Showing posts with label Okur Mehmet. Show all posts
Showing posts with label Okur Mehmet. Show all posts

Thursday, March 22, 2012

...Artçı Transferler

Takas döneminin ardından serbest oyuncuların dahil olduğu irili ufaklı hamleler geldi; Bazı takımlar kadrosunu derinleştirdi, bazıları veteran ihtiyacını karşıladı, bazıları yıldızı sönmüş oyuncuları denemeye karar verdi. Belli başlı hamleler şöyle:

CHANDLER DÖNDÜ
Wilson Chandler da pek çok oyuncu gibi lokavt devam ederken Amerika dışında basketbol oynamaya karar verdi. Geçen sezondan takım arkadaşı JR Smith'le beraber Çin'in yolunu tuttular. D-Will, Gasol, JR ve nicelerinin aksine lokavt bitince değil sezon sona erdiğinde Amerika'ya geri dönecekti. Oynadığı takım (Guangşa Aslanları) playoff ilk turunda elenince Chandler da Denver'a geri döndü.

Wilson Chandler çok değerli bir oyuncu. Pek çok NBA takımı peşinden koşuyordu zaten. Atletik yetenekleri en hızlı hücum eden takımlar için bile yeterli; rakip sahaya koşar, savunmaya yetişir, iyi sıçrar... Üstelik hem orta mesafeden, hem de 3'lük çizgisinin gerisinden istikrarlı bir şutör. Çin'de yakaladığı istatistikleri söyleyeyim hemen: 26.5 sayı, 11.5 ribaunt, 2.5 asist, 1.5 top çalma. Çin'de ilk kez parkeye çıktığında 43 sayı 22 ribaunt yapmış (Oha!). Playoff sıralamasının belli olacağı normal sezonun son maçındaki istatistikleri: 41 sayı, 18 ribaunt.
Tabii Çin Ligi'ni abartmamak lâzım. 30 küsür maça çıkan JR Smith 35 sayı, 7.5 ribaunt, 4 asistle oynadı meselâ. Fakat Chandler'ın JR gibi oyunu domine etmek, sürekli şut kullanmak, ayna karşısında "daha çok süre alsam şimdiye Kobe olurdum" diye kendi kendine konuşmak gibi hevesleri yok. İşte Chandler'ın bir başka özelliği daha: Takım oyuncusudur. Şut ritmini bulmak için insiyatif kullanmak zorunda değildir. Hücumun bir parçasına, hatta uzvuna dönüşür. Kariyerinin ilk senesini çıkarırsak NBA istatistikleri şöyle: 15 sayı(%45), 5.5 ribaunt.

Chandler'ın kontratı yazın bitiyordu, sözleşme yenileme kararı aldı. Ben yine de Denver'da kalmayacağını düşünüyorum. Sezon sonunda kontratı biten (1 sene opsiyonlu) başka bir oyuncu daha var: Javale McGee. Ben Chandler'ın yerinde olsam, kariyer planlarımı McGee'nin koordinatlarına göre yapardım. McGee Denver'da kalacaksa başka bir takıma, hatta Doğu Konferansı'na giderdim. Zaten Javale McGee süt kardeşim olsa evlatlıktan istifa eder, kendime yeni bir anne bulurdum diye düşünüyorum. Du bakalim n'olacak?


RONNY TURIAF, MIAMI
Denver yönetimi şahane bir rol oyuncusuna kavuşmanın mutluluğuyla Ronny Turiaf'ı serbest bıraktı. Turiaf, Nene takasında Javale McGee'yle birlikte gelmişti. Sonuç herkes için iyi oldu. Turiaf  pozitif bir oyuncudur. Dakika bulamayacağı bir takımda kıç büyüteceğine pota altı zayıf olan bir takımda hoplayıp zıplasın. Pota altı zayıf deyince akla hemen Miami geliyor tabii. Haber duyulur duyulmaz Turiaf'ın üstüne atladılar. Sakatlıklar sebebiyle performansı düşmüş olabilir ama risksiz transfer dedikleri bu olsa gerek.  Takımın moraline en ufak zarar vermez, aksine tüm arkadaşlarıyla iyi geçinir. Soyunma odasında herkese destek olur. Saha kenarında amiyane tabirle takıma gaz verir. Spektaküler hareketleri coşkuyla karşılar, güzel pasları alkışlar.[1]... En önemlisi, enerjisini parkelere de taşır. Asla bencillik yapmaz. Orta mesafe şutlarında belli bir istikrarı var (Gerçi Bosh ve Haslem da o açığı kapıyorlar.). Hareketliyken topu aldığında potaya yönelebilir (Özellikle LeBron bu özelliği verimli kullanacaktır.). Rakip pota altı oyuncularını (Amar'e, Boozer...) zor durumda bırakabilecek birkaç post-up numarası vardır. Daha da ne olsundur?
Sürekli enerjisinden bahsediyorum ama asla çok ribauntçu bir oyuncu olmadı (4-4.5 ribaunt). Genelde enerjik oyuncular çok ribaunt aldıkları için söylediklerim paradoks gibi gelebilir. Fakat ribaunt enerjiden çok zamanlamayla alakalıdır. Hatta daha da ileri gideyim. Ribaunt zamanlamadan çok parmak ucu hassasiyeti ile ilgilidir. Yani Miami'nin ribaunt sorunu çözülmedi. Lakers, Bulls, Oklahoma, Dwight Howard (Orlando değil), hatta Memphis onları zorlayacak takımlardan birkaçı. Haftalardır Chris Kaman'ın peşinde koşuyorlar. New Orleans iflas bayrağını çekip NBA yönetimine devredilince takıma reset atmaya karar vermişlerdi. Chris Paul yazın takımdan ayrıldı. Lakers CP3 ile anlaşmaya varmıştı ama NBA yönetimi "siz çok güçlü oldunuz" deyip Clippers'ı tercih etti. Hâlâ Hornets'i idare eden yönetim Kaman'ın Miami'ye gitmesine göz yummayacaktır. Şampiyonu lig yönetimi tayin etmiş gibi görünebilir. Hatta birkaç sene içinde Miami ligi domine edip hanedana dönüşeceği  için David Stern Los Angeles ya da Chicago'da suikaste kurban gidebilir. Ben de sinirden mahalleli çoluk çocuğu keserim artık. Yapma Stern. Seneler boyu sürecek Chicago-Miami rekabetinin heyecanından mahrum kalmayalım. Oklahoma-Miami finallerini keyifle izleyelim. Durant ve Rose birkaç kere finalde karşılaşsınlar. New York bu seviyeye çıkmaya çalışsın (Oha! Sonuncusu şakaydı).[2]

Kaman abartı olurdu, Turiaf tam oldu. Youtube'u karıştırırken Turiaf'ın bir videosunu buldum. Arkada Outkast'in eğlenceli bir parçası varmış, hemen ekleyeyim dedim. En kötü hip-hop'çıların "Say muh neim biatch! Mothafucka" diye bağırdıkları basketbol videolarını pek sevmiyorsanız çekinmeyiniz, tıklayınız


GILBERT ARENAS, MEMPHIS

Arenas'ın anlatılacak pek bir yanı yok. Çatlağın teki. Draft ilk turunda seçilmeyince azmedip all-star seviyesine çıkan, Golden State ve Washington aynı parayı teklif edince yazı tura atıp kariyerini şekillendiren, 3'lük çizgisinin birbuçuk adım gerisinden son saniye basketini atıp, henüz şut girmeden galibiyeti kutlayan, "Bu gece 50 sayı atacağım" deyip 30 şutta 14 sayı bulabilen fantastik bir arkadaşımız. Washington'da yaşanan silâh skandalı[3] takımdan gönderilmesine, yaşadığı sakatlıklarsa piyasa değerini kaybetmesine sebep oldu. Tekrar çıkış arıyor. All-star öncesi Lakers'a gideceği konuşuluyordu. Los Angeles ekibi guard ihtiyacını karşılayınca başka bir iddialı takıma, Memphis'e gitti.

Memphis Batı Konferansı'nın iddialı takımlarından biri. Geçen sene kimse başarılı olmalarını beklemiyorken hırslandılar. And içtiler, "playoff'lara kalana dek sakallarımızı kesmiyoruz" dediler. Memphis 5 sezon sonra playoff'lara kalınca huzurla sakallarını kesen oyuncular önce  1 numaralı seribaşı San Antonio'yu devirdiler. Ardından Oklahoma ile yedinci maça dek savaştılar. Konferans Finali'ne çıkamadılar ama herkes heyecan içindeydi. Ve aynı heyecanı bu sezona taşımayı başardılar.
Memphis topa sürekli baskı yapan, çok iyi dış savunma yapan, uzun ve kalıplı pota altı oyuncularıyla rakibe geçit vermeyen bir takım. Marc Gasol'ün pas yeteneği sayesinde hücumda da topu çok iyi paylaşıyorlar. Randolph ve Gasol hem ribaunt, hem boyalı alan sayılarında ligin en üst sıralarında. Rudy Gay, Mayo, hatta Conley gibi işler sıkışınca belli roller alabilen oyuncuları mevcut. Yüzlerce gazetecei Tony Allen'ın şu an NBA'deki en iyi savunmacı olduğunu iddia ediyor. Ne eksik? Şut.

Sene olmuş 2012. Kimse Arenas'ın LeBron'lu Cleveland'la Doğu Şampiyonluğu için savaştığı, rakip potaya 40 sayı bıraktığı günlerdeki gibi dönmesini beklemiyor. Memphis cephesinin aradığı belli: İsikrarlı bir dış şutör, takımın pas trafiğini bozmayacak, aksine zenginleştirecek bir guard, kritik anlarda sakin kacalak bir çift bilek. Arenas puzzle parçası gibi oturdu. Eğer sağlığına kavuştuysa (şüpheli) ve "deliyim, delişmenim" diye parkede gezinmeyecekse şahane transfer. Memphis başarıyı Iverson'ı gönderip gençlere dönünce yakalamıştı. Arenas hamlesiyle daşa dönmediler mi? Iverson saf skorer. Topa hükmettiği için hücumların çoğu onun üstünden döner. Arenas vakası ise daha farklı. Kendini hücumun organik bir parçasına dönüştürebilen Arenas, Grizllies'e güç katacaktır. Gibi görünüyor şimdilik.


FISHER ŞAMPİYONLUK KOVALAYACAĞI BİR TAKIMA GİTTİ

Fisher hakkında yazacak pek bir şey kalmadı. Birbuçuk senedir Miami peşindeydi. Hem soyunma odasında tecrübeli bir veteran, hem de kritik anlarda soğukkanlı bir şutör arıyorlardı. Fisher kontratının son senesinde Houston'dan alacağı paradan vazgeçip serbest kaldı. Kariyerinin sonunda şampiyonluk hedefleyen bir takımda oynamak istiyordu. Herkes Miami'ye gideceğini düşünürken OKC yönetimi genç kadroyu pozitif etkileyebilecek Fisher'ı kaçırmadı. Şu form ve fizikî hâliyle oynadığı takıma yarardan çok zarar getirebilir gibi görünüyor ama Thunder'da küçük bir rol alabilir. Aslında Kevin Durant gibi olgun bir süper yıldız varken çok çok gerekli bir hamle olduğunu söyleyemeyiz. Thunder Scot Brooks'u (Herif adeta Ateşten Gömlek amk) göndermeli ve "takımın yarısı (Durant, Westbrook, Harden...) hücum etsin, diğer yarısı (Ibaka, Perkins...) zinhar şut atmasın" taktiğinden vazgeçmeli. Bu kadar özel oyuncuların olduğu bir takımı izlemek işkenceye dönüşüyor. Bile bile kötü basketbol seyrediyoruz.


MEMO ?

Mehmet Okur ne yapacak? Senelerdir sakat. Nets, Gerald Wallace karşılığında Portland'a göndermişti. Tüm takımı yenileyip, camia üstüne çöken lâneti yok etmek isteyen Portland, Memo'yu serbest bıraktı. Türkiye'ye dönebileceği konuşuluyor. Şimdilik boş bırakıyorum. İstikameti kesinleşince yazarım.


***

[1]LeBron'un Cleveland günlerini hatırlayın. Arkadaşlarıyla şakalaşan, "showtime"vari basketboldan zevk alan, fantastik asistlerden haz duyan bir insan. LeBron kazanmayı obsesyon hâline getirmediği için eleştirilmeli. Fakat unutmayalım ki, asla bencil olmadı. Yakaladığı istatistikler oyunun doğası gereği (Ya da herifin atletik özellikleri doğaüstü.). Tüm takım lise öğrencileri gibi beraber hareket edince, güzel hareketleri kutlayınca mutlu oluyor. Turiaf'ın getirdiği hava en çok onu mutlu edecektir.

[2]New York bu kadroyla yola devam ederse hayallere, nostaljiye devam: "Willis Reed 7. maçta Wilt Chamberlain'i nasıl da denize dökmüştü", "Frazier basketbola dönecek diyorlar", "Ewing o turnikeyi nasıl kaçırır"... 

[3]Arenas, takım arkadaşı Crittenton ile poker oynarken tartıştı. Kavga büyüdü, soyunma odasına tabancalar götürüldü. Bireysel silahlanmaya karşı çıkmak için ismini 'Bullets'tan 'Wizards'a çeviren camia deliye döndü. Normalde oyuncuların özür dilemesi beklenir. Arenas ise maç öncesi silâh şov yapmayı tercih edecekti.

Saturday, March 17, 2012

Takaslar... Takaslar...

Dwight Howard, Pau Gasol, Steve Nash, Carmelo/Amar'e... Hepsi takımlarında kaldı. Takas döneminde çılgın menajerlere, abuk subuk hamlelere pek rastlamadık. Yine de sessiz geçtiğini söyleyemeyiz. Başlıyorum


GOLDEN STATE, BUCKS

İlk büyük takas hamlesi GS Warriors ve Bucks takımlarından geldi. Bogut California'ya, Ellis ise küçük ve karlı beldelerimizden Milwaukee'ye gidecek.

Bogut, Avusturalya'daki taraftar ve tezahüratları özlediği için Bucks tribünlerini değiştirmeye karar vermişti. Kendi cebinden 100 kombine bilet alıp 'çılgın taraftarlar'a bedava dağıtacağını açıkladı. Seçmelere akın eden Milwaukee delileri, Bogut'un forma numarasından ilhamla "6. bölük" isimli bir ekip oluşturdu; vuvuzela çalan, pankart açan, plastik kılıçlardan altın kemerlere dek onlarca aksesuar taşıyan insanlar.


100 kişilik grup, 1000 kişilik ses çıkarıyordu. Tribün atmosferi birden bire değişti. Seyirciyle böylesine içten bir ilişki kuran Bogut üst üste sakatlıklar yaşayınca maalesef Bucks onu takasta kullanmaya mecbur kaldı. Bucks menajerinin senelerdir abuk subuk takaslar yaptığını biliyoruz ama en azından bu defa suçlamak mümkün değil. Uzun oyuncular daha değerlidir. Ender rastlanan bir mücevher gibidir. Üstelik Bucks'ın hem savunmada, hem de hücumda yegane lideri vardı: Andrew Bogut. Her iki elini de kullanabilen, hücum repertuarı geniş, savunmada alan paylaşmasını bilen bir uzunu elden çıkarmak acı verici. Fakat tüm sezonu kapatmış bir oyuncuyu değişiklik arayan süper skorerle takas edebilme fırsatını her zaman elde edemezsiniz. Özellikle de playofflara kalmak istiyorsanız bu fırsatı kullanmalısınız. Şimdi ellerinde muazzam bir skorer var: Monta Ellis. Stephen Curry ile beraber oynadığında zaafları ortaya çıktığı için Golden State takas yoluna gitti. Hatta birkaç gün sonra Golden State taraftarları, hem başarısız oldukları, hem de bu süper skoreri kaybettikleri için takım sahibini dakikalarca yuhalayacaklardı.

Monta Ellis, tabiatı gereği basketbol üslûbunu skor üstüne kurmuş bir oyuncu. Ligin süper skorerlerinden biri; kalabalık savunmaların arasından yılan gibi kıvrılarak potaya ulaşır, dripling kabiliyeti ve hızıyla her rakibe karşı sayı bulur.


Fakat Jennings de skorer bir guard olmasına rağmen Ellis gibi verimli değildir. Çaylak sezonunda 55 sayı attığından beri saçma sapan şutlarla takımın hücum ritmini bozar. Abartmayayım ama Nick Young kadar saçmaladığı maçlarını izledim. Yeteneklidir, değerlidir ama Ellis'le birlikte hiç çekilmez. 
Jennings ve Ellis bundan sonra maç başına 50 şut kullanacaklar muhtemelen. Kozmos Ersan'a sabır versin.

Takasın ikinci kısmına geçelim. 0'a tekabül eden Kwame Brown'a karşılık Stephen Jackson verilir mi? Jackson'ı zaten kullanamıyorlardı. Scott Skiles ile kavga etmiş, önce ilk 5'teki yerini, ardından tüm dakikalarını kaybetmişti. Hattâ NBC'deki bir röpotajda şunları söyledi: "Diğer koçlarla aramdaki ilişkinin bir benzerini Scott Skiles'la kuramadık. Bundan sonra da kurmamız mümkün değil. Çok şey yaşandı." Yeniden yapılanmaya giden Golden State Jackson'ı elinde tutmadı. Draft hakkı ve yalnızca şut atabilen Richard Jefferson için bekletmeden Spurs'e gönderdi. Hem Bucks kullanamadığı bir oyuncudan kurtuldu, hem de Jackson rol alacağı iyi bir takıma gitti. win-win.

Unutmadan Kwame Brown'ın kontratı bu sene bitiyor. Yani klasik bir John Hammond dangalaklığıyla karşı karşıya değiliz. Hattâ maç başına 5.5 sayı ve 4 ribaunt istatistikleriyle oynayan 25 yaşındaki Udoh'u da kadrolarına kattılar. Ersan, pota-altı/ribaunt problemine derman oldu ama Udoh da küçük rollerde verim alabilecekleri bir oyuncu.


NETS, BLAZERS

Trail-Blazers onlarca sakatlıktan sonra pes edip takımı dağıtmaya karar verdi.

(Özet geç diyenler için: 2007 NBA draftından önce herkes Greg Oden'ın ligin en iyi uzunu olacağını düşünüyordu. Hatta Portland Durant'i değil Oden'ı seçti. Maalesef Oden her sezon dizlerinden sakatlanacak ve kariyeri bitecekti. Portland'ın diğer yıldızı Brandon Roy hem oyun okuyor, hem şut atabiliyor, hem de kendi pozisyonunu yaratabiliyordu. Sakatlıklar onun da yakasını bırakmadı. Geçen sene sonunda dizlerindeki kıkırdak tabakasının neredeyse yok olduğunu, bir daha basketbol oynayamayacağını söylediler. Yalnız yıldızlar değil, tüm rol oyuncuları küçük büyük sakatlıklar yaşadı; burkulan bilekler, yırtılan kaslar, kayan diskler... En sonunda 5'e 5 maç yapacak oyuncuları kalmadığı için oyuna giren koç Nate Mcmillan antrenman esnasında aşil tendonundan sakatlandı. Hatta takım sahibine kanser teşhisi kondu. Takım lânetlenmişti belli ki. Bazı Trail-Blazers taraftarları şamanlara, büyücülere, rahiplere danışıp tütsü ve muskalarla çare aradılar ama olmadı. 2010'larda şampiyonluklara ambargo koyması beklenen takım eridi. Yok oldu amk. Oden ve Roy gibi hem karakteri, hem de oyunuyla alkışlayacağımız oyuncuları ebediyen kaybettik. Tıpkı Bill Walton'ı, gelmiş geçmiş en büyük Portland efsanesini kaybettiğimiz gibi.)


Takımdaki herkes heyecanını yitirmişti. Bir avuç yorgun, moralsiz, bezmiş basketbolcudan verimli olmalarını bekleyemeyiz. Yönetim, yeter, dedi. LaMarcus Aldridge hariç takımı yenilemeye karar verdiler. Önce Gerald Wallace'ı Mehmet'in biten kontratı ve draft hakkı için Nets'e gönderdiler. 2012 draftının çok güçlü olması bekleniyor. Yeniden yapılanan her takım, draft haklarının peşinde. Nets de yeni bir takım inşa ediyor ama Nets'in olayı başka.



Takımı Deron Williams için cazip hâle getirmek zorundalar. Seneye New York'a taşınıp "Brooklyn Nets" olacaklar ve Williams onlara seyirci getirecek. En azından plan bu. Bir senedir Dwight Howard'ın peşinde koştular, beceremediler. D-Will de giderse avuçla bok yiyecekler. Bence seneye Deron Williams sürekli mağlup olmaya dayanamayıp gidecek. Zaten Lakers, Mavericks, Nets de feda ettiği draft hakkını mumla arayacak. Göreceğiz.

Portland cephesine geri dönersek, Gerald Wallace'tan sonra Marcus Camby'yi Houston'a gönderdiler. Bu takasın tek sebebi para. Hem Camby'ye verecekleri paradan kurtuldular, hem de takımı boşaltma hedeflerine devam ettiler. Aslında Camby'ye karşılık Hasheem Thabeet'i aldılar. Ama unutmayalım ki Hasheem Thabeet, evrende boşluğa tekabül eder. Bir koful basketbola ne kadar katkı yapabiliyorsa, Thabeet de o kadar katkı yapar. Bir tuzluk (bildiğin tuzluk) ne kadar iyi formula-1 pilotu olabilirse, bir Hasheem Thabeet de o kadar iyi basketbolcu olur.

Unutmadan takasların son günü koç Nate McMillan'ın görevine de son verdiler. Önümüzdeki senelere bakacaklar.


LAKERS, CLEVELAND, HOUSTON

Cavaliers LeBron gidince ligin dibine vurmuş, bu sezonsa çaylak Irving etrafında tekrar toparlanmışlardı. Irving varken Ramon Sessions'a yer kalmadı. Lakers potaya yönelebilecek, hızlı hücumlarda koşabilecek bir guard kazandı. Bence nokta atışı. Bir de Houston'dan pota altında küçük bir rol üstlenecek Jordan Hill'le anlaştılar. Gasol ve Bynum birkaç dakika daha dinlenebilecekler. Peki Hill karşılığında verdikleri oyuncukim? Maalesef Derek Fisher.

Fisher'ın kariyeri hakkında uzunca bir yazı yazdım zaten. Şu an kısaca bahsedeceğim. Fisher kariyeri boyunca "pır-pır" guardlara boyun eğdi; Iverson, Parker... Fakat yaşlandıkça kimseye dur diyemeyecek hâle geldi. Ayakları gitmiyor, bilekleri çalışmıyordu. En son 2010 finallerinde potaya yönelip turnike atmıştı galiba. Lakers'ın hem hücumunu, hem de müdafasını tek başına paramparça ediyourdu. Steve Blake zaten formda, Ramon Sessions da kadroya eklendi. Tüm bunlara Fisher'ın kontrat yükü de eklenince kaçınılmaz son gerçekleşti. Bence çok ayıp oldu. Herkes Fisher'ın Lakers formasıyla, 5 yüzük kazandığı camiada emekli olacağını bekliyordu. Kısmet değilmiş. Zaten Danny Ainge'in Garnett ve Pierce'ı göndermeye çalıştığını düşünürsek, NBA menajerlerinin vefalı olmadıklarını fark edeceğiz.

Houston Rockets Camby ve Fisher ile playoff yarışında büyük bir silâh kazandı: tecrübe. Özellikle Fisher'ın katkısı çok sınırlı olacak ama kritik anlarda güvenebilecekleri bir şut tehdidine sahipler artık.


WASHINGTON, DENVER, CLIPPERS

Nene Washington'a gitti. Sezon boyu formsuzdu, belki başkent iyi gelecek ama Nene gitmek istemiyorsa bırakılmaz. İki elini de kullanan, defansif ve ofansif özelliklere sahip, takımı için oynayan bir uzunu bırakmak pek mantıklı değil. Üstelik karşılığında hiçbir şey almadan. Ben pek bir şey anlamadım. Buradan bakınca takasın mutlak galibi Washington. Zaten takımı boşaltmak için can atıyorlardı. Verdikleri parçalardan acilen kurtulmak, mümkünse bir daha görüşmemek istiyorlardı. Ah Washington, boynu bükük Washington. 3 senedir takım değiştiriyorlar. Sebebini kısaca anlatayım:

Washington takım kültürü mahvolmuştu. NBA oyuncuları sürekli seyahat ettikleri için vakit geçsin diye genellikle kart oynarlar. Söz konusu Washington'sa olaylar daha karışık tabii. Arenas, takım arkadaşı Crittenton ile poker oynarken aralarında kavga çıktı. Kavga büyüdü, soyunma odasına tabancalar götürüldü. Bireysel silahlanmaya karşı çıkmak için ismini 'Bullets'tan 'Wizards'a çeviren camia deliye döndü. Normalde oyuncuların özür dilemesi beklenir. Arenas ise maç öncesi silâh şov yapmayı tercih etti. Diğer oyuncular da kahkahalarıyla eşlik edince tüm takım dağıtıldı.

Gelen gideni aratır mı? Javale McGee, Nick Young ve Blatche aratır. Washington'da uzuuuun zamandır hiçkimse galibiyeti umursamıyor. Nick Young yalnızca el üstünden şut deniyor, McGee kaç smaç yapabileceğini düşünüyor. Blatche ise triple double peşinde koşuyor; pazara kadar değil, mezara kadar. Böyle dandik karakterler bir araya gelince boşvermişlik tüm takıma sirayet etti tabii. Savunma yapıp hızlı hücuma koşuyorlar, Nick Young topu alınca geri gelip üçlük deniyor. Washington taraftarı olsam yemin ediyorum beynim erirdi.

Aşağıda Javale McGee'nin efsanevi hareketlerinden bir buket bulacaksınız:

Şimdi Nick Young'ı turnike atarken göreceğiz. Çemberi geçtim, top panyaya bile çarpmıyor:

Young hızlıca Clippers'a gönderildi. Dış hücumcu arayan Clippers'ta başarılı bile olabilir. McGee'nin kontratı sezon sonunda bitiyor. Belki normal bir takımda kendini basketbola verebilir. Bu sezon aldığım en güzel haber üç silahşörlerin ayrılması oldu.

Friday, April 23, 2010

Mehmet sakatlandı

Mehmet Okur, sezon boyu korkunç oynamış, uzun süre boyu hiçbir maçta başarılı, yani kendi standartlarında performans sergileyememişti. All-Star arasının ardından yavaş yavaş kıpırdanmaya başlayan Memo, son bir ay içinde, all-star seçilmesini sağlayan istatistik kâğıdına ulaşmış, double-double yapmadan maç bitirmez olmuştu.

Kirilenko'nun hem sakatlık, hem de formsuzluk ile boğuştuğu şu aylarda, Jazz'in Memo'ya muhtaç kaldığını söylemeye bile gerek yok. Normal sezonun son maçında Suns'a karşı aldıkları ağır mağlubiyetin ardından Nuggets serisinin zorlu geçeseği belliydi çünkü. Serinin daha ilk maçında Mehmet aşil tendonundan sakatlandı. Zaten tam olarak üstünden atamadığı sakatlığa rağmen oynuyordu.

Sakatlığı sebebiyle playoff'lar bir yana, Dünya Şampiyonası'nda bile oynayamayacak. Tam form tutmuşken böylesi talihsizliğe maruz kalmak pek acı olsa gerek.


Yukarıdaki videonun yirmibeşincei saniyesinden itibaren sakatlık ânı görülebiliyor.

Monday, February 8, 2010

Emekli All-Star

Kaç zamandır hem Mehmet için üzülüyor, hem de Jazz ile dalga geçiyordum. Üç sezon önceki play-off maceralarında Deron Williams'ın, "bazıları tatile çıkmış bile" minvalindeki lâflarının ardından takımda derin çatlaklar oluşmuş, yerli ve yabancıların sürüklediği iki cenah sebebiyle Jazz dağılmıştı. İlerleyen aylarda başta Kirilenko olmak üzere pek çok oyuncunun performansı yarıya düşecekti.

Sezon başında sözleşmesini uzatan Memo, kendisini değerli kılan özelliklerini sahaya yansıtmamakta ısrar ediyordu. 12 sayı ve 6 ribaundla oynaması bir kenara defansif kurgunun aksayan ismi olarak öne çıkmıştı. Tabiî ribaund almak için arkadaşlarını iten, blok kovalarken pozisyon kaybeden, yani maximum kontrat uğruna Utah'ı kafasından atan Carlos Boozer tüm takımın havasına sirayet etmiyor desek, yalan.

Artık pek çokları tarafından, kontratı istenmeyen emekli all-star klasmanına dahil edilen Memo, 3 Şubat'ta Portland'a karşı 13'te 10 isabetle 28 sayı ve 8 ribaund yaptı. Aynı maçta Kirilenko da 9'da 8 isabetle 22 sayı, 8 asist, 6 ribaund yaptı. Jazz play-off'larda ikinci tur görmek niyetindeyse, her ikisine de ihtiyacı var.