Showing posts with label 021 Oklahoma City Thunder. Show all posts
Showing posts with label 021 Oklahoma City Thunder. Show all posts

Sunday, November 4, 2012

Harden

Grantland'de Zach Lowe'ın küçük bir yazısına rastladım. Başrolünde Harden'ın olduğu bir oyundan bahsetmiş. Geçtiğimiz senelerde Thunder'ın sık sık kullandığı bu oyun, artık Rockets'ın hücum repertuarına eklenmiş görünüyor.

Sol kenar çizgisine yakın olan Harden, sahayı enlemesine geçen bir pas veriyor. Kime? Uzun oyuncunun (Ömer) perde yaptığı bir şutöre (Delfino).

                
Zach Lowe OKC senelerinden de birkaç örnek vermiş (Sayfa İngilizce ama videonun altındaki iki resme bakmak yeterli zaten.). Şu sıralar Ömer'in yaptığı back screen'i eski örneklerde Collison yapıyor, şutu atan isimse Daequan Cook.

Rockets çok şık bir hareketle Thunder playbook'undaki meşhur bir oyunu araklamış oldu.  Sene boyunca bol bol kullandıklarına şahit olacağız. Aslında yalnızca bu basit ve güzel oyunu anlatacaktım ama şu sıralar ligin en ateşli hikayesi Harden olduğu için takastan da kısaca bahsedeyim.


OKC
Kadrodaki en iyi saha görüşüne sahip oyuncuyu gönderdiler. Scott Brooks'un olağanüstü hücum organizasyonlarını da akla getirince Thunder'ın 6. adamdan fazlasını kaybettiği aşikar. Fakat Presti'nin neler düşündüğünü tahmin etmek zor değil: Tüm bütçeyi 4 oyuncuya vermek tehlikeli (manevra kabiliyetini yok eder), üstelik küçük pazarlara yıldız oyuncu çekebilmek neredeyse imkansız, dolayısıyla Harden'ın serbest kalma ihtimali kabul edilemez.

Ben, Thunder'ın kesinlikle Harden'la devam etmesi gerektiğini düşünenlerdendim. Fakat istemese bile takasın en doğru yol olduğuna[1] karar veren Presti fena iş çıkarmadı. Kevin Martin (üst düzey skorer), Jeremy Lamb (potansiyeli büyük denilen genç yetenek) ve biri çok değerli (muhtemelen lotarya) olmak üzere iki draft hakkı kazandılar.

Rockets
Morey, ligdeki favori menajerlerimden. Takımını her zaman belli bir seviyede tutabiliyor (T-Mac ve Yao'nun sakatlıklarıyla şampiyonluk ümitlerini kaybetmek bir yana tamamen çöken takım, 3 senedir playoff yarışında aktör olabiliyordu[2] mesela.). Fakat başarı formülünün asgari 1,5 yıldız olduğuna kanaat getirdiği için tüm kadroyu boşaltma kararı aldı. Önce Howard ve Gasol gibi büyük yıldızların peşine düştü (ama Lakers talih tanrıçasını sex slave yapmış bir franschise olduğu için her ikisini de kadroya katacaktı.).

Morey'nin yaz ayları boyunca yaptığı hamleler 32 oyuncuyu, 11 draft hakkını ve 10 takımı kapsıyor (Oha!). Tüm hamleler bittikten sonra ellerinde yalnızca Harden (+ belli rolleri iyi doldurabilen oyuncular) olduğu için Morey'nin de kazandığından fazlasını kaybettiğini düşünmüştüm. Fakat Harden çılgın atarak sezonu açtı.
İlk 3 maçta 35 sayı, 6 ribaunt ve 6 asistle oynadı. İstatistikler bir yana sürekli doğru kararlar veren, basketbolu yalayıp yutmuş bir hücum lideri gibi oynuyor[3]. Zaten 25-5-5 seviyesine bile çıkabileceğini tahmin ediyordum ama ilk 2 maçtaki gibi çoğacayip bir şey olabileceğini düşünmemiştim. Harden pick&roll tanrısına dönüşmek üzere. Hücumda Jeremy Lin'le birbirlerini tamamlıyorlar. Üstelik takımdaki pek çok oyuncu yalnızca belli başlı birkaç özelliğe sahip olduğu için Rockets hücumları doğal bir keskinliğe sahip (Bazı oyuncular iyi şutör, bazı oyuncular yalnızca ribaunt ve savunmayla ilgileniyor... falan filan). Playoff'lara kalamasalar bile ilk 8 yarışında aktör olacakları belli. Tabii önemli draft hakları ve değerli parçalar kaybettiler ama yakın gelecekte kontratı bitecek pek çok oyuncu için Rockets'ı sempatik ve cazibeli bir camia haline getirdikleri de malum[4].
_____________________________________________________
[1]Harden 4 sene için 6-8 milyon dolar az para alıp OKC'de kalabilirdi ama pazarlıklarda 60'tan aşağı inmedi. Presti'nin kafasındaki tilkilerden biri de Harden'ın 6 milyon doları dert etmesi olabilir. Brian Windhorst takasın hemen ardından, birkaç sene önceki Jeff Green örneğini verip Presti ve OKC cephesini kısaca anlatmıştı (İngilizce).

[2]Playoff'lara kalamadılar ama hep %50 galibiyet oranının üstüne çıkmışlardı.

[3]"Durant&Westbrook yokken tek başına hücumu taşıyabilir mi... Rakip savunmanın konsantrasyonu kendisine odaklandığında verimli olabilir mi..." Bunlar takasın hemen ardından herkesin aklına gelen sorular. Hepsinin tek cevabı varmış meğer: Evet. Hatta az önce baktığım istatistiklere göre geçen sezon Durant'le Westbrook kenardayken daha verimli oynuyormuş (Tabii bahsettiğim istatistik yanıltıcı olabilir. Ne de olsa kenardan geldiği için rakibin ikinci 5'iyle karşılaşıyordu geçen sene.).

[4]Tamam, abartıyor da olabilirim ama sezon boyunca bol bol izleyeceğim bir takım oldu Rockets. Hatta dün geceki maçta Rockets televizyonu saha içi isabet yüzdesi (FGA/FGM) yerine true shooting yüzdesi [atılan sayı / (2x(FGA + 0.44xFTA))] üstünden istatistikleri verdi. Twitter'da bu konunun muhabbeti geçince sevdiğim yazarlardan biri "Şu sıralar Houston'da devrim yapacaklar galiba" yazmış.

Sunday, June 24, 2012

Finaller Hakkında Son Notlar

Heat
2012 Heat, tamı tamına 3 seride geri düşmesine rağmen şampiyonluğa ulaşabilmiş tek takım[1] oldu. İrili ufaklı sakatlıklarla da uğraştıklarını hatırlayınca, mental problemleri hakkında yapılan milyonlarca eleştiriye cevap verdiklerini söylemek çok saçma olmaz sanırım. Yalnızca 1 şampiyonluk kazandıkları için hâlâ Heat ve LeBron'un rüştünü ispatlayamadığını düşünmekte serbestiz. Tabii Zach Lowe'a kulak vermek de mümkün: "Kanıtları on yıllara yayılan bir gerçekle karşı karşıyayız: Tek bir NBA şampiyonluğu kazanmak bile ölesiye zor. Üstelik şans, sağlık, matchup ve yeteneğin mükemmel bir kombinasyonu gerekli." Mesela Mavericks. 10 sene boyunca Nowitzki'yle, yani gelmiş geçmiş en büyük 25-30 oyuncudan biriyle oynamalarına rağmen geçen seneye dek yüzük kazanamamışlardı. Keza Garnett. Kariyeri boyunca kaç kere kupayı kaldıraibldi: bir. Üstelik gelmiş geçmiş en iyi 3'lükçü ve döneminin en büyük clutch oyuncularından biriyle ittifak kurana dek Finaller'e bile yükselememişti Garnett. Yalnızca bir kere bu onura ulaşabilmiş efsanevî oyuncuları say say bitmez: Mr. Clutch, Big O, Moses... LeBron[2].

Eddy Curry
İşte yukarıda saydığım tek yüzük kazanabilmiş efsanelerden biri daha.

Kısa 5
En etkili line-up'larını özgürce kullandılar; Bosh 5, LeBron ise 4 numara oynadı. Playoff'larda rakibe göre strateji kurmanın ne demek olduğunu bir kez daha görmüş olduk (Heat cephesi de yeni gördü zaten.). OKC pota altında skor üretebilen bir oyuncuya sahip olmadığı için mismatch'leri değerlendiremedi (Perkins'in bir klozet kapağı kadar post oynayabildiğini söylemiş miydim?). Konferans Finalleri'nde Rondo'nun Garnett'e verdiği pasları Heat cephesinin engelleyemediği malum (Evet, Haslem'ın Garnett ile Rondo arasına girip, gökkuşağı paslarda etkisiz hâle geldiği 186 milyon pozisyondan bahsediyorum.). İlk turda elenen Grizzlies'le karşılaşsalar, kısa 5'i çok daha kısa süreler kullanabileceklerdi belki de.

OKC hücumda avantajlarını değerlendiremediği gibi savunmada da eşleşemedi üstelik. Mesela LeBron, özellikle Thudner kısa 5'ini ezip geçti. 2011 Finalleri'nde boyalı alandan yalnızca 8,5 sayı bulmuştu; bu seneyse 17,5 ortalamaya ulaştı. Pota altında cirit atıyor, sürekli faul alıyordu (2011 Finalleri'nde maç başı 4 faul alabilmiş, Thunder'a karşı 7,2). Post oyununu geliştirmiş bir LeBron[3] yaratığını nötralize edecek yegane kriptonit belli: onu orta mesafe şutlara zorlamak. Oysa hem Durant, hem de Sefolosha fiziken karşısında duramadıkları için zort bazında zırtladılar. Geçen sene Mavs'in bol bol alan savunması kullandığı malum. OKC için de güzel bir çözüm olabilirdi ama alan savunması yapabilmek pek kolay iş değil, hele ki NBA'de.

Thunder
Hazır Durant'ten bahsetmişken hücumda topu almakta bile zorlandığını hatırlatmak gerek. Eğer önümüzdeki 5-6 senede LeBron'la eşleşebilmek istiyorsa fiziken kuvvetlenmesi lâzım. Asla Hulk, LeBron ya da Jabba kıvamına gelmeyeceğini biliyoruz ama fizikî tekamülünü tamamlamadığı aşikar.

Thunder'ın keyfi yerinde; ipiyle kuşağı, sikiyle taşağı denk. Normal sezonda 100 pozisyon başına en fazla sayı üreten ikinci takım olmuşlardı (Spurs 1 numara), playoff'larda ise zirveye oturdular. Tabii yakın gelecekte Ibaka ve Harden ile sözleşme imzalamak zorundalar ve her iki oyuncunun da ciddi kontratları hak ettiği malum. Fakat Harden'a parayla alakalı sorular yöneltildiğinde şöyle cevap verdi: "Burada özel bir şey var. Bir hanedan inşa ediliyor. Para ve şöhret daha önemsiz şeyler." Scott Brooks'la devam etmeyebilirler ama tıpkı Pat Riley'nin maç sonunda söylediği gibi, Thunder ve Heat'in tekrar karşılaşması kaçınılmaz.

D-Wade (The Boss)
"Bu takım LeBron'un takımı. Bizler onun liderliğinde ilerliyoruz." Wade bu cümleleri sezon boyunca takım toplantılarında, playoff'lardaysa kameralar karşısında sürekli tekrarladı. Yakasını bırakmayan sağlık sorunları[4], ilerleyen yaşı, ailevî anlaşmazlıklar... Her ne sebeple olursa olsun kendi rolünü küçültmeyi ve takımın başarısı için geri planda kalmayı kabul etti. Hatta LeBron'u bizzat yüreklendirdi. Bir süper yıldız için kariyeri boyunca karşılaşabileceği en zor karar olsa gerek. Belki de bu nedenle karakterinde garip (korkunç) değişiklikler meydana geldi; oyunculara sataşmak, röportajlarda rakiplere lâf atmak...

Hem 2006'da kazandığı yüzük, hem de "iyi çocuk" imajı sebebiyle asla gazetecilerin günah keçisi ilan etmediği D-Wade kredisini tüketmişe benziyordu artık. Pacers serisinde yalnızca 5 sayı attığı maçtan sonra belki de hayatında ilk kez medyanın ölümcül eleştirileriyle karşılaşacaktı. Şimdi gözünüzün önünde bir sahne canlandırın; Wade babalar gününde gazetecilerle sohbet ediyor, baba olmanın hayatta tattığı en büyük zevk olduğundan bahsediyor. Aynı saatlerde eski eşiyse velayet hakkı olmadığı hâlde çocukları alıkoymakla meşgul.
İnsanlar ne derse desin psikolojik olarak içinde bulunduğu hassas durumu takımın lehine çevirdi Wade; "Bi Lebron şut atsın, bi Wade şut atsın, 1 LeBron, 1 Wa..." saçmalığının hücumlarda kangrene dönüştüğünü, takımı iliklerine dek sömürdüğünü fark etti (şampiyonluk yolundaki en önemli viraj muhtemelen) ve parkede kaybettiği lider ünvanını soyunma odasında gururla taşıdı. Simmons'ın geçen günkü yazısından bir kuple çevireyim: Eğer ligdeki oyuncuları gururlarına göre sıralayacak olursak Kobe ve Wade ilk 2 sırayı paylaşırlar. Üçüncü oyuncuyla (Chris Paul?) aralarında ciddi bir basamak olur ve Vince Carter'a gelene dek 400 isim daha sayarsınız. NBA lokavt görüşmelerine katılan bir arkadaşım anlatmıştı: "Wade masanın başına geçmiş, LeBron ise küçük ve uysal bir çocukmuşçasına arkasında oturmuştu." Tipik Dwyane.

Şampiyon olduktan sonra basketbol kariyerinin en mutlu gününü yaşadığından bahsedecekti. Gezegende Wade&LeBron ilişkisini düzeltebilecek yegane insan olduğunu anlayıp büyük bir fedakârlıkta bulundu. Şu sıralar ikinci şampiyonluğunun tadını çıkarıyor[5].

Cavs
Seni unutmadım Cleveland. Sen de LeBron'u unutmadın çünkü. Şahane bir videoya rastladım; Ohio'daki WEWS-tv'nin hava durumu sunucusu Heat ve Thunder kelimelerinden bahsetmeksizin işini yapmaya çalışıyor:
_____________________
[1]Hatta maç sonrası NBA TV'de bu konu açıldı. Videosu burada. 4. dakikadan itibaren şöyle bir muhabbet geçiyor:
Charles Barkley: İki hafta önce insanlar sizin Indiana'ya kaybedeceğinizi düşünüyordu. Celtics'e karşı 5. maçı kaybettiğinizde iyice şaşırmışlardı. Son 2 haftada olayların tersine dönmüş olması inanılmaz.
Wade: New York'u unutma, New York'a karşı da kaybedebileceğimizi söylemişlerdi.
LeBron: O serinin zor geçeceğini söylemişlerdi
Barkley: Basketboldan anlayan hiçkimse böyle bir şey söylemedi.

[2]LeBron iki kere triple-double yaptı. Finaller tarihinde en az 2 kere triple double yapan 7. isim olmuş: Bob Cousy, Russell, Wilt, Walt Frazier, Magic, Bird. LeBron'un defalarca baskı altında ezildiğini düşününce seriyi bitirme maçında triple-double yapması daha ön plana çıkıyor. Bugüne dek 5 isim böyle bir başarıya imza atmış: Duncan, Worthy, Magic, Bird, LeBron.

[3]Karşı karşıya olduğumuz vakanın bir başka korkunç boyutu: LeBron ligdeki en iyi 4-5 pasör arasında ve post'ta topu aldığında tüm sahaya hakim oluyor. Zaten Fainller Tarihi'nde hem sayı, hem ribaunt, hem de asist departmanlarında takımının liderliğini üstlenen üçüncü isim oldu. Diğer ikisi mi? Duncan ve Magic.

[4]D-Wade'in ameliyat olup olmayacağı 1 hafta içinde netleşecek. Eğer operasyon kararı alınırsa Olimpiyatlar'ı kaçıracağı kesin. D-Rose ve Dwight Howard'ın ardından ABD için 3. büyük kayıp.

[5]Tadını çıkarmak demişken, Geçen sene Mavs şampiyon olduğunda LIV isimli meşhur kulüpte kutlama yapmış ve gelen 140.000lık hesabı Mark Cuban ödemişti. Bu defa Heat aynı kulüpte 200.000$ bırakmış. Hayırlı işler abi, saygılar.

Wednesday, June 20, 2012

4. Maçtan Notlar

"Westbrook asist yapmıyor, takımı yönetmiyor, oyun kurucu değil..." 2 senedir salak salak konuşuyordum, tâ ki birkaç ay öncesine dek. İnanılmaz hücum ettiği, çılgınca orta mesafe şut soktuğu bir maçın ardından sorunun Westbrook'ta değil, bende olduğu fark ettim. Russ hayallerimdeki pg değil ve olmayacak. Russell Westbrook, Russel Westbrook çünkü. Scott Brooks'un hücum sisteminde[1] saldırması, sürekli saldırması ve daha sonra yine saldırması lâzım. OKC'yi playoff takımı seviyesinden elit takım klasmanına çıkaran, sahip oldukları emsalsiz one-two punch[2]. Şu ana dek Finaller'de KD 80 şut kullanmış, Russ ise tamı tamına 100'e ulaşmış durumda. Garip, kabul ediyorum. Ayrıca Durant'in daha çok şut atması gerektiği de malum ama Westbrook'un şu anki sistemde en verimli olabileceği oyun tarzı belli: saldırmak.

Bu akşam patladı: 43 sayı. Tam 20 basket attı (Önceki kariyer rekoru: 17). Üstelik 7 ribaunt, 5 asist istatistiklerinin yanı sıra savunmada deli danalar gibi koşturduğunu da unutmayalım (Güzel bir tweet okudum: "Vücudunda ne varsa oyuna koydu. Bu arada vüdunun demir, barut ve tekiladan oluştuğunu söylemiş miydim?"). Konferans Finalleri'nin Miami'deki 2. maçında Rondo'nun osuruk uçuklatıcı performansıyla karşı karşıya kalmıştık. Final serisinin Miami'deki 2. maçındaysa Westbrook kafayı yedi. Maalesef her ikisi de Heat'in galibiyeti sebebiyle unutulacak. Hatta maç sonunda yaptığı hatayı konuşacağız yıllar sonra.
Kariyerinin en iyi maçında, rakibin hücum süresinin bitmek üzere olduğunu fark etmedi ve faul yaptı. Tabii mağlubiyeti Westbrook'un omuzlarına yüklemek için ya at gözlüğüyle ya da Wade'in gözlükleriyle hayata bakıyor olmak lâzım.

Miami cephesi. İlk 3 maçta 17 sayı atan Chalmers bu akşam tam 25 sayıya ulaştı. Müsaadenizle "yuh" diye bağırmak istiyorum. Üstelik son 1 dakikada 6 sayı attı. Müsaadenizle "oha" diye bağırmak istiyorum. Hatta D-Wade de müsaadenizle "Mario Motherfucking Chalmers" diye bağırmak istiyor. Zaten Wade maç sonunda medyaya şu açıklamayayı yapacaktı: "Rio takımdaki en iyi oyuncu olduğunu düşünüyor. Bu onun eşsiz yeteneği ve aynı zamanda laneti."

Şimdi Superman gibi Dünya'nın etrafında ters yöne dönüp zamanı biraz geriye sarıyorum: Maçın bitmesin 4 dakika var. LeBron kramp ağrılarına dayanamayıp kenarda oturuyor. Skor berabere. Geçen sene 4. maçta aynı uzay-zaman koordinatlarında dağıldıklarına şahit olmuştuk. Peki bu defa ne gördük? Öne çıkan Chalmers, birkaç ribaunt ve blok için kendini oradan oraya atan Wade (En kritik zamanda, Finaller'de ailevî sorunlarını[3] ve sakatlıklarını bir kenara bırakıp oyuna konsantre olmayı başardı herif.), özellikle savunmada kritik hamleler yapan Bosh. Heat ne olursa olsun kazanmaya odaklanmış gibi görünüyor. Yakın geçen, çılgın tempoların yakalandığı, amiyane tabirle parkenin ağladığı bu megasüperacayip seride 3-1 öne geçmeyi başardılar. Üstelik herkesin dilinden düşmeyen şu meşhur istatistiği de unutmayalım: Finaller'de 3-1'den geri gelebilen olmadı.

İstatistik çok korkunç. 3-1 geri düşen tam 30 takım var ve hiçbiri şampiyonluğa ulaşamamış. Fakat 1985'ten beri Finaller'in 2-3-2 olarak oynandığı malum. Son 27 senede ev sahibi avantjına sahip olduğu hâlde 3-1 geri düşen yalnızca 3 takım var. Evet, yalnızca 3 örnek var elimizde. Sanıyorum istatistik eskisi kadar korkunç görünmüyor artık (Hâlâ korkunç, biliyorum.). Ne diyeyim, eğer Thunder 5. maçı kazanırsa her şey alt üst olabilir; OKC'n in vahşi tribünleri, kendi sahasında her zamanki gibi oynayabilecek Harden, KD'den şahane son çeyrek performansları... Tabii önce çoooook uzun geçecek olan 5. maçı kazanmak zorundalar.  Tüm sezondaki en önemli maçın başlamasına yalnızca 40 saat kaldı.
__________________________
[1]twitter'da takip ettiğim yorumculardan biri şöyle demiş: OKC'nin hücumu temel prensipler üstüne kurulu (kibar davranmaya çalışıyorum.). Fakat oyuncular o kadar iyi ki, sayı yapmaya devam ediyorlar.

[2]Hücum anlamında şampiyonluğun favorisi hâline getiren de bench'ten gelen James Harden. Evet, bu akşam 10 şutta 8 sayı bulan, asistlerinin 2 katı top kaybı yapan adamdan bahsediyoruz.

[3]Ailevî sorunlar derken sıradan tartışmalardan değil, boşandığı eşinin birkaç gün önce çocukları kaçırmaya çalıştığı için gözaltına alınmasından bahsediyorum.

Monday, June 18, 2012

Finaller Hakkında 4 Not

Fauller
Muhtemelen gezegendeki en iyi 2 basketbolcu birbirlerini tutunca hepimizin ağzından su akıyor, zevk ve keyiften uçuyoruz. Durant fizikî dezavantajlarına rağmen LeBron'u savunma görevini istiyor, hırs ve dirayetiyle başarılı oluyor zart zurt... Bitti. Yeter.

Durant savunmada LeBron'la (3 insan kalınlığında, yarım tank ağırlığında bir yaratık.) boğuşunca hem çok yoruluyor, hem de faul yapmak zorunda kalıyor. Artık hücuma odaklanması lazım. Mesela Heat'in şut yüzdesi ikinci yarıda %35'in altına düştü, son çeyrekte tam 9 top kaybı yaptılar. Tüm bunlar olurken KD ya faul problemi sebebiyle kenarda oturuyor (Scott Brooks galiba takımı tamamen kısırlaştırmak için Westbrook'u da aynı dakikalarda kenara aldı.) ya da dili 5 karış dışarıda geziniyor. Olacak iş değil. "Aman efendim, çok ucuz fauller çaldılar" lâflarıyla geçiştirilemeyecek bir vakayla karşı karşıyayız.
KD ve faullerden devam. 6'da 4 ve 4'te 2; Kevin Durant'in son iki maçtaki serbest atış istatistikleri. Hırs yaptım, mahalleden rakam toplayıp konuyu açıyorum

Geçen sene pek çok oyuncu (Başta Durant) rakibin kollarını kullanıp faul alıyor ve şut pozisyonunda olmadığı hâlde çizgiye gidiyordu. Kural değişikliyle bu dandirik avantajı kaldırmaya karar verdiler. Fakat KD'nin serbest atış sayısındaki azalmanın bununla alakası yok. Durant ilk maçta 9 faul kullandı. Normal sezonda 8 ortalama tutturmuş, playoff'larda ise 8,5 (Son 2 maç hariç.). Peki LeBron'a karşı rahat faul alamıyor olabilir mi? Hayır. Bugüne dek normal sezonda 9 kere karşılaştılar ve KD 8 serbest atış ortlaması tutturdu (LeBron ise 7).

Hakemlerden bahsetmek mümkün (2. maçın sonunda net faul çalınmadı mesela.). Fakat abartmaya, hatta saçmalamaya gerek yok.

Boyalı Alan
LeBron pota altında terör estiriyor. Wade driplingle içeri girmeye çalışıyor ya da potaya devrilen uzunları besliyor (Bosh ikili oyunlarda orta mesafe şutu tercih eder normalde. Fakat strateji olarak pick&pop yerine potaya gitmesi istenmiş belli ki.). LeBron&Wade sürekli içeri cut yapıyor ve topla buluşuyorlar. Oyum oyum oydular OKC boyalı alanını (Strateji derken şunu demek istiyorum: ilk 20 dakikada boyalı alan dışından yalnızca 2 sayı bulmuş Heat.). Pota altı sayıları ve süper yıldızların buldukları faullerin Finaller'de çok öne çıkacağı belliydi zaten (İlk maçta 1,5 metreden bulunan sayılarda OKC'nin 48'e 28 üstünlüğü var; ikinci maçtaysa Heat 38-28 öne geçmişti.).

Eşleşmeler
Heat'in kısa 5'ine karşı Perkins&Ibaka oynadığında OKC'nin yapması gereken birkaç şey var:
1. Çılgınca ribaunt üstünlüğü sağlamaları lâzım. Fakat Heat toplam hücum ribauntlarının 1/3'ini aldı dün akşam (OOHHAA!!).
2. Heat kısa 5'i daha skorer olduğundan dolayı dengeyi sağlamak için uzunların sürekli sayı bulması, LeBron, Battier ve Bosh'u yıpratmaları lâzım. Fakat yapamıyorlar. Hatta Sam Presti mükellef bir sofra kurmasına rağmen kuş sütünü unutmuş (Heee, Sam Presti unuttu ama ben hatırladım. Nah! Tam anlamıyla mükemmel takım kurmak imkansız diyelim.): post oynayabilen bir uzun.
3. En mantıklısı kısa 5'e dönmek (Ne savunmada, ne hücumda eşleşemiyorlar.). Hazırsanız "Hoca şu 11'le çıksın" tadındaki yorumcu kıvamına geleceğim: Scott Brooks Westbrook, Harden, Thabo (Fisher değil. LeBron'u KD ile müdafaa etmekten bahsediyorum 10 dakikadır.) , Durant ve Ibaka/Collison gibi bir 5 tercih etmeli.

Rondo
Westbrook Heat'i Rondo'ladı. Spoelstra'nın "Zaten 7 maç bununla uğraştık, aynı hareketi yapan başkası olursa kaide-i şahanesini tokmaklayacağım" diye and içtiği konuşuluyor.

Saturday, June 16, 2012

Haberler... Haberler...

Sonics vs Thunder
ESPN bir anket yaptı: Kimin şampiyon olmasını istersiniz? Heat mi, Thunder mı? Amerika'da yalnızca iki eyalette Heat'in kazanmasını isteyenler çoğunlukta: Florida ve Washington. Hemen herkes hatırlar. Küçük salon yeniden yapılamadığı için para kaybeden camia satılmış ve birkaç sene içinde Oklahoma'ya taşınmıştı. Bahsettiğim süreç çok sancılı geçti; referandumlar, davalar, tartışmalar, kavgalar, belgeseller... Hatta yapılan anlaşmalar sonucu OKC, Sonics'in tarihini tam anlamıyla üstlenemiyor. Üstelik seneye Seattle'da bir NBA takımı olmazsa (Seyirci zaten hazır. Birkaç sene içinde yeni salon inşa edip basketbol ve hokey takımları kurulacağı dedikoduları var.) Thunder'ın sahipleri 30 milyon $ tazminat ödeyecekler. Ne kadar para gelirse gelsin Washington/Seattle halkı hâlâ Supersonics'in kendilerinden çalındığını düşünüyor.

The Dream Team
Birkaç hafta önce bahsettiğim belgesel nihayet yayınlandı. Süper lan, bulun indirin. Hatta zahmet etmeyin, ben sizin için bulayım: Şöyle Pirate Bay. Böyle Demonoid. 40 sayıyla kazandıkları maçlar hakkında dandik yorumlar yok, bugüne dek görmediğimiz görüntüleri izleyeceksiniz. Ben narrator ile ilerleyen belgeselleri pek sevmem (O yüzden ESPN'in 30@30'unu çok sevmiştim. Bu arada Reggie Miller'la Kazanma Zamanı'nı izlemediyseniz, hemen, şimdi, buralara tıklayın. Türkçe seslendirmelisi de var üstelik.). Fakat öyle görüntüler var ki, sevmeyene kız vermezler.

Mesela John Stockton trafik sıkışınca otobüsten inip şehirde gezinmeye başlıyor. Spor tarihindeki en popüler takımdan bahsediyoruz. Jordan, Barkley ya da Magic'i görebilmek için binlerce insanın kuyruklar oluşturduğu malum. Fakat Stockton'ı kimse tanımıyor; Amerikalılar bile. "Pics or it didn't happen" diyenler şöyle buyursun


Birkaç Haber
Grizzlies'in sahibi, hem ilerleyen yaşı, hem de sağlık sorunları sebebiyle takımı satacak. Yeni isim belli: 34 yaşındaki milyarder Robert J Pera. Esas önemli olan, camiayı daha büyük bir pazara taşımayacakmış.
New York'ta bir gece kulübünde kavga çıkmış. Chris Brown ve rapper Drake arasında olduğu söyleniyor (Çok da araştırmadım. Banane amk.). Neyse. Tony Parker, sol gözüne küçük bir darbe almış. Fransa millî takımına geç katılabilecekmiş.
Captain Jack hakkında Grantland'de süper bir yazı okumuştum: The Devil and Stephen Jackson. Ekşi Sözlük'te yazarın teki hayrına çevirmiş: Stephen Jackson'ın zihnindeki ikilem. Ellerinden öpüyorum.

Friday, June 15, 2012

Finaller (2. Maç)

Maçın heyecanıyla çok düşünmeksizin ilk aklıma gelenleri sıralıyorum.

Thunder, Heat'in kısa 5'ine karşı Perkins&Ibaka+Thabo'lu line-up'la oynadığında başarısız oluyor (-17). Bu line-up'ların yalnızca ilk çeyrekteki karşılaşmasında Heat +14 ile oynadı[1]. Hem savunmada eşleşemiyor, hem de hücumda kısırlaşıyorlar (Battier ile eşleşen Perkins fizikî avanajı kullanamıyor mesela.). Harden girene dek belleri öylesine kütürdetildi ki, bir daha farkı kapatamadılar. Çılgın bir istatistik vereyim: Heat, ilk çeyrek hariç hiçbir çeyrekte Thunder'dan fazla sayı atamadı.

D-Wade dün sabah Almanya'ya gidip Kobe'nin meşhur tedavisini uygulamış gibiydi. Hele ki ilk çeyrekte. Yalnızca skor üretmesinden değil, içeri girip OKC'yi zorlamasından bahsediyorum. İlk çeyrekte yalnızca bir kere boyalı alan dışından şut kullandı. Maç ilerledikçe gereksiz şutlar denedi (izolasyon üzerinden uzak mesafe şut atacağına dripling vs yapması lâzım.) ama bir kere daha gördük: Wade iyiyse, içeri girebiliyorsa, Heat favoriye bile dönüşebilir.

Mesela ilk maçta post oynamadığı için eleştirilmesi gereken LeBron, bu akşam 3. çeyreğin sonuna dek yalnızca 1 kere +4,5 metreden şut atmıştı (Hele şükür. 1 tonluk adam potaya yüklenince durdurmak imkânsız oluyor elbette.). Hem LeBron'un takımı organize ettiğini, hem de ilk 5'e dönen Chris Bosh'un aldığı hücum ribauntlarını (11 ribaunt, 7'si ofansif) hatırlayınca Big 3'nin kendine geldiğini söylemek mümkün.

Shane Battier'nin iyi savunmacı olduğu malum. Çarşamba günü Durant, Battier'nin alamet-i farikası olan elle rakibin yüzünü kapama hareketini hiç sevmediğini söyledi hatta[2]. Fakat hücumda çılgınca 3'lük atması mindfuck etkisi yapıyor, tuğla sıçırtıyor. Miami iyi top çevirdi, kabul ama ilk iki maçta 3'lük çizgisinin gerisinden 13'te 9 istatistiği tutturdu Batti3r.

Heat normal sezon maçlarında Westbrook'u çok iyi tuzağa düşürmüştü (Westbrook topu aldığında Bosh yardıma geliyor.). Heat'in kurduğu tuzaklara erken reaksiyon gösterip topu Ibaka'ya vermesi lâzım. Ibaka topu alınca hem potaya devrilebilir (%30), hem de orta mesafe şutu yollayabilir (%70). Durant'in savunmacısı Ibaka'ya koşarsa pas Durant'e gidiyor ve sonuç belli: bomboş şut=basket. İlk maçta bunu başardılar ama bu akşam Westbrook'un konsantrasyon problemleri onu başlarda şut atmaya zorlayacaktı. Aşağıda, ilk maçtan, bahsettiğim hücumun bir görüntüsü var:
Her iki takımın da acayipmanyak hızlı hücum yaptığı malum. OKC ilk yarı 0 (sıfır) fastbreak sayısı atabildi. Peki ikinci yarıda: 12; Miami ise hızlı hücumdan hiç sayı bulamadı bu devrede. Üstelik Thunder'ın ikinci şans sayılarında da 12-2 üstünlüğü var. Tabii böyle vıdı vıdı edip istatistikler veriyorum ama OKC'nin ikinci yarı maça tutunmasının tek sebebi var: Kendrick Perkins[3] (ahaha, yok lan aşağıdaki paragrafa bak.).

Kevin. Durant. Kevin Durant. Tek başına OKC'yi maçta tutması bir yana, çılgın performansıyla Finaller Tarihi'nin en acayip çeyreklerinden birini izlememizi sağladı (Vatandaş! Download et, tekrar tekrar izle!): tam 16 sayı; üstelik 5 faulu varken. Seri boyunca hangi çeyreklerde kaç sayı attığına baktım. 1Ç: 13; 2Ç: 6; 3Ç: 16; ve 4. çeyreklerde 33 sayı (Yuhanna!) Ligdeki en iyi oyuncu olarak LeBron'u gösterebilir ya da Kobe'nin hâlâ en büyük olduğunu söyleyebilirsiniz. Karşı çıkamam. Fakat şu an bir takım kurmaya mecbur olsam, tüm gezegende ilk seçeceğim oyuncu Kevin Durant olurdu muhtemelen (karakter, clutch, kendini geliştirmek gibi zilyon sebep var.).
Öylesine heyecan verici bir maç oldu, akıl&mantık ikilisini bir kenara bırakıp zevkten öylesine kendimi kaybettim ki, 3. maçın bu akşam oynanması için David Stern'e mail yolladım (ciddiyim). Artık gören olursa gülüp geçer mi, yoksa çağrıma kulak verir mi, bilemiyorum[4].
________________
[1]Maç 18-2 ile başladı. OKC'nin playoff'larda pozisyon başına en çok sayı atan, hatta 100 pozisyon için 113 sayı ile Suns'tan beri en yüksek sayıya ulaşan takım olduğunu hatırlatayım.

[2]Shane Battier senelerdir Kobe'yi böyle savunur. Tabii Kobe zayıflık göstermemeye and içmiş bir organizma olduğu için asla Battier'nin savunmasından hoşlanmadığını açıklamamıştı.

[3]İlk maçın yıldızlarından Collison yalnızca 15 dakika oynadı. Aklı basketbola çalışan herhangi bir insan evladı bana bunun sebebini söylesin.

[4]"Durant'in yaptığı 6. faule düdük çıkmadı. Son pozisyonda LeBron Durant'e faul yaptı" gibi lâflar duymak isteyen arkadaş, sen çok yanlış gelmişsin.

Wednesday, June 13, 2012

2012 Finalleri Hakkında Rastgele 21 Not

                    
1. Atletizm, süper yıldızlar, fantastik hızlı hücumlar... NBA basketbolu.

2. LeBron vs Durant. 2007'den beri Kobe vs LeBron rekabeti hakkında yüzlerce reklam izledik ama asla Finaller'de karşılaşmadılar. Hatta bu sene Bulls'un Finaller'e çıkacağı, D-Rose vs Durant (İkisi de 23 yaşında, ikisi de yalnızca basketbolu düşünüyor, biri Doğu'da, diğeri Batı'da...) eşleşmesine şahit olacağımız konuşuluyordu. Fakat 2 senedir Durant vs LeBron herkesin hayallerini süslüyor. Gelecekte Hall of Fame'e girecek iki oyuncu birkaç saat içinde kafa kafaya çarpışacaklar.

3. Süper ikinci adamlar: D-Wade (playoff istatistikleri: 23/5/5), Westbrook (22/5/5,5).

4. OKC'nin adrenalin işeyen taraftarları, Heat'in... eeeoo... facepalm.jpg

5. Savunmalar. Eğer Wade kendini daha sağlıklı hissediyorsa ligdeki en vahşi iki savunmayla karşılaşacağız (Bulls daha iyi savunma takımı ama Heat/OKC vahşi.). Kısaların sürekli hareket ettiğini, pas kanallarını domine edip top çaldığını biliyoruz.

6. Top kayıpları. Hemen her top kaybı ultramegasüper bir smaçla sonuçlanacak muhtemelen. Her iki takımın da kötü transition savunması yaptığını biliyoruz (Heat kötü falan değil, korku tüneli). Bol bol top kaybı yapan, transition savunmasında kaşık kaşık bok yiyen takıma şimdiden geçmiş olsun.

7. Çember sakallı mohikan.

8. Chris Bosh. Serideki en kritik oyunculardan biri. Spoelstra'nın kullandığı pek çok hücum taktiği, Bosh Ibaka'yı (Ligdeki en iyi yardımcı savunmacılardan biri. LeBron&Wade'in girmek istediği alanı karartan bir yaratık.) dışarı çıkardığı için işleyecek (Köşede bekleyen Wade'in iki perdeden çıktıktan sonra uzun oyuncudan pas alıp potaya yöneldiği hücum var mesela. Pruiti'nin anlattığı bir başka hücum daha var: Horns setiyle sahaya yayılıp Bosh'u 3'lük çizgisinin dışına çıkarıyorlar. Falan filan. Yarın hiçbir işim yok, bu hücumlardan uzun uzun bahsedeceğim. 1 saat yemek yaparım, yarım saat gitar çalarım, evimin direği cânım sultânım tatilde olduğu için geriye kalan tüm vaktimi internette öldürürüm muhtemelen.). Tabii Ibaka'nın da orta mesafeden bol bol şut denemesi gerektiğini söylemeye bile lüzum yok.


9. Thunder, Heat gibi atletik bir savunmayla karşılaşmış değil (LeBron Durant'ten, Wade ise Westbrook&Harden'dan daha güçlü üstelik.). Heat de Thunder gibi süper hüumculara toslamadı henüz. İki takım da birkaç maçlığına allak bullak olabilir.

10. Bu.

11. D-Fish. 6. yüzük için mücadele ediyor. Sahada olduğu sürece Wade, Chalmers, hatta Norris Cole, hatta Craig Sager tarafından paramparça edileceği malum. Fakat hepimiz, son çeyrekte çok kritik bir şut sokacağını biliyoruz.

12. LeBron vs Durant. Playoff'larda yıldızlar, aynı pozisyonda oynasalar bile savunmada yorulmamak için birbirleriyle eşleşmezler. Bu defa kaçarı yok, birbirlerini tutmaya mecburlar.

13. Durant vs LeBron!
Yazın beraber yaptıkları antrenman
                      
14. Yıldızlar. Fauller. Durant'in ligde en iyi faul alan oyunculardan biri olduğu malum. Wade&LeBron, hatta Harden bu konuda aşmış organizmalar. Serbest atış sayısı çok kritik.

15. Unutmadan, hem takımların, hem de takımlardaki yıldızların kariyerlerinin zirvelerinde olduğundan bahsetmiş miydim? (Evet, bahsetmiştim. 21 maddeyi doldurmaya çalışıyorum.) 

16. Thunder kısa 5 sahadayken tüm skor opsiyonlarını kullanabiliyor. Fakar Heat de kısa 5'le çok efektif. Mesela normal sezon maçlarında LeBron'u 4 numara oynatınca Thunder'a büyük dert yarattılar (LeBron pf pozisyonundayken Miami'nin Thunder'a karşı istatistiği: +19). Üstelik Battier sahadayken belli sürelerde Durant'i tutabilir.

17. Bazen rezil, bazen vezir takılan Mario Chalmers istikrarlı oynarsa Heat hücumları çok daha efektif oluyor. Ve ben genel olarak iyi oynayacağı kehanetinde bulunuyorum.

18. LeBron&Wade geçen seneye göre çok çok daha fazla pick&roll deniyor. Spoelstra hâlâ rotasyonu oturtamadığı için eleştiriliyor, bazı rakip hücumlara (mesela Celtics serisinde Rondo, Haslem'ın üstünden Garnett'e 5 milyon asist yaptı. Garnett savunmasını ısrarla değiştirmedi Spo.) karşılık veremediği için baskı altında kalıyor cart curt falan filan da Spoelstra bunu başarmış gibi görünüyor (Bir de son toplarda aynı oyunu kullansalar mevzu kapanacak zaten.).

19. Kesin bir şeyler unutmuşumdur. Bu maddeyi şimdilik boş bırakıyorum.

20. Sezon içinde Perkins'in ayağı Wade'in suratına gelmişti ama henüz iki takım da nefret duygularıyla dolmuş değil. Önümüzdeki 5 sezon boyunca sürekli karşılaşacak ve birbirlerini evlerine gönderecekler (1 sene boyunca 2 haftalık Finaller için çabaladığınızı ve rakibin birkaç hareketi yüzünden emeklerinizin tam anlamıyla çöpe gittiğini, sonraki sene boyunca mağlubiyet anılarıyla antrenman yaptığınızı düşünün.). 5 sene sonra bu rekabet ağzına kadar kavga, husumet, efsanevî basketler, mükemmel hareketler ve el değiştiren yüzüklerle dolacak. NBA'e damga vuracak bir rekabetin doğuşunu, köklerini seyredeceğiz.

21. İlk maçın başlama saati: 04.00. Dünya basketbolunun zirvesin şahit olmak: paha biçilemez.

Wednesday, June 6, 2012

Haberler... Haberler...

Spurs vs OKC (5. Maç)
Tüm ligde en iyi hızlı hücuma çıkan iki takım belli: Thunder ve Heat. Her iki takımdaki süper yıldızlar da atletizmin dibine vurdukları için açık alanda rakiplerini parça pinçik ediyorlar. Fakat Spurs normal sezonda en az top kaybı yapan 3. ekip olduğu için seri boyunca kolay basketlere müsaade etmeyeceklerini düşünmüştüm. 5. maçın ilk yarısı bittiğinde Spurs 11 top kaybı yapmıştı; Thunder ise 5 [1]. Thunder maç boyunca top kayıplarından tam 28 sayı bulacaktı (Zaten açık sahada koşmaya başlarlarsa cümleten geçmiş olsun.). Hatta Spurs henüz 3. çeyrek bitmeden maçtan kopabilirdi ama Ginobili'nin efsanevî başkaldırışı sayesinde skora tutundular (Üstelik Ginobili ilk kez ilk 5 başladığı için maç boyu Sefolosha ile boğuştu. Buna rağmen Parker'ın etkisiz olması da garip tabii. Hem RW, hem de genel olarak OKC resmen vahşi savunma yapıyor.).

OKC çok genç, çılgınca atletik, mantıksızcasına yetenekli... Rakip 15 sayı öne geçse bile birkaç dakika içinde farkı eritebiliyorlar[2]. Mesela üçüncü çeyrekte Spurs, Ginobili'nin hayvanî performansıyla skoru eşitlemesine rağmen OKC'nin çeyrek sonundaki patlamasına karşı koyamadı.

4. çeyrek. Spurs tıpkı ilk maçta olduğu gibi süre biterken OKC'nin ensesine yapışıp galibiyeti koklayacak ama James Harden yine hançeri saplayacaktı: "Hücum planına göre topun Kevin'a gitmesi gerekiyordu ama şut saatinin bitmek üzere olduğunu görünce arkamı dönüp topu potaya göndermek zorunda kaldım. Kariyerimin en büyük şutu oldu." Ne diyeyim, serinin akibetine göre birkaç gün içinde bu şutun tarihî değerini daha iyi tahlil etme şansı bulacağız.

San Antonio tam 50 gün boyunca maç kaybetmeksizin (20 galibiyet) oynadıktan sonra üst üste 3 mağlubiyet aldı. Tam anlamıyla siktir-i bok'tan bir durum. Bugüne dek yalnızca 14 takım 2-3'den dönüp seriyi kazanabilmiş. Sonuncusu kim: Spurs[3]. Popovich, basın toplantısında mağlubiyet hakkındaki fikirleri sorulunca çok net konuşacaktı: "Şampiyon takımlar deplasmanda kazanırlar." Serinin bir sonraki maçı için Oklahoma'ya gidiyoruz.
_________________________________________
[1] Thunder normal sezon en çok top kaybı yapan takım. Rakiplerini sürekli top kaybına zorlayamadıkları da aşikâr; bu alanda 19. sıradalar.

[2] 2000'lerin başındaki Lakers asla 90'lardaki Bulls gibi dominant bir takım olmadı (Tüm sezonu veya maçın tamamını domine etmezlerdi yani. Yoksa Lakers'ın dominant olmadığını iddia edecek değilim.). Fakat âni patlamalarla 15 sayılık seriler yakalayıp rakiplerini ezer geçerdi.

[3]2008'deki Hornets serisi. Fakat 6. maçı kendi evlerinde oynamışlardı. Bugüne dek 6. maçı deplasmanda oynadıkları hiçbir seriyi kazanamamışlar.


Heat vs Celtics (5. Maç)
Uyuşuk başlayan Heat oyuncuları, hücumda cut yapmaya bile üşeniyordu. Fakat tabelada önde kalmayı bildiler. Hatta üçüncü çeyrek ortalarında Celtics'in dağılacağını sanmıştım; Rondo yarı saha ihlali yapıyor, Brandon Bass topu yere vurduğu için teknik faul alıyor, Pierce ve Rondo rezalet şut atıyordu (Maçı 34'te 9 ile bitirdiler.). Hatta maç sonunda ribaunt istatistiğinde Heat'in 49'a 39'luk üstünlüğü olacaktı. Fakat Doğu Konferansı Finalleri, Batı'ya göre çok daha acayip ve anlaşılması zor bir seriye sahne oluyor.

Pierce LeBron'un üstünden 3'lüğü gönderdi. Elimizi korkak alıştırmayalım: 1. Russell; 2. Bird; 3. Havlicek; 4. Cousy; 5. Hakikat. Paul Pierce gelmiş geçmiş en büyük 5. Celtics efsanesine dönüşmüş gibi görünüyor. Takas döneminde Danny Ainge'in Pierce, RayRay, Garnett ve Rondo'yu yollamaya çalıştığını hatırladıkça kendimi kıçımdan tavana asasım geliyor. Birkaç ay önce şöyle yazmışım:

Antoine Walker gönderildikten sonra herkes Pierce'ın sayı kralı olabileceğini konuşuyordu. Fakat adam liseli değil, hakikatin ta kendisi; 25 sayı ortalamasını geçmek gibi bir takıntıya sahip değil. Sayı, ribaunt ve asist departmanlarında Boston'un liderliğini üstlendi. Çok çalışmadığı, partiler verdiği söyleniyordu ama asla bencillik yapmadığına, takımı yönetmeye çalıştığına şahit olduk. Sürekli korkunç kadrolarla desteklendiği için başarısız oldular ama takasını istemedi. Varlığını Boston'ın varlığına armağan etti. Şimdi dinle beni Danny Ainge! Eğer bu adamı göndermeye çalışırsan seni içeri kilitleyip TD Garden'ı yakacağım. 6 milyar insan bizi izliyor. Sözüm söz.

Her iki konferans finalinde de 2-0 geriye düşen takım üst üste 3 maç kazanmış oldu. 6. maçlarda Oklahoma ve Boston taraftarlarının beyin kokusu almış zombilere benzeyeceğini tahmin ediyorum.

Not: Chris Bosh döndü ama yalnızca 14 dakika oynayabildi. İstatistik kağıdında 7 ribaunt yazıyor. Tabii daha dikkatli bakınca olayın biraz daha garip olduğunu fark ediyoruz. Sahada olduğu dakikalarda Heat 7 sayı geride. Üstelik takımın top kayıpları (7) basketlerinden (5) fazla.
Not-2: Maç sonrası Heat oyuncularına "good job, good effort" diye bağıran bir çocuk taraftar vardı. Bazıları Heat taraftarı olduğunu, oyuncuları motive etmeye çalıştığını söylüyor; bazılarıysa troll olduğunu, Celtics'i tuttuğunu. Neyse ne. Gün boyu 30 dakikada 1 izleyip gülmeyi planlıyorum.

Birkaç Haber

Blazers GM mevkiine Clippers'tan ayrılan Neil Olshey'i getirecek. Dedikodulara göre Batum'un gelecekteki kadronun temel direklerinden biri olacağını söylemiş (hâliyle). Fakat Vinny del Negro'yu Los Angeles'a getiren isimdi kendisi. Koç seçimlerinde aman dikkat diyorum.

Jimmer Fredette evlendi. En yakın arkadaşlarından DeMarcus Cousins, Fredette'in bekaretini kaybedeceği yönünde bir espri yapmış twitter'da: "Bugün dostum için büyük gün... ve tabii ki büyük gece. Eheh."

DeShawn Stevenson, mutfak, para çekme makinesi. Denklemin sonucunu size bırakıyorum.

Sunday, June 3, 2012

Batı Konferans Finalleri (4. Maç)

Seri ve eşleşmelerden defalarca bahsettim zaten. Aynı lâfları gevelemektense kısa kısa notlar vereceğim.

Dün garip bir eleştiri geldi: "Neden Durant hakkında yazmıyorsun? Acaba nefret ettiğin için olabilir mi?" Blog'u takip edenler zaten biliyor ama sebebini tekrarlamam lazım herhâlde. Durant'i 1'e 1'de rahat rahat yeneceğimi düşünüyorum. Bana karşı 5+ sayı bile bulamaz muhtemelen.

"Spurs'un tek zayıf noktası rakip skorer uzunlara karşı silahının olmaması. Yalnızca Grizz ve Lakers pota altı oyuncuları Spurs'u domine edebilirler." Birkaç hafta öncesine dek neler söylediğimi hatırlıyor musunuz? Maalesef ben de hatırlıyorum. İlk yarı bittiğinde Thunder'ın Büyük Üçlü'sü 18'de 6 ile 18 sayı atmıştı; Collison/Perkins/Ibaka ise 17'de 15'le 33 sayı. Maç bitene dek San Antonio'nun belini kütürdetmeye devam ettiler: 25'te 22'yle tam 49 sayı (İzin verirseniz üç metre boyundaki tek bacaklı örümceğime binip unicorn'larla savaşmaya gidiyorum.). Yetmedi mi? Son bir istatistik daha verip gerçeklikle olan bağlarınızı tamamen koparacağım o hâlde. Ibaka 11'de 11 ile 26 sayı attı[1] (OHA! Orta mesafeden fena değildir ama son baktığımda Reggie Miller'dan biraz daha kötüydü.). Playoff'larda kaçırmaksızın şut atma rekoru kaçmış peki: Oniki. Sezon sonu Westbrook, 2 sene içindeyse hem Harden, hem de Ibaka serbest kalacak[2]. Gerisini Sam Presti düşünsün.
                         
Bu smacın formülünü veriyorum: %50 Dr J+%50 Shawn Kemp


Üçüncü maçın sonu garbage time'a dönmüş ve DeJuan Blair nihayet forma şansı bulmuştu. Fena da oynamadı hani. Geçen sene Grizzlies'e karşı Blair yerine Splitter oynarsa Spurs'un daha avantajlı olacağını düşünmüştüm; bu seride ise tam tersini. Yani? Yani Popovich'e bile lâf attığıma göre blog'un hiçbir eksiği kalmadı artık.

Matt Bonner'ın sahada olmasının tek sebebi var: dış şut tehdidi. Eğer boş 3'lük geldiğinde kullanmayacaksa, oynamasın daha iyi.

Son iki maçtır Spurs'un hücum keskinliği erozyona uğramış gibi görünüyor. Hatta dördüncü maçta OKC'nin belli bölümlerde daha iyi top çevirdiği bile söylenebilir (Fantastik roman yazmak istiyorsanız, alın size şahane bir başlangıç cümlesi.). Westbrook ruhen devrim yaşamış; hücumda ne kadar zorlanırsa zorlansın (bu gece rezalet şut attı.) konsantrasyonunu tamamen kaybetmiyor. OKC pota altı, bench, tribünler... Thunder farkı 15'e çıkardı.

Fakat maç sonunu kısa 5'le oynamayı tercih eden Spurs pek çok mismatch dezavantajına rağmen (Ibaka'yı Stephen Jackson savunuyordu mesela) farkı 4 sayıya dek indirmişti ki, Elvis sahaya indi (Hayır, Ibaka'dan bahsetmiyorum.). Kritik anlarda süper yıldızların patlamasını, ellerinden alevler fışkırtırcasına skor üretip maçı tek başlarına almalarını bekleriz. Bazıları bizi hüsrana uğratırken bazıları aklımızı başımızdan alır. Kevin Durant. Birkaç pozisyon Tony Parker'la karşı karşıya kaldıktan sonra ritim bulup kafayı yedi; ü s t ü s t e 16 sayı. Spurs'un tek hançerlik işi kalmıştı. Top elbette ki kahramanımızın ellerindeydi. Durant, demirini eritip suyunu verdiği, harlayıp bileylediği çelik hançeri Harden'ın güvenilir ellerine tutuşturdu; 3'lük. KD'nin asistiyle Spurs yıkılmış, maç sona ermişti.
                        
Maç sonrası bir gazeteci Gregg Popovich'in düşüncelerini sordu: "Son 6 dakikada Durant maça hükmediyormuş gibi görünüyordu." Popoviç'in cevabı: "Öyleymiş gibi görünmüyordu, öyleydi. Oradaydım. Bizzat gördüm."

Tabii artık rüzgarı arkasına alan OKC ama Spurs cephesinde de karalar bağlamaya gerek yok. OKC pota altının San Antonio'da böyle oynayamayacağı, Dünya'nın düz olmadığı, Perkins'in hücumda Blake Griffin taklidi yapamayacağı, Duncan'ın hücuma daha fazla dahil olacağı (Bugün Spurs'un en skoreriydi ama ben sayı yapmaktan bahsetmiyorum.) ve elbette ki Parker'ın daha etkili olabileceği malum. Ne diyeyim, cipslerinizi, patlamış mısırlarınızı stoklayın. Pazartesi günü seri yeniden başlıyor.
___________________________
[1]Analiz: Manyak oynadı.

[2]Bu sene 5 milyon $ kazanan Westbrook için önümüzdeki 5 seneliğine 80 milyonluk kontrat verileceği söyleniyor. Ibaka'nın durumu ise daha farklı. 2013/14 için qualifying offer'ı 3 milyon $. Olaylar gelişecek.

Wednesday, May 30, 2012

Batı Finali ve Birkaç Haber

OKC vs Spurs
Normal sezonda en az faul yapan ikinci takım Spurs. Thunder ise üç silahşörlerin forse ettiği hücumlarda sürekli çizgiye gidiyor (ligde ikinci sıradalar.). Hatta hem Harden, hem Westbrook, hem de Durant tüm ligde en çok serbest atış kullanan 10 oyuncu listesinde (oha!). 25'ten az faul kullanmaları OKC için kötü haber. Tabii hakemlerin sert basketbola izin vermeleri de önemli ama Spurs fiziksel müdahaleden kaçınmayı başarıyor (4. çeyrek öncesi Harden mesela. Tam dripling üstünden potaya yönelip Paul Piercevâri bir soğukkanlılıkla faulü alacakken dengesini kaybettiğiyle kalıyor yalnızca.). En azından üçüncü çeyrek ortalarında maçın cılkı çıkana dek (Hack-a-Splitter) bunu iyi başardılar.

Spurs'un eskisi gibi elit bir savunma takımı olmadığı malum ama hâlâ çok etkililer. Herkes playoff'lar boyunca OKC gibi atlet bir takımla karşılaşmadıkları için zorlanabileceklerini düşünüyordu ama Thunder da ilk iki turda böylesine akıllı savunma yapan bir ekibe toslamamıştı.

Tony Parker. Normal sezonda perdeyi kullanıp orta mesafe şutları ve penetreleriyle OKC ve Westbrook'u moleküllerine ayırmıştı. Dün gece de muhteşem oynadı (21'de 16'yla 34 sayı). Tabii kullanılan perdeler ve alan paylaşımının etkisi büyük. HER HÜCUMDA BOŞ ŞUT BULUYORLAR. Büyülenmişçesine ekrana bakakaldım.

OKC Sefolosha ve Ibaka'yı kenara alıp 4 kısayla (D-Fish dahil) hücum yapmaya çalışıyor ama savunmada başarılı olmadan Spurs'u mağlup etmek mümkün değil. Hücum yarışının tek galibi olabilir: gezegende en iyi hücum eden takım. Mesela OKC ilk yarıda tam 10 hücum ribaundu almasına rağmen 11 sayı geride kalmıştı. İkinci yarıda rakibin ritmini bozmak için tek çözüm bulabildiler: Hack-a-Splitter. Uyuz oldum, gıcık oldum, ifrit oldum... ama Gregg Popovich'in başına gelince pek üzülemiyorum maalesef. Basketbolun dip noktasına şahit olmak için aşağıdaki videoya gidiyoruz.
Taktik fauller Spurs'un ritmini yok edince fazladan 10 dakika heyecan yaşadık (ve OKC olası 30 sayılık mağlubiyetten kurtulup moralini tamamen yitirmedi.). Fakat 4 kısaya döndüklerinde Thabo yerine D-Fish'le oynayacaklarsa savunmada sağlam durabilmeleri mümkün değil. Ayrıca Kevin Durant iyi oynuyor, hoş oynuyor da sanırım kariyerinde ilk kez nasty olmalı.

Birkaç Haber

Donald Sterling, karşılıklı iyi ilişkiler içinde olduğu VDN ile devam kararı aldı. Sterling kod adlı salatalık turşusunun VDN az maaş aldığı miçin sözleşmedeki opsiyonu kullandığı söyleniyor ama o kadar da değil.

Dennis Rodman nafaka ödemediği için 104 saat sosyal hizmet cezasına çarptırıldı. Sene başında kulaktan kulağa dolaşan garip dedikodular vardı; iflas etti, parası kalmadı... Fakat hepsi fos çıktı. Hapis cezasından ucuz yırttığı söyleniyor.

15 sene önce bugün (29 Mayıs) John Stockton son saniye basketiyle Rockets'ı devirdi. Stockton'ın kritik anlarda yolladığı 3'lükler deyince akla tonla şut gelir. Mekanikleştirdiği özelliklerinden yalnızca biri. Hayatta bazı şeyler var, gerçekleşeceğini bildiğiniz hâlde engelleyemezsiniz; Mesut Yılmaz konuşmalarının yarısı "ıııh" seslerinden ibarettir, VDN son hücumu çizemez, Stockton topu sürer ve birdenbire durup 3'lük atar... Peki 15 sene önceki şutu özel kılan ne? Jazz tarihinde büyük efsaneler var: Maravich (Pistol hakkındaki korkunç istatistik: yalnızca bir kere playoff ilk turunu geçebildi.), Dantley... Fakat takım asla Finaller'e ulaşamamıştı; tâ ki Stockton'ın Konferans Finalleri 6. maçında yolladığı efsanevî 3'lüğe dek. Stockton sayesinde asla finallerde Hakeem'i (Üstelik yanında Barkley ve Drexler varken) Jordan'a karşı seyredemeyecek ama bu soğukkanlı, robota benzeyen sıradan adamı belki de ilk defa sevmeyi öğrenecektik (Post niye bu kadar romantik bitti, ben de anlayamadım.).

Monday, May 28, 2012

Haberler... Haberler...

Pazartesi, salı bütün gün işim olduğu için blog'la pek uğraşamıyorum. Kısa kısa notlar geçeceğim.

OKC Durant'i 4 numaraya çekince tüm skorerlerini sahaya sürme şansı yakalıyor. Normal sezonda Spurs'e karşı en başarılı dakikalarını kısa 5 ile yaşamışlar: +19. Dün akşam Spurs pota altından sürekli cezayı kesti. Yalnızca Splitter ve Duncan'dan bahsetmiyorum. Her yere uzanıp sürekli blok kovalayan Ibaka olmayınca Ginobili penetrelerini durdurmak imkansız hâle geldi. Önümüzdeki maçlarda Brooks daha maçın başında kısa 5'e dönmeyecek muhtemelen (Tabii Spurs Bonner'ı sahaya sürünce Ibaka etkisini törpülüyor zaten.).

Hakemler maçın sert geçmesine izin verdiler. Dördüncü çeyrekte serbest atışlarla skora tutunmalarına rağmen OKC kısaları istedikleri kadar düdük bulamadı.

James Harden (%50 Ginobili, %30 Paul Pierce, %20 sakal) ve Ginobili'nin birbirlerine ne kadar benzediklerinden bahsede bahsede belamızı bulduk. Dün akşam hem estetik, hem de teatral anlamda çok acayip bir hareket gerçekleşti: double flop.
                       
Spurs ilk yarıda çılgınca top kaybetti. Playoff'larda genç ve mega atletik bir takıma karşı oynamadıkları için (Grizz gibi topa baskı yapan bir takımla da karşılaşmadılar.) biraz daha tembel paslara alışmışlar. OKC bir hafta içinde kafasını dağlara taşlara vurmakla meşgul olacak muhtemelen. 8-0'la gelmiş Spurs'u San Antonio'da yenmek, saha avantajını çalmak için en büyük (belki de tek) fırsatı kaçırdılar.


Los Angeles ve Staples Center'daki maç trafiğinden bahsetmiştim. ESPN geçtiğimiz hafta hakkında şöyle güzel bir afiş hazırlamış (Bu arada NFL sezonunun başlamasına aylar var ama Los Angeles'ta futbol takımı yok zaten. Sebebini bilmiyorum, bilen varsa beri gelsin.).

Sunday, May 27, 2012

Spurs vs Thunder

Bu akşam Dünya basketbolunun zirvesine tırmanacağız. Gezegende en iyi basketbol oynayan takımla, en güçlü kadroya (muhtemelen) sahip olan takım karşılaşacak.

Spurs alan paylaşımında garip bir organizmaya dönüşmüş durumda. Durdurulamaz bir makineymişçesine ilerliyorlar. Skor konusunda seri üretime geçmişler adeta. Maşallah. Hem eskisi gibi defansif olmadıkları, hem de playoff'larda rakip tanımadıkları için 15 senedir ilk defa San Antonio'nun oyununu sevmeyi öğrendik. Artık huzur içinde ölebilirim.
Yetenek, derinlik, karakter kriterleri ele alındığında bence OKC şu an Dünya'daki en iyi kadroya sahip; başı arşa değmiş süperstar (Durant), süper side-kick (Westbrook), olağanüstü savunmacı uzunlar (Ibaka: yardım savunması ve blokta aşmış bir isim. Perkins: epik birebir savunmacı. Collison: her iki alanda da şahane.), elit dış savunmacı (Sefolosha), kenardan gelen Harden...

Gençler ve yaşlılar, hatta takım ve bireysellik karşılaşacak ama takımlar arasında garip benzerlikler de yok değil. Spurs maç başı 103,5 sayı atıp (ligde 2. sıradalar), 96,5 sayı yiyor (16. sıra); Thunder ise bulduğu 103 sayıya (3.), karşı 96 yiyor (17.). Lig sıralamaları neredeyse eşit. Hatta yeni istatistiklere bakınca savunma verimliliğinde 10. sırayı paylaştıklarını görüyoruz. Peki ribaunt? Biri onbirinci, diğeriyse onikinci.

Krallar ve Parker vs Westbrook
Thunder savunması, pırpır guard'ları durdurmakta zorlanabiliyor (Parker 42 sayı göndermişti normal sezonda.). Mavs ve Lakers'ta böyle bir oyuncu yoktu. İlk kez bir deliciyle, üstelik bu işin padişahı olan Parker'la karşılaşacaklar (Unutmadan, Pick&roll'de Parker'ın Thunder'a karşı neler yaptığını Zach Lowe'dan okumak [İngilizce] için buralara bir yerlere tıklayın.).

Perdeyi kullanıp orta mesafeden şut gönderdiğinde Westbrook'un ne kadar tehlikeli olduğunu Lakers serisinde gördük (switch yapmadılar, yaptılar... pek fark etmedi.). Bu serideyse Westbrook'un driplinglerine karşı duracak kadar güçlü bir rakip oyuncu bulmak zor. Parker? Green? 34 yaşına gelmiş Captain Jack? Green ile Westbrook boğuşursa, sahadayken Harden'ı kim tutacak? Buradan daha da garip bir soruya geçiyoruz: Durant'le kim eşleşecek? Kawhi Leonard normal sezonda fena iş çıkarmamıştı ama playoff'larda işler biraz farklı; hele ki savunmacı alternatifiniz (yaşlı Jackson, Diaw?) yoksa.
Durantula, Bilim Tarihindeki En Ölümcül Deney Kazası

Duncan'ı muhtemelen Perkins savunacak, Ibaka ise yardım savunmacısı olarak bloklara konsantre olacak. Üstelik Ibaka da Collison gibi belli bölümler Duncan'ı müdafaa edebileceği için bu seride Duncan'dan beklentileri çok yükseltmemek gerek (Tabii böyle konuşuyorum ama Spurs'un yaptığı pick&roll'ler ve alan paylaşımı sayesinde boş şutlar bulmaması imkansız.). Önemli olan Duncan'ın ribauntlarını sınırlayabilmek.

İlk bakışta Spurs'u zorlayabilecek tek şey var: skorer pota altı. Batı'da, hatta tüm ligde Spurs'un kıçından soğuk terler akıtabilecek iki pota altı mevcut: Lakers ve Grizz (twitter'da süper bir yorum okumuştum: "CP3 önce Memphis'i devirdi, sonra sakatlandı. San Antonio sana kurban olsun."). Thunder uzunları yalnızca ve yalnızca müdafa yaparken özel olabiliyorlar (Tamam, ucundan kıyısından Ibaka var.). Bu sayede Bonner ve Diaw daha fazla süre şansı bulabilirler. Bonner'ın 3'lük silâhı da Thunder pota altını açacak elbette (Bu arada pota altında skor üretemedikleri için Durant'i 4 numaraya atıp kısalmak OKC'nin de işine gelebiliyor bazen.).

Ginobili vs Harden
1. Her ikisi de solak.
2. Her ikisi de all-star seviyesinde ama bench'ten gelip oyunu forse ediyorlar.
3. Westbrook muhteşem bir basketbolcu. Durant ligin en acayip hücumcusu ve önümüzdeki 10 senenin bayrak adamlarından biri (Sakatlanırsa arkadaşlarla el ele tutuşup Taksim Meydanı'nda kendimizi yakacağız.). Fakat Thunder cephesinde en zeki oyuncu Harden. Ginobili mi? Ginobili zaten Ginobili.
4. İkisi de atletik olarak hem overrated, hem underrated. Çılgınca atletik olmamalarına rağmen aşmış basketbol iq'ları sebebiyle çılgınca atletikmiş gibi görünüyorlar. Tabii bazen yavaşmış hissi verdikleri için atletik olmadıklarını söylemek de süzme salaklık.
5. Her ikisi de sevilen oyuncular.
6. Dripling (bkz. Euro Step), turnike, pas, şut... Üsluplarındaki pek çok ortak yönü anlatan eğlenceli bir video için vakit kaybetmeden aşağı bakın
                        

Yönetim
Benzerlik: Sam Presti'nin Spurs organizasyonundan geldiğini daha önce de söylemiştim. Tony Parker'ın seçilmesinde büyük rol oynadığı söyleniyor. Zamanın onu haklı çıkardığı belli. Tıpkı Harden konusunda olduğu gibi (2 senedir Evans veya Curry seçiminin daha doğru olacağı konuşuluyordu. Sebebini bilmiyorum ama ben ne kadar yavaş başlamış olsa da Harden'ın çılgınca gelişeceğini düşünüyordum. Gerçi 2 senedir Evan Turner'dan da benzer bir gelişim beklediğim için beni çok ciddiye almasanız da anlarım.). Her iki takımın da iyi karakterli oyunculardan oluşması rastlantı değil.

Farklılık: Scott Brooks'un iyi bir insan olduğunu, Thunder takım kimyasına ve oyuncuların gelişişmine katkısı olduğunu biliyorum ama 1 saniye... Gregg Popoviç vs Scott Brooks? Yani Platon vs Mustafa Topaloğlu, yani 32 playoff maçı vs 189 playoff maçı. Yani Gregg Popovich 99'da Lakers koçu Kurt Rambis'e ne yaptıysa, Scott Brooks'a da aynı muameleyi münasip bulacak muhtemelen.