Showing posts with label Paul Chris. Show all posts
Showing posts with label Paul Chris. Show all posts

Tuesday, May 8, 2012

Clippers vs Grizzlies 4. Maç

3. maçta Clippers soyunma odasına şu kağıdı asmışlar:
TNT'nin NBA yorumcusu Charles Barkley, Grizzlies'in fiziksel oyun tarzına Clippers'ın cevap verip veremeyeceğini sorguladı.
"Kenyon Martin hariç fiziksel bir takım değil," dedi Charles Barkley; "Grizzlies'in koçu olsam, 'bu akşam smaç basmalarına izin vermiyoruz' derdim, "gecenin en güzel hareketinin peşindeler. Sert olmak, kuralları zorlarcasına kavgaya girişmek istemiyorlar."

Sertlik bir yana Clippers yine ribaunt almakta zorlanacak (Memphis'in 47'sine 36'yla karşılık verebildiler.), Grizzlies'in 19 hücum ribauntu almasına engel olamayacaklardı. K-Mart ve Reggie Evans kenardayken sahaya yansıttıkları sertlik (Sadece savunma ya da ribaunt değil. Sertlik.) haşlanmış patates kıvamına geliyor (Zaten Charles Barkley soyunma odasındaki yazıyı gördükten sonra, "Reggie Evans'ı saymayı unutmuşum" diyecekti.). Şu an yazdığımı cümle emin olun bana da çok garip geliyor ama Evans olmasa Clips seriyi kaybederdi muhtemelen. 8 ribatun alması bir yana her maçta fizikî sertlik getirmeyi başardı. Takımda en çok ribaunt alan oyuncu ise CP3: 9 ribaunt.
Hayır, bu resmi CP3 için değil, Nick Young'un t-shirt'i için koyuyorum.

Aslında Chris Paul pek iyi oynayamadı. 4. çeyrek başlarında kenara gelmişti (normal süre sonuna 4 dakika kala oyuna girecekti.) ve kenardayken Clips farkı 10'a çıkardı. Normal süre sonunda çok kritik bir top kaybı geldi Paul'den (Grizz işi bitirebilirdi. Z-Bo maç boyu topu tutamama yemini etmemiş olsaydı .). Hatta CP3 sahadayken takımı -9 istatistiğiyle oynamış. Tabii uzatmada yine kahraman olacaktı[1]. Aynı lafları gevelemeyeceğim (Playoff. Kritik maç. Sahadaki en iyi oyuncu. Galibiyet.) ama her şeyi unutup şu adamın mükemmelleştirdiği (step-back jumper) silaha bakın. Basketboldaki durdurulması en zor, hatta mümkün olmayan şutlardan biri (Kobe'nin fade-away'i ve Nowitzki'nin leylek şutu gibi.). Tabii uzatmanın kahramanı CP3 ama Memphis'in korkunç[2] hücum ettiği aşikar.

Gasol 4 ŞUT KULLANDI. İnsaf! Gerçi Gasol'un şut atması çok da önemli değil ama kesinlikle topu eline alması ve hücumu şekillendirmesi lazım. İnsanoğlu oksijene ne kadar muhtaçsa, Grizzlies hücumları da Gasol'a o kadar muhtaç. Lionel Hollins sene boyu övdüğüm, yücelttiğim, yoluna güller döktüğüm bir adamdı. Playoff'larda sınıfta kaldığını söylemek yetmez; okuldan atılmış kadar oldu[3]. Kısaları karşısına alıp yakalarına yapışmalı ve haykırmalı: "Topu Gasol'e verin!" Eğer Grizz playoff'larda başarılı olmak istiyorsa her şeyi (pota altını domine etmek, topa baskı yapmak...) bir anlığına unutabilir ama Gasol'un basketbol zekasını bir kenara bırakamaz. Aksi taktirde şırıngayla damarına kriptonit enjekte eden Superman'e benziyorlar.

Hücum ritminin bozulmasında Rudy Gay'in emeği büyük mü? Büyük. Son dakikalarda fena değildi ama tıpkı geçen maçtaki gibi ilk 3 çeyrek boyunca korkunç oynadı. %32'yle oynamasına rağmen tam 25 şut kullandı; liseli ruhunun ete kemiğe bürünmüş hali. Hücumu sürükleyen oyuncu Conley oldu: 25'te 20'la tam 25 sayı. 8 asist ve 7 ribaunt yaptığını da hatırlatıp takımın en iyi olduğunu söylemem lazım. Ama Gasol işlemeyince pek bir anlamı kalmıyor yaptıklarının.

Unutmadan maç yazısı arasına sıkıştırmaya mecbur olduğum bir konu var: Flopping. Clippers oyuncularının her faulde kendilerini yerden yere atmaları, kainattaki her uzaylının midesini bulandırıyor. CP3'nin flop'ları meşhurdur. Blake Griffin[4] ise flop'ların efendisine dönüştü; sırtına hafif darbe aldığında bile domdom kurşunu yemişçesine sarsılıyor. Sene içinde "çok sert darbelerle durduruluyorum" dedi. Playoff maçı oynamamış adamın şikayetine bak amk. Shaq'in 1/4'i dayak yese ambulansla hastaneye gitmek isteyecek muhtemelen. Paul takasından sonra Clippers'a Lob City lakabı takılmıştı. Artık Flop City deniyor.
Olayın foseptik atığının çıktığı dün akşam iyice belli oldu: CP3 kendisine doğru yaklaşanın hakem olduğunu fark etmedi ve... Anlatacak pek bir şey yok. Sadece izleyin
Hatice'yi aldatıp neticeyle halvete gidersek, Clips 3. maçı aldı ve seriyi kazanmaya çok yakın. En azından lig tarihinde yalnızca 8 takımın 1-3'ten geri gelebildiğini biliyoruz. Çılgın bir Parker vs CP3 duellosuna[5] doğru gidiyoruz gibi geliyor.

____________________________
[1]Twitter'da güzel bir yoruma rastladım: "Chris Paul'u sezonda 50+ kere izlemenin güzel yanı belli: bu şeyi 50+ kere yapması."

[2]KORKUNÇ!

[3]İlk karşılaşmada 27 sayıdan maç vermesi zaten unutulmayacak ama Conley'e, "perdeyi kullandıktan sonra Gasol ve Z-Bo'nun potaya devrilmesini sağla" demek bu kadar mı zor? Gençliğine veriyorum Lionel; saflığına, temizliğine.

[4]Dün akşam kariyerindeki en iyi playoff maçını çıkardı. Hatta sert olmaya çalıştığını bile söyleyebiliriz. Maalesef faul olmayan pozisyonlarda bile havada takla atmaya çalışıyor ama rezalet serbest atış kullandığı için flop'larının maça çok etki etmediğini söyleyebilirim.

[5]Spurs'un tek kelimeyle kusursuz hücumuna karşı Clips savunmasının şansı 0 (100 sayının altında tutmaları bile zor.). Olası eşleşmede takımların rekabetinden çok bu düello herkesin ilgisini çekecek. O değil de hala Spurs'un sıkıcı basketbol oynadığını düşünen varsa ya maçları seyretmeye başlasın ya da evine en yakın köprüden atlasın.

Sunday, May 6, 2012

Clippers vs Grizzlies 3. Maç

Playoff ilk turunda pek çok seri havası kaçmış kolaya benzedi: Pacers vs Magic (sıkıcı), Celtics vs Hawks (rezalet), Knicks (yok)... Uzatmalar, kritik şutlar ve tartışmalara şahit olduk ama hem kötü basketbol, hem de sonucu belli maçlar bıkkınlık verdi ("Nasıl olsa Celtics'in tur atlayacağı belli. Bari seri hemen bitsin de dandik maç seyretmek zorunda kalmayalım" gibi abuk subuk bir tribe bağlamış hâldeyim.). Fakat tek başına tüm ilk turu kurtaran, izleyenleri heyecan ve adrenaline boğan (deep throat) bir seri var: Clippers vs Grizzlies.

Tarihteki en üst düzey basketbolu seyretmiyoruz elbette. İki takımın da temel eksikleri var. Mesela Clippers'ın sete set hücumlardaki istikrarı, Mustafa Topaloğlu'nun bale performansına benziyor. Grizzlies'in son çeyrek hücumlarıysa kansere dönüşmüş durumda. Hem de ne kanser.

Z-Bo'nun sezon boyu yaşadığı sakatlıkların kansere etkisi büyük ama bu kadar da olmaz. Son çeyrekte efsanevi bir şut performansı sergilediler: 16'da 3 (Bildiğin korku filmi.). Pek çok hücumda Gasol'e top değmedi (DeAndre Jordan'ın canı çıktı bu uğurda.). Conley&Gasol'un ilk iki maçtaki durdurulamaz pick&roll'lerine rastlamadık. Belli ölçülerde kendi şutunu yaratabilen OJ Mayo'nun 8'de 1 isabet kaydedip 5 top kaybı yapması da Grizzlies hücumunun mezarına tüy dikti. Fakat CP3 hariç her alanda Clippers'a üstünlük sağladıkları için son anlara önde girdiler.

Clippers[1] farkı eritebilmek amacıyla tıpkı ilk maçtaki gibi kısalıp koşmaya başlayacaktı. Tabii kısaldıklarında, 20 metrelik kollarıyla Rudy Gay, Randy Foye'un üstünden şut atıyor... sanmıştık. Olmadı.

Rudy Gay kötü performans gösterince internet ahalisi garip bir düşünceyle çalkalandı: Conley, Tony Allen, Mayo, Z-Bo ve Gasol (2011) playoff'lar için en iyi Grizz 5'i. İkinci maçta Rudy Gay en skorer oyuncuydu ama dün akşam Foye'a karşı sayı bulamaması herkesi şaşırttı. Hatta olası Memphis mağlubiyetinde Gay'in çarmıha gerileceğini düşünmeye başlamıştım. Fakat son dakikalardaki iki 3'lüğüyle eleştirileri yumuşatmayı başaracaktı. İlk maçın sonunda Gay'i K-Mart'la savunan del Negro, bu defa Blake ve K-Mart'ı  görevlendirmişti; Foye karşısında düzgün şut atamayan Gay her ikisine de aldırış etmeksizin 3'lükleri yollayacak ama son pozisyonda Foye'un etkisiz savunmasına rağmen isabet kaydedemeyecekti. Garip.
                       
İlk maçtaki absürt comeback'in en kritik ânında Nick Young parlamıştı: 1 dakikada 3 tane 3'lük. Bu defa Randy Foye 9'da 6'yla 16 sayı attı. Reggie Evans'ın son dakikada gelen basketini de unutmayalım. Neler oluyor? Twitter'da şahane bir yoruma rastladım: "Sonraki maça Ryan Gomes ve Trey Thompkins damga vuracak." Tüm bu saçmalıkların tek bir sebebi var: Eğer playoff'larda maçlar son anlara kalırsa, en iyi oyuncuya sahip takım galibiyete uzanır."

Chris Paul'un istatistikleri etkileyici ama olağanüstü değil: 24 sayı, 11 asist, 4 top çalma. Takımın hem beyni, hem kalbi olduğunu gerçeini bir kenara bırakıp yalnızca son 2 dakikaya bakınca çılgın bir tabloyla karşılaşıyoruz. Paul önce orta mesafeden çok zor bir şut attı, bakmadan bounce pas verip Blake Griffin'e asist yaptı, 3 serbest atış soktu... Bahsettiğim pozisyonlar arka arkaya oluyor.

Şut, penetre ve turnikeleri Kidd'den kat kat iyi, savunması Nash'in 3 katı, Gary Payton gibi takım arkadaşlarına kötü davranmıyor, D-Will'in aksine yalnızca kazanmayı obsesyon haline getirmiş... Kariyeri gelişip serpilmedi henüz. Hâlâ ismini Kidd, Nash ve Payton'dan sonra hatırlamak zorundayız. Fakat iyi bir playoff takımını[2] yönetmeye başladığı gün, büyükler listesinde feci bir kargaşa yaratacak.

Son olarak garip bir istatistik vereyim: Clippers kazandığı iki maçta toplam 2 sayı fark attı. Oynadıkları 12 çeyreğin 10'unda Grizzlies daha fazla sayı atmış (WTF?!).
____________________________
[1]Clippers hakkında rastgele birkaç hatırlatma: Butler sol elindeki çatlağa rağmen oynadı. Clippers normal sezona göre savunmada çok daha vahşi ama playoff temposunda hücumları  epey sancılı geçiyor. Rezalet faul atışı kullandılar. Özellikle maçın son anlarında gördük ki, Clippers topu kenardan oyuna sokma özürlü (Pondexter, Conley ve hatta bu akşam pek süre almayan TA'ın payı büyük.). 

[2]Mesela Miami'nin parçaladığı Knicks'ten Amar'e'yi çıkarıp CP3'yi koyun (Amar'e daha fazla para kazanıyor.). Artık bir şampiyonluk adayıyla karşı karşıyasınız.

Monday, April 30, 2012

Grizzlies vs Clippers 1. Maç (Efsanevî)

Tüm playoff tarihinde bu kadar çılgın maç çok az vardır. Clippers 27 sayıdan geri gelip maçı aldı. Ağzım yüzüm adrenlin dolduğu için maçtan sonra dayanamayıp basket sahasına gitmek zorunda kaldım. Garip, saçma, tekinsiz bir maça şahit olduk; 10 sene geçse bile unutulmayacak cinsten. Hala neler yazacağımı bilmediğim için baştan başlıyorum.

Grizzlies Maçı Domine Ediyor
Grizzlies maça öylesine iyi başlamıştı ki maçı 30 sayı farkla kazanacaklarını düşünüyordum. Marc Gasol daha ilk çeyrek bitmeden 10 sayıya ulaşmış, her oyuncu basket şansı bulmuş ve Clippers'ın savunması tamamen çökmüştü. Clippers ligin en heyecan verici pota altı oyuncularına sahip (Blake&DeAndre) ama her ikisi de ham yetenek. Savunmada Memphis'in iki uzununa karşı verebilecekleri hiçbir cevap yok. Üstelik sete set hücumu bilmedikleri için playoff basketboluna uyum sağlamaları pek mümkün değil. Gasol&Z-Bo tüm seriyi domine edecek gibi görünüyordu.

Mike Conley. Conley'nin şahane savunma yaptığını, Tony Allen'la beraber rakip kısaları boğduğunu biliyoruz. Fakat dün akşam tek kelimeyle kendini aştı; olağanüstü bir oyun kurucu seyrediyorduk. Son çeyreğe girerken rakamları şöyleydi: 6'da 5'le 16 sayı, 8 asist, 4 ribaunt. Tek kelimeyle muteşem. Fakat rakamlar bile Conley'i anlatmakta aciz kalıyor; hücumu yönetmesi, oyun ritmini soğukkanlılıkla ayarlaması, en doğru pasları en doğru zamanda vermesi... İlk kez bu kadar etkili oynadığına şahit oluyorum. Hayran kaldım.

Clippers düzgün hücum setleri olmayan ve sürekli eleştirilen bir takım. CP3'nin yönettiği pick&roll'ler hariç istikralı kullanabildikleri herhangi bir hücum silahları yok. Grizzlies'in enerji ve inatçılık üstüne kurulu savunması CP3'yi bile durdurdu (Clippers için olabilecek en korkunç haber.). İlk yarıda denediği hiçbir şutta isabet kaydedemedi. Sürekli hücum faul ve top kaybına zorladılar. [FLASH FLASH] İşin garibi bol bol başardılar da. Pick&roll'ler roll aşamasına gelmeden Grizzlies kısalarına çakılınca Blake de hiçbir pozisyonda aktif olarak kullanılamamış oldu. Grizzlies ve taraftarlar ateş başında savaş şarkıları söyleyen kızılderililere benziyorlar, sefilleri oynayan rakiplerini yemeye hazırlanıyorlardı. Bir akşam önce OKC tribünlerini övmüştüm ama Memphis seyircisi de bambaşka. Heyecanlarını bir an bile yitirmeksizin, çığlık çığlığa takımı destekleyip Grizzlies'in oyun felsefesini (grit&grind) ateşlediler.

Sezon boyunca ara ara bahsetmiştim. Grizzlies'in tek zayıf noktası dış şutlar. Fakat dün akşam 3'lüklerde inanılmaz bir performans sergilediler (en azından ilk 3 çeyrekte.). 4'te 4 gibi abuk subuk bir yüzdeyle başlayıp, istikrarı korudular. Tabii Clippers'ın switchler'de sürekli sıçması, alan paylaşımı yapamadığı için savunma anlayışını dışkıyla sıvaması, Memphis'in kolay şutlar bulmasında en büyük etkendi.

Bu esnada serinin çok çabuk bitebileceğini ("CP3 tek maç kalır, kalan maçlarda fark yerler.") düşünmeye başlamıştım: Pota altında Memphis mutlak hakimiyet kurmuş, hata diktatörlüğünü ilan etmiş; Marc Gasol alçak postta topu alıp dış şutörleri besliyor, yüksek postta topla buluşunca Rudy Gay'e smaçlık asist yapıyor; Clippers kısaları oyun kurmayı geçtim, topu rakip sahaya taşımakta bile zorlanıyorlar; CP3 tamamen yavaşlatılmış ve atletik uzunlarla kurduğu pas bağlantıları felç edilmiş... Sonra, şu oldu
                           
Not: "Ben son çeyreği uzun uzun izlemeliyim" diyenlerden biriyseniz telaşa mahal yok. Maçın tamamını indiriyorum. Yarın sabaha dek YouTube'a yüklemiş olurum. 

Comeback
Clippers 27 sayıdan geri geldi! CP3'nin yönettiği yedekler maçı ters yüz ettiler. Reggie Evans ve Nick Young[1] başrolü üstlenecekti. Nick Young 1 dakika içinde 3 kere 3'lük attı. Evans'ın ayı gibi bir savunmacı olduğu malum. Fakat hücumda rol alması basketbolun bittiği, metafiziğin başladığı yeri ifade ediyor. Bledsoe da maçın tamamen değişen atmosferine ayak uydurup Conley ve Mayo'yu top kayıplarına zorladı. Kenyon Martin bütün maç oturduktan sonra son pozisyonda oyuna girip Rudy Gay'i harika savundu.

NBA'de yazılı olmayan bir kural, daha doğrusu inanç var: Eğer maç son dakikalara berabere girdiyse sahadaki en büyük oyuncu galibiyeti getirir (Bu algı Amerikan spor kültürüyle alakalı. MVP ödülleri tercihlerinde, Hall of Fame'de, kazanan oyuncuların sürekli övülmesinde bahsettiğim algının yansımasını görebililiyoruz zaten.). Sahadaki en büyük oyuncunun kim olduğunu söylememe gerek var mı?

Rose'un son dakikalardaki sakatlığından sonra herkes korku içinde. Lionel Hollins as oyuncularını dinlendirmeye başlamış, Vinny del Negro da 3. çeyrek sonunda CP3'yi kenara almıştı. Maç sonunda Craig Sager mikrofonu Paul'e yöneltti ve şöyle sordu: "Playoff tarihinin en akıl almaz geri dönüşünü yaptınızı belki de. Hangi noktada maçı kazanabileceğinizi düşündün?" Paul'un cevabı: "Tüm maç boyunca kazanabileceğimizi düşünüyordum. Koç beni kenara alınca çıldırdım, oyuna geri sokmasını söyledim: Bize bir şans ver koç, bize bir şans ver." 12 dakika içinde 7 asist yapacak, attığı turnikelerin yanı sıra takımı öne geçiren serbest atışlarda da isabet kaydedecekti. Lider olmak nedir, neye benzer diyorsanız, Chris Paul'e bakın. Kobe, Garnett ve Rose gibi yalnızca galibiyete odaklanmış bir oyuncu Paul. Üstelik Clippers'ın geçen seneki haliyle bu sezonu karşılaştırınca belki de ligin en iyi lideriyle karşı karşıya olduğumuz ortaya çıkıyor[2].

Vinny del Negro ligdeki en kötü koç. 3 günde 1 taşak geçmezsem vücudumda alerji baş gösteriyor. Fakat CP3'yi dinledikten sonra, son çeyrek boyunca gerçekten iyi performans gösterdi. Oyuncularının boşlamasına izin vermediği gibi kritik savunmalar da çizdi. Son çeyrek sayılarında Clippers'ın 35'e 13 üstünlüğü var. Son çeyrekte irbauntların %81'ini Clippers aldı. "Her topun değeri var, asla maçın peşini bırakma, sürekli mücadele et..." diye uzayan geyikler vardır. İşte o geyiklerin gerçeğe dönüştüğü zaman-mekan koordinatlarına NBA Play-off'ları diyoruz.
Son olarak Lionel Hollins'in maç sonunda söylediklerini yazayım: "Saha avantajını kaybettik. Artık Los Angeles'ta kazanmak zorundayız. Zaten buna alışmamız gerekiyordu. Şampiyon olmak istiyorsanız, deplasmanda kazanmak zorundasınız.
__________________________________________
[1]twitter'da takip ettiğim gazetecilerden biri (Frank Isola) şöyle demiş: "Playoff'larda aynı akşam JaVale McGee, Arenas ve Nick Young oynuyorsa, o sezonun garip geçtiğini anlıyorsunuz."

[2]Nash gibi topu domine eden bir oyun kurucu değil. Eğlenceyi değil, yalnızca basketbolu düşünüyor. Mağlubiyeti asla kabullenmiyor. Geldiği takıma hem oyun, hem de inanç bakımından zirve yaptırıyor. Pas, turnike ve şutları çok iyi. Kritik anlarda ortaya çıkıyor (clutch geni var.). Bunları alt alta topluyoruz; hala Isiah Thomas'ın upgrade edilmiş hali olmadığını düşünen var mı?

Thursday, April 12, 2012

Haberler... Haberler...

CP3 (CLUTCH)
Chris Paul maç kazandıran basketi attı. Hem de ne basket. Tek başına tüm OKC'yi geçip maçı aldı. Attığı 31 sayının 24'ünü zaten ikinci yarıda kaydetmişti.
                        
CP3'nin on/off tuşu var. Maça ne zaman hükmetmesi gerektiğini, ne zaman takım idare etmekle yetineceğini biliyor. Bunu hem zekası, hem de güdüleriyle başarıyor. İki sezon önce maç sonlarını en iyi oynayan isimler arasında ilk 3'e girmişti. Bu sezon da maç sonlarında en çok sayı üreten oyuncular listesinde ilk 5'te; %43'le atıyor (Mesela Kobe bu sene %33'e dek düştü. Ligin bir diğer baba son saniyecisi olan Anthony ise %35'e gerilemiş durumda.). Hatta Kobe, kendisinden sonra kafayı galibiyetle en çok bozmuş olan oyuncu sorulduğunda Paul demiş, ardından Rose'un geldiğini söylemişti.

Dün gece Blake çok güzel bir smaç daha yaptı. Fakat hâlâ sete set hücumlarda zorlandığını biliyoruz. Play-off'larda, hücum sıkıştığında, savunmalar sertleştiğinde Clippers'ın tek kozu var: CP3. Muhtemelen Memphis'le karşılaşacaklar ve bence seriyi kaybedecekler. Yine de heyecanla ekran karşısına geçip tüm maçları seyredeceğim. NBA'in açık ara en kötü koçuna, ham yeteneklere, Kara Delik Nick Young'a (Giden top gelmiyor, acep ne iştir?) rağmen takımını nereye taşıyabileceğini çok merak ediyorum.


BYNUM 30'LAR KULÜBÜNE GİRDİ
Bynum'ın ellerinin yumuşak olduğunu, sırtı dönük oyunu öğrendiğini, hücum repertuarını genişlettiğini, senelerdir başına bela olan sabırsızlık ve telaşı yendiğini biliyoruz.  16 yaşında lige giren, Lakers yönetimi Nets'in takas teklifini (Kidd) reddedince Kobe'nin "kocaman bir bok parçası" diye itham ettiği çocuk, inanılmaz bir oyuncuya dönüştü. Howard ligin en dominant pota altı gücü. Fakat pek çok yorumcu Bynum'ın hücumda daha fazla numara bildiğini iddia ediyor.

Dün geceki Lakers San Antonio karşılaşmasında Bynum 30 ribaunt aldı (Kobe birkaç maçtır dinleniyor, yokluğunda kimin öne çıkacağı merak konusuydu). Spurs'ün yanızca 33 ribaunt alabildiğini de hatırlatayım. Geçen sezon Kevin Love 31 sayı attığı maçta 31 de ribaunt çekmişti. 2000'li senelerde başka bir 30 küsür ribauntluk performansa rastlamadık (Shaq'in kariyer rekoru 28; Duncan 27, Garnett ise 25'e ulaşabilmiş). Bir önceki hayvanî istatistik için 1996'ya gitmek gerekiyor: Sir Charles 33, Mutombo 31. Bynum'ın ne kadar büyük bir iş başardığını vurgulamaya çalışıyorum. Uzun oyuncular için 30+ ribaunt almak, skorerler için 60+ sayı atmaya benzer. Fakat maç sonunda 3'lük atmak isteyerek bir kez daha yarı gerizekâlı, yarı ergen bir organizma olduğunu kanıtladı.
Aslında Bynum'ın 3'lük sevdası birkaç hafta öncesine dayanıyor. Kaybettikleri Memphis maçının son saniyesinde kariyerinin ilk 3'üğünü atmıştı (Tabii maç teorik olarak bittiği için kimsenin savunma yapmadığını hatırlatayım.).  Basket sonrası pozisyonunu koruyup küçük bir kutlama yapınca herkesin tepkisini çekecekti. Sonraki maç hücumun bitmesine  henüz 16 saniye varken 3'lük deneyince koç Mike Brown hemen oyuncu değişikiğine gitti ve maç boyunca Bynum'ı tekrar oyuna almadı. Bench'teki umursamaz tavırları, molalarda koçun yanına gelmemesi gazetecilerin ilgisini çekecek, kendisine mikrofonlar uzatıldığında vereceği cevapla herkesin beynini eritecekti: "Ben molalarda kimseyle ilgilenmiyorum. Zenimi tekrar kazanmaya çalşıyorum." Phil Jackson'ın lakabını herkes biliyor: Zen Master. Bynum Phil Jackson'a gönderme yapmamış (Bence kesinlikle yaptı.) olsa bile koçu pek dinlemediğinden bahsettiği bu cümleyle takımda yeni bir krize sebep oldu.
 
Lakers Bynum'a muhtaç. Ne kadar şımarık olursa olsun, 30 sayı ve 30 ribaunt yapabilen bir oyuncuyu bırakmak ya da küstürmek süzme aptallık olur. Kobe de bunu çok iyi bildiği için ciddi bir kriz yokmuş gibi hareket etmeye çalışıyor. Fakat play-off'lardan sonra ne olacağı belli değil. Herkes Howard-Bynum takasının gerçekleşebileceğini tahmin ediyor. Dwight'ın da sorunlu bir basketbolcu olduğu malum ama problemlerini saha içine yansıtmadığını da biliyoruz. Tabii Lakers bir şekilde şampiyonluğa uzanırsa takas ihtimali suya düşer, krizlerin üstüne sünger çekilir. Bu sezon yaşanan olayları klasik Los Angeles hikayelerinden biri olarak hatırlarız.


RONDO'DAN TRIPLE-DOUBLE
Rondo uzatmaya giden maçta triple-double yaptı: 10 sayı, 10 ribaunt, 20 asist.  Bu sezon D-Will ile birlikte 20 asist barajını geçen tek oyuncu Rondo. Üstelik 2011/2012 sezonunda 6 kere triple-double yaptı. Rondo dışında 2 kere triple-double istatistikleri tutturan başka bir isim yok. Takımın yeni lideri olduğunu performansıyla ilan etmiş durumda. Hem hücumu yönetiyor, hem de savunmada ölümüne mücadele ediyor (kıçından, tüm gözeneklerinden terler fışkırıyor.). Celts uzatma devresinin son 3.5 dakikasında sayı atamadı. Fakat Atlanta'ya da yalnızca 2 sayı şansı verdiler (Zaten uzatmalarda toplam 6 sayı atıldı.).
Garnett pivot pozisyonuna geçtiğinden beri Celts çılgın atıyor. (Miami'yi iki kere yenmeyi başardılar mesela.) Play-off'lara son sıradan girecekleri tahmin edilirken şu sıralar 4.'lüğü garantilemek üzereler. Hem Garnett, hem de Bass dışarıdan oynayabilen uzunlar. Rondo'nun penetrelerine alan açılıyor.  Avery Bradley bir şekilde performansını katlamayı başardı. Ray Allen birkaç maç kenardan geldi hatta. Tüm bunlara ek olarak sezonu kapatabileceği söylenen Pietrus döndü; dün gece tam 30 dakika sahadaydı.

Uzun rotasyonları çok kısır,  Danny Ainge (aka süpersalak) yüzünden yaşlı kadroyu genç ve atletik yeteneklerle destekleyemediler... Fakat Celts son kez dans edecek. Play-off'larda Boston'u küçümseyen evine döner. Bu böyle biline.

Thursday, March 29, 2012

Bye Bye del Negro

Normal sezonun bitmesine sadece 1 ay var. Fakat Clippers koç değişikliğine gidiyor.

NBA'deki en kötü koç kim? Tabii ki Vinny del Negro.
Geldiği yere ölüm getirir. İki sezon Bulls'un koçluğunu yaptı ve takımın galibiyet yüzdesi %50'nin üstüne çıkmadı. Bulls del Negro'yu kovduktan sonra Tom Thibodeau'yla anlaştı ve aynı sezon ligin zirvesini ele geçirdiler: 62 galibiyet, 20 mağlubiyet. Bulls taraftarı hala dalga geçer.[1]

Vinny del Negro pes etmedi. İnançlıydı. Genç yeteneklerin top sektirdiği takımları yok etmek, üstlerine kâbus gibi çökmek istiyordu. Rose'un ardından Blake Griffin'i gözüne kestirdi. Clippers camiası kurulduğu günden bu yana dangalakça hamleler[2] yapmasıyla meşhurdur. Tabii ki Vinny del Negro fırsatını kaçırmadılar. Griffin fırtınasına ve değerli genç yeteneklere (DeAndre Jordan, Eric Gordon...) rağmen play-off'ları kaçırdılar. İkinci sezon öncesi muhteşem bir takas yaptılar ve ellerine tam da aradıkları tipte bir süper yıldız geçti: Chris Paul.

Burada ara verip Chris Paul takasının nasıl gerçekleştiğini hatırlayalım. New Orleans, cazın doğduğu şehir olarak bilinir. 1920'lerden beri kamyonculardan pazarcılara dek herkes caz dinler. Hatta çalar veya mırıldanır. Şehirde çok az basketbol seyircisi var. Hatta New Orleans'ta kurulan ilk takım olan Jazz, Utah'a taşınmıştı. En önemli sebepleri yeteri kadar gelir elde edememeleriydi. 2000'lerin ortasında Katrina kasırgası tüm şehri yıkınca Hornets camiası da Oklahoma'ya taşınmış ve dopdolu tribünler önünde oynamaya başlamıştı. Bir daha New Orleans'a taşınmayacakları konuşuluyordu ama iki sene sonra geri döndüler. İnsanlar bu geri dönüş için tek mantıklı sebep bulabiliyorlardı: Harap olan kentin moralini düzeltmek. NBA yönetimi all-star maçını da New Orleans'ta oynatarak şehir halkının acılarını hafifletmek istemişti. Birkaç sene sonra tribün gelirleri iyice düşünce Hornets iflas bayrağını çekti ve NBA Yönetimi'ne devredildi.

O günden beri takımı boşaltıp yeni bir şirkete satmayı planlıyor. Önce Chris Paul'u takasta göndermeye karar verdiler. Lakers büyük fırsatın üstüne atladı.[3] Odom ve Gasol'ü göndermeye bile razıydılar. Takasın gerçekleşmesi an meselesiydi ama NBA yönetimi izin vermedi.[4] CP3 Lakers'a giderse, şampiyonun yönetim tarafından tayin edildiği imajı oluşacaktı. Daha kötü olsa bile Clippers'ın teklifini kabul ettiler (Eric Gordon+Chris Kaman+draft hakkı).
Herkes Chris Paul'ün Blake Griffin ve DeAndre Jordan gibi iki muhteşem atletle binlerce alley-oop yapacağını söylüyordu. Ama daha da önemlisi Paul, del Negro'ya rağmen doğru basketbol oynayabilir ve takımı peşinden sürükleyebilirdi. Sezona fena başlamadılar. Hatta Lakers'ın önüne geçtiler ama yalnızca alley-oop yaptıkları için tüm takımlar kısa süre içinde önlemlerini aldı. Billups sakatlanınca guard pozisyonlarında da büyük bir boşluk oluştu. Artık Chris Paul'un yaratıcılığı dışında hücumu şekillendirecek hiçbir stratejileri kalmamıştı. Sahada başıbozuk deniz anaları gibi amaçsızca gezinmeye başladılar.

İnternetteki tüm forumlar Vinny del Negro'yla dalga geçmeye başladı. Şu sıralar herkes Vinny del Negro'nun oyun çizemediğinden bahsediyor. Birkaç tane örnek göstereyim,

-Daha önce hiç 3 numara pozisyonunda oynadın mı? Bence 3 numara oynamalısın.

-Bunlara 'oyun' deniyor.
+Bi dakika, kaçırdım. Kafam karıştı.
-Hangi noktalara gitmemiz gerektiğini anlatıyor; boş adamı nasıl buluruz, kim şut atacak... Bunun gibi şeyler.
+Ben "taş, kağıt, makas"ı tercih ederdim.

-Taş, kağıt, makas. Tüm bildiğim bu.

Şutörler doğru pozisyonda beklemiyorlar, boş adamı bulmak için paslaşmıyorlar, savunmalar yerleşince boyalı alanda etkili olamıyorlar, pick&roll oynayamıyorlar... Vinny del Negro'nun birkaç gün içinde kovulacağı konuşuluyor.  Üstelik del Negro'nun soyunma odasında kontrolü kaybettiği, oyuncuların başka bir koçla çalışmak istedikleri ortaya çıktı. Play-off'lara yalnızca bir ay kaldı ama koç değişikliği yapmaya mecburlar. Takım yönetiminin sezon sonuna dek del Negro'yla devam etmek istediğini söyleyenler de var ama olacak iş değil.  Oyuncular bezmiş durumda. Şu anki durumlarına bakarsak bir ay sonraki play-off performanslarını tahmin etmek çok kolay.

Play-off'lara büyük ihtimalle kalacaklar. Fakat birinci turu geçseler (%5 ihtimal veriyorum.) bile ikinci turda kayaya toslayacaklar. Play-off'ta işler kızışacak ve açık alan bulamayacaklar. Karşılacakları rakiplerin pota altı güçlü olacağı için henüz ayak fundamental'ı gelişmemiş olan Blake Griffin çok etkili olamayacak. Zaten sete set hücumda Lakers, Spurs gibi usta takımlara karşı şansları olmaz. Memphis gibi topu çok iyi paylaşan bir takımı bile durduramazlar. Oklahoma'nın kadrosu çok güçlü ve her pozisyonda çok derin... Takımınızda Chris Paul varsa süpürülmeniz pek mümkün değil. En az bir maç mucize yaratacaktır ama o kadar.

Takımların sürekli koç ve sistem değiştirmesi her zaman kötü sonuçlar verir ama Griffin'in gelişimi ve CP3'nin akıl sağlığı söz konusu. Birkaç gün sonra gazetelerde del Negro'nun Hawai'de güneşlenip kokteylini yudumladığını okuyacağız. Bir mum yakıp NBA koçluk kariyerin için yas tutuyorum Vinny.

*

[1] Nette rastladığım bir örnek,
Kirk Hinrich: Az önce bir tavşan resmi çizdin. Ne yapıyorsun amk!

[2]Clippers'ın sahibi (Sterling) zaten acayip vukuatlarıyla ünlü bir adam. Bir keresinde takımın nasıl gittiğini soran gazetecilere "bizim kara çocuklar hopluyor zıplıyor" demiş, ırkçı olduğu iddia edilmişti. Aslında ırkçı değil, sadece aklı gidip geliyor. Clippers camiasında aklı tam kapasiteyle çalışan insan sayısı az zaten. NBA'de sezonu kötü geçiren takımlar, sonraki senelerde önemli draft hakları kazandıkları için her takım 10 sene içinde başarıyı yakalar. Peki Clippers play-off'larda en son ne zaman ikinci tura yükselebilmiş? 1976. Peki NBA tarihinde konferans finallerine çıkamayan 40 küsür sene önce kurulmuş kaç takım var? Bir. Clippers. Şapka çıkartıyorum, Kelimeler kifayetsiz.

[3]Takas dedikodularına en çok sevinen Kobe olmuştur. Kendisinden daha genç yıldızlar arasında kafayı galibiyetle bozmuş olan ilk isim sorulduğunda Chris Paul cevabını vermiş, Derrick Rose'un da o yolda ilerlediğini söylemişti.

[4]Bu olay Lakers cepehesinde küçük bir deprem yarattı. Lamar Odom gönderilmek üzere olduğunu duyunca takasını istedi ve Dallasa gitti.

Thursday, February 3, 2011

Encouragement Promo

Günümüzün yıldızları henüz NBA'e adım atmamışken, gelecekten haber vermeye gelen insanlar. NBA'in yeni reklâmları bu fikirden doğmuş. Nash şahane, Durant süper, Amar'e ve CP3 o kadar başarılı değil.

                           

                           

                           

                           

Wednesday, December 30, 2009