlı ayaklı uzun oyuncuya kavuşmuş oldular. Raptors yerine Bulls ile eşleşmeleri, onları sonraki turlar için zinde tutacak, olası konsantrasyon dağılmalarını engelleyecektir.

Cavs'in seriyi geçeceği malûm. Benim esas merak ettiğim, Noah ile Varejao'nun ne zaman kavgaya tutuşacakları.

Hawks vs Bucks

Sezon içinde önce Michael Redd'in sakatlığıyla sarsılan, mücadele gücünü kaybetmeden savaşsa da playoff arifesinde Bogut'u kaybeden Bucks, artık Hawks'ı zorlayamadan evine dönecek. Bir takımda hem savunma hem de hücumun en aktif ismi sakatlanırsa yapılacak çok şey kalmıyor maalesef. Salmons, Ersan, Delfino kendi başlarına başarıyı yakalayabilecek çapta oyuncular değil. Her ne kadar Jennings skor üretebilecekse de egosu kendinden büyük bu çaylağa güvenmek komik.

Hawks cephesinin ise keyfi yerinde. Johnson'ın gittikçe olgunlaşan skorer kimliği, Harford'ın pota altında rakipsiz kalması, Smith'in güç dengesinde yarattığı dalgalanma, 2010 senesinin en iyi altıncı adamı olan Crawford'ın kenardan gelip yapacağı katkı... Atlanta kimi zaman -takım hâlinde- konsantrasyon problemleri yaşıyor. Belki bu sebeple bir maç kaybedebilirler. Büyük ihtimâlle Bucks, başarılı sezonu süpürülmeme uğraşıyla kapatacak.

Celtics vs Heat

Serinin mutlak favorisi Celtics elbette. Heat, bu sezonu yazın serbest kalacak oyuncular uğruna bir 'arasezon', geçiş dönemi olarak geçirdi. Gerek ilk beşin pek çok parçası, gerek bench çok kısıtlı. Takımın hem skor, hem de savunm bağlamında ortaya neredeyse hiçbir şey koyamadığı aşikâr. Fakat rakip takım kadrosunda bir süperyıldız varsa eğer, her daim dikkatli lmak, konsantrasyonu elden bırakmamak gerekli. Dwayne Wade, hangi konferansın hangi eşleşmesinde oynarsa oynasın, problem yaratır. Seri süt liman giderken üstüste iki maç 50 sayı atar ve durumu 3-2 gibi kritik bir aşamaya sürükler.

Garnett'in, Pierce'ın sakatlıkları, Rasheed ve Robinson'ın gevezelikleri, sezona harika girmişse de gittikçe performansı düşen Perkins, Davis'in oluşturduğu antipati... Celtics bunalımda. Garnett ribaund ve blokta harcayamadığı enerjiyi konuşarak atıyor. Pierce'ın yüzü gülmüyor. Rondo'nun olgunlaşması ve Allen'ın form grafiği umut veren yegâne durumlar. Yine de Heat'in hemen hiç şansı yok. Celtics'in en büyük avantajı Heat'in yavaş tempoyla oynaması çünkü; Celtics hızlı oynayan takımlardan fazlasıyla rahatsız oluyor. Meselâ Chicago ile eşleşmiş olsalardı, kan kusmadan üst tura geçmeleri mümkün olmazdı.

Magic vs Bobcats

Charlotte Bobcats 2010 tablosundaki en zayıf playoff takımı. Böylesine kısıtlı bir kadroyu başarıya taşıdığı için Larry Brown'a yılın koçu verilebilir bile. Normal sezon boyunca Raptors, Bulls gibi kendilerinden daha yetenekli kadroları geride bıraktılar. Playoff boyu en istikrarlı skor eli niyetine Stephen Jackson'a sarılacaklar. Jackson'ın ne kadar istikrarsız olduğu düşünülürse 'kısıtlı kadro' tabiriyle ne demek istediğim anlaşılacaktır.

Magic, malûm, geçen senenin finalisti apoletiyle en azından konferans finaline kalacaktır. Howard'ın hücumdaki etkinliği -Hidayet'in, daha doğrusu pasör üç numaranın ayrılmasının ardından- neredeyse yarıya indi. Nelson, Lewis ve Carter beklenen pas akşını sağlamakta zorlanıyorlar. Fakat Carter'ın, Magic'in topu mümkün olduğunca hızlı dolaştırıp boş şutu bulan sistemine adapte olamaması bile Bobcats'in bir galibiyet almasına yetmeyecek. Playoff'ların 4-0 bitecek tek serisi olabilir.