Showing posts with label 1970'ler. Show all posts
Showing posts with label 1970'ler. Show all posts

Sunday, June 10, 2012

Lucy

35 sene önce bugün Lusia "Lucy" Harris, New Orleans Jazz tarafından draft edildi. Lig tarihinde resmen draft edilen ilk kadın.

Kolej kariyerini Delta State'te geçiren Harris, ikinci senesinde (1975) kadınlar ligi şampiyonluğa ulaşmış (Hem de threepeat apoletiyle finallere gelen Mighty Macs'i yenerek.). Beyazların hakim olduğu bir okulda okuduğu, takımdaki tek Afro-Amerikalı basketbolcu olduğu için taraftarların ırkçı tezahüratlarına maruz kalmış bazen: "Umursamaz, basket atmaya uğraşırdım."

1976'da kadın basketbolu Olimpiyatlar'a kabul edilmişti. Harris, Olimpiyatlar Tarihi'nde basket atan ilk kadın basketbolcu oldu. Delta State'i üst üste üç şampiyonluğa taşıdıktan sonra Jazz tarafından draft edilmesine rağmen NBA'de bir kere bile forma giymedi (Houston Angels'a katılmış.). 1992'de Hall of Fame'e takdim edilmiş.

Not: Bu da böyle garip bir post oldu. Ha bi de tam anlamıyla resmileşmemiş olmasına rağmen NBA'in kadın basketbolcularla ilişkisi şu örneğe dek uzanıyor.

Friday, April 13, 2012

ICEMAN

Gervin'i herkes tanıyordur. "Finger roll"un(1) mucidi olarak biliriz. Oysa maçlarını seyredince bunan çok daha fazlası olduğunu görüyoruz. Ice tarihin gördüğü en büyük dış skorerlerden biri. Yüzük kazanamamış pek çok basketbolcunun peşini bırakmayan lanetle boğuşuyor: Unutulmak. Hiçkimse Ice'ı unutamaz, hiçkimse. Fakat seneler geçtikçe büyüleyici basketbolu sönükleşecek ve taraftarlar için uzak bir hatıraya dönüşecek(2).

Gelmiş geçmiş en büyük dış skorerleri düşünün (Jordan, Kobe, Iverson, West, T-Mac, David Thompson, Durant, Oscar, 'Nique...). Kimleri çıkaracağınızı bilemem ama Ice'ı ilk 3-4 isim arasına almak zorundasınız(3). Olağanüstü bir orta mesafe şutörüydü. Maçları seyredince insan şaşkınlıktan tuğla sıçıyor. Önce çelimsiz ipince bir herif görüyorsunuz, sonra ardarda şut yağdırdığını. En zor açılardan bile şut atabilen, baskete ulaşmak istediği pozisyonda panyayı kullanabilen (dipçizgide durup 5 metreden Duncan şutları fırlatan bir deli düşünün.), kaçırmaksızın 10 şut sokabilen (rahat rahat yapıyor bunu.) akıl almaz bir skorer. Şutlarının yanı sıra ellerinden büyü fışkırıyor. Topu her potaya bıraktığında sihirli bir şeyler olduğunu hissediyorsunuz. Üst üste sirklere yakışacak turnikeler izlemekten şaşıracak hal kalmıyor adamda. Ne zaman seyretsem beynim aktı, boş gözlerle ekrana bakakaldım.
                                                  
Ice 4 kere sayı kralı oldu. Kariyeri boyunca %50'yle 25.1 sayı attı (Oha!). Play-off'larda 27 sayı ortalamayla oynadı. 78 82 seneleri arasında kariyerinin zirvesindeyken (Amerika'da prime denilen nane) 30 sayı ortalama tutturdu. Tarihte en fazla 40+ sayı atan altıncı isim (Sırasıyla Wilt, Jordan, Kobe, Baylor, AI ve Ice). Daha ne olsun? En büyük skorerler tartışmalarında her zaman ismi geçmeli(4).

Kariyerinin büyük bölümünde (11 sene) San Antonio gibi küçük bir pazarda yeteneklerini sergiledi. New York veya Chicago'da oynasaydı her gün televizyonlarda olurdu muhtemelen. Üstelik San Antonio'nun bok gibi kadrolarla oynadığını, Gervin'i 2 all-star'la bile destekleyemediklerini biliyoruz. Ice asla winner olamadı. Şampiyonluklar kadar sayı krallıklarını ve taraftarları hayran bırakmayı da önemsedi. Yine de takımını sürekli play-off'lara taşıyabilmesi, 3 kere konferans finallerine yükselmesi etkileyici.
Tabii ki ayak fundamental'ı Jordan ve Kobe kadar mükemmel değildi. Tabii ki Durant ve T-Mac gibi 7 metreden istikrarlı şut atamıyordu. Tabii ki kritik anlarda ön plana çıkamadı(5). Fakat istediği gün 40 sayı atmaya karar verebilir ve bunu keslikle başarırdı. Üstelik bunu fark ettirmeden, bencilliğe kaçmadan yapabilecek yeteneğe de sahipti. Ve belki de büyülü ellerine lig tarihindeki başka hiçbir skorerde rastlamadık. Bunu anlatabilmek imkansız. Bunu maçları seyretmeden anlayabilmek mümkün değil(6). Ve maalesef kimse 70 sonlarından kalma Spurs maçlarını seyretmiyor. Sinirlendim amk.

*

(1)Parmak ucu hassasiyeti gerektiren meşhur bir hareket. Temel amacı belli: Topu potaya bırakmadan önce parmak uçlarınla döndür; top biraz daha fazla havalansın; blok yapmak isteyen rakip defans oyuncuları çaresiz kalsın. Wilt Chamberlain ilk deneyen basketbolcuymuş. Fakat Gervin bu hareketin şahıdır. Daha iyi yapabilen birileri lige gelmedi; ne Gervin'den önce, ne Gervinden sonra.

(2)Tıpkı savunması gibi. Gezegende bu kadar kötü defans yapan çok çok az süper yıldız vardır. Adeta hologramik savunma. Maçları seyredince sürekli şu sahneyle karşılaşıyoruz. Rakip Ice'la karşı karşıya kalıyor; birkaç salise sonra pota dibinde turnike attığını görüyoruz. Blok yapabiliyor muydu? Evet. Fakat Amar'e'nin de blok yaptığını biliyoruz.

(3)Iceman. Bu nick de gelmiş geçmiş en şahane nick'ler listesinde zirveye oynar herhalde.

(4)Sebebini pek anlayamıyorum ama ABA'den gelen basketboculara hak ettiklerinden daha az değer veriyoruz: Julius Erving (Dr J), George Gervin (Iceman), David Thompson (Skywalker), Artis Gilmore (The A-Train), hatta Moses Malone (Manchild)...

(5)Lakers'a attığı meşhur turnikeden sonra yayımlanan birkaç gazetede kritik anlarda ön plana çıkan bir oyuncu olduğuna dair yorumlara rastladım. Alakası yok. 4 kere 7. maça çıkmış ve hepsini kaybetmiş. 18 kere play-off serisi oynamış ve 10'unu kaybetmiş. Tek büyük skoreri olduğu takım, defalarca son anlarda maç kaybetmiş.
(6)Maçları izlemek deyince aklıma Jordan geldi. Her oyuncunun her oyuncuyla kıyaslanabileceğini düşünüyorum. İsteyen Hido'yu Larry Bird'le, beni Dr. J'ye kıyaslayabilir. Haliyle 70'lerin en iyi oyuncularını 2000'lerin süper yıldızlarıyla kıyaslamak kadar doğal bir şey yok. Fakat yalnızca istatistik kağıdına bakıp, kazanılan yüzükleri sayıp ciddi tartışmalara girenlerin beyinlerini yalamak istiyorum. Hiçkimse highlight'lara bakıp Jordan hakkında gerçek bir yargıya varamaz. Jordan'ın nasıl bir yaratık olduğunu kavrayabilmek için en az 50 maç seyretmek zorundayız. Kıyaslamalara girmeden önce maça nasıl hükmettiğine, tüm rakipleri nasıl çiğneyip tükürdüğüne şahit olmak zorundayız. Ne diyeyim. 90'lardaki Chicago'nun maçlarını seyretmek: 2.5 saat. Jordan'ın kendi iradesini maça kabul ettirişini, basketbol oyununu kölesine çevirişini seyretmek: Paha biçilemez.

Sunday, April 1, 2012

NBA Şampiyonluk Yüzükleri


NFL, NHL ve MLB Şampiyonları da yüzükle ödüllendiriliyorlar. Fark etmişsinizdir zaten. Futbol, hokey, beyzbol, hatta rugby oyuncuları yüzükleri takıp takıştırıp salonlarda, televizyonlarda boy gösterirler. Fakat NBA oyuncularını yalnızca çok özel günlerde (senelerce formasını terlettiği, efsane hâline geldiği takımın final maçları mesela) yüzükleriyle beraber görebilirsiniz. Sanki efsunlu yüzüklerin gücünden korkarmışçasına kutularda saklar, saygı ve şükranla parmaklarına geçirirler. Peki basketbolcuları diğer sporcurlardan ayıran ne? Sebebini bilemiyorum. Belki NFL ve MLB'de konferans şampiyonları da yüzükle ödüllendirildiği için(1). Belki de Stanley Cup Finalleri'ni(2) kazanan oyuncular yüzüğün yanı sıra kupayla 24 saat geçirme hakkı da kazandıkları için.

NBA Şampiyonları yüzüklerine çılgınca düşkünler. Dünya (sayı krallıkları, all-star maçları, sezon sonu ödülleri...) bir yana, yüzükler bir yana. Satmayı(3), hediye etmeyi(4), ödünç vermeyi akıllarından bile geçirmezler. Biz faniler de yüzükleri merak ettiğimizle kalırız. Sağolsunlar Robb Harskamp ve Milton Um diye iki adam yukarıdaki illüstrasyonu yapmış. Görünce feci gaza geldim, tüm yüzükleri şampiyonluk maceralarıyla (kritik play-off maçları, buzzer-beater'lar, efsanevî performanslar...) birlikte tanıtmaya karar verdim. Playoff sonrası yazmayı düşünüyorum. Evde kahramanlık müzikleri dinleyip kendimi motive ediyorum.

İlk bakışta neler dikkat çekiyor? 1985'e dek neredeyse tüm yüzükler aynı(5). 1981'de Celtics klasik yüzük modeline yeşil renk bir çember eklemiş; 82'de aynısını Lakers yapmış, 83'te ise Sixers. 84'te Celts bir adım daha ileri gidip yeşil yonca koymuş. 1985 senesindeyse Pat Riley'nin üstünde durduğu "farklı yüzükler" fikri kabul görmüş ve NBA yüzükleri için yeni bir devir başlamış.

Resimde Dallas'ın geçen sene kazandığı yüzük yok. Marc Cuban şampiyonluk sonrası, "yüzüklerin modası geçti, artık yeni bir şeyler bulmalıyız" demişti; "aklımda yeni bir şeyler var." Herkes meraklandı ama daha iyi ve anlamlı bir yadigar (altın gözlük, kristal basketbol ayakkabısı...) düşünmek mümkün değil. Başta Kidd ve Nowitzki olmak üzere hiçbir oyuncunun yüzükten vazgeçeceğine inanmamıştım. Telaşa mahal yok. Kimsenin korktuğu başına gelmedi. Nowitzki 60 yaşına erdiğinde, Cuban'ın 2035'te yaptırdığı salona gidecek. Mavericks'in Knicks'le karşılaştığı NBA Finalleri yedinci maçını izlerken parmağında şampiyonluk yüzüğü olacak(6).


*

  1. Konferans Şampiyonu olup NBA Şampiyonluğu kazanamayan NBA yıldızlarından bazıları: Elgin Baylor, Barkley, Iverson, Stockton, Karl Malone, LeBron, Ewing, Nate Thurmond, Reggie Miller...
  2. Yeni Başlayanlar için Amerikan Sporları: Stanley Cup Finalleri. Yani NHL Finalleri. NFL Final Maçı'na da Superbowl denir mesela.
  3. Maddî problemler yaşayan Dr J 1983 Şampiyonluk Yüzüğü'nü 250.000 $ karşılığında satmak zorunda kaldı. Üç beş bir şey toplayıp denkleştirseydik be doktor.
  4. "Kanatlanıp uçabilmek mi isterdin, saatlerce nefesini tutup okyanuslarda yüzebilmek mi isterdin?" gibi uçuk sorular vardır. İşte şimdi cevap veriyorum. Hiçbirini istemezdim. Ron Artest gibi bir beynim olsun isterdim. Bence Metta World Peace bildiğin troll. Seneler evvel kainatın sırrını keşfetmiş, canı sıkıldığı için insanlıkla taşak geçiyor. Kozmosla kurduğu bağa hep imrenmişimdir. Kariyerinin 11. senesinde şampiyonluk kazandı ve yüzüğü satıp (500.000$+) geliri delilere (politically correct: mental rahatsızlıklardan muzdarip insanlar) bağışladı.
  5. 85'e dek diğerlerinden farklı olan tek yüzük Sixers'ın 1967 Şampiyonluğu için yaptırılmış. Nedenini bilmiyorum. Wilt'in ilk şampiyonluğuna denk geliyor. Lig tarihinin en büyük 'prima-donna'sına da bu yakışır.
  6. Dallas öyle bir yüzük yaptırdı ki 60 yaşına gelmiş adam iki eliyle bile taşıyamaz.

Sunday, March 25, 2012

Pistol Pete'in Saçları

Pistol Pete'i anlatacak değilim. NBA'in N'sinden.[1] haberdar olan herkes Maravich'in mükemmel hayalgücünü ve sihirli ellerini hayranlıkla izlemiştir. Gelmiş geçmiş en büyük oyunculardan biri mi? İlk 50'ye zar zor girer.[2] Fakat oyuna kattıklarını düşünelim. Mesela Dr. J atletizmiyle basketbolun çehresini değiştirmiştir[3]. NBA'i çok sevilen bir organizasyona dönüştüren Magic vs Bird rekabeti[4] ise insanlığı şut atıp süper pas verebilen forvetler ve pas yeteneği aşmış uzun oyun kurucularla tanıştırmıştır. Pistol'ın da basketbolu renklendirdiğini söyleyebiliriz; ters yöne bakarken verilen paslar, bacak arasından ya da sırtın arkasından yapılan asistler, fantastik turnikeler... Ofansif yaratıcılığını anlatmak mümkün değil, görmek lâzım. 25 sene önce öldü ama eğlenceli karakteri ve basketbol üslubuyla hala NBA severlerin ilgisini çekiyor. Tabii basketbol oynadığı senelerde de aynı ilgiye mazhar oluyor, parke dışında bile çok seviliyordu.

Geçenlerde, rol aldığı mük-kem-mel bir saç spreyi reklamına rastladım. Pete Maravich NBA'deki en süper saçlara sahipmiş. Kullandığı sprey saçları düzleştirmez ama canlı tutarmış. Kampanya bu tema üstüne kurulu. Bir de Pistol ve basket topu arasındaki enteresan ilişki ön plana çıkarılıyor tabii ki. Çok keyifli. İzleyin, izlettirin
 
Son reklamdaki şarkı dilime dolandı günlerdir mırıldanıyorum, sözlerini yazayım, biraz da size dert olsun:

dry control by vitalis
you can't see it but you know it's there
(you're using)
dry control by vitalis
natural hair


***

[1]"NBA'in N'si" ne iğrenç tamlamaymış. Yazarken fark ettim. Bundan sonra asla kullanmayacağıma and içiyorum 

[2]Çok uğraştım ama ilk 50'ye sokamadım. Neden mi? Hiç şampiyon olamadı (Tabii takımları çok güçlü değildi. Başarısızlık için yalnızca Pistol'ı suçlayamayız. Fakat sadece kariyerinin son senesinde playoff ilk turunu geçebildi!). Asla MVP ödülünü kazanmadı (1976-1977'de 31-5-5 istatistikleriyle oynadı ama ödül Kareem'e gitti.) Yalnızca 2 kere NBA ilk 5'ine seçildi... 90'larda Pistol klipleri izleyip paslarını taklit etmeye çalışırdım (sonuç: epic fail). Özel olarak sevip saydığım bir basketbolcuyu ilk 50'ye alamadım maalesef. Hatta şimdi fark ettim, çok sevdiğim oyuncuların hiçbiri "en büyük" (GOAT) tartışmalarında yer almıyor zaten. Ben NBA'i Hakeem'le sevdim. Aldığım ilk formanın üstünde 34 yazıyor. İstese muhtemelen veririm ama ilk 10'a alamıyorum. Önünde 5 uzun var hatta: Russell, Kareem, Wilt, Duncan, Shaq. Mesela gelmiş geçmiş en sevdiğim oyun kurucu John Stockton. İlk 20'de bile değil. Mazlumun yanında duran bir karanlıklar prensi miyim, yoksa ezik herifin teki miyim, anlamadım gitti. 

[3]Erving yeni bir oyuncu tipi icat etti. David Thompson, Clyde Drexler, Michael Jordan, Kobe  Bryant, Dwayne Wade... Bu oyuncuların hepsi Dr J'in açtığı yoldan gittiler. Hepsi Dr J'in icad ettiği oyuncu tipini kopyalayıp atletik yeteneklerini bu role kanalize ettiler. Ve hepsi Dr. J'den daha iyi bir şutöre dönüştü. :( Üzülme Doktor, sen gönüllerin şampiyonusun.

[4]NBA 60'lara dek beyazların oyunuydu. Takımlarda en fazla 2 siyah oyuncuya yer veriliyordu. Russell, Wilt, Big O... Olağanüstü afro-amerikalı basketbolculara direnemediler ve 60'ların ikinci yarısında lige siyah oyuncular akın etti. 70'lerde Amerikalılar'ın NBA'e gösterdikleri ilgi iyice yok oldu. Artık hiç kimse "esrar içen bir grup zenci" seyretmek istemiyordu. Magic vs Bird bu makus talihi tersine çevirecekti. Biri beyaz, biri siyah; biri Celtic, diğeri Laker; hem reyting rekorları kıran kolej ligi finalinde karşılaştılar, hem de aynı izleyici kitlesini NBA Finali'ne taşıdılar. Lig bir daha arkasına dönüp geriye bakmadı. ve bugünkü milyarlarca dolarlık organizasyona dönüştü.