Showing posts with label Rose Derrick. Show all posts
Showing posts with label Rose Derrick. Show all posts

Monday, June 4, 2012

Çıtır Çerez

Natural Born Killer: JVG
Pazartesi ve salı günleri bütün gün işte olduğum için blog'la uğraşacak pek vakit bulamıyorum. Fakat dün gece kabuslarıma giren o korkunç bakışları sizlerle paylaşmak, biraz olsun rahatlayabilmek için hepinizi korkularıma ortak etmek zorundayım.

Jeff van Gundy, bakışlarıyla kameramanı patlatmaya çalışırken

Anket: D-Wade mi, D-Rose mu?

Sunday, April 29, 2012

D-Rose Sezonu Kapattı (amk)

NBA'deki süper yıldızlar artık sinema yıldızlarından farksız; partiler[1], reklamlar, internet... Şampiyonluktan çok eğlence ve imaj peşinde koşan yüzlerce oyuncu var. Derrick Rose'un eğlenceli tayfayla alakası yok. Yalnızca ve yalnızca galibiyete odaklanmış, basketbol hariç hiçbir şey düşünmeyen bir adam. Mesela all-star'larda bile somurtması bazılarının hoşuna gitmeyebilir ama kendini basketbola adaması beni çok etkiliyordu. Geçen sene MVP ödülü kazanmasını saçma bulmuştum ama gizli gizli başarılı olmasını istiyordum sanırım. Yıldız kültürünün değişmesini engelleyebilecek oyuncuların başında geliyor(du). Maalesef sakatlandı. Indiana maçının son dakikalarında ön çapraz bağları koptu.
                 
Thibodeau sezon boyunca oyuncularına çok fazla dakika veriği için eleştirildi. Sakatlıklarla boğuşan Luol Deng'in 45 dakika oynadığı maçlar izledik. Hakikaten çok gereksiz. Bu akşam maç koptuktan sonra hala D-Rose'un sahada tutulması da insanların sinirlerini alt üst etti. Fakat Thibodeau sakatlıklar sebebiyle son haftalarda çok az forma giyebilen Rose'un ritim bulmasını istiyordu haklı olarak: "Ritim bulması lazım. Maç sonlarında ondan başka öne çıkabilecek oyuncumuz yok."

Bu sezon Rose'un başında lanetli bulutlar geziniyordu zaten. Çok farklı sakatlıklarla boğuştu; sol ayak başparmağı, sırt, kasık, sağ el bileği, sağ ayak bileği... şimdi de sol diz. Sezonu kapattığı haberi NBC'nin Miami edisyonundan gelince önce kimse inanmadı (inanmamaya çalıştı.). Henüz doğrulanmadığı için umut ve korkuyla haber sitelerini karıştırıyordum. Yarım saat içinde rapor geldi: "Rose sezonu kapattı, olimpiyatlarda da oynayamayacak." Yalnızca basketbolla ilgilenen ve kazanmaya çalışan bir oyuncunun playoff'larda oynayamaması kadar saçma bir şey olabilir mi amk?

Doğu'daki tüm hesaplar bozuldu. Bulls Sixers'ı eler. İkinci turda Celtics'i zorlar ama 6. ya da 7. maçta evlerine dönerler. Sezon maçlarında bile oyuncuların birbirine girdiği, playoff'larda serpilip gelişmesi beklenen Heat vs Bulls rekabeti de seneye kalmış oldu. Yazasım kalmadı. Lanet olsun[2].
________________________
[1]Her oyuncu partiye gidiyor ya da parti organize ediyor. Yapsınlar da zaten. Benim o kadar param olsa 40 gün 40 gece süren partiler veririm. Fakat eşşek yüküyle para almak için bazı partilere katılmaları bana abartılı geliyor. Deplasman maçına gittiklerinde şehrin en havalı kulübü "Bu gece Dwight Howard'lı parti var" diyerek gece boyu süren eğlenceler düzenliyor. Artık basketbolcular küresel süper yıldız haline geldiler. Lafım yok ama Rosevâri oyuncuları galiba daha çok seviyorum.


[2]Birkaç saat sonraki Heat vs Knicks maçında sezonun en iyi çaylaklarından Iman Shumpert sakatlandı, hem de aynı şekilde. twitter'da takip etiğim yazarlardan biri şöyle yazmış: "Playoff'lar, 1. gün; NBA: 0 - Ön çapraz bağ sakatlıkları: 2"

Saturday, April 28, 2012

2012 NBA Playoff'ları - 1

Evet, arkadaşlar. NBA'in en sevdiğim kısmı olan normal sezon sona erdiğine göre bundan sonra maç seyretmeyeceğim. Herkese teşekkür eder, blog'u takip ettiğiniz için gözlerinizden öperim. Seneye Charlotte Washington maçlarında görüşmek dileğiyle hoşçakalın. (Kaan Kural: Hoşçakalın!)

Golden State bilerek maç kaybediyormuş, Charlotte kaybetme rekoru kırıyormuş, Pistons asist yaptığında türküler şiirler yazılıyormuş... Yeter lan! Son iki haftadır beyin ölümü gerçekleşti bende. Basketbol izleme vakti gelmiştir, herkes derin bir nefes alsın. Takımlar antrenmanlarda birbirlerinin güçlü ve zayıf yanlarına göre çalışacaklar, maçlardaki gerginlikler sonraki maçlarda büyüyerek tekrar karşımıza çıkacak, kazanan kaybedeni evine gönderecek. Artık oyuncuların tek amacı 7 maç boyunca karşılaştığı basketbolcuları mağlup etmek. Lafı uzatmaya gerek yok. Ak koyun kara koyun ortaya çıkacak: Kim kendini basketbola adamış, kim biraz para kazanıp hava atma derdinde; kim her ne olursa olsun kazanmak istiyor, kim eğlencesine oynuyor; kim winner, kim loser... Bayanlar ve baylar, NBA Playoff'ları başlıyor.

1 haftadır nereye baksak playoff tahminleriyle karşılaşıyoruz. İlk başta ben de hevesliydim ama artık sıkıldım. Seri tahmini yapmaktansa takımların oyun tarzları, son durumları ve eşleşme problemleri hakkında yazmaya karar verdim[1]. İlk akşam başlayacak seriler


BULLS vs SIXERS
Sixers'ın kısa oyuncular üstüne kurulduğunu, sezon başında genç ve enerjik bir takım oldukları için şahane savunma yaptıklarını, topu paylaşmaya çalıştıkları için çok az top kaybıyla oynadıklarını herkes biliyor. Fakat sıkıştırılmış sezon ilerledikçe takımın konsantrasyonu azaldı ve sürekli savunma yapmaktan bıktılar. Doğu 3.'lüğüne dek yükselmiş olan takım all-star sonrası serbest düşüşe geçti. Hatta 8. sıraya son anda tutunabildiler.

Sixers çok iyi bir savunma takımı. Rakibe en az sayı şansı tanıyan üçüncü takım (89,4). Fakat karşılarında ligin en iyi savunma yapan takımı var: Bulls; 2 senedir en az sayı yiyen takım. 2000'lerin ortasındaki Spurs ve 2008 Celtics'ten beri bu kadar iyi savunma yapabilen, rakibin hücum anlayışını allak bullak eden başka bir takım gelmedi. Şampiyon Celtics'in savunma koçu olan Thibodeau ve kendini basketbola adamış oyuncular çok acayip bir kimya yarattı.

Sixers savunmada mücadelesini verecektir ama esas sorunlarının Bulls savunması karşısında daha da dramatik bir hal alacağına şüphe yok: Sayı. Boyalı alan skor üretiminde sondan 8. takım Sixers. Şahane dış şutörleri yok. Maç sonları zaten facia. Son çeyreklerde en az sayı üreten 5. takım (evet, üşenmedim baktım.). Uzatmalarda da aynı performansı muhafaza etmişler. Maşallah. Iguodala olağanüstü bir sidekick ama birinci adam olarak pek fazla işe yaramıyor. Az biraz Lou Williams'ı saymazsak maç sonlarında güvenebilecekleri bir çift bilek yok. Hücumlar tıkanınca Sixers'ın skor üretimi kangren oluyor.

Bulls cephesindeyse D-Rose'un sağlık durumu belli değil. Sezonun neredeyse yarısını kaçırdı. Playoff ilk turunda %75'le oynayabileceği tahmin ediliyor. Hem Rose'un ritim bulması, hem de bir süredir süper yıldızı olmadan oynayan Bulls'un Rose'lu düzene alışması vakit alacaktır. Aslında Rose oynamasa bile Bulls serinin favorisi olurdu (ve ikinci turda elenirdi.). Bench'leri çok derin. Tempolu oynamadıkları için çok sayı atmadıkları zannediliyor ama hücumları da çok etkili; pozisyon sayısına oranlayınca ilk 5'teler. Sixers savunmada mücadeleyi bırakmayacağı için maçların çoğu az farkla bitecek ama Bulls seriyi 4-1 kazanacak muhtemelen.

Rose'un sağlık durumunu saymazsak Chicago'daki temel sorun belli: Boozer'ın hücumu. Pek savunma yapmadığı, mücadele etmediği için Chicago seyircilerinin tepkisini çekiyor, hatta ara sıra yuhalanıyordu. Üstelik Bulls taraftarı Philly ya da New York seyircisi gibi herkesi yuhalama heveslisi değildir. Boozer'dan birkaç ay öncesine dek (Boozer geçen sondan biraz daha iyi.) nefret ediyorlardı. Savunmada mücadele etmeyeceğini anladılar ama haklı olarak hücumda sorumluluk almasını bekliyorlar.

Utah'tayken ligin en iyi pota altı bitiricilerinden biri olan Boozer hücumda da değişti; son senelerde pota altına girmeye üşenen, orta mesafeden şut atan bir oyuncuya dönüştü. Şu sıralar pota altı hücumuyla ilişkisi, bir pandanın seksle ilişkisine benziyor[2] Şutu istikrarlı olduğu için göze batmıyor olabilir ama Boozer içeriden oynadığında Bulls başka bir seviyeye çıkıyor; Derrick Rose da bunu ifade etmişti: "Boozer'ı içeride besleyebildiğimizde[3] hücumumuz çok daha derinleşiyor." Boozer potaya yüklendiğinde rakipler faul problemine girecekler, bazen iki savunmacıyla pota altını kapatmaya çalışacakları için Bulls dış oyuncularına boş şut imkanı doğacak. Tabii ki Boozer'ın orta mesafe şutu çok önemli (Savunmacısını dışarı çekince D-Rose'a penetre alanı açılıyor.) ama ondan ilk beklenen pota altında bitirici olması.

Bulls boyalı alandan maç başına 40 sayı buluyor. Bu alanda 20. sıradalar (lig birincisinden bahsediyoruz.). Sixers'a karşı sorun yaşamazlar ama sonraki turlar çok kritik. Mesela Miami. Savunmakta güçlük çektikleri 3 tip oyuncu var: (a)Hareketliyken topu alıp potaya yüklenen uzunlar, (b)topu aldıktan sonra gücü ve bildiği hücum numaralarıyla (Eski Boozer'ın en önemli özelliğiydi bu.) kolay basket bulan uzunlar, (c)uzunlar. Eğer Bulls Celts'i eleyebilirse (kolay değil), konferans finallerinde Boozer'ın içeriden üreteceği sayılara muhtaç olacaklar. Buradan Miami'ye geçiyorum.


HEAT vs KNICKS
Vay be. Şu eşleşmenin başlığını yazmak bile insanı heyecanlandırıyor. 90 sonlarında sürekli birbirleriyle eşleşir ve rakip oyuncuları öldürmeye çalışırlardı[4]. Maç değil meydan savaşıydı mübarek. Üst üste 4 sene playoff'larda eşleştiler ve tüm seriler yalnızca 1 maç farkla bitti. Bu kadar sert geçen çok az seri vardır tarihte. Son yıllarda NBA iyiden iyiye yumuşak hale geldiği için garip bir nostalji başladı: "New York-Miami maçları ne de güzeldi." Kusura bakmayın ama güzel falan değildi. Çok çirkin basketbol oynanıyordu. Basketbol bir temas oyunudur; ribaunt, turnike, pozisyon alma mücadelesi... Oyunun her ânında temas vardır. 2010'larda hakemlerin en ufak temaslara bile düdük çalması gezegendeki her NBA severin canını sıkıyor ama Knicks vs Heat de çekilecek dert değildi. Serileri seyretmeyen varsa YouTube'dan bakabilir. Başlarda mücadelenin çılgınlığı, "kana kan, dişe diş" naralarıyla körüklenen nefret (zerre abartmıyorum.), oyuncuların sertliği etkileyici olabilir ama bir seriyi baştan sona seyretmek çok zor. Efsane ama 80'lerdeki Lakers vs Celts gibi sürekli izlenebilecek serilere rastlamıyoruz. Güzelliğiyle değil sertliğiyle efsane olmuş bir rekabet.

Bu sezon 3 kere karşılaştılar ve tüm maçları Miami aldı. Hatta Knicks'i %40'ın altında tutmayı başardılar. Tabii New York'un sezon boyunca dalgalı kur ekonomisindeymiş gibi iniş ve çıkışlar yaşadığı malum. Carmelo önderliğinde toparlandıklarından beri ilk kez Miami'yle oynayacaklar. Serinin en çılgın tarafıysa LeBron ve Melo'yu sürekli birbirlerini tutarken görecek olmamız. Sezonun son bölümüne bakınca en parlak performanslarda Carmelo imzası görüyoruz. Ligin en iyi 3 skorerinden biri zaten. Tam da playoff öncesinde formu zirve yaptı; 30 sayıyla oynuyor. Üstelik en etkili olabileceği şekilde hücum ediyor. Bazı maçlarda 4 numarada da oynadığı için bol bol çembere gidiyor, sürekli fade away denemek yerine Novak ve JR Smith gibi 3'lükçüleri beslediği için rakip savunma aralanıyor ve kendisine yer açılıyor. Tabii karşısında ligin en iyi dış savunmacılarından biri var: LeBron.
Ben LeBron'dan bahsetmekten sıkıldım: Dünya'nın en iyi oyuncusu, bir tür süper mutant, olağanüstü bir pasör, 2011/12 MVP'si... 9 sene sonra ne kadar iyi bit oyuncu olduğundan değil, playoff'larda neler yaptığından bahsetmek istiyor insanlar. Defalarca söylemiştim: "Madison Square Garden'daki deli seyircilere karşı kritik anlarda ne yapacak? Heat'in Büyük 3'lüsü tarihteki yerini playoff'larda belirleyeecek." İşte geldi playoff'lar.

Her iki takım da çok iyi savunma yapıyorlar. New York pota altı savunması daha iyi. Miami ise tam konsantre olduğunda Wade&LeBron'la rakibi boğuyor (daha bench'ten gelen Shane Battier'den bahsetmedim bile.). New York daha yavaş tempoyla oynamayı seviyor, Miami ise hızlı hücumda her takımı ezip geçer. New York için top kayıplarının ölümcül olacağını herkes biliyor. LeBron&Wade hızlı hücumları sürüklemeye başladığında karşılarında kimse duramıyor çünkü.

Hem Miami, hem de Knicks rotasyon değişikliklerine adapte olmak zorunda. Amar'e sakatken Carmelo 4 numara oynuyordu. Miami'de ise Spoelstra Joel Anthony'yi ilk 5'ten çıkardı ve Haslem'i yerleştirdi. Miami'nin, uzun oyuncuları, özellikle de harketliyken topu alıp potaya yüklenen uzunları durduramadığından bahsetmiştim. Peki Chandler'a kim karşı koyabilir? Haslem değil. Takımların pota altı rotasyonunun nasıl olacağı tam olarak belli değil. Sık sık eleştirilen iki oyuncu Bosh (sezon başında çok iyi oynuyordu, gittikçe yavaşladı.) ve Amar'e birbirilerini dengeleyecek gibi görünüyor. Amar'e fiziken, Chris Bosh ise kafaca daha üstün. İkisinden biri eşleşmede ön plana geçerse takımları için ne kadar acayip bir avantaj yaratacağını söylememe gerek yok herhalde.

New York'ta Lin ilk turda oynayamayacak. Geriye Baron Davis (Baron sağlıklı olsa Miami'nin cılız oyun kurucularını post up'la bile yerle bir edebilirdi.) ve Mike Bibby'nin kaldığı düşünülünce kocaman bir oyun kurucu problemleri olduğu aşikar. Diğer tarafta Mike Miller defalarca sakatlık geçirdi ve pek çoğunu atlatabilmiş değil ama oynayacak. Skor yükü 3 kişinin omuzlarına yüklenince Miami zorlanabiliyor. Miller sayı atınca sayılar dağılacak ve hepsinden önemlisi Miller 3'lükleriyle tüm takımın dengesi yerine gelecek. Rakipler Miami'yi savunmak için pota altında kalabalıklaşıp LeBron ve Wade'e penetre alanı bırakmamaya çalışıyorlar. Dış şutlar yalnızca 3 sayıdan çok daha büyük anlam taşıyor.

Geçen hafta Wade'in parmağı çıkmıştı ama her maç forma giyebilecekmiş. Knicks, süper bir savunmacıya dönüşen çaylak Shumpert'la Wade'i tutacak. Wade'in yüzde kaçıyla sahada olabileceği belli değil. Eğer sağlıklı değilse işler karışacak. New York cephesinin en büyük arzusu belli: Wade'in çok skor üretemeyecek halde olması. Amar'e ve Bosh'u kafa kafaya çarpıştırıp seriyi LeBron vs Carmelo düellosuna çevirmek istiyorlar. Peki Wade ne diyor: "Uzun süredir Miami'deyim ve New York'a karşı bir maç kazandığımızda camianın nasıl hissettiğini biliyorum. İki takım arasında yaşanan rekabeti herkes biliyor. Ben de bunun farkındayım ve bir haftadır aklımda tek düşünce var: Knicks'le oynayacağız."
                                                
2:50'de meşhur kavga var. Maçın kendisi de çok meşhur zaten. 1997 Konferans Yarıfinalleri.

Miami'nin farklı kazanacağı maçlar olabilir, hatta bence 6. maçta Knicks elenir ama ilk tur serilerinin hiçbirinde bu kadar büyük drama yok.


PACERS vs MAGIC
Spoiler vermek gibi olmasın ama serinin sonucu belli: 4-0. Magic ligin açık ara en fazla 3'lük atan takımı. Bu kadar iyi 3'lük atan takım elbette ki günündeyse maç kazanacaktır. Ama ben 1 maç bile kazanabilirlerse şaşırırım. Howard ameliyat kararı alınca playoff serisi de öldü. Dwight takımın hem hücum, hem de savunma lideriydi. Zaten Orlando'nun bu kadar iyi 3'lük atmasının temel sebebi de pota altında 2 kişilik mücadele veren Dwight sayesinde 4 şutöre alan kalmasıydı. Maçı seyretmeyi bile düşünmüyorum. Pacers'ı görmek için ara ara bakarım.


MAVERICKS vs THUNDER
OKC hakkında geçen haftalarda çok konuştum. Koç oyun çizemiyor, yalnızca 3 oyuncu şut attığı için tahmin edilebilir bir takıma dönüşüyorlar, pick&roll deneyen yok, iç/dış dengesi her akşam tecavüze uğruyor, hatta seks kölesine dönüşmüş durumda... Spurs'le karşılaşırlarsa eleneekler. Grizzlies'e karşı şansları %50'den fazla değil. Lakers'ı atletik olarak domine etmelerine rağmen olası eşleşmede benim favorim Lakers olur. Ama Dallas'tan çok daha güçlüler.

Dallas Tyson Chandler'ı kaybettiği için ligin en iyi pota altı ikilisine (Bynum&Gasol) karşı hiçbir çareleri olmayacaktı. Lakers'tan kaçıp OKC ile eşleşmek onlar için ideal yoldu zaten. OKC'nin de çok iyi uzunları var ama yalnızca savunmayla ilgilendikleri için Dallas pota altı savunmasını pek zorlayamazlar. 

Takımların şu anki haline bakınca OKC'nin 4-1 yenmesi gerekir ama Dallas sonşampiyon. İlk maçı izlemeden yorum yapmak istemiyorum (yani kolaya kaçıyorum.). Birbirleriyle nasıl mücadele edeceklerini, nasıl eşleşeceklerini, Dallas'ın playoff'lara nasıl gireceğini görmek lazım. Çünkü NBA tarihine bakınca bir şeyi çok iyi anlıyoruz: "Asla bir şampiyonun kalbini hafife almamalıyız."
                                                
______________________________________________
[1]Yok lan, boş boş konuşma fırsatını kaçırır mıyım? Takımları kafamda tartıp tahminlerde bulunmayı çok severim. Eşleşmeler hakkında 2 satır yazdıktan sonra kendimi tutamam zaten.

[2]Pandalar harbi arkadaşlardır. Eğer bir pandayla arkadaşsanız ona gönül rahatlığıyla bacınızı/kocanızı emanet edebilirsiniz.

[3]Sorun Boozer'ı besleyememeleri değil, Boozer'ın ölüm orucuna girmiş olması. D-Rose kameralar karşısında takım arkadaşını kötülemek istememiş.

[4]Abartmıyorum, taammüden adam öldürmekten bahsediyorum.

Thursday, February 11, 2010

Dallas-2010: Cumartesi

3'lük Yarışması
3'lük yarışmasında esas mesele ritim bulmaktır. Pek çok favori, ritim bulamadığı için ilk turda elenebilir. Ayrıca topu elden çabuk çıkarmak ve fazla yükseğe zıplamamak oyunculara avantaj sağlar. Ray Allen kusursuz şut tekniğine karşın 3'lük yarışmasına çok uymadığı için bugüne dek şampiyonluk kazanamadı meselâ.

Açıkçası bu yıl çok güçlü katılımcılar yok. Geçen yıl şampiyon olan Cook, biraz da Kapono'nun sürpriz kötü performansına borçlu bunu. Gallinari şu an için favorim.

Chauncey Billups: 212'de 88 (0.415)
Daequan Cook: 90'da 27 (0.300)
Stephen Curry: 182'de 78 (0.429)
Channing Frye: 272'de 119 (o.438)
Danilo Gallinari: 313'te 126 (0.403)
Paul Pierce: 165'te 77 (0.467)

-o-

Şut Yarışması
Team Atlanta: Joe Johnson, Angel McCoughtry(Dream), Steve Smith
Team Los Angeles: Pau Gasol, Marie Ferdinand-Harris(Sparks), Brent Barry
Team Sacramento: Tyreke Evans, Nicole Powell(New York Liberty, eskiden Monarchs'taydı), Chris Webber

-o-

Yetenek Yarışması
Yetenek yarışmasında en büyük engel şut. Eğer bu şutu ilk denemede atarsanız, kazanmanız işten bile değil. Bu bağlamda Nash ön plana çıkıyor ancak Rose kazanmak isteyecektir. Jennngs de kazanmak isteyecektir ama son zamanlarda şut/isabet oranı %20'lere düştü; zaten beş top var, mukadderata sığınacak sanıyorum.

Brandon Jennings
Steve Nash
Derrick Rose
Deron Williams

-o-

Smaç Şampiyonası
Takım arkadaşının sırtına basıp yahut Howard'ın omzuna tutunup smaçlar basan ve garip biçimde şampiyonluklar elde eden Robinson, bu defa ayaklarının altına yay bağlasa da Shannon Brown'a karşı şans bulamayacaktır. Gerald Wallace diğerlerinden daha yaşlı, Eric Gordon'ı saymıyorum zaten.

Nate Robinson
Gerald Wallace
Shannon Brown
DeMar DeRozan/Eric Gordon