Showing posts with label Reklam. Show all posts
Showing posts with label Reklam. Show all posts

Sunday, November 18, 2012

30 Küsür Senelik Garip Posterler

Nike'nin 70 sonları ve 80 başlarında yaptığı efsanevî posterlere daha önce rastlayanlarınız olmuştur muhtemelen. Sporcuları ve özdeşleştikleri nick'leri kullanarak tam anlamıyla fantastik işlere imza atmışlar. Türkiye'de de vaktiyle benzer mizansenler kullanan gazeteler olduğunu biliyoruz. İskender'i altın miğferli Büyük İskender, Fatih'i başına sarık sarmış Fatih Sultan Mehmet ve Selahattin'i at üstüne binmiş Selahaddin Eyyubi olarak gördüğümü hatırlıyorum. 

Exodus: 14; 21 ...ve Musa basket topu deryasını ikiye ayırdı.


Darrell Griffith, nam-ı diğer Dr. Dunkenstein
Griffith'in eşsiz dikey sıçrama (vertical leap) kabiliyetini yalnızca David "Skywalker" Thompson ya da Blake Griffin gibi olağanüstü atletlerle kıyaslayabiliriz. Tıpkı Skywalker gibi kısa boylu olduğu için havada asılı kalmış gibi görünür, tüm smaçları estetik haz verirdi. Üstelik lige girdikten birkaç sene sonra 3'lük çizgisinin gerisinden de en fazla isabet kaydeden isimlerden birine dönüşmüştü. Maalesef sakatlıklar sebebiyle kariyeri gittikçe sönecek, asla all-star onuruna erişemeyecekti.


Whoaa! George Iceman Gervin buzdan tahtına oturmuş, bacak bacak üstüne atıp kollarını asaletle iki yana dayamış, cool bir tebessümle kameraya bakıyor. Diğer posterler güzel olmaktan çok komik ama bu tek kelimeyle muhteşem. Zaten şu an evimdeki tek poster. Nereden aldığımı da bilmiyorum üstelik (Muhtemelen herhangi bir ürünün yanında hediye olarak gelmiştir.). Geçen sene şans eseri evde buldum ve duvara astım.


Kırık pota, LoveTron (Dawkins LoveTron isimli gezegenden gelen bir uzaylı olduğunu iddia etmişti), kısa şortlar, kısa şortlar, kısa şortlar...

Darryl Dawkins yaptığı smaçlarla, kırdığı potalarla, fantastik beyanları ve renkli gece hayatıyla NBA'in gördüğü en çılgın adamlardan biri. Unutmadan, yaptığı muhteşem smaçlardan bazılarına isimler verirdi; mesela "Go-rilla" ya da "In your face-disgrace" ya da Mama shakin' rim breakin' ya da "lost my job, got it back, hit my boss" ya da "if you ain't groovin' best get movin' Chocolate Thunder flying, Robinzine cryin, teeth shaking, glass breaking, rump roasting, bun toasting, Wham-Bam-I'm a Jam" ... gibi.


Norm "the Storm" Nixon
Çizgi-romanvâri bir posterle Lakers günlerinin keyfini çıkarmaya devam eden all-star apoletli point guard. Birkaç sene sonra takıma Magic Johnson gelince topa hükmetme lüksünü yitirecek ama oyun kurucu olmasına rağmen Magic'le beraber sahaya çıkıp iki şampiyonluk (80 ve 82) kazanacak.

Görüntü kaliteleri pek iyi değil ama şurada pek çok poster daha var. Meraklılarına.

Monday, June 25, 2012

I'm not a Role Model

                                  
Ben örnek insan değilim. Örnek insan olmak için değil, parkelerin altını üstüne getirmek için para alıyorum zaten. Ebeveynler örnek insanlar olmalı. Smaç basabiliyor olmam... çocuklarınızı yetiştirmem gerektiği anlamına gelmez.

Friday, June 22, 2012

It's About Damn Time

Nike'ın son reklamı. Bir mücevher ustasının[1] yaptığı yüzükle beraber LeBron'un 9 senelik NBA macerasını hatırlıyoruz. Sahne LeBron'un lise günleriyle açılıyor, draft edildiği günden Sacramento'daki ilk maça uzanıyoruz. Daha sonra sırasıyla kariyerindeki dönüm noktaları gösterilmiş: Pistons karşısında takımının son 30 sayısının 29'unu attığı efsanevî maç, Spurs'e elendikleri final serisi[2], Hido'nun süper basketlerinin ardından son saniyede gönderdiği 3'lük, MVP ödülleri, Nowitzki... ve hele şükür 2012 Finalleri.
                
Mental olarak hâlâ ligin demir yumruklu çetin ceviz adamlarından biri değil ama kabul edelim, kıkırdayıp dans eden çocuğun nazaran olgunlaştığına şahit olduk. 9 sene boyunca hem tarihteki en all-around basketbolculardan, hem de en az bencil süper yıldızlardan birinin yaptığı yüzlerce hatayı görüp, hakkında binlerce makale, milyonlarca haber, milyarlarca espri, trilyonlarca cartcurt okuduk. Ve nihayet, tam 9 sene sonra, hayatımızda ilk kez LeBron için o tılsımlı kelimeyi söyleme şansına sahibiz artık: şampiyon.

Aslında hem son maç, hem de seri hakkında anlatılacak sürüyle hikâye var; Mike Miller'ın 3'lükleri, Wade (The Boss), Durant (Jesus), Juwan Howard (ehehe)... Boyalı alan sayıları, fauller ve eşleşmeleri saymadım bile. İş gereği abuk subuk bir çeviriyle uğraştığım için hepsini toparlayıp bir post yazamadım hâlâ. Ama sinir stres yapmayın, uğraşıyorum. Eye of the Tiger dinleyip kendimi motive ediyorum.
__________________________
[1]Şu yüzük ustasını Nike'a benzetebiliriz sanırım. Liseden gelen çocukla neredeyse 100 milyon dolarlık anlaşma imzaladıktan sonra senelerdir markanın bayrak adamı olarak LeBron'u göstermiş, tüm yatırımlarının merkezine onu oturtmuşlardı. Artık çekecekleri 892 milyon reklamla eşşeğin gül goncasına su kaçırabilirler.

[2]LeBron yalnızca %35'le 22 sayı ortalama tutturmuştu. Zaten tarihteki en siktir-i bok'tan final takımlarından biriydi 2007 Cavs. Finaller'de LeBron'dan sonraki en skorer 3 ismi sayıyorum: Drew Gooden (12.8), Daniel Gibson (10.8), Sasha Pavloviç (9.8). killyourself.jpg

Saturday, June 9, 2012

NBA Action is fantastic

                                  
                                  

Saturday, June 2, 2012

Milano Kalibro Kobe

Enzo G. Castellari: 70'lerde çektiği Spaghetti Western filmleriyle hatırladığımız meşhur yönetmen. Favori filmlerinden biri maalesef kaybolmuş ve seneler boyunca bulunamamıştı. Fakat hiçkimse Milano Kalibro Kobe'yi unutmadı: "Eğer vizyona girebilseydi İtalyan Sineması'nın kaderini değiştirecekti... Dünya'da gişe rekorları kırabilirdi..." Yönetmen 6 ay önce bodrumundaki eski püskü eşyalar arasında bu filmin şeritlerini buldu.

Konusu ne mi? Milano sokaklarını terörize eden, zavallı insanları korkudan evlerine mahkum eden bir çete, şehirdeki bütün topların peşinde. Masum gençler parklarda istop oynayamıyorlar, çocuklar toplarını kaybetmekten harap ve bîtap düşmüş, polisler çaresiz. Tüm bu vahşet ve dehşete dur diyebilecek tek isim var.

Trailer
                  

Milano Kalibro Kobe
                        

Saturday, May 26, 2012

Sunday, May 20, 2012

Dream Team Belgeseli

Dream Team denince akla neler geliyor? İmza alabilmek için sıraya giren rakip basketbolcular, mağlubiyeti kabullenmiş koçlar, şaşkınlık ve heyecana dayanamayıp aptallaşan seyirciler, maç başına 43.8 sayı fark atan ve basketbolu tam anlamıyla küreselleştiren bir takım...

Takımın en önemli yıldızı belli: Jordan (GOAT). Arkasından, her hâlükârda top 7'ye almamız gereken iki veteran geliyor: Magic&Bird. Magic'in yedeği, lig tarihinin en çok asist yapan oyuncusu: Stockton. Yanlarına gelmiş geçmiş en büyük forvetlerden 3'ünü ekleyin: Barkley, Karl Malone, Pippen. Sürprizlerimiz henüz bitmedi! Lig tarihinin en acayip şutörlerinden Chris Mullin.  Ellerini kollarını sallaya sallaya ilk 50'ye giren iki pivot: Robinson ve Ewing[1]. En büyük 10 şutör guard'dan biri olan Clyde Drexler (1 paragrafta kaç kere "en" kelimesi kullanılabilir?). Unutmadan, saydığım isimlerin tamamı Hall of Fame üyesi.

Bir de şöyle anlatayım: 116 kere all-star, 15 kere MVP, 23 kere şampiyon... Yani Chuck Norris, Steven Seagal ve Cüneyt Arkın'ı aynı takımda toplamadığımız taktirde Dream Team'i alt edebilmek mümkün değil.
                                                  
Önümüzdeki haftalarda Dream Team'i konu alan bir belgesel çıkacak. Dillere destan olmuş basketbolcuların emsalsiz başarılarından bahsedecekler. Fakat belgeseli ilginç kılan aldıkları galibiyetler değil, her zaman bahsedilen ama asla seyretme şansına erişemediğimiz iki maç. 

1. Kolej Çocukları Dream Team'i Mağlup Ediyor
Rüya Takım'ın kaybettiği tek maç. Karşılarında bir grup yetenekli üniversite öğrencisi var: Grant Hill, Allan Houston, Rodney Rogers, Chris Webber, Jamal Mashburn, Penny Hardaway... Tabii babaların beraber oynamaya henüz alışmadıkları, antrenman maçını pek umursamadıkları aşikar. Üstelik karşılarında yürüyen efsaneleri gören gençlerin nasıl motive olduklarını hayal edin. Charles Barkley ilk gün kendilerini zorlamadıklarını, Grant Hill'in ise maçı kaydetmekle meşgul olduğunu söylüyor mesela.

Zaten ertesi gün 50+ sayı fark atmış Dream Team. Kolejliler ikinci molayı aldıklarında skorun ne olduğunu söylesem yeter: 22-1. Allan Houston ilk maçı kazanınca gaza gelip göğsünü yumruklayarak kutlama yaptığı için Jordan tarafından sodomize edilmiş: "Şu çocuğu bana bırakın." Houston ikinci maçta basket atma şansı bulamamış mışmış(İzlesek de görsek artık.).

2. Magic vs Jordan
Benim esas merak ettiğim olay bu zaten. Jordan'ın hayatı boyunca oynamaktan en çok zevk aldığı maçmış (Antrenman maçı ama böylesine rekabetçi oyuncuların basketboldan zevk almaları için işlerin ciddiye binmesi lazım.). Jordan'ın takımı (Pippen, Bird, Karl Malone, Ewing), Magic'in takımını (Mullin, Barkley, Robinson) 40-36 mağlup etmiş.

90 dakikalık belgesel 13 Haziran'da yayınlanacak. Biraz abartıyor olabilirim ama resmen heyecanlandım.
_______________________________
[1]Yani pota altını Boozer ve ham Dwight Howard'a emanet etmiş, dış şut tehdidi sınırlı Redeem Team (2008) ile Dream Team'i kıyaslamak pek mümkün değil.

Saturday, May 19, 2012

Gym Rat

                                      
Kabarık uzun sarı saçları, ayağında parçalanmış eski ayakkabıları... ve sol elinde her zaman bir basketbol topu vardı. Hâlâ kendisini Brooklyn'de yaşayan 9 yaşında bir çocuk gibi gördüğüne eminim. Tam olarak ne mi yapıyor? 20 sene önce çok daha komik bir saç stiliyle yaptıklarını.

Wednesday, April 18, 2012

Grant Hill Sprite İçiyor

90'lardan şahane bir reklam. Grant Hill'i Sprite içerken gören çocuk onu taklit etmeye karar veriyor.

                                     
Eğer NBA'e girmek istiyorsanız... çalışın.

Monday, April 16, 2012

Tuesday, April 10, 2012

Do It Again

Bu reklam zaten çok meşhur. "Lan hepimizin bildiği reklamı ne diye ekliyorsun salatalık suyu" dediğinizi duyar gibiyim hatta. Geçen gün şans eseri yine rastlayınca blogda bulunsun dedim. Mazur görün.

                                      

Sunday, March 25, 2012

Pistol Pete'in Saçları

Pistol Pete'i anlatacak değilim. NBA'in N'sinden.[1] haberdar olan herkes Maravich'in mükemmel hayalgücünü ve sihirli ellerini hayranlıkla izlemiştir. Gelmiş geçmiş en büyük oyunculardan biri mi? İlk 50'ye zar zor girer.[2] Fakat oyuna kattıklarını düşünelim. Mesela Dr. J atletizmiyle basketbolun çehresini değiştirmiştir[3]. NBA'i çok sevilen bir organizasyona dönüştüren Magic vs Bird rekabeti[4] ise insanlığı şut atıp süper pas verebilen forvetler ve pas yeteneği aşmış uzun oyun kurucularla tanıştırmıştır. Pistol'ın da basketbolu renklendirdiğini söyleyebiliriz; ters yöne bakarken verilen paslar, bacak arasından ya da sırtın arkasından yapılan asistler, fantastik turnikeler... Ofansif yaratıcılığını anlatmak mümkün değil, görmek lâzım. 25 sene önce öldü ama eğlenceli karakteri ve basketbol üslubuyla hala NBA severlerin ilgisini çekiyor. Tabii basketbol oynadığı senelerde de aynı ilgiye mazhar oluyor, parke dışında bile çok seviliyordu.

Geçenlerde, rol aldığı mük-kem-mel bir saç spreyi reklamına rastladım. Pete Maravich NBA'deki en süper saçlara sahipmiş. Kullandığı sprey saçları düzleştirmez ama canlı tutarmış. Kampanya bu tema üstüne kurulu. Bir de Pistol ve basket topu arasındaki enteresan ilişki ön plana çıkarılıyor tabii ki. Çok keyifli. İzleyin, izlettirin
 
Son reklamdaki şarkı dilime dolandı günlerdir mırıldanıyorum, sözlerini yazayım, biraz da size dert olsun:

dry control by vitalis
you can't see it but you know it's there
(you're using)
dry control by vitalis
natural hair


***

[1]"NBA'in N'si" ne iğrenç tamlamaymış. Yazarken fark ettim. Bundan sonra asla kullanmayacağıma and içiyorum 

[2]Çok uğraştım ama ilk 50'ye sokamadım. Neden mi? Hiç şampiyon olamadı (Tabii takımları çok güçlü değildi. Başarısızlık için yalnızca Pistol'ı suçlayamayız. Fakat sadece kariyerinin son senesinde playoff ilk turunu geçebildi!). Asla MVP ödülünü kazanmadı (1976-1977'de 31-5-5 istatistikleriyle oynadı ama ödül Kareem'e gitti.) Yalnızca 2 kere NBA ilk 5'ine seçildi... 90'larda Pistol klipleri izleyip paslarını taklit etmeye çalışırdım (sonuç: epic fail). Özel olarak sevip saydığım bir basketbolcuyu ilk 50'ye alamadım maalesef. Hatta şimdi fark ettim, çok sevdiğim oyuncuların hiçbiri "en büyük" (GOAT) tartışmalarında yer almıyor zaten. Ben NBA'i Hakeem'le sevdim. Aldığım ilk formanın üstünde 34 yazıyor. İstese muhtemelen veririm ama ilk 10'a alamıyorum. Önünde 5 uzun var hatta: Russell, Kareem, Wilt, Duncan, Shaq. Mesela gelmiş geçmiş en sevdiğim oyun kurucu John Stockton. İlk 20'de bile değil. Mazlumun yanında duran bir karanlıklar prensi miyim, yoksa ezik herifin teki miyim, anlamadım gitti. 

[3]Erving yeni bir oyuncu tipi icat etti. David Thompson, Clyde Drexler, Michael Jordan, Kobe  Bryant, Dwayne Wade... Bu oyuncuların hepsi Dr J'in açtığı yoldan gittiler. Hepsi Dr J'in icad ettiği oyuncu tipini kopyalayıp atletik yeteneklerini bu role kanalize ettiler. Ve hepsi Dr. J'den daha iyi bir şutöre dönüştü. :( Üzülme Doktor, sen gönüllerin şampiyonusun.

[4]NBA 60'lara dek beyazların oyunuydu. Takımlarda en fazla 2 siyah oyuncuya yer veriliyordu. Russell, Wilt, Big O... Olağanüstü afro-amerikalı basketbolculara direnemediler ve 60'ların ikinci yarısında lige siyah oyuncular akın etti. 70'lerde Amerikalılar'ın NBA'e gösterdikleri ilgi iyice yok oldu. Artık hiç kimse "esrar içen bir grup zenci" seyretmek istemiyordu. Magic vs Bird bu makus talihi tersine çevirecekti. Biri beyaz, biri siyah; biri Celtic, diğeri Laker; hem reyting rekorları kıran kolej ligi finalinde karşılaştılar, hem de aynı izleyici kitlesini NBA Finali'ne taşıdılar. Lig bir daha arkasına dönüp geriye bakmadı. ve bugünkü milyarlarca dolarlık organizasyona dönüştü.

Tuesday, March 20, 2012

Blake Griffin'li Kia Reklamları

Blake Griffin, kazandığı 2011 Smaç Şampiyonası'nda bir otomobilin üstünden atlamıştı. Aylar boyunca nereye baksak bu smacı gördük; spor programları, internet siteleri... Griffin'in atletik özelliklerini anlatacak kelime yok. Bana sorarsanız küçükken topu nükleer reaktöre kaçmış. Burdan bakınca adem evladına benzemiyor. Zaten Smaç Şampiyonası'nda insan olmadığını kanıtladı.

Önce uzak mesafeden zıpladı. 360 derece dönüp kafasının ardından getirdiği topu smaçladı. İkinci smacında Baron Davis panyanın kenarından pas verdi (topun potadan ne kadar uzaklaştığını siz hesap edin) Griffin değirmenle bitirdi. Parkeye üçüncü gelişinde Vince Carter patentli "dirseği çembere takmak" smacını yaptı. Ama önce panyadan kendine pas verdi! Son smaçtaysa arabanın üstünden atladı. Aptal aptal televizyona bakıyordum. Beynim akmış gibiydi. Tekrar düşünebilene dek 15 dakika geçmiştir sanırım. Hala smaçları izlemeyen kaldıysa sizi şöyle alalım,

Belki de en sıradan smacı sonuncusuydu ama işin içine araba faktörü girince insanlar aylarca bu smaçtan bahsedecekti. Kia da zaten herkesi heyecanlandıran Blake+Kia gösterisini reklam kampanyasına dönüştürdü. Çok iyi yapmışlar. Griffin ilk reklamlarında ot yiyen öküze benziyordu. Artık rahatlamış, kameralara alışmış, ortaya süper reklamlar çıkmış.

Blake Griffin Kuaförde
-Söylediğim hiçbir  şeyi dinlemiyor. Sanki duvara konuşuyorum. Bu çok moral bozucu.
Blake: Kimin iyi bir dinleyici olduğunu biliyor musun Mary? UVO. Kia'nın sese duyarlı bilgi-eğlence sistemi. Ne yapması gerektiğini söylüyorsun, o da dinliyor.

Blake Griffin Kampta
-Bu hiç güvenli değil.
Blake: Haklısın Aaron. Güvenli değil. Peki neyin güvenli olduğunu biliyor musun? Kia. Kaza güvenliği notu 5 yıldız.

Blake Griffin Kanepede
-Bunu katlamak imkânsız.
Blake: Neyin katlanması kolay, biliyor musun Phil? Kia dikiz aynalarının. Bir tuşa basıyorsun, otomatik olarak katlanıp açılıyor.

Blake Griffin Müzede
-Fantastik. Çok etkileyici.
Blake: Elbette ki Arthur. Başka neyin etkileyici olduğunu biliyor musun? Kia. Hem beygir gücü, hem de benzin tasarrufu bakımından kendi türünün zirvesinde.

Blake Griffin Laboratuvarda
Blake: Bir arabanın üstünden atlamaktan daha çılgınca olan şey nedir? Arabanın üstümden atlaması. İyice baktım ve bu işin tamamen mümkün olduğunu anladım.
Bilim adamı kıyafetleri giyen Jeff Goldblum arkasını döner, Griffin'le tokalaşıp "Doğru dedin BG. Elbette ki bunu ben de biliyorum. Ben bir 'smacolog'um" der. Goldblum, aslında teorik fizikçiyim, diye mırıldanırken arkadan ponpon kızlar, bilim adamları, uzun tahta sopaların üstünde yürüyen bir cambaz¹ geçiyor. ve bir arabanın önüne basketbol topu bantlandığını görüyoruz. Goldblum minyatür test maketinin önün geçip, "Araba tam hızla gelecek rampanın üstünden atlayacak ve Griffin'in üstünden smaç basacak" diyor. Asistanına "kuantum ateşleyicilerini %20 arttırın" diye fısıldayıp rampa üstünde duran adama son durumu soruyor. Mükemmel cevabını alınca arabanın güzelliğinden bahsedip, 'overthruster'ları² 62 dereceye ayarlayın diye bağırıyor. Sonunda başlama emrini veriyor: Ateşle. Tabii ki Blake "mola" demeye kalmadan araba rampayı parçalayıp Griffin'e çarpıyor.

***

¹Stiltwalker. Evet, Türkçesini bulamadım.

²Jeff Goldblum'un rol aldığı, eğlenceli bir fantastik bilim kurgu var: Buckaroo Banzai'nin Maceraları. Bu meşhur filmde bir zaman makinesi var. Geleceğe Dönüş'teki zaman makinesi için akım kapasitörü neyse, Buckaroo için de over-thruster odur.

Thursday, February 3, 2011

Encouragement Promo

Günümüzün yıldızları henüz NBA'e adım atmamışken, gelecekten haber vermeye gelen insanlar. NBA'in yeni reklâmları bu fikirden doğmuş. Nash şahane, Durant süper, Amar'e ve CP3 o kadar başarılı değil.

                           

                           

                           

                           

Saturday, February 6, 2010

HORSE: Jordan vs Bird

Jordan ve Bird McDonald's için EŞŞEK oynuyorlar.
                                     
                                     

Wednesday, December 30, 2009