Showing posts with label Bynum Andrew. Show all posts
Showing posts with label Bynum Andrew. Show all posts

Friday, November 16, 2012

Haberler... Haberler...

10+
Rondo son 32 normal sezon maçında 10+ asist yaptı. Bu alanda yalnızca iki ismin gerisinde: John Stockton (37) ve Magic Johnson (44). Dün gece oynayamadı ama serisi devam ediyor.

Bu arada başka bir istatistiğe daha denk geldim. Üst üste en fazla normal sezon maçında 11+ asist yapma rekorunu ele geçirmiş Rondo. Stockton'ın 27'lik serisini bir maçla geçip bu alandaki rekoru 28'e getirmiş (11+ serisi geçen hafta sona erdi.).

Bynum'ın Saçları

Kobe
Gündem meşgul olduğu için kimseye konuşacak pek fırsat kalmıyor ama sezonun underrated hikayelerinden biri de Kobe'nin oyun tarzındaki şahane değişim. Lig tarihinde en fazla imkansız şut deneyen süper yıldız Kobe olsa gerek; uzun mesafeli fade away'ler, 3'lük çizgisinin gerisinden pull up jumper'lar, ikili sıkıştırmalara karşı el üstü şutlar... Fakat bu sezon sürekli azami verim alabileceği tercihi kovalıyor, toplu buluştuğu anda iyi şut atabileceği spotlar arıyor. 1998/99'dan beri ilk kez maç başı kullandığı şut sayısı 17'ye indi zaten (Geçen sene 23).

Mesela geçen sezon tercihlerinin %28'ini izolasyonlar oluşturuyormuş; bu sene aynı istatistik %17'ye indi. Yaşlanmasına rağmen son 4 senedir maç başına en fazla çember altından şut kullandığı seneyi yaşıyor. Kariyer şut yüzdesi %45, bu sezon %55. Kariyer 3'lük yüzdesi %34, bu sezon %44. Hatta kariyer serbest atış yüzdesi %84, bu sezon %92.

2006'da son 20 yılın en ihtişamlı skorer performansına imza atmış bir süper yıldızdan bahsediyoruz. Kariyerine farklı bakış açılarından göz gezdirince çok daha etkileyici dönemlere muhakkak rastlayabiliriz. Fakat 17 senedir böylesine bilgece oynadığına şahit olmamıştım.

ps. Kobe&Howard hariç Lakers oyuncularının şut yüzdeleri: Hill %47, Pau %40, MWP %37, Jamison %37, Blake %35, Morris %34, Nash %33, Meeks %27, Ebanks %23

D'Antoni
Mitch Kupchak, D'Antoni'yi Los Angeles şehrine takdim etti. Değneklerle yürüyebilmesine rağmen çok rahat ve pozitif görünüyordu. Açıklamalardan öne çıkanlar:

*Kabul edilebilir yegane başarı kriterinin şampiyonluk olduğunu biliyor: "Bu uzun vadede sonuçlanacak bir proje değil. Hemen kazanmak için buradayız."
*Bol bol hücum edeceklerini ve hücumun sürekli akacağını söyledi: "En iyi kadro sizdeyse pozisyonları azaltmaya değil, çoğaltmaya çalışırsınız." Tercüme: Hücumlar 7 saniyede bitmeyecek, sürekli yarı sahadan yarı sahaya koşmayacağız ama tempolu hücum edeceğiz.
*110-115 sayı atmaları gerektiğini söyledi. Tercüme: Dizim için kullandığım ağrı kesicilerin etkisi altındayım.
*Her oyuncuyu kendi özelliklerine göre kullanmaya gayret edecek.
*Mesela Jodie Meeks'ten ne istediğini kendisine çok net söylemiş: "Ne zaman şut atmanı istiyorum biliyor musun? Top sana geldiğinde." D'antoni şöyle devam ediyor: "NBA'de olmasının sebebi belli. Asist yapmasına, top sürmesine gerek yok." Zaten Meeks'in shotchart'ına bakınca yegane yeteneğinin kanattan 3'lük atmak olduğu belli.
*Steve Blake'i eskiden beri sever, sistemine uygun görürmüş. Meeks, Ebanks, Blake, Hill ve hatta Jamison gibi bench oyuncularının daha iyi performans göstereceğini tahmin etmek güç değil. Zaten şu anki tablodan kötü olmaları imkansız.
*Showtime-vari basketbol oynamak istediğini söyledi. (Magic Johnson esprileri)
*Motown dinliyormuş.

Clash of Titans
2011 playoff'larında Z-Bo, Perkins için "beni tutmak için fazla yavaş" demişti: "Tek şansı bana faul yapmak." Geçen akşam mazilerine yeni bir sayfa eklendi. Birbirlerini döveceklerini iddia ettikten sonra oyundan atıldılar. Tartışma soyunma odalarına taşınmış. Hatta fiziksel münakaşaya girdiklerine, polis ve güvenlik görevlilerinin ikiliyi zor ayırdığına dair rivayetler de vardı. Fakat birbirlerine fizikî müdahalede bulunmadıkları ortaya çıktı.

Tuesday, May 22, 2012

Haberler.. Haberler...


Pau Gasol Röportajı
Maç biter bitmez şans eseri Gasol ile karşılaştım. Hemen mikrofonu uzatıp röportaj yaptım tabii.
-2010'da şutlarının %61'ini içeriden kullanıyordun, şimdi ise %34'ünü. Oyunundaki bu değişikliğin sebebi ne?
+NBA'deki uzun oyuncular kocaman, gulyabani gibi adamlar. Pota altına girince onlara temas ediyorsun.
-Ama basketbol temas üstüne kurulu bir spordur!?
+Benim için değil. İnsan basketbol oynarken bir yandan kokteylini yudumlayıp televizyon izleyebilmeli bence. Hayattan zevk alabilmeli.
-Anlıyorum. Yaz aylarında Dwight Howard'la takas edileceğin konuşuluyor.
+Geçen seneki haber değil mi bu?
-Bu defa kesin. Orlando olmasa bile başka bir şehre gideceksin[1]. Yeni takımından beklentilerin neler?
+Pas veren bir süper yıldız.
(O sırada Kobe içeri giriyor. Sinirden elindeki topu yerken Pau'nun saçını çekip uzaklaşıyor.)
-Kobe 4. maçın son çeyreğinde 10 şut kaçırmasına rağmen basın önünde seni suçladı.
+Yorum yok.
-Senelerdir seni defalarca aşağılamasına rağmen tüm takımla dalga geçercesine dangalaklıklar yapan, molalarda bile kenarda oturan Andrew Bynum'a ses çıkaramıyor[2]. Neden?
+Yorum yok.
-Gerçi topu sana vermediğini söylüyorum ama sen de 4. maçın sonunda bomboş şutu atmak yerine pas vermeyi tercih ettin.
+Aslında pas vermedim.
-Nasıl yani?
+Pas verecekmiş gibi yapıp top kaybı yaptım.
-Anlıyorum.

O sırada içeri Andrew Bynum giriyor ve benimle sohbet etmeye başlıyor: "Bu sene Türkiye'de kim şampiyon oldu? Yine mi Tofaş?"
"Hayır," diyorum, "İbo'ya 3.5 milyon dolar verince iflas ettiler."


OKC vs Spurs
Bynum'ın her kelimesinden zeka fışkıran laflarını hatırlıyor musunuz? "Seriyi bitirme maçları (close-out) kolaydır. Rakipler boyun eğmeye meyilli olurlar." Lakers 36 ribaunt aldı (4'ü Bynum'ın), OKC ise 51. Bynum sahada olduğu süre boyunca Lakers 16 sayı gerideydi. İlk yarıda Gasol, maç genelinde Kobe hariç[3] Lakers'ın kaybetmeye meyilli olduğu söylenebilir.

Kevin Durant zaten Kevin Durant (hançerler, buzzer beater'lar...) ama Westbrook serinin en kritik oyuncusuydu (hatta MVP?) belki de. Orta mesafe şutlarını ölümcü hâle getirdiğini biliyoruz. Lakers high pick&roll'lerde Westbrook'a çare bulamadı (Switch yapmayı denemediler, denediler, tekrar denediler, denemediler...). Lakers'ın sikimsonique transition savunmasını saymıyorum bile. Üstelik Westbrook'u tutmakla görevli Ramon Sessions Lakers kariyerinin en kötü haftasını geçirdi[4]. Ne diyeyim, önümüzdeki birkaç ay boyunca her gün Lakers'ın  (Hız, atletizm, gençlik, 3'lükçü... Hepsine muhtaçlar.) yapmaya karar verdiği takaslardan bahsedecek gazeteler.

Unutmadan Thunder maç başına 16,5 top kaybıyla bu departmanda normal sezonu son sırada (Evet, otuzuncu.) bitirmişti. Seri boyunca 9 top kaybı ortalamayla oynadılar. Artık önümüzdeki seriye bakacağız: Spurs vs Thunder.

İki takım arasında herkesin bahsettiği garip benzerlikler var. Sam Presti Spurs organizasyonundan geliyor. Takımlardaki iki mega star da sakin insanlar: Duncan vs Durant. Ginboili ve Harden gibi iki all-star seviyesindeki oyuncu bench'ten geliyor. OKC'deki en dağınık oyuncu Westbrook. Parker da gençliğinde savruk oynardı (Tabii Westbrook'un saha görüşü asla Parker seviyesine gelmeyecek.). Üstelik her iki takımdaki rol oyuncuları da İsa veya Gandhi kıvamında adamlar (Collison, Ibaka, Perkins, Sefolosha... Hücumda top kullanmadıkları hâlde böylesine çaba harcadıklarına göre hepsi sezon sonunda peygamber olmayı hak ediyor.).

Aynı şekilde iki takım arasında KOCAMAN farklar da mevcut; yaş (bebe vs dede), koç (Nihat Doğan vs Sokrates), oyun (maç başı 1487 iso vs Spurs hücumu), tecrübe (playoff maçları: 31 vs 184)...

Heyecan içindeyim. Parker vs Westbrook efsanevî bir duello olmaya aday (Sezon içinde iki takımın karşılaştığı maçlarda en skorer oyuncu Parker oldu.). Normal sezonda Spurs 2-1 önde. Hem de Ginobili hiçbir maçta forma giyemedi. Ben yalnızca Lakers vs Grizz'in Spurs'le başa çıkabileceğini düşünüyordum. Seri için favorim (Gergin müzik, davullar, tamtamlar, dümbelekler... ve...) Spurs.

Not: OKC taraftarına hayran kaldım. Tribünlerin bir örnek giyindiğine alışmıştık. OKC ise 2. maçta bir sıra mavi, bir sıra beyaz giyinerek olayın suyunu çıkardığını ilan etti. Bu aşkamki maçta salonun önünde binlerce insan bekleşiyorlardı.

Taht Oyunları
Kullanım Kılavuzu: Birkaç ay önce lig tarihinin en garip röpotajlarından birini izlemiştik. Eğer hâlâ Stan van Gundy ve Dwight Howard'ın efsanevî performansını izlememiş ölümlülerden biriyseniz, buraya buyrun (Röportajın tercümesi)

Stan van Gundy'nin kovulduğu açıklandı. Zaten gazeteciler önünde yaşanan skandaldan sonra en az biri takımdan gitmeliydi. 2009'dan beri Dwight'la arasında anlaşmazlıklar olduğunu biliyoruz. Celtics serisinde 5. maçı kaybettikten sonra medya karşısında birbirlerini suçlamışlar ancak gerginliği konsantrasyona çevirip finale yürümüşlerdi. Bu defa ne takım, ne de ikili arsındaki ilişki yürüyebildi. Ebediyen felç olduğunu söyleyebiliriz hatta. Beklenen oldu, malumu ilam ettiler.
2009 Finalleri demişken, Magic kadrosunda çok önemli bir değişiklik yapan Otis Smith'i de unutmamak gerek. Kariyerinin zirvesindeki Hido (pas akışının merkezi) ile sözleşme imzalamamış, hatta "üstümüze doğru bir kurşun geliyormuş, son anda eğilmişiz" diye açıklama yapmıştı. Peki Hido yerine kim geldi? Vince Carter: topu elinde tutmak isteyen, izolasyon oynayan bir basketbolcu. Magic'in hızlı paslarla boştaki oyuncuyu bulmaya dayalı oyun tarzı tam anlamıyla çöktü tabii. Aynı Otis Smith 1,5 sene sonra, performans/para olarak ligin en ağır kontratlarından birine sahip olan çaptan düşmüş Hido'yu tekrar takıma getirdi. Rashard Lewis'e 120 milyon $ verdiğini (Kobe'den sonra ligin en çok kazanan oyuncusu hâlâ Lewis. Gülme kriziniz geçen dek birkaç dakika bekliyorum.), seneler sonra Lewis'ten kurtulmak için dibe vurmuş Arenas'ı (ligin en çok kazanan 5 oyuncusundan biri) kadroya kattı... Otis Smith ile Magic karşılı olarak yollarını ayırmaya karar verdi. Tabii yukarıda saydığım abuk subuk hamleler yüzünden değil, korkunç bir yönetici olduğu için Orlando'daki günleri sona erdi (Dwight vs SVG mücadelesine müdahele etmemesi, hatta kendisiyle özle olarak konuşan oyuncusunu koça ispiyonlaması...).


Bence SVG rahatlamış, hatta mutlu olmuştur. Otis Smith cv'sinde "kovuldu" yazmadığı için şanslı. Orlando ise  kangrene dönüşmüş Dwight[5] vakasını çözmezse taht oyunlarının gerçek kaybedeni olacak.
________________________________
[1]Bynum+oyuncu+draft hakkı karşılığında Howard'ı alabilirler belki. Fakat Gasol'un 4 numara oynaması hem takım, hem de Gasol için pek hayırlı değil artık. Eğer Dwight'ın peşinden gideceklerse pota altı ikilisi gidecek.

[2]Kobe'nin Bynum için yorumu: "Bana gençliğimi hatırlatıyor." Şampiyonluk için Bynum'a muhtaç olduğunu ve üstüne giderse ters etki yapacağını biliyor tabii. Fakat Bynum'ın molalarda koçun ve takımın yanında durmamasına ne demeli? Sakin kafayla zen'ini kazanmaya (Phil Jackson'ın lakabı neydi?) çalışıyormuş.


[3]Playoff'ların en iyi maçını çıkarmış olabilir. Yazık oldu. 34 yaşına gelmiş adam tüm ligde en çok dakika alan 4. oyuncuydu bu sezon. Yüzdesi düşüktü ama istese sayı kralı olarak sezonu bitirebilirdi. Sert adam, laf yok. Unutmadan, geçen sene Almanya'da garip bir tıbbî teknik denemişti. Bu sene Sovyet Ordusu'nun radyoaktif programlarına katılacağı konuşuluyor.

[4]Lakers Ramon Sessions'ın penetrelerine muhtaç. Takımda delici olmayınca rakibin alan paylaşımı mithril zırha benziyor; kırılması, delinmesi, hatta aşındırılması imkansız. Penetreciler rakip savunmayı dalgalandırdıkları için oyunun diğer alanları rahatlar; 3'lük, pota altı... Bu seriye gelirsek, Bynum&Gasol ikili sıkıştırmalara mahkum olmayacak, Thunder guard'ları yardım savunmasına geldikleri için Lakers'a (Blake, MWP...) boş 3'lük şansı kalacaktı (Tabii penetrenin de nitelikli olması lazım. Mesela topu 10 saniye boyunca elinde tutup 3'lük çizgisinin dışında gezinirse Lakers'ın hücum setleri şerham şerham bok yiyor. Kobe ilk maçta Sessions'a kızmıştı hatta: "Topu elinde tuttuğun için alan paylaşımımız mahvoluyor.").Üstelik Sessions hızlı hücumlarda koşup OKC'ye büyük sorun çıkabilirdi. Fakat Lakers hücumu sürekli yavaşlatıp kontrollü oynadığı için Sessions en önemli silahını kullanma şansı bulamadı. Şimdi yazdığım paragrafa tekrar baktım da Sessions'ın rezalet performansını Mike Brown'a yüklemiş gibi olmuşum. Rezil performansından sen suçlusun (min %70) Ramon.

[5]Ya uzun süreli sözleşme imzalamalı ya da takasta gönderilmeli. Dwight'ın (aka Bitchie Bitch) da 2,5 sene süren karar verememe sürecini geride bırakması ve aldığı kararın arkasında durması lazım. O âna dek röportaj videosunu 3:40'a alıp kendisine tokat attığımı hayal edeceğim.

Wednesday, May 9, 2012

Lakers vs Nuggets, Bulls vs Sixers (5. Maçlar)

Lakers vs Nuggets
Andrew Bynum: "Seriyi bitirme maçları aslında kolay olur. Eğer başlangıçta sahaya çıkıp sert oynarsanız rakip teslim olmaya meyillidir. Hemen öne geçip farkı korumak istiyoruz."

Lakers'ın tüm ligdeki en iyi pota altı ikilisine sahip olduğunu herkes biliyor. Zaten birkaç senedir Dwight hariç tek boyuncunun Gasol&Bynum'a üstünlük sağladığını görmemiştik. Bu akşam başka biriyle karşılaştık: JaVale McGee; boy, kol uzunluğu, esneklik, atletizm, hız, enerji... Staples Center'da tek başına smaç partisi vermeye yemin etmiş adeta. Zaten istatistik kağıdı da kabardıkça kabardı: 32 dakikada %75'le 21 sayı ve 14 ribaunt. Bynum'ı denize döktü (Bynum'ın topla çok buluşamaması da her zamanki gibi oyundan düşmesine zemin hazırladı tabii.).
                      
McGee'nin yetenekli olduğu malum. Fakat playoff atmosferinde kafasını toplayamayacağı görüşü hakimdi. Adam kariyerinin en etkileyici maçını çıkardı. Temel sebep belli: George Karl. Çok çok uzun zaman önce ve çok çok uzak bir NBA atmosferinde dizginleri koçlar tutuyor ve oyunculara hükmedebiliyorlardı. Denver'da Geroge Karl'ın hâlâ böyle bir lüksü var (Gregg Popoviç, az biraz Doug Collins ve Doc Rivers gibi.). McGee'ye kendisini dinletebiliyor[1]. Tabii koç tek etken değil. Washington Wizards cehennem çukuruna benziyordu. Tüm oyuncular rüyalarda geziniyor, birbirlerini yoldan çıkarıyor, 15 sayıyla mağlup olmalarına rağmen yaptıkları güzel hareketleri kutluyorlardı. Ben hayatım boyunca mesleğine bu kadar az saygı duyan insanlardan kurulu bir takım görmemiştim. Nuggets'ın havasıysa bambaşka; basketbola odaklanmış oyuncular, playoff savaşı veren teknik kadro, veteranlar... Mesela Andre Miller.

Miller tek kelimeyle olağanüstü oynadı; hücumu yönetti, McGee ve Faried'i besledi, son çeyrekte öne çıktı. Ligdeki underrated oyuncular listesinin en üst sıralarında zaten. Her zaman (Nuggets, Sixers, hatta Blazers...) all-star seviyesine yakın performans göstermesine rağmen asla bu onura ulaşamadı (Hüzün. Keman nağmeleri vs). George Karl da Miller'ın hak ettiği övgüyü alamadığından bahsederken birdenbire zincirlerini kırdı, enginlere sığmayıp taştı: "Gelmiş geçmiş en iyi 10 oyun kurucudan biri." Gözlerimi oyup deli gibi dans etmeye başlamadan yalnızca 10 kelime söyleyip mevzuyu kapıyorum: Magic, Oscar, Stockton, Kidd, Isiah, Nash, Cousy, Frazier, Payton, Paul.

Nuggets'ın Lakers'la mücadele edebilmesi için tempoyu hızlandırması (genelde çift pg+atletlerle oynuyorlar.) ve isabetli şut atması gerektiğini düşünüyordum. Seri boyunca tempoyu kontrol edemedikleri yetmezmiş gibi çok kötü şut atmışlardı (Bu ikisi özellikle Lakers karşısındaki Denver basketbolunda birbirine bağlı zaten.). Dün gece de rezil 3'lük attılar. Nuggets'a nazire yaparcasına çember döven Lakers son anlarda çıldırınca fark kapanmıştı hatta. Sessions ve Blake'den birer 3'lük, Kobe'den üst üste dört 3'lük geldi (Son anlarda fena değil bu çocuk.). Ama yavaş tempolara alışkın Andre Miller'ın basketleriyle ayakta kalmayı başardılar. 

Seri uzadı, Denver'a gidiyoruz. LA cephesi için haddinden fazla yorucu bir seyahat olacak: 30 küsürlük Kobe&Gasol, Kobe'nin Denver'daki tecavüz davasından kalan hatıralar, Lakers'ın çabucacık kırılabilen özgüveni... OKC ise ayaklarını uzatmış dinleniyor. Kısa süre içinde Perkins'in sakatlığı geçecek, Thunder oyuncuları da Lakers'a hazırlanmış olacak.

Bynum altıncı maçtan önce de "close-up maçları kolay geçer, rakip teslim olur" derse, Nuggets'ın motivasyonu bir kat daha artacak muhtemelen. Lafı uzatmaya gerek yok, mikrofonlarımızı Mike Brown'a çevirip maç sonu açıklamalarını dinliyoruz: "Eğer böyle konuşmak istiyorsanız, sahaya çıkıp söylediklerinizin arkasında durmalısınız."
_______________
[1]Muhtemelen annesini de dinliyordur: Pam McGee. WNBA efsanelerinden mega dominant bir karakter. McGee'nin smaç yarışmasında jüriyi ziyaret edip Dr J'i dudaklarından öptüğünü herkes hatırlıyordur. Denver'ın playoff maçlarında saha kenarında oturup Jack Nicholsonvâri hareketler yapıyor.


Sixers vs Bulls
Bulls'un morali yerle bir oldu; içkisine Erol Taş hap attı[2], tecavüze uğrayıp kötü yola düştü. Şampiyonluk hayalleriyle playoff'lara başlayan (En büyük favori olduğu bile konuşuluyordu hatta.) takım Noah ve Rose'u kaybettikten sonra ilk turu bile geçmeyebilir. Herkes diken üstünde. Sixers cephesindeyse gökten zembille inen fırsatı kaçırmama arzusu var. Haliyle sinirler gerildi. Oyuncular buluttan nem kapmaya, rakiplerine gıcık olmaya başladılar. Hakemler bir dakikalığına gözlerini kapasalar, meydan muharebesi moduna doğru yelken açacağız.

Taj Gibson Elton Brand'le girdiği top kapma mücadelesinde sertliğin dozunu ayarlayamayınca saha karıştı. Neyse ki hemen araya girdiler.
                                                    
Maçın kendisi de şu itiş kakıştan farksızdı; korkunç hücumlar, rezil şutlar, trajikomik top kayıpları... İzlediğimiz spor basketbola pek benzemiyordu. Takımlar 80 sayıya bile ulaşamdı. Bulls %41'le şut attı; Sixers ise %31'le. Mesela Sixers %70'le faul atmış. İyi değil. Tabii Bulls'un %37'yle serbest atış kullandığını görünce insanın algısı kayıyor. Yapacak bir şey yok. Serinin kaderi bu. Hayatta kalmak için savaşan iki yırtıcının her türlü pislik ve kötülükle rakibini yenmeye çalışmasını seyredeceğiz. Belki basketbola dair konuşacak pek fazla şey yok ama playoff ruhunun sahada ete ve kemiğe büründüğüne[1], kan ve ter akıtıp rakiplerini dişlediğine şahit oluyoruz.

Unutmadan Taj Gibson kısa süre sonra sakatlanıp maça ara verecekti. Deng'in de ciddi bilek sakatlığına rağmen oynadığını düşününce, Portland'daki lanet Chicago'ya bulaşmış gibi görünüyor.

___________________
[1]Yani ortada gamsız Hawks vs ağırdan alan Celtics gibi bir seri yok.


[2]Edit geldi. Erol Taş hap değil, kahkaha atarmış. Hap atan Nuri Alço. Millî değerlerimizi karıştırmayın.

Monday, April 30, 2012

Haberler... Haberler...

Lakers vs Nuggets
Geçen akşam Roy Hibbert Magic karşısında tam 9 blok yapmış, 10 olan playoff rekorunu (1985'te Mark Eaton, 90'da Hakeem) kıramadan maç bitmişti. Bu akşam blok rekorunu egale eden birine rastladık: Bynum. Hücumda kötü başladığı halde konsantrasyonunu yitirmedi ve pota altını kararttı. Uzunlar böylesine hayvanî performans gösterince rakibin hücum anlayışı tamamen değişiyor. Nuggets pota altına girmeye korkar olunca ritimleri tamamen bozuldu elbette. Bir de garip not vereyim. Lakers gorması giyen bir oyuncunun playoff'larda yaptığı en son triple double için 91'e gitmek gerekiyor: Magic Johnson. Jordan'lı Bulls'a karşı 16 sayı 11 ribaunt ve 20 asistle oynamıştı.
                                               
Bynum'ın çılgın performansını bir kenara bırakıp takım savunmasından bahsedeyim. Lakers müdafaa anlayışı harikaydı. Mike Brown zaten savunma gurusu olarak tanınır. Nuggets'a en ufak hareket alanı vermediler. Jöle kıvamında bir organizmaymışçasına her noktayı kapattılar. Savunma rotasyonu o kadar güzel işliyordu ki, switch'leri tam olarak anlamak bile mümkün değildi. Hem şaşırdım, hem hayran kaldım.

Nuggets için en kritik nokta rakibi top kaybına zorlayıp hızlı hücumlar bulmak ve oyun temposunu artırmaktı. İkisini de beceremediler. Yedeklerin rol aldığı son dakikaları saymazsak Lakers yalnızca 7 top kaybıyla oynadı (Sezon ortalamaları 15). Nuggets kendi oyun ritmini maça kabul ettirmek bir yana Lakers'ın iradesine boyun eğdi.

Rondo'ya Ceza Geliyor
Hawks'ın iyi başladığı maçta Celtics pes etmeyince son dakikalarda atmosfer gerildi. Bitime 40 saniye kala top kazanma mücadelesinde hakemin çaldığı düdüğü beğenmeyen Rondo sinirlendi. Önce bir karış mesafeden hakemin suratına haykıran, akabinde hafifçe göğüs atan Rondo atıldı tabii ki. Abuk subuk yorumlar yapacağıma kural kitabını açıyorum: "Eğer herhangi bir oyuncu hakeme kasıtlı olarak fiziksel müdahelede bulunursa 1 maç ceza alır." Hareket sert değil, hatta çok yumuşak ama kastî olduğu aşikar.
                                               
Saha avantajını ele geçirmek isteyen Celtics için çok kötü haber; kariyerinde 1 kere bile playoff ilk turunu geçemeyen T-Mac içinse şahane.


Chris Duhon'ın Dansı
Magic'in galibiyete uzandığı maçın son dakikalarında Dany Granger top taşıyor. Chris Duhon, hakemlerin travel düdüğü için yaptıkları kol hareketlerinden esinlenerek garip bir dans figürü bulmuş. Sinir bozucu görünüyor. Maçlarda rakip takıma düdük çalınınca tribünler hep beraber ayağa kalkıp dans edebilirler.
                       
Maçı garip bir şekilde Orlando aldı. Bill Simmons'ın bol bol bahsettiği bir teori var: Ewing Teorisi. Patrick Ewing'in hem Knicks'te, hem de kolej yıllarını geçirdiği Georgetown'da her zaman en büyük yıldız olduğu malum. Fakat sakatlıklar yüzünden sahaya çıkamadığında takımlarının daha başarılı (ya da beklenenden başarılı) olduklarına dair garip bir fenomene rastlıyoruz. En büyük örneği, kaçırdığı 99 playoff'larında Knicks'in finallere çıkması. Şu sıralar insanlar internette teoriyi Orlando'ya uyarlayıp espriler yapmakla meşgul: "Dwight'ın yokluğunda takım playoff'larda başarılı olabilir mi?" İhtimali bile ağzımı sulandırıyor. 40 gün 40 gece Dwight hakkında espri yaparım. Ama o iş yaş. Orlando'nun seriyi geçmesi hala çok zor.

Wednesday, April 25, 2012

Most Improved Player 2012

MVP ödülü LeBron'a gidecek. Yılın savunmacısı için iki aday yarışıyor: Chandler ve Howard. Yılın koçu ya Popoviç ya da Thibodeau olacak. En karışık tabloya MIP'de rastlayacağız. Son durum şöyle:

JEREMY LIN
Sezon boyunca yalnızca 35 maç oynadı. İlk 8 maçta 10 dakika bile süre alamadı. Knicks'in atlattığı badireler malum; formsuzluk, sakatlıklar... Lin'in gerçekten süre aldığı maç sayısı 27. Bunların 25'inde ilk 5 başladı. Amerika'yı kasıp kavurduğu bu maçlarda 18 sayı ve 7.5 ribaunt ortalamaları tutturdu. Her şey mükemmel bir rüyaya benziyordu; oynadığı takım, etnik kökeni, mezun olduğu okul, birdenbire ortaya çıkışı...

İnsanlar yaşanılanları Holywood senaryosuna benzetiyorlar. Oysa film senaryolarında belli bir mantık dizgisi vardır. Koç bir oyuncuya güvenir, ısrarla arkasında durur; oyuncu hırslanıp çalışır, en sonunda kahramana dönüşüp güzel kızı evine atar. Bu defa akıldan mantıktan eser yoktu. Koç Lin'in arkasında durmamıştı. Hatta sakatlıklar yaşanmasa bileti çoktan kesilmişti. Lin'in kendini geliştirecek vakti yoktu. Her şey bir gecede değişti. Kusura bakmayın ama sinemada görsem, böyle saçmalığa bacağım girsin, deyip salonu terk ederdim. Daha çok Walt Disney veya Loone Tunes senaryosuyla karşı karşıyayız.
NBA tarihinin en garip hikayelerinden birini geride bıraktık. Biraz daha soğukkanlı olmanın vakti geldi. Asla ama asla yaptıklarını küçümsemiyorum. Hatta sezonun yalnızca yarısında forma giymesini bile önemsememeye çalışıyorum. Lin ortaya çıktığında Knicks'in morali paramparçaydı. Daha sezonun 1/3'i bitmemişken playoff yarışına veda etmek üzereydi. Jeremy Lin tek başına bir camiayı ayağa kaldırdı. Fakat geçen sene oynamayan bir oyuncunun 30 dakika süre almaya başlayınca zaten rakamları uçuyor. Jeremy Lin'in nasıl bir basketbolcu olduğunu bilmiyorduk. Geçmişinden bihaber olduğumuz insanların kendilerini ne kadar geliştirdiklerini bilmek mümkün değil. Lin bu ödül kategorisine pek oturmuyor bence. Aynı Pekovic gibi[1].

Benim kafamdaki ilk 3 isimden biri değil ama ödülün ağır favorisi gibi görünüyor.

ERSAN İLYASOVA
Milwaukee playoff'ların uzağında kalmış, all-star arasından önce pes etmenin eşiğine gelmişti. Üst üste maçlar kaybetmekten kurtulamıyorlardı. Ersan birkaç maç çift haneli sayılara çıkınca daha fazla Bucks maçı izlemeye karar verdiğimi hatırlıyorum. Ekran karşısına geçtim. 4 maçlık mağlubiyet serisi D-Will'in Nets'i karşısında 5'e çıkacak gibi görünüyordu. Ersan 29 sayı 25 ribaunt yaptı. Şaşkınlıktan tuğla sıçtım. Ersan geçen sene 9,5 sayı yapıyordu, bu sene 13. Geçen sene 6 ribaunt alıyordu, bu sene 8,8. 3'lük yüzdesi 30'dan 45'e yüksledi; saha içi yüzdesiyse 43'ten 49'a. Oha!
Lin için bahsettiğimiz rüya ya da mucize faktörü Ersan için de devreye giriyor. Ersan lokavt süresince Amerika'dan ayrılmış, pek çok NBA oyuncusu gibi Avrupa'ya gelmişti. Bu küçük Avrupa seyahatinin uzayabileceği, hatta bir daha NBA'e dönmeyeceği konuşuluyordu. Milwaukee'de hemen her oyuncu şahsî oynadığı için Ersan yeteneklerini sergileyemiyor, kendini kanıtlayacak fırsat bulamadıkça paslanıyordu.  Her oyuncu skor ve istatistik aşkıyla oyunun belli bölümlerinde şahsi oynayabilir. Jordan'dan Kobe'ye, Robinson'dan Kareem'e dek yüzlerce oyuncu bazen bencilleşmişlerdir. Fakat takımın oyun kurucusu kontolsüzce sayı atmaya çalışıyorsa, geceleri uykusunda "Iverson'dan daha iyi skorerim" diye sayıklıyorsa tüm takımın hücum ritmi bozulur[2]. Kendi şutunu yaratabilen (Carmelo, Pierce...) ya da topla iyi dripling yapabilen basketbolcular (Ellis, Wade...) sıkıntı çekmeyebilirler ama Ersan böye bir oyuncu değil. Ritmi fena bozulmuştu. NBA'den ayrılabileceği konuşuluyordu hatta. Takas döneminde hangi Avrupa takımına gideceğini merak ederken adam koptu, aştı, başı arşa değdi.

Sezon sonunda kontartı bitiyor. Kafası rahat, mid-level'ı kapacak. Brooklyn'e taşınan Nets taliplerinden yalnızca biri.

RYAN ANDERSON
"Howard'ın yancılarından biri," "Howard olmasa boş şut bulması mümkün değil," "Başka takımlarda işe yaramaz..." Tüm bunlar, Ryan Anderson hakkında söylenen laflardan yalnızca birkaçı. Tüm sezon boyunca Dwight'ın en büyük yardımcısı olduğu belliydi. Fakat Anderson kendini aştı. Dwight'ın moral, form ve sağlık sorunları yüzünden oynayamadığı maçlarda sorumluluğu üstlendi, ribaunt topladı, takımı taşımaya çalıştı.

Geçen sene 10.5 sayı, 5.5 ribaunt ile oynuyordu. Bu sezonki istatistikleri: 16 sayı, 7.5 ribaunt. Hem 3'lüklerde, hem serbest atışlarda, hem de saha içi isabet oranında kariyerinin en yüksek yüzdelerini yakalamış durumda. İnsanlık, kendini geliştirmek deyimini açıklamak için bu paragrafı kullanabilir.

ANDREW BYNUM
Sezon boyunca pek çok olaya karıştığı için Bynum'dan bol bol bahsettim. Kısaca istatistiklerini veriyorum. Geçen sene 11.5 sayı, 9.5 ribaunt. Bu sezon: 18.5 sayı, 12 ribaunt. Küçük bir Bynum vakası anlatıp diğer isimlere geçiyorum. San Antonio'nun 33 ribaunt alaibldiği maçta 30 ribaunt çekti. Maçtan sonra kendisini Lakers formasıyla 30+ ribaunt  istatistiği yapan efsanelerle (Mikan, Baylor, Wilt, Kareem) kıyaslayan gazeteciye "Bok gibi şut atıyorum" dedi[3]. "Bu efsanelere aynı cümlede geçmek çok güzel" gibi klasik laflar gevelemesini bekleyen kanal da şok oldu ve hemen yayının sesini kıstılar.
                           
Skorerler için 60+ sayı ne ifade ediyorsa uzunlar için 30+ ribaunt da aynı anlama gelir. Love'ı saymazsak 30+ ribaunt alan tek aktif oyuncu Bynum. Bir önceki hayvan istatistik için 96'ya gitmek gerekiyor; Sir Charles 33 yapmış, Mutombo'nun da 31'i var.

PLASELER

Goran Dragic: Lige ilk girdiğinde çok kötü performans gösteriyor, Suns taraftarı kendisine Tragic diyordu. Vazgeçmedi, NBA'de kalıcı olabileceğini ispatladı. Nash'ten kapabileceği kadar numara kapmış. Oyun tarzında Nash esintileri hemen hissediliyor; içeri penetre edip 3'lük çizgisinin dışında bekleyen arkadaşlarına pas vermesi, tek dripling üstünden oynamaya çalıştığı pick&roll'ler[4]... Tabii hala gelişme sürecinde. Sayı ortalaması 7.5'tan 12'ye çıktı; asistleriyse 3'ten 5.2'ye. Üstelik kariyerinde ilk kez +%80'le faul atıyor.

Greg Monroe: Aldığı süreler neredeyse hiç artmadı ama +6 sayı, +2 ribaunt ile oynuyor. Sürekli Pistons'ı seyretmiyorum. Bu sezon 10-12 maçını seyretmişimdir ama pota altında çok daha etkili bir oyuncuya dönüştüğünü görmemek için basketboldan anlamamak gerek. Özetlerde bile fark etmek mümkün. Fakat ikinci sezonunu yaşayan oyuncular doğal gelişim sürecinde oldukları için Monroe ve benzerlerini bu kategoride düşünmek saçma oluyor. Yapmayın.

Avery Bradley: Geçen sezon 5'te 0 3'lük atmış; bu sezon 47'de 21. Saha içi yüzdesi 34'ten 51'e çıkmış. Serbest atışlarda %50'den %79'a fırlamış. 1,5 sayıdan 7,5 sayıya yükselmiş. Hepsini geçtim, olağanüstü bir savunmacıya dönüşmeye başladı. RayRay sakatlıktan dönünce Doc Rivers Bradley'nin ilk 5'teki yerini kesmedi ve Ray Allen bench'ten gelmeye başladı. İkinci sezonunu yaşadığı için benim ödüle bakış açımın dışında kalıyor. Ama bu ne lan? Böyle gelişim mi olur? Başından nasıl bir metafizik olay geçtiyse tüm ligdeki başarısız oyuncularla paylaşmasını diliyorum.

***

[1]Pekovic'in basketbolu bildiğini, pota altında pozisyon alabilme konusunda tüm gezegendeki en büyük ustalardan biri olduğunu biliyoruz. Amerika bilmiyordu. Geçen sezon 13.5 dakikada 5.5 sayı ve 3 ribaunt istatistikleri tutturmuş. Bu seneki ortalamaları: 26.5 dakika, 13.5 sayı, 7.5 ribaunt. Üstelik neredeyse aynı yüzdelerle sayı üretiyor. Yani kendini geliştiren Pekovic değil, T-Wolves'taki basketbol aklı oldu. Aslında takımda kendini gerçekten geliştiren bir oyuncu var: Kevin Love. Geçen sezona göre +6 sayıyla oynuyor ama gelişimi anlamak için maçları seyretmek lazım. Mesela post oyununu ikiye katladı. Şu an ligdeki en iyi 4 numara olabilir mi? Olabilir. MIP için düşünülmemesinin tek sebebi var: MVP tartışmalarında ilk 5 6 isim arasında gösterilmesi.

[2]Sahada 3 numara pozisyonundan hücum yönetebilen bir oyuncu varsa (Mesela LeBron'u ya da Hidayet'in Orlando'yla finallere yürürken üstlendiği rolü düşünün. "Önce 10 kere potaya penetre edeyim, 10 tane de şut atayım, daha sonra dengeli oyun kurarım" diye oradan oraya savrulan Jameer Nelson, hücumun dümenini Hido'ya teslim etmişti.) ya da takımın uzunları oyun okuyabiliyorlarsa (Gasol kardeşler, az biraz Garnett, en eskilerden Bill Russell...) bir nebze şanslısınız. Yalnızca asist yapmaktan değil, hücumu idare etmekten bahsediyorum. Tabii Bogut yerine Ellis (saf skorer) gelince Bucks'ta işler karıştı. Üst üste maç kazandıkları dönemde bol bol asist yapıyorlardı ama kendi şutunu yaratamayan oyuncuları istikrarla beslemeleri mümkün değildi. Hala değil. Ellis saf skorer, doğası gereği sayı üretmek zorunda. Sahada olmasının tek amacı bu. Jennings de çaylak sezonunda 55 attığı maçtan beri aptalca bir tribe girip yalnızca skorer olmaya karar verdi (Büyüyünce Iverson olacakmış.). Maç başına yaklaşık 40 şut atıyorlar. Golden State Curry&Ellis ikilisinin inanılmaz bir savunma handikapı yarattığını fark etti ve seneler sonra takım kültürünü (sadece hücum) değiştirmeye karar verdiler. Ellis&Jennings ikilisi de savunmada kocaman problemler oluşturuyor. Yazın Jennings'in takasta kullanılabileceğini düşünüyorum.

[3]Kobe'nin sakatlığı sebebiyle dinlendiği maçlarda Bynum'ın yüzdesi 35'lere düşmüştü. Uzun oyuncular için korkunç ortalama.

[4]Kidd gençliğinde elit savunmacı olduğu için her zaman Nash'in yarım adım önündeydi ama John Stockton emekli olduktan sonra tüm NBA'de pick&roll'u en iyi uygulayan oyuncu Nash.

Thursday, April 12, 2012

Haberler... Haberler...

CP3 (CLUTCH)
Chris Paul maç kazandıran basketi attı. Hem de ne basket. Tek başına tüm OKC'yi geçip maçı aldı. Attığı 31 sayının 24'ünü zaten ikinci yarıda kaydetmişti.
                        
CP3'nin on/off tuşu var. Maça ne zaman hükmetmesi gerektiğini, ne zaman takım idare etmekle yetineceğini biliyor. Bunu hem zekası, hem de güdüleriyle başarıyor. İki sezon önce maç sonlarını en iyi oynayan isimler arasında ilk 3'e girmişti. Bu sezon da maç sonlarında en çok sayı üreten oyuncular listesinde ilk 5'te; %43'le atıyor (Mesela Kobe bu sene %33'e dek düştü. Ligin bir diğer baba son saniyecisi olan Anthony ise %35'e gerilemiş durumda.). Hatta Kobe, kendisinden sonra kafayı galibiyetle en çok bozmuş olan oyuncu sorulduğunda Paul demiş, ardından Rose'un geldiğini söylemişti.

Dün gece Blake çok güzel bir smaç daha yaptı. Fakat hâlâ sete set hücumlarda zorlandığını biliyoruz. Play-off'larda, hücum sıkıştığında, savunmalar sertleştiğinde Clippers'ın tek kozu var: CP3. Muhtemelen Memphis'le karşılaşacaklar ve bence seriyi kaybedecekler. Yine de heyecanla ekran karşısına geçip tüm maçları seyredeceğim. NBA'in açık ara en kötü koçuna, ham yeteneklere, Kara Delik Nick Young'a (Giden top gelmiyor, acep ne iştir?) rağmen takımını nereye taşıyabileceğini çok merak ediyorum.


BYNUM 30'LAR KULÜBÜNE GİRDİ
Bynum'ın ellerinin yumuşak olduğunu, sırtı dönük oyunu öğrendiğini, hücum repertuarını genişlettiğini, senelerdir başına bela olan sabırsızlık ve telaşı yendiğini biliyoruz.  16 yaşında lige giren, Lakers yönetimi Nets'in takas teklifini (Kidd) reddedince Kobe'nin "kocaman bir bok parçası" diye itham ettiği çocuk, inanılmaz bir oyuncuya dönüştü. Howard ligin en dominant pota altı gücü. Fakat pek çok yorumcu Bynum'ın hücumda daha fazla numara bildiğini iddia ediyor.

Dün geceki Lakers San Antonio karşılaşmasında Bynum 30 ribaunt aldı (Kobe birkaç maçtır dinleniyor, yokluğunda kimin öne çıkacağı merak konusuydu). Spurs'ün yanızca 33 ribaunt alabildiğini de hatırlatayım. Geçen sezon Kevin Love 31 sayı attığı maçta 31 de ribaunt çekmişti. 2000'li senelerde başka bir 30 küsür ribauntluk performansa rastlamadık (Shaq'in kariyer rekoru 28; Duncan 27, Garnett ise 25'e ulaşabilmiş). Bir önceki hayvanî istatistik için 1996'ya gitmek gerekiyor: Sir Charles 33, Mutombo 31. Bynum'ın ne kadar büyük bir iş başardığını vurgulamaya çalışıyorum. Uzun oyuncular için 30+ ribaunt almak, skorerler için 60+ sayı atmaya benzer. Fakat maç sonunda 3'lük atmak isteyerek bir kez daha yarı gerizekâlı, yarı ergen bir organizma olduğunu kanıtladı.
Aslında Bynum'ın 3'lük sevdası birkaç hafta öncesine dayanıyor. Kaybettikleri Memphis maçının son saniyesinde kariyerinin ilk 3'üğünü atmıştı (Tabii maç teorik olarak bittiği için kimsenin savunma yapmadığını hatırlatayım.).  Basket sonrası pozisyonunu koruyup küçük bir kutlama yapınca herkesin tepkisini çekecekti. Sonraki maç hücumun bitmesine  henüz 16 saniye varken 3'lük deneyince koç Mike Brown hemen oyuncu değişikiğine gitti ve maç boyunca Bynum'ı tekrar oyuna almadı. Bench'teki umursamaz tavırları, molalarda koçun yanına gelmemesi gazetecilerin ilgisini çekecek, kendisine mikrofonlar uzatıldığında vereceği cevapla herkesin beynini eritecekti: "Ben molalarda kimseyle ilgilenmiyorum. Zenimi tekrar kazanmaya çalşıyorum." Phil Jackson'ın lakabını herkes biliyor: Zen Master. Bynum Phil Jackson'a gönderme yapmamış (Bence kesinlikle yaptı.) olsa bile koçu pek dinlemediğinden bahsettiği bu cümleyle takımda yeni bir krize sebep oldu.
 
Lakers Bynum'a muhtaç. Ne kadar şımarık olursa olsun, 30 sayı ve 30 ribaunt yapabilen bir oyuncuyu bırakmak ya da küstürmek süzme aptallık olur. Kobe de bunu çok iyi bildiği için ciddi bir kriz yokmuş gibi hareket etmeye çalışıyor. Fakat play-off'lardan sonra ne olacağı belli değil. Herkes Howard-Bynum takasının gerçekleşebileceğini tahmin ediyor. Dwight'ın da sorunlu bir basketbolcu olduğu malum ama problemlerini saha içine yansıtmadığını da biliyoruz. Tabii Lakers bir şekilde şampiyonluğa uzanırsa takas ihtimali suya düşer, krizlerin üstüne sünger çekilir. Bu sezon yaşanan olayları klasik Los Angeles hikayelerinden biri olarak hatırlarız.


RONDO'DAN TRIPLE-DOUBLE
Rondo uzatmaya giden maçta triple-double yaptı: 10 sayı, 10 ribaunt, 20 asist.  Bu sezon D-Will ile birlikte 20 asist barajını geçen tek oyuncu Rondo. Üstelik 2011/2012 sezonunda 6 kere triple-double yaptı. Rondo dışında 2 kere triple-double istatistikleri tutturan başka bir isim yok. Takımın yeni lideri olduğunu performansıyla ilan etmiş durumda. Hem hücumu yönetiyor, hem de savunmada ölümüne mücadele ediyor (kıçından, tüm gözeneklerinden terler fışkırıyor.). Celts uzatma devresinin son 3.5 dakikasında sayı atamadı. Fakat Atlanta'ya da yalnızca 2 sayı şansı verdiler (Zaten uzatmalarda toplam 6 sayı atıldı.).
Garnett pivot pozisyonuna geçtiğinden beri Celts çılgın atıyor. (Miami'yi iki kere yenmeyi başardılar mesela.) Play-off'lara son sıradan girecekleri tahmin edilirken şu sıralar 4.'lüğü garantilemek üzereler. Hem Garnett, hem de Bass dışarıdan oynayabilen uzunlar. Rondo'nun penetrelerine alan açılıyor.  Avery Bradley bir şekilde performansını katlamayı başardı. Ray Allen birkaç maç kenardan geldi hatta. Tüm bunlara ek olarak sezonu kapatabileceği söylenen Pietrus döndü; dün gece tam 30 dakika sahadaydı.

Uzun rotasyonları çok kısır,  Danny Ainge (aka süpersalak) yüzünden yaşlı kadroyu genç ve atletik yeteneklerle destekleyemediler... Fakat Celts son kez dans edecek. Play-off'larda Boston'u küçümseyen evine döner. Bu böyle biline.